Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
BAYRAM YERLERİ
İstanbulda bayram yerlerinin kurulması, bir müslüman Türk an’anesi olarak büyük şehrin fethi ile başlamışdır. En eski bayram yerlerinin Fatihde Karaman Çarşısı boyu, Vefâ Meydanı (zamanımıza kadar intikal etmemiş İstanbulun en büyük ve şenlikli meydanı idi) ve At Meydanı olduğunu onyedinci asrın büyük şâiri Şeyhülislâm Yahya Efendinin bir gazelinden öğreniyoruz:
Salınsun îd irişdi yine hûbânı Stanbulun
Yine ârâste olsun Karaamânı Stanbulun
Safâlar kesbidüb uşşâk olunsun merhabâ yeryer
Vefâ Meydânında gelsün civânânı Stanbulun
Semendi nâz ile yükrek civanlar seyre çıksunlar
Pür olsun hûblerle At Meydânı Stanbulun
Eski bayram yerlerinin fevkâlâde rağbet gören eğlencesinin de gaayet büyük dönme dolablar olduğu anlaşılıyor; bayram yerlerinde atla dolaşan veya dönme dolaba binmiş olan mahbub civanlar şânında şâirlerimizin güzel tasvirleri vardır:
İd gelüb varalım doolaaba dilber seyrine
Görelim âyinei devran ne sûret gösterir
(Bâki (XVI. asır)
Binüb doolaaba her bir mâhi tâbânı Stanbulun
Yahya (XVII. asır)
Süvar oldukca hüban rûzigâra hükmider gûyâ
Dönüb her tahtai doolaab bir tahtı sülaymâna
Şâkir (XVIII. asır)
Her güzel doolaaba binmiş bir içim sûdur heman
Yahya (XVII. asır)
Onsekizinci asır şâirlerinden Sâmi de bayramyeri salıncakları içi:
Bî karar oldu salıncak gibi kalbi ...
⇓ Read more...
İstanbulda bayram yerlerinin kurulması, bir müslüman Türk an’anesi olarak büyük şehrin fethi ile başlamışdır. En eski bayram yerlerinin Fatihde Karaman Çarşısı boyu, Vefâ Meydanı (zamanımıza kadar intikal etmemiş İstanbulun en büyük ve şenlikli meydanı idi) ve At Meydanı olduğunu onyedinci asrın büyük şâiri Şeyhülislâm Yahya Efendinin bir gazelinden öğreniyoruz:
Salınsun îd irişdi yine hûbânı Stanbulun
Yine ârâste olsun Karaamânı Stanbulun
Safâlar kesbidüb uşşâk olunsun merhabâ yeryer
Vefâ Meydânında gelsün civânânı Stanbulun
Semendi nâz ile yükrek civanlar seyre çıksunlar
Pür olsun hûblerle At Meydânı Stanbulun
Eski bayram yerlerinin fevkâlâde rağbet gören eğlencesinin de gaayet büyük dönme dolablar olduğu anlaşılıyor; bayram yerlerinde atla dolaşan veya dönme dolaba binmiş olan mahbub civanlar şânında şâirlerimizin güzel tasvirleri vardır:
İd gelüb varalım doolaaba dilber seyrine
Görelim âyinei devran ne sûret gösterir
(Bâki (XVI. asır)
Binüb doolaaba her bir mâhi tâbânı Stanbulun
Yahya (XVII. asır)
Süvar oldukca hüban rûzigâra hükmider gûyâ
Dönüb her tahtai doolaab bir tahtı sülaymâna
Şâkir (XVIII. asır)
Her güzel doolaaba binmiş bir içim sûdur heman
Yahya (XVII. asır)
Onsekizinci asır şâirlerinden Sâmi de bayramyeri salıncakları içi:
Bî karar oldu salıncak gibi kalbi uşşâk
İdgehde salınıb seyre çıkıcı hûban..
diyor.
Eski İstanbulun bayram yerlerinin bir tasvirini de Mehmed Âkifin “Bayram” adındaki manzumesinde buluyoruz:
Birinci gün hava bir parça nâ müsâiddi,
İkinci gün açılıp sonra pek güzel gitti.
Dedim ki: “Fâtihe çıksam yavaşca bir yanda
Durub o âlemi seyreylesem de meydanda,
Ziyâret etsem ehibbâyı sonradan.. hoş olur.
Bütün gün evde oturmak ne olsa boş olur”.
Bu arzûyi tenezzüh gelince artık ben
Dururmuyum? Ne gezer! fırladım hemen evden.
Gelin de bayramı Fâtihde seyredin, zirâ
Hayâle, hâtıra sığmaz o hercü merci safâ
Kucakda gezdirilen bir karış çocuklardan
Tutup da tâ dedemiz demlerinden arta kalan
Birer asır yaşamış kad hâmidegâna kadar
Büyük küçük bütün efrâdı belde boy boy var.
Adım başında kurulmuş beşik salıncaklar
İçinde darbuka, deflerle zilli şakşaklar.
Çoluk çocuk birer onluk verib de girmek için
Nöbetle bekleşiyorlar aceb içinde ne var?
“Caponyadan gelen insan suratlı bir canavar!”
Gaçin, sırayla çadırlar, önünde her birinin
Diyor: “Kuzum girecek varsa, durmasın, girsin”.
Bağırmadan sesi bitmiş ayaklı bir ilân.
“Alın gözüm, buna derler..” sedâsı yer yandan..
Elektrikcilerin keyfi pek yolunda hele,
Gelen yapışmada bir o saplı tele,
Terâzilerden adam eksik olmuyor, birisi
İnince binmede artık onun hemşerisi:
“Hak okka çünkü bu kantar, frenk icâdı gram
Değil, diremleri dörtyüz, hesabda, şaşmaz adam”.
— Mahallebim ne de kaymak!..
— Şifâlıdır mâcun!..
— Simid mi istedin ağa!..
— Yokmuş onluğum, dursun...
O başda koskunu kopmuş eğerli düldüller
Bu başda paldımı düşmüş semerli bülbüller.
Baloncular, hacı yatmazcılar, fırıldaklar,
Horoz şekerleri, civ civ öten oyuncaklar..
Sağında atlı karınca, solunda tahtıveran
bir sürü çekçek, tepende çifte kolan
Koşan, gezen, oturan, mâniler düzüb çağıran
Davullu zurnalı “dans!” eyleye, koşub bağıran
Bu kâinâtı sürûrun içinde gezdikce
Çocukların tarafındaydı en çok eğlence.
Güzelce süslenerek desti nâzı mâderle
Birer çiek gibi nevvâr olan bebeklerle
Gelirdi safhayı mevvâcı iyde başka hayat
Bütün surûru şetâretti gördüğüm harekât.
Onar parayla biraz sallanırdılar.. derken
Dururdu: “Yandı!.” sadâsiyle türküler birden.
— Ayol demin daha yanmışdı, a herif sen de..
— Peki kızım azıcık fazla sallanırsın sen de.
Fakat bu levhâi handâne karşı pek yaşlı
Bir ihtiyar kadının koltuğunda, gür kaşlı
Uzunca saçlı güzel bir kız ağlayub duruyor.
Gelen geçen “bu niçin ağlayor?” diyüb soruyor.
— Yetim ayol, bana evlâd belâsıdır bu acı
Çocuk değil mi, “salıncak” diyor...
— Salıncakcı!..
Kuzum bir az da bu binsin, ne var, sevâbına say..
Yetim sevindirenin ömrü çok olur
— Hay hay!.
Hemen o kız da salıncakcının mürüvetine
Katıldı ağlamayan kızların şetâretine
Ahmed Rasim Mâlûmat’a yazdığı şehir mektublarından birinde, bir Ramazan bayramı münasebeti ile zevk erbâbının nerelere gideceğini söylerken İkinci Abdülhamid devrinin bayram yerlerini şöylece sıralıyor: “Eftâli şehir icrâyi sürûru sûr maksadı ile Sultanmehmed (Fâtih), Sultanahmed, Şehzâdebaşı, Yenibağçe, Cinci Meydanı semtlerinde dah dah süvar olmağa..” diyor. O devir için İstanbulun pek çok bayram yerini unuttuğu meydandadır. Bir başka yazısında da bayram yerlerinden şu krokiyi çiziyor: “Fatih salıncakları, dönme dolabları, Felek’in Karakaçanı, Topal Kirkorun bakla kırı beygiri, Cinci Meydanındaki atlıkaraca, Üçbıyık Haralambonun lâtarinası, Lehlinin panoraması, kuşlokumcular, revâniciler, lokumcular, şekerli fırıldak çeviren Hacı Baba..”.
Mâhfil mecmuasında Tahir-ül Mevlevî de şunları yazıyor:
“İstanbulun Fâtih, Sultanahmed, Kadırga ve Saray Meydanı gibi geniş sahâları eskiden bayram yeri ittihaz edilmişdi. Oralara gelen çocuklar asla salıncaklarda sallanırlar, dönme dolablarda yükselib alçalırlar, mihveri etrafında devr iden atlıkaracalarda dönerler, atla, merkeble, hatta deve ile meydanda gezerler, çadır dahilinde teşhir edilen sağ ve canlı (!) bazı mahlûkaatı seyrederler, yine çadır altında icrayı sanat eyliyen seyyar tiyatroları temâşâ eylerler, üstünde pilâv, şerbet diye renkli su, dondurma yerine soğuk un ezmesi satılan tablalardan yerler, içerler, ve kâsesi onluğa verilen aşûre kâselerini çevirmek suretiyle küçükden kumara teşvik edilirlerdi. Rengârenk bir manzara arz eden o meydanlar, metâını satan esnafın bağrışmaları ile salıncaklardaki çocukların çaldıkları darbuka ve zilli maşalardan, küçüklerin öttürdükleri dilli düdüklerden, on paralık macun alınca hafif bir gezinen macuncuların klarinetlerinden, başı tilki kuyruklu zencilerin kabaklarından, ayı, maymun oynatan kıbtilerin pulsuz defterlerinden, oyuncakcıların trampete, kaynana zırıltılarından vesâireden çıkan seslerin inzimâmından mahşeri esvât hâlini alırdı”.
İstanbul Ansiklopedisinin kaybettiği büyük kalem arkadaşı rahmetli Sermed Muhtar Alus da bize tevdi ettiği notda şunları yazıyor:
“İstanbulun muhtelif semtinde büyüklü küçüklü bayram yeri vardı. Meselâ Şehremininde Hastahâne Çayırı, Edirnekapusunda kale dışı, Unkapanı Meydanı, Kasımpaşada Beyoğlu yamacındaki hâlî arsa, Beşiktaşda Köyiçi yakınındaki arsa, Üsküdarda Doğancılar Meydanı, Kadıköyünde Mısırlıoğlundaki arsa.
“Buralara şeker bayramının üç günü, Kurban bayramının dört günü salıncaklar kurulur, yiyecek içecek satıcıları üşüşür, çocuklar dolar idi. Fakat İstanbulun en başda gelen, en civcivli olan bayram yerleri iki tâneydi; Fatih ve Cinci Meydanları. İkisinin arasında hareket noktası ve mola yeri olan Bayazıd Meydanı.
“İstanbulda köhneleşmiş, birer tarafa çekilmiş ne kadar lando, fayton, briçka varsa ortaya çıkar, öküz arabalarına, sırık arabalarına tenteler gerilerek, şilteler konarak çeki düzen verilir, hepsine şıngır şıngır şıngırdayan çıngıraklar takılır, aralarında bir alay sürücü beygiri, merkeb, palan vurulmuş katır da katılır.
“Çocuklar, kız ve erkek karışık, bu arabalara balık istifi gibi dolarlar; Bayazıddan Fâtihe veya Cinci Meydanına doğru yolu tutarlar; bu arabalar, hayvanlar bayram müddetince sabahdan akşama kadar durub dinlenmeden çocuk taşırlardı.
“Arabacılar Bayazıddan Fâtihe yahud Cinciye götürme ücreti olarak 20 paraya fit; fakat renk renk uçurtma kâğıtları ile, kırmızı bayraklarla sırıkları süslü olanlara kuruş vermeden oturulmaz.
“Araba caddeyi tutunca çocuklar sevinc çığlıkları, yaygaraları, alaala heyleri arasında türkülere girişirler, kırık dökük, külüstür arabadakilerle süslü arabadakilerin âhenkleri farklı. Evvelkilerde efkarü fıkaarâ çocukları, “Karga da seni tutarım aman”, “Entârisi ala benziyor”, “Cildallı”, “Arabadan atladım ben”, “Oğlan kolunu da sallaya” gibi kenar mahallelerin harcı âlem türkülerini çınlatır. İkincilerde toz pembesi, hava mâvisi, kanarya sarısı elbiseler giymiş kız çocukları, başlarına baş örtüsü örtmüş on oniki yaşında kabacaları, büyük adam bozuntusu, ceket, yelek, uzun pantalonlu, omuzlara devrik yakalı gemici esvablı, parlak düğmeli, rüşdiye setreli oğlan çocuklar. Bunlar bayağı türküleri söylemez. “Çâre bulan olmadı bu yâreye”, “Gel elâ gözlü efendim yânıma” gibi ağır şarkılardan “Güvercinim beni sever”, “Nâlei cangâhı canan duymuyor” kılıklı, edâlı kantolardan gayrisine rağbet etmez.
“Şâyed Fatihdeki bayram yerine gidiliyorsa Saraçhânebaşındaki üstü ve etrafı kapalı saraçlar çarşısına dalınıp sonra iğri büğrü, dap daracık sokaklardan geçilip nihâyet Fâtihde, camiin yanındaki meydana varılır. Orası mahşer gibidir. Atlı karıncalar, dönme dolablar, kayık salıncaklar, güç, kuvvet deneyici âletler, manyetolu elektrik kutusu, balyozla vurulup havaya çıkarılan demir, avuçla sıkılacak dereceli kabza, çekilip uzatılacak esnek lâstik, çeki taşı.
“Köşede bucakda nişan atma, deniz aygırı, Hindistan canavarı, Afrika ejderhâsı, beş bacaklı buzağı, canlı kesik kafa barakaları.
“Yer yüzünde abur cubur ne varsa hepsi mevcud ve bunları satan hadsiz, hesabsız satıcı: yaş yemişciler, kuru yemişciler, şekerciler, şerbetciler, mahallebiciler, aşureciler, dondurmacılar, hatta turşucular.
“Sonra: — Ne alırsan yirmişer paraya!. Caba mallar yirmişer paraya!. diye makamlı makamlı nağmeleri tutturmuş mezad malcı acemler; Eyyub oyuncakcıları, baloncular.
“Bayazıddan Cinci yolu tutuldu ise, Çarşıkapusu, Divanyolu boyunca gidilip Çenberlitaşın karşısından sapılır, Fazlipaşa Yokuşundan inilirdi.
“Cinci Meydanının ayrı bir hususiyeti vardı: Tiyatro, canbaz, hokkabaz çadırları. Bu çadırların kapusunda trombon, klarnete, zilli davuldan mürekkeb bir mızıka kulak zarlarını patlatıp durur. Çığırtganların sesi ayyûka çıkar:
— Başlayor!. başlayor!. kanto, komedya, dram, pantomima!. asker, çocuk kırk para, başı bozuk iki kuruş!..
— Dünyanın en birinci canbazları, perendebazları, palyaçoları burada!. seyri parayla değil, asker çocuk kuruşa, başıbozuk ikiliğe!
— Koşun, gelin, hokkabaz ne demek olduğunu görün, ibret alın!.
“Boşda gezer ağa, uşak, hamal camal, medrese yobazları, işsiz güçsüz kazık kadar herifler de kapularında, içlerinde ıskarça Çadırların içi cıgara dumanından, ter ve ayak kokusundan, aralıklardan giren toz ve toprakdan nefes alınmaz halde.
“Düzgünlere, allıklara bulanmış, kart, kimisi duba, kimisi çiroz gibi bir kaç ermeni, rum, yahudi karısı pedavra tahtasından yapılmış sahne bozuntusunda arzı endam ederek cıllığı çıkmış kantonları söyler, kantonun ara nağmelerinde gerdan kırıp omuz titreterek kırıtır, salaşın çürük çarık tahtalarını çatırdatırdı. Bıçkınlar aşka gelip cıgara, fındık, fıstık fırlatırlar, cocuklar ise siftik siftik seyrederlerdi.
“Canbaz ve perendebazların ekserisi derme çatma rumyozlar ve seyyar kuklacı Dönme Ahmedin yardağı habeşî delikanlı gibilerdi. Dünyada bir daha bulunmazlığı bar bar bağrılan hokkabaz ise yine rumyozun biriydi. Balatlı yahudi hokkabazlardan çok aşağı idi.
“Cinci Meydanında öteki bayram yerlerinde görülmeyen manzaralardan biri de kürdlerin cadırı. İçine, önüne sıra sıra iskemleler dizilmiş, gümrük hammallarının kâhyaları, başları kurulmuşlar. Gençleri de, yirmisi otuzu omuz omuza vermiş, cırlak zurnanın ve gümbür gümbür davulun sesi ile hora tepmede.
“Bayram gününün son akşamı olunca çocuklar bitik halde evlerine düşerler, babaları, anaları da Mısır Çarşısına, eczâhânelere seğirtirlerdi. Gelsin dirhem dirhem sinîmeki, paket paket İngiliz tuzu, şişe şişe hindyağı, kaşe kaşe sulfato, antipirin mübayaası. Çünkü yavrucukları mide fesâdından, soğuk algınlığından kafayı vurmuş, ateşler içinde yatıyor” (S. M. Alus).
Büyük romancı ve humurist merhum Osman Cemal Kaygılı da “Aygır Fatma” adındaki emsalsiz romanına bir bayram yerinin tasviri ile başlar:
“— Hadi Kâhtâneye gidip gelme bir kuruşa, Kâhtâneye gidip gelme bir kuruşa!..
“Bayram yerindeki tenteli muhacir arabacıları böyle bağırıyorlardı. Baharın tam ortalarına rastlayan bir kurban bayramının ikinci günü idi, vakit öğleden bir az sonra.. O koca bayram yerini dolduran alaca kılıklı, yanakları, gözleri, saçları renk renk bir alay çocuk, birer kuruşla Kâhtâneye gidip gelme için bu arabalara hücum ediyorlardı. Hasan o zaman altı, yedi yaşlarında sarışın bir toramandı.
“Öteki çocukların arabalara binmek için itişip kakışmaları arasında o da arabacının yardımı ile kendisini bu süslü arabalardan birinin içine atabildi ve kendi yaşında az esmer, nârin bir kızcağızın yanındaki boş yere sokuldu.
“Her tarafı tıka basa dolu olan arabanın, bayramlık darbukası ile zilli maşasını, daha önceden kapan on dört on beş yaşlarında büyük bir oğlanla aynı yaşda görünen bir kız, arabacının ilk şaklattığı kamçı ile âhengi tutturdular.
“O zaman kenar semtlerin meşhur türkülerinden biri şu idi:
Filya, filya tarlasında vuruldum sana
Aygın baygın gözlüm işte kul oldum sana
“Bir aralık karşısındaki büyücek oğlanla birlikte hem söyleyip hem gaayet ustalıkla darbuka çalan büyücek mahalle kızı Hasana takıldı:
— Küçük Bey, bizimle birlikde sen de söylesene! Bak herkes söylüyor, sen niye susuyorursun bakayım, benim sara papam?.. (papağanım)
“Hasan, entarisi alacalı, başı güllü, kaşları rastıklı, gözleri zeytin gibi kapkara büyücek mahalle kızının utanıp gibi büzülerek:
— Ben, dedi, bilmiyorum söylemesini..
........................................................
“Âhenk tekrar şu türkü ile canlandı:
Yeşil de ipek bükeyim aman
Derdimi kimlere dökeyim aman
“Alaca entarili, başı güllü, kaşları rastıklı mahalle kızı kalkdı, arabanın içinde parmak şakırdatarak göbek atmaya başladı. Biraz sonra maşacı oğlan da olduğu yerden doğrulup kızın karşısına geçti, ayakda hem maşasını şıkırdatıyor, hem de kızla karşılıklı:
— Aşağıdan yavrum, aşağdan!. diye göbek çalkalıyordu”.
1948 senesi Şeker ve Kurban bayramlarında İstanbul Ansiklopedisi adına R. E. Koçu, Muzaffer Esen, İsmail Ersevim, Behçet Elver ve pîri muhterem Vâsıf Hocadan mürekkeb bir topluluk Karabaş, Kasımpaşa, Cinci Meydanı, Ihlamur, Doğancılar ve Kuşdili bayram yerlerini dolaşmışdı. Kadim bir annenin mahallî renk sâfiyetini, asâletini, zenginliğini tamamen kaybederek acınacak bir sefâlete düşmüş olduğu hüzün tesbit hüzün ile tesbit edildi. Bayram yerlerinde hâkim olan, çocukları eğlendirme gaayesinden ziyâde ellerindeki üç beş kuruş bayram harclıklarını çekip alma kurnazlıkları idi. Bu arada, nişangâhlı fırıldaklar, seyyar ruletler, tahta çenberler gibi kumar oyunları, ve bu oyunlarda çocuklara mükâfat olarak vaad edilen ve arada bir kaçının eline de verilen sigara pâketleri bilhassa dikkati çekmişdi. Sabî yahud oğlancıklara hem kumar zevki aşılanıyor, hem de sigaraya alışdırılıyordu. Kabul etmelidir ki bayram yeri zamanımız için artık devrini tamamlamışdır; çocuklarımız için bayram günlerinin eğlence yeri, artık büyük bir lunapark olmalıdır, hangi oyun adı altında olursa olsun içinde kumar zevki aşılayacak en küçük bir pürüz bulunmayan eğlence vasıtaları ile Belediye tarafından kurulmuş, ahlâk zabıtası ile maarifin kontrolü altında bir lunapark.
İstanbulda bir bayram yeri
(Münif Fehimin kompozisyondan B. Cantok eli ile)
Theme
Location
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM050006
Theme
Location
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 5, pages 2310-2315
Note
Image: volume 5, page 2311
Theme
Location
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.