Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AZİZ MAHMUD EFENDİ (Şeyh Hüdâyî)
Onaltıncı Asrın ikinci yarısında ve Onyedinci Asrın başlarında yaşamış büyük bir mütasavvıf, devrinde İstanbulun en büyük şöhretlerinden ve celvetiye tarikatının en büyük şeyhlerinden, şair ve bestekâr; hal tercümesini nakleden aşağıdaki satırları Abdülbâkî Gölpınarlı’nın İslâm Ansiklopedisine yazdığı Celvetiye makalesinden alıyoruz ki, bu sahada en salâhiyetli kalemlerden biridir:
“Aziz Mahmud Hüdâyî, Şakaik zeyli’ne göre, Seferî Hisarlıdır. Gülşen Efendi, Külliyât-ı hazret-i Hudayîde Sivrihisarlı olduğunu söylüyor. “Silsilaname-i celvetiye”, şeyhi Konya Koç-Hisarında göstermede, Tibyan da bu ikinci rivayeti kabul etmekte ve H. 948 (M. 1541/1542) de doğduğunu ilâve etmektedir. Gülşen Efendi, doğum tarihini H. 950 (M. 1543/1544) olarak kaydediyor. İstanbulda okuyan, Edirne Sultan Selim medresesinde muidilik, Şam ve Mısırda nâiplik eden, Mısırda Karim al-Din Halvati adlı birisine intisap edip, halvetî olan Mahmud Hudayî nihayet Bursada Farhadiye medresesine müderris ve Cami-i atik mahkemesine nâip oluyor. Bu sırada, ananeye göre bir gece rüyasında cennetlik sandığı bir çok kimseleri cehennemde, cehennemlik sandıklarını cennette görüyor. Bunun üzerine ertesi sabah derhal Üftâdeye gidip, teslim oluyor. Tibyan ve Külliyat, bu teslim oluşun tarihini 1 zilkâde 984 cumartesi (M. 1577) o...
⇓ Read more...
Onaltıncı Asrın ikinci yarısında ve Onyedinci Asrın başlarında yaşamış büyük bir mütasavvıf, devrinde İstanbulun en büyük şöhretlerinden ve celvetiye tarikatının en büyük şeyhlerinden, şair ve bestekâr; hal tercümesini nakleden aşağıdaki satırları Abdülbâkî Gölpınarlı’nın İslâm Ansiklopedisine yazdığı Celvetiye makalesinden alıyoruz ki, bu sahada en salâhiyetli kalemlerden biridir:
“Aziz Mahmud Hüdâyî, Şakaik zeyli’ne göre, Seferî Hisarlıdır. Gülşen Efendi, Külliyât-ı hazret-i Hudayîde Sivrihisarlı olduğunu söylüyor. “Silsilaname-i celvetiye”, şeyhi Konya Koç-Hisarında göstermede, Tibyan da bu ikinci rivayeti kabul etmekte ve H. 948 (M. 1541/1542) de doğduğunu ilâve etmektedir. Gülşen Efendi, doğum tarihini H. 950 (M. 1543/1544) olarak kaydediyor. İstanbulda okuyan, Edirne Sultan Selim medresesinde muidilik, Şam ve Mısırda nâiplik eden, Mısırda Karim al-Din Halvati adlı birisine intisap edip, halvetî olan Mahmud Hudayî nihayet Bursada Farhadiye medresesine müderris ve Cami-i atik mahkemesine nâip oluyor. Bu sırada, ananeye göre bir gece rüyasında cennetlik sandığı bir çok kimseleri cehennemde, cehennemlik sandıklarını cennette görüyor. Bunun üzerine ertesi sabah derhal Üftâdeye gidip, teslim oluyor. Tibyan ve Külliyat, bu teslim oluşun tarihini 1 zilkâde 984 cumartesi (M. 1577) olarak kaydediyor ki anane ile böyle rivayet edilmiş olduğu anlaşlmaktadır. Mahmud Hudâyî, Üftâdeye 3 yıl kadar hizmet ettikten sonra, kendisine halifelik verilip, Sivri-Hisara gönderilmştr. Bir müddet sonra İstanbula gelip, Çamlıcada Musalla Mescidine bitişik iki taş oda yaptırıp bir vakit orada oturmuş, oradan Rummeh medpaşa Camii yanındaki bir odaya göçmüş, H. 997 (M. 1588/1589) de şimdiki tekke ve camiin yerini almış, H. 1003 (M. 1594/1595) de tekkenin ve camiin yapılması bitmiş ve oraya taşınmıştır. Naimâ tekke ve camiin, Rüstem Paşanın kızı Ayşe Hatun tarafından yaptırıldığını kaydetmektedir. H. 1002 cemaziyelâhirinde (M. 1594) Fatih camiinin cuma vâizliği ile müfessir ve muhaddisliği kendisine verilmiş, tekkedeki cami yapılınca camiin hatipliğini alıp, Fatih camiindeki vazifesini bırakmış ve buna karşılık Üsküdardaki, İskele camii de denen, Mihriman Sultan camiinin perşembe vâizliğini almıştır. Ayrıca Sultanahmed camiinin vâizliği de kendisine verilmişse de, özür dilemiş ve yalnız her ramazan ayının ilk pazartesi günü Sultanahmedde vaaz etmeği kabul etmiştir.
Mahmud Hudayî zamanında büyük bir hürmete mazhar olmuştur. Silsilnamei celvetiye şeyhin bu teveccühe uğrayışına Ahmed I. in bir rüyasını kerametle tâbir etmesini, sebep olarak gösteriyor. Peçevî, Rumeli kazaskeri Şunallahın tesiri ile vezir Ferhad Paşa tarafından Fatih camiine vâiz tayin edildiğini kaydetmekte ve şöhretinin bu suretle başladığına işaret etmektedir. Naimâ, şeyhülislâmın şeyhi sevmediğini söylemektedir. Fakat Ahmed I. in ölümünde Padişahı yıkamak üzere davet edildiği, ihtiyarlığından bu hizmette bulunamayıp, Padişahı halifelerinden Şâban Dedenin yıkadığı düşünülecek olursa, Ahmed I. in Hudayî abdest alırken su döktüğü Valide Sultanın havlu tuttuğu, padişahın şeyhin ardında yaya yürüdüğü gibi, bâzı hikâyelerin, doğru olmasa bile bir aslı bulunduğu ve Ahmed I. in şeyhe ziyadesiyle saygı gösterdiği anlaşılır. Peçevî, Naimâ ve diğer bütün kaynakların, şeyh hakkında haddinden fazla hürmetkâr bir dil kullanmaları da buna delildir.
Mahmud Hudayî, üç kere haccetmiştir. Mihrimah Sultanın kızı Ayşe Sultanı aldığı da rivayet edilmektedir. Şeyhin tatlı dilli ve güzel söz söyler bir zat olduğu (Nimâ), seyrek sakallı ve orta boylu bulunduğu (İsmail hakkı) söylenir. Akbıyık’ın âdetini tazelediğini ve saç koyuverdiğini, dervişlerine de saç koyuverdirttiğini Şakaik zeylinden anlıyruz. İsmail Hakkı: “Cüneyd Bağdadî soyundan olduğu kendisinden duyulmuştur” diyor. Mahmud Hudâyi, H. 1038 (M. 1628) yılı seferinin ikinci salı gecesi vefat etmiştir. Ölümüne bir çok tarihler düşürülmüştür. Fakat kimin olduğunu bilmediğimiz “Şeyh Mahmud Hudayî” tarihi cidden pek güzel bir tesadüftür.
Mahmud Hudayînin 18 arapça ve 12 türkçe eseri vardır ki, bunlar Üsküdarda Selimiye kütüphanesinde Hudayi kitapları arasındadır. Başka eserleri de belki vardır. Eserlerinin çoğu, bir kaç sahifelik risaleciklerdir. Arapça Macalis, tefsirlere müracaat edilmeden yazılan ve tamamlanmamış bir tefsirdir. “Risale fi’i-tarikat al-Muhammediye” adlı arapça risalesi ıle türkçe Tarikatnamesi ve yine türkçe manzum Necat al-garik adlı risalesi, Küliiyat adı altında divanı ile bir arada basılmıştır. En mühim ve büyük eseri, Üftâdenin tasavvufî sözlerinin zaptından meydana gelen Vakiat adlı kitaptır. Üftâdenin türkçe konuştuğu muhakkak olmakla beraber, Aziz Mahmud Hudayî bu kitabı arapça yazmıştır. Kendi elyazısı ile yazılmış ve iki cüzden meydana gelmiş olan aslî nüsha, Selimağa kütüphanesinde Hüdayi kitapları arasında 574 numarada kayıtlıdır. Üstündeki vakfiyeden, şeyhin babasının Mahmud oğlu. Fazlallah adlı birisi olduğunu da anlıyoruz. Bu eser, yalnız celvetîlik ve tasavvuf bakımından değil, türlü münasebetler ile zamanındaki adamlardan ve vakalardan da bahsetmesi dolayısiyle, tarih bakımından da değerlidir. Gülşen Efendi merhum, divanına pek faideli notlar ilâve etmiştir. Bâzı şiirlerin tarihini, hemen çoğunun bestelenmiş olduğunu ve bestekârlarını, bu arada şeyhin de besteleri olduğunu ve bir ilâhinin Murad III. ın ölümü münasebetiyle söylendiğini bu notlardan öğreniyoruz. İlâhilerinin bir kısmı, hece iledir ve bilhassa bunlarda Yunus tesiri görülür ve bir kısmı da zaten Yunusa naziredir. Hemen bütün şiirleri zühdî-tasavvufî olup, şiir bakımından, pek değerli değildir” (İslâm Ansiklopedisi. S. 67-68).
Aziz Mahmud Hudayî’yi Üçüncü Murad devri şeyhleri arasında kaydeden Naimâ, Rumeli Kazaskeri Sunnullah Efendinin himayesi ile Fatih camii vâizi olduktan sonra şöhret kazanmağa başladığını söyliyerek şu tafsilâtı veriyor: “Bir şeyh-i halevvüllisan ve fâzıl-ı kârdan olmağla ekâbiri devletin kalbini celb idüb sonra Hoca Efendi mahdumlariyle ülfet ettikde Sunullâh Efendi terbiye (himâye) ettiğine nâdim olub (şeyhüislâmlığında rağbet ve iltifat etmedi. Hocazadelerin rağbeti mütezayid olub Cağalazade ve bâzı vüzera peerşembe ve cumalarda meclis vaazına müdavemet idüb gitdikçe (halk) müracaatların arttırüb giderek bir mertebeye vardı ki padişah-ı cihan bile kutbu zaman olmasına mütekid oldu. Saytı kerameti âlemgir oldu”.
Birinci Ahmedin şeyhin eline ibrikle su döktüğüne ve valide Sultanın da peşkir tuttuğuna dair bir fıkra vardır. Rivayet edilir ki, o günkü sohbetlerinde genç padişah ihtiyar şeyhten bir keramet göstermesini rica eder, Aziz Mahmud Efendi: “Padişah-ı cihanın elime su dökmesinden ve validelerinin peşkir tutmasından daha büyük keramet ne olsa gerek?” cevabını verir.
Kendisini görmüş olan Peçevîli İbrahim Efendi de: “Bunların menakib-i celilesi bu hakîrin kalem-i gencayişinden bîrundur. Asrında kutbu zaman idüğünde iştibah olunmaz idi. Her diyarda hulefası ve kendülerin halktan inzivası ve ihyanen vaaz ve tezkir ile ağniya ve fıkaraya iras eden safası vasfa gelmez. Bir nice defa meclisi şeriflerine dahil olduğumuz ve takbili yedi mübareklerine vâsıl olduğumuz şeref bu hakîre kâfidir” diyor. Bilhassa Üsküdarlıların ağzında, bir çok keramet fıkraları hâlâ nakledilegelmektedir. Bunlara örnek olarak aşağıdaki iki fıkra İstanbul Ansiklopedisine halk şairi Üsküdarlı Vâsıf Hoca tarafından tevdi edilmiştir.
“Hazreti Pîr Hudayî Bursadan şehrimize teşriflerinde Rumimehmedpaşa Camii Şerifi havlusunun son cemaat mahallinin bir köşesinde hâmile bulunan zevcesi ile sığınmışlar. Yolcunun dakkı bab ânı takarrub edince biçare hatun yoksulluk ve hırsızlıktan şikâyete başlamış pîrden aldığı cevab hiç şüphesiz sabrü sükûn tavsiyesi olmuştur. Ahmed-i Evvel bir gece gördüğü rüyanın tâbirinde bütün ulemayı boş bulmuş, bir tavsiye üzerine haremağalarından birini bir kırmızı altın kesesiyle Hazreti Pîre göndermiş ve elindeki mektuba da bir cevap getirmesini ferman buyurmuşlar. Kırmızıyı çok sevdiklerinden ötürüdür ki, kırmızı cübbe ve kırmızı pabuca hasret çeken ve kırmızı kesenin içinde kırmızı dünyalıklar bulunduğunu pekâlâ bilen açıkgör haremağası keseyi cebine indirmiş: — Efendimiz gönderdiler bu mektuba cevap istiyorlar! der demez Pîr mazrufu açmadan üstüne cevabı yazınca hangi çölün Sam yeline uğradığını şaşıran ağa: — Efendi buyurunuz bu da sizin! diye sol cebine indirdiği keseyi nâçar olarak sağ eliyle uzatmış ve mazrufu alıp ilk adımını atınca mütevekkili allallâh olan Pîr keseyi hatuna atmış hayırlı babanın hayırlı evlâdının istikbali ihzar bulunmuş. Gelelim hükümdara. Kendi mazrufunun şekli aslisiyle geldiğini görünce hayret etmiş, zarfın üstünü okuyunca muabbirini sarayı hümayununa dâvet etmiş, sohbetinden memnun kaldığı misafirini o daıkika kalbine bir hakikî mürşid olarak nakşetmiş, müridane iltifatla taltif buyurarak dergâhı hâzırın küşadına müsaade kılmış. Şeyhini ziyaret hususunda İstanbulla Üsküdar arasını bir köprü gibi aşmağa başlamış, bizzat ziyaretine gelmediği günler nedimanından birini gönderip şeyhinin hatırını etmeği de ihmal etmemiş.
Bir gün vekil olarak gönderilen nedimlerden biri şeyhi makamında bulamayınca Bulgurludaki çilehanesine gitmiş, ne görsün? Sahibi keramet görülüp kendisinden nasib beklenilen Pîr karşısına gözler kamaştırıcı bir genç almış sohbette. Vezir hemen selâmı arzedip baş kestikten sonra uzaklaşmış, mal bulmığribî gibi koşarak bu haberi padişaha yetiştirmiş, bunu işiten padişah veziri gibi içten çürümüş bozulmağa yüz tutan akidesinin sevkiyle ertesi gün soluğu Üsküdarda almış o da ne görsün aynı hal. Ufak bir aramadan sonra hafif bir müsaade talebiyle ayaklanmış, şeyh: — Biz de karşıya geçmek istiyoruz kayığa kabul olunursak birlikte gidelim! denilince ister istemez buyurunuz demiş. Ahmed Hanla Şeyh yan yana çocuk karşılarında Kızkulesi ile Sarayburnu arasına varılınca eli küpeştede bulunan padişahın senelerdenberi parmağında gezdirdiği yüzüğü denize düşüvermiş, çocuk atlamış yüzüğü Şeyhe uzatmış ve gözden nihan olmuş, Padişah: — Aman çocuk boğuldu! diye bağırınca Aziz Efendi: — Senin sui zanla gördüğün bu mahcup civan Hıdır aleyhisselâmın kardeşi İlyastır! cevabıbını vermiş..
Aziz Mahmud Efendi hakkkında keramet menkıbelerinin içinde en şairanesi muhakkak ki şudur: Bursada Şeyh Üftâdenin hizmetinde iken vazifesi, kışın erkenden kalkmak, sabah namazı için, Üftâdenin abdest suyunu ısıtmak imiş. Bir gece uyuya kalmış.. Ve şeyhinin: — Aziz!.. Aziz!.. nidası ile uyanmış... Her taraf çakıl çakıl buz.. Ocakta bir göz ateş bile yok... İbriği almış, şaşkınlığından üzerine hohlayarak koşmuş... Fakat suyu dökmeğe başlayınca, şeyhinin elleri haşlanmış ve Üftâde gözleri yaşararak:
— Aziz, biz sana suyu kömür ateşinde ısıt dedik gönül ateşiyle ısıt demedik!.. demiş ve o gün kendisine hilâfet vermiş.
Aziz Mahmud Hudayînin bir büyük bestekâr olarak kıymetlerini tahlil eden aşağıdaki satırlar, İstanbul Ansiklopedisine, istikbal için çok parlak vaadlerde bulunan genç kalem arkadaşımız T. Yılmaz Öztuna tarafından tevdi edilmiştir:
“Bu büyük mutasavvıf aynı zamanda üstad musikişinasın bugün elimizde maalesef yalnız Çarigâh makamında ve Düyek (8/8) ikaaında bir Tevşîh’i kalmıştır. Musikimizin esas makamı olan Çarigâh (do majör), Hazreti Peygamberin ezanları bu makamdan okunduğundan hürmeten lâdinî musikimizde kullanılmaz; yalnız yaptığı eserin hangi makama gireceğini bilemiyen halk musikinaşları tarafından birkaç türküde kullanılmıştır; bunlar dışında, bu makamdan elimizde lâdinî olarak fevkalâde bir Sirto ile bir de yalnız ilk hanesi zamanımıza intikal etmiş olan çok eski bir Peşrev vardır. Makam, harikulâde güzelliktedir. Tevşih dinî musikimizin büyük şekillerinden olup, Hazreti Peygamberi medih mevzuunda bestelenir ve güftesi nâatlardan intihab olunur. Aziz Mahmud Hudayî’nin musiki cephesi hakkında söylenebilecek şeyleri merhum Saadeddin Nüzhet Ergun söylemiştir:
“Ezgileri bugün bize kadar intikal edebilen bestekârlarımızdan biri de XVI. Asrın son yarısında büyük bir şöhret kazanmağa başlıyan ve H. 1038 (M. 1628) de vefat eden meşhur mutasavvıf Aziz Mahmud Hudâyîdir. Celvetîlikin intişarında mühim bir âmil olan bu değerli şahsiyet, ilmî, tasavvufî eserleri ile ve bilhassa şiirleri ile tanınmıştır. XVII. Asırda ve daha sonraki zamanlarda yetişen birçok mühim musikişinasların da onun vücuda getirdiği ilâhîlere besteler yaptıklarını görüyoruz. Esasen Hudâyî bilhassa bestelenmek üzere birtakım manzumeler kaleme almış, tevarih tesbihleri, temcidler, münacatlar, ilâhiler yazmıştır. Tesbih ve temcidlerini bizzat kendisinin bestelediği de rivayet edilmektedir. Fakat biz, tarihî menbalarda onun namına tesbit edilen sadece dört ilâhi bestesine tesadüf edebildik. Hudâyî Aziz Mahmud kurduğu tarikatte musikiye büyük bir ehemmiyet vermişti. Esasen “Celvetî Âyini” huşu ve huzua davet eden hazin bir musiki ile yapılmakta idi. Hâfız Kumral, Şaban Dede gibi maruf musikişinasların, Hudâyî Dergâhında “Zâkirbaşılık” ettiklerini de görmekteyiz” (Türk Musikisi Antolojisi, Dinî Eserleri, I).
Büyük mütehassis Sadeddin Nüzhetin güftelerini bulabildiği dört eserin biri yukarıda mevzuubahis olan Tevşih, diğer üçü de ilâhîdir (lâdinî musikimizdeki mukabili şarkıdır); merhum üstad musikişinas olmadığından, Tevşih ile İlâhî arasında ne büyük fark olduğunu kestiremeyip “dört ilâhî” deyivermiştir. Bu dört eserin güftesi de kendisine aittir; Tevşihin güftesi beş beyitlik bir Naattir; diğerlerininki ilâhî şeklindedir. Bunlar; Sûfiyân ikalarında iki adet Nevâ İlâhî ile bir de Hüseynî ilâhidir; güfteleri hece ile yazılmıştır; bugün, besteleri unutulmuştur; matbu Hudâyî Divanında, Hüseynî ilâhînin güftesi yoktur. Tevşin notası Konservatuvarın neşrettiği Mevlid Tevşihleri arasında neşrolunmuştur.
Cârigâh Düyek Tevşih, dinî musikimizin bugün elimizde kalan en eski ibda’larından ve şaheserlerindendir; güfte ve besteleri kendisinindir:
Kudûmin, rahmet-î zevk-ü sefadır yâ Resûlallâh
Zuhûrun, derd-i uşşâkaa devâdır yâ Resulallâh
Hudâyî’ye şefâat kıl eğer zâhir, eğer bâtın
Kapûnâ intisâb etmiş gedâdır yâ Resulallâh”.
Aziz Mahmud Efendi ile Şeyh Üftade
(Sabiha Bozcalının kompozisyonu)
Theme
Person
Contributor
Sabiha Bozcalı, Nezih
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030795
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Sabiha Bozcalı, Nezih
Description
Volume 3, pages 1718-1722
Note
Image: volume 3, pages 1718, 1719
Theme
Person
Contributor
Sabiha Bozcalı, Nezih
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.