Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AZİZ EFENDİ (Medenî)
Ondokuzuncu Asrın büyük bestekârlarındandır; aslen Medinelidir, orada doğmuştur, doğum tarihi tesbit edilemedi. Dokuz yaşlarında İstanbula geldiğine ve bu da Abdülâziz saltanatının ilk yıllarına rastladığına göre doğum tarihinin 1852 - 1855 arasında olması lâzımgelir. Babası Sadattan Abdullah Efendidir. Sanatkârın Hicazdan Büyükşehre gelişi, aile hatıratında şöylece hıfzedilmiştir ki aşağıdaki yazı İstanbul Ansiklopedisine Medenî Aziz Efendi oğlu Doktor Halim tarafından Tanburî Fahri Düngelen eli ile tevdi edilmiştir :
“Abdullah Efendi, eski bir an’ane gereğince vekâlet ve feraşiyet almak üzere Hilâfet merkezine gelirken küçük oğlu Aziz’i de de yanına alır, Aziz, lâtif bir simaya, âteşin bir zekâya sahiptir. Baba oğul, Çırağan sarayında Kızlarağası Anber Ağa’nın dairesine misafir olurlar. Küçük arap çocuğunun, ruha rahmet gibi sinen bir sesle Kur’an okuyuşu, başta Anber Ağa bulunmak üzere, sarayda nazarı dikkati celbeder ve ağa, çocuğa meftun ve meclub olur; avdetlerine yakın, Abdullah Efendiye, gelecek feraşiyete kadar Aziz’in muvakkaten kendisine bırakılmasını teklif eder; Abdullah Efendi, Arapların evlâtlarını hiçbir yere bırakamıyacaklarını söyliyerek Anber Ağa’nın teklifini reddeder; fakat tam hareket edeceği gün, Aziz saraydan kaybolur, kaçırılır, çırpına çırpına ağlayan b...
⇓ Read more...
Ondokuzuncu Asrın büyük bestekârlarındandır; aslen Medinelidir, orada doğmuştur, doğum tarihi tesbit edilemedi. Dokuz yaşlarında İstanbula geldiğine ve bu da Abdülâziz saltanatının ilk yıllarına rastladığına göre doğum tarihinin 1852 - 1855 arasında olması lâzımgelir. Babası Sadattan Abdullah Efendidir. Sanatkârın Hicazdan Büyükşehre gelişi, aile hatıratında şöylece hıfzedilmiştir ki aşağıdaki yazı İstanbul Ansiklopedisine Medenî Aziz Efendi oğlu Doktor Halim tarafından Tanburî Fahri Düngelen eli ile tevdi edilmiştir :
“Abdullah Efendi, eski bir an’ane gereğince vekâlet ve feraşiyet almak üzere Hilâfet merkezine gelirken küçük oğlu Aziz’i de de yanına alır, Aziz, lâtif bir simaya, âteşin bir zekâya sahiptir. Baba oğul, Çırağan sarayında Kızlarağası Anber Ağa’nın dairesine misafir olurlar. Küçük arap çocuğunun, ruha rahmet gibi sinen bir sesle Kur’an okuyuşu, başta Anber Ağa bulunmak üzere, sarayda nazarı dikkati celbeder ve ağa, çocuğa meftun ve meclub olur; avdetlerine yakın, Abdullah Efendiye, gelecek feraşiyete kadar Aziz’in muvakkaten kendisine bırakılmasını teklif eder; Abdullah Efendi, Arapların evlâtlarını hiçbir yere bırakamıyacaklarını söyliyerek Anber Ağa’nın teklifini reddeder; fakat tam hareket edeceği gün, Aziz saraydan kaybolur, kaçırılır, çırpına çırpına ağlayan baba, vapura bindirilir ve Medineye dönüşünün tezine, oğlunun ayrılık acısına dayanamıyarak ölür. Beride, çocuğu kaçırtan Anber Ağa, bu körpe Arap sesini, İstanbullu bir üstadın, Kadıasker Mustafa İzzet Efendinin halkai tedrisine verir, sağlam bir musiki terbiyesi görürken hâfızı Kur’an olur; çocuk büyüdükçe sesi de gelişir, Ramazanlarda, Ayasofya Camii şerifinin hünkâr mahfili altında, başında arab sarığı ile, öğle namazlarından evvel mukabele okumağa başlar, o devirler için Ayasofya, binlerce Müslümanın vecd ve heyecan ile huzuru İlâhide secdeye kapandıkları bir mâbettir, bir genci, Büyükşehrin şöhretleri arasına koyabilecek bir yerdir. Medenî Aziz’in sesini dinleyenler arasında, bir cuma günü, Sultan Aziz de bulunur, pek beğenir, bir kese altın ihsanı şahanede bulunur ve ertesi cuma selâmlık resminin yine Ayasofyada olmasını irade eder, genç hafız huzura çıkarılır ve Hünkâr müezzini olur”.
İstanbul Ansiklopedisinin kalemi bu aile hatırasını, tarih kıymetleriyle tenkide kıyamamıştır, sözü, bir otoriteye bırakmağı tercih etmiştir, aşağıdaki satırlar, Ruşen Ferid Kam’ın (B. : Kam, Rûşen Ferid) Medenî Aziz Efendi hakkında bir makalesidir:
“XIX uncu asrın Hacı Arif, Hacı Faik, Şevki Beyler gibi büyük bestekârları arasında Medenî Aziz adını da saygı ve önemle anmak icap eder. Merhumun oğlu, kıymetli hekimlerimizden BayHalim bundan yedi sekiz sene evvel babasının resmi ile birlikte, hususî hal tercümesine dair, bana şu malûmatı vermişti :
“Medenî Aziz Efendi Medine’de doğmuştur. Bundan dolayı kendisine “Medeni lâkabı verilmiştir. 9 yaşında iken babası Abdullah Efendi ile İstanbula gelerek “Fatma Sultan” sarayında başağa bulunan “Anber Ağa” ya misafir oldular. (Aynı kaynaktan alınan malûmat üzerinde, üstad Rûşen Ferid, dostu Reşad Ekrem adına konuşuyor denilebilir). Küçük Medenî Aziz’deki zekâ ve istidadı anlayan ağa, onu kendine evlât edindi, tahsil ve terbiyesi ile meşgul oldu. Musiki hocası, meşhur hattat ve bestekâr Mustafa İzzet Efendidir. Aradan seneler geçti.. Bir Ramazan günü Abdülâziz Ayasofyaya gelmişti. Hünkâr mahfili altında mukabele okuyan genç bir hafızın sesi ve okuyuş tavrı dikkat nazarını çekti; kendisini takdir ve taltif etti. Ertesi hafta yine ayni camie gelmiş olan padişah, Medenî Aziz’i ikinci imamlıkla saraya aldı. Bu vazifede bir müddet çalıştıktan sonra, rahatsızlığından dolayı, kendi isteğiyle çırak edilmişti. Bir müddet tütün gümrüğüne devam etti. Sonra, Şeyhüislâm Hayri Efendi delâletiyle ilmiye sınıfına geçti. Fakat her nedense Şeyhüislâm ile araları açıldı ve bu vazifeden çekilmek zorunda kaldı. Tekrar tütün gümrüğündeki vazifesine devama başladı. Medenî Aziz Efendi’nin ikinci defa olarak Mısır mevleviyeti pâyesiyle ilmiye sınıfına geçmesi, Abdülhamid’in Şeyhüislâmlarından Cemaleddin Efendi zamanına rastlar.
“Aziz Efendi’nin memuriyet hayatının ikinci ve son yarısı Maarif alanında geçer. Bu alanda ilk vazifesi, Maarif Nazırı Suphi Paşa tarafından kendisine verilen Kız Sanayi Mektepleri Müdürlüğüdür. Münif Paşa Maarif Nazırı olunca dilsiz ve âma mektebinin musiki muallimliğini de Aziz Efendiye vermiştir. Son memuriyeti kız mektepleri umumî müfettişliğidir.
“Medenî Aziz Efendi, musiki alanında çocukluğundan başlıyarak, ölünceye kadar süren geniş ve ateşli bir öğrenme ve öğretme devresi geçirmiştir. Oğlu diyor ki “pek sevdiği ve âşıkı bulunduğu musikinin seçme eserlerini her nerede duysa, uzak, yakın demiyerek gider, öğrenir.” İşte çocukluğunda başlıyan bu heves ve sevgi onu günün birinde yaşadığı devrin musiki üstadları sırasına geçirdi. Evi bütün musiki severlere açıktı. Her eseri isteyene öğretmekte bir an bile tereddüt etmez, usanmaz, yorulmazdı. O devir musikişinaslarından bir kısmının, eser verme ve öğretme hususundaki hasislikleri düşünülürse, şu halin, Aziz Efendinin musiki hayatında bir meziyet olarak telâkki edilmesi icap eder. Ayrıca Fer’iye saraylarında ve zamanının büyüklerinin konaklarında da musiki dersleri verirdi. Yetiştirdiği talebelerden en ünlü ve iktidarlısı, şarkı bestekârlarımızdan Leylâ Hanımdır.
“Medenî Aziz Efendi, 1311 - Milâdi 1895- yılının ortalarına doğru hastalandı ve o yılın ilkkânun ayında öldü. Merhum Nuri Şeyda, onun vefatına şu tarih mısraını söylemişti :
Hak Azizi yevm-i mahşerde eder mutlak aziz.
“Medenî Aziz Efendi’nin musiki alanındaki çalışmalarını iki kısma ayırabilirsiniz: Bestekârlığı, İcrakârlığı.
“Aziz Efendi, musikimizin dinî ve lâdinî kısımlarında, muhtelif makam ve şekillerde, birçok sözlü eserler meydana getirmiştir.
Kendisine asıl şöhreti temin eden, şüphesiz bu alandaki çalışmalarıdır. Meselâ, şu anda hatırımıza geliveren hicaz makamında ve ağır düyek ikaında şarkı:
Yar açtı taze yare sine-i sad pâreme
Gayrı el çek ey felek vâkıf değilsin çâreme
ile yine Hicaz makamında ve Türk aksağı ikaında şarkı :
Ey çerh-i sitemger dil-i nâlâne dokunma
Hicr almidir ettiğim efgane dokunma
Ey tig-i elem yareledin cismimi, bâri
Cânıma nezreylediğim câne dokunma
Onun en çok sevilen ve dinlenen eserlerindendir. Hele onun, seslerle işlenmiş, küçük bir minyatür tablo kadar zarif, şu Hüzzam şarkısı ne kadar renkli ve âhenklidir:
Kerem eyle, mestâne kıl bir nigâh
Şarab iç süzülsün o çeşm-i siyâh
Bu bezm-i safâdır, gel ey ruyi mâh
Şarab iç süzülsün o çeşm-i siyâh
“Medenî Aziz Efendi’nin bestekârlıkta önem ve kıymet verdiği cihetlerden biri de güfte meselisidir. Mâlumdur ki bir kısım bestekârlarımız, besteleyecekleri güftelerin mâna ve mahiyetlerini hiç de göz önünde tutmamışlardır. Muhtelif şekildeki bestelerimiz hakkında “bestesi çok güzel, fakat güfte nafile!” gibi hükümler, halâ ağızdan ağıza dolaşır, durur Bunun sebebi, ya bestelenecek güftenin gelişini güzel seçilişinden doğan bir lâubalilik, bir aldırmamazlık, yahut bestekârın güfte seçişindeki iktidarsızlığıdır. Buna, üçüncü olarak hatır ve gönül gayretini de ilâve edebiliriz. Halbuki Medenî Aziz Efendi’nin bestelediği bir çok eserlerin güfteleri, onun kendi duygu ve heyecanlarının birer ifadesi olduğu gibi, başkalarının nazmettikleri sözlerin de, mâna ve mahiyet güzelliklerini kendi kalbine naklettikten sonra, onlara, aynı zamanda melodilerle ifade edilen bir renk bir edâ verirdi.
“Aziz Efendi icrakârlıkla da uğraşmıştır. İyi Tanbur ve Lüvta çalarmış. Piyano da öğrenmişti; kız mekteplerinde piyano dersleri verirdi. Fakat onun en mükemmel icraatı sesi idi. Bildiği bütün eserleri, hususiyle kendi bestelerini, hafif, tatlı, ölçülü sesi ve kendine mahsus bir tavır eda ile okurmuş... Esasen Aziz Efendi, hanendeleri iki kısma ayrıyor: Bir kısmı, elleri şakaklarında, gözleri ve şahdamarları fırlamış şişmiş, ağızları çarpılmış müthiş bir işkence âletinin tazyiki altında kıvranan biçareler gibi bütün hüner ve marifeti, sesleri kısılıncaya kadar avaz avaz, haykırmakta bulunanlardır ki, onların şu lüzumsuz, tatsız feryatlar, onun kendi tabiriyle, “bağırmak” veya “haykırmak” tır! Diğer kısım ise, okudukları eserlerin bütün güzelliklerini, derin bir sanat ve sanatkârlık haz ve zevki içinde ölçülü, muvazeneli bir ses ve tavırla, dinleyenlerin kulaklarından kalplerine âdeta fısıldar gibiler; işte onun nazarında asıl okumak ve okuyuculuk budur... Aziz Efendi, muhtelif ses cinslerinin tizlik ve pestlik hadleri hakkında edindiği teknik bilgiye dayanarak her okuyucunun, her eseri aynı düzenle okuyamıyacağı fikrini, pek doğru ve haklı olarak, daha o zaman ortaya atmış bulunuyordu. Bir de Aziz Efendi gazel dediğimiz ve bir anın duyguluğunu ses ve sözle ifade eden irticalî beste şekillerinde, güfteyi melodi üzerine bölerken, aralarına “aman, of, ley, ilâh...” gibi metrelerce uzayıp ve güftenin lâfzî ve mânevi değerini bozan klişeleştirilmiş kelime yığınlarından fevkalâde çekinir ve bunu konuşma arasında “efendiceğizime söyliyeyim, şey, filân!” gibi yersiz ve lüzumsuz sözlere benzetilmiş. İşte Medenî Aziz Efendinin bilhassa bestekârlık ve okuyuculuk hakkındaki şu fikir ve hanaatlerinin, daha şuurlu ve daha ilmî anlaşmasının zamanı çoktan gelmiştir!” (Radyo Mecmuası).
Ahmed Midhat Efendi’nin kaleminden çıkmış şu tasvir de güzeldir. “Vekarı tezyin edecek bir tevazuu alınız, edep ve irfana ziynet efza olacak bir şûhiyet-i âşıkaneye katınız, bâdehu bunu sabrı cemil, kanaatı sahiha, muhabbette vefa, samimiyette halâvet gibi cevahir-i ahlâk ile tarsi’ ediniz, işte Aziz Efendi merhumun halini tasvir etmiş olursunuz.”
Aşağıdaki satırlar, İstanbul Ansiklopedisinin necip dostu T. Yılmaz Öztuna’nın gönderdiği çok kıymetli notlardan alınmıştır:
“Hünkar İmamlığı gibi mühim bir vazifede bulunmuştur; bundan anlaşıldığına göre, çok güzel sesi, ilm-i kıraate, dinî musikiye hakkiyle vâkıf bir zat olduğu anlaşılır (Sadeddin Nüzhet, Dinî Eserler, II, 402 de de bu nokta zikrolunmuştur). Fakat Aziz Efendi’nin dinî bir eseri yoktur. Aziz Efendi, lâdinî bestelerinden ziyade, musikiye geniş vukufu, yetiştirdiği talebeleri, âlimane dersleri, edibâne sohbetleri ile büyük şöhret kazanmıştır. Dr. Suphi Bey, 1885 tarihlerinde pederinin hanesinde haftada bir defa musiki fasılları tertib edildiğini, bu fasla zamanın diğer üstadları ile Aziz Efendi’nin de — tabiî udu veya sesiyle — iştirâk eylediğini kaydediyor (Amelî ve Nazarî Türk Musikisi, I, İstanbul 1935, 3). Merhum İsmail Fennî Ertuğrul’dan da, Aziz Efendi’nin Hünkâr İmamlığı vazifesinden tekaüt olduktan sonra Ortaköy’de ikamet ettiğini öğreniyoruz (İslâm - Türk Ansiklopedisi Mecmuası, No. 74, temmuz 1947, s. 9b). İsmail Fennî, Dr. Suphi gibi, devrin üstad musikişinasları da Aziz Efendi’den istifade etmişlerdir. Üstadın evinde daima musiki meclisleri ve sohbetleri eksik olmaz, Ali Efendi, Salim ve Faik Beyler, Zeki Ârif Bey gibi musikimizin pek maruf simaları, evine devam ederlerdi. Dr. Suphi’den, Aziz Efendi’nin bir müddet de Lâleli’de oturduğunu öğreniyoruz. Dr. Suphi, pederi ile dost olan Aziz Efendi’nin mektepten mezun bulunduğu pazar geceleri bir hayli fasıl geçmiştir (ayni eser, 5). Gene Dr. Suphi Bey’den, Aziz Efendinin Hamparsum notası ile yazılmış gayet zengin kolleksiyonlara malik olduğunu, fakat üstadın seleflerinden aldığı bâzı âsârın meselâ Zekâi Dede’de olanlarla tamamiyle tetabuk edemediğini öğreniyoruz.
Aziz Efendi’nin muhtelif lâdinî eserleri vadır. Bunların en güzel, meşhur ve zikre lâyık olanları, İsfahan Beste, Hicaz, Uşşak, Rast, Şevkefzâ v.s. şarkılarıdır. Medenî Aziz Efendinin yalnız söz eserleri, bilhassa şarkı şekli ile uğraştığı görülüyor. “Kerem eyle, mestâne kıl bir nigâh” diye başlıyan çok kısa, son derece güzel, zarif derunî pek meşhur Hüzzam şarkının Aziz Efendiye ait olduğunu iddia edenler varsa da, ben, bu eserin Bolahenk Nuri Bey’in eseri olduğu fikrindeyim; onun için, bu şaheseri mevzuubahis etmiyeceğim. Aziz Efendi’nin büyük şekillerde bestelediği parçaların belki en güzeli Isfahan makamındaki bestesidir. Eserin ikaı, büyük vezinlerin en basiti olan mürekkep Evsat usulünün 26/4 lük veznidir. Notasını, Dr. Suphi Bey üstadımız büyük eserinde (c. II, III - 8) neşretmiştir. Güftesi “Künc-i gamda bî-mecalim ey perî, şâd et beni” diye başlar ve Arûz’un “failâtün failâtün fâilün” veznindedir. Terennümleri “yel lel li” şeklinde ve mânasızdır. Eser sekizlik bir segâh (si) ile başlar. Uşşak gibi başlayıp Rast alan ve ekseriya Sebâ gibi dügâh perdevinde karar eden mürekkep bir makam olan Isfahan’dan, Zaharyan’ın 300, Itrî’nin 260, Hasan Ağa’nın 230, Tanburî İshak’ın 150 senelik besteleri bilhassa güzeldir. Musikimizin bu zengin makamının en güzel ve meşhur bestesi muhakkaktır ki Zaharya’nın şaheseri ise de, Aziz Efendi’ninki de nefîsdir; fakat piyasada duyulmaz. Aziz Efendi’nin Hicaz makamından ve Türk Aksağı ikâında bestelediği ve sık - sık okunan pek güzel:
Ey çerh-i sitemger, dil-i nâlâne dokunma;
şarkısının güftesi, Âşık Ömer’in meşhur ve pek güzel 4 beyitlik bir gazelinin matlâ ve maktaıdır (Saadeddin Nüzhet Ergun, Âşık Ömer, Hayatı ve Şiirleri, İstanbul 1935, 86).
Aziz Efendinin Hicaz’dan bestelediği zarif bir şarkı da “Kendine niçin emsâl ararsın” diye başlar ve pek kısa olduğundan, arada yarım aranağme ile iki defa tekrarlanması münasip olur. Bu şarkı da — birincisi kadar olmamakla beraber — hâlâ okunmaktadır. Aziz Efendinin duyulabilen ve pek güzel bir şarkısı da Rast makamında olup, “Sevdi gönül bir dilberi, kaldı tebah cân-ü teni” diye başlar; yürük bir eser olup, Dede Efendinin aynı makamdan ve aynı uzunlukta meşhur “Üftâdenim ey bî-vefâ” şarkısının bariz tesirini taşır. Hicaz ve Rast gibi basit ve en zengin iki makamdan bestelediği bu şarkılardan başka, üçlü ve şedli bir mürekkep olup (Hicaz-ı Zîrgüle Acem-Aşîran (tabiî şeddi Çarîgâh Nikriz) diye formüllendirebileceğimiz Şevkefza makamından da bugün piyasada okunan zarif “Ey nevbahar-i hüsn-ü ân” şarkısını bestelemiştir. Fakat Aziz Efendinin şaheseri, “Hırâm-i yâr çemende, hayat-i candır” mısraı ile başlıyan son derece kısa ve meşhur bir Uşşak şarkıdır. Musikimizin Hicazdan sonra en zengin makamı olan bu basit ve esas makamdan bestelenen bu şaheser, Uşşakın hafiften işitilen tasavvufî negamatı içinde pek zarif bir parçadır. Çemende “hırâm-i yâr” ın verdiği neşveyi hisseylememek mümkün değildir.”
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030778
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 3, pages 1710-1713
See Also Note
B. : Kam, Rûşen Ferid
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.