Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYVAZ ALİ (Kayıkcı Güzeli)
Bir meddah hikâyesi kahramanıdır.
Samurkaş Ayvaz Ali İkinci Sultan Mahmut zamanında Sirkeci iskelesindeki kayıklardan birinde sabahtan akşama denize kürek çalan bir kayıkçı şehbazı idi. Henüz on sekiz yaşında bir nevcivan olup samur kâkülü alnına dökülmüş, karanfil bıyıkları yeni yeni terleyüp bükülmüş, bakışları merdâne, hal ve tavrı levendâne, kayıkçılar arasında güzellikte bir tâne idi. Kıyafeti dahi kıyafet idi: Yalınayak, baldır bacak çıplak... Sinesi üryan, kollar sıvalı... Belde Trablus kuşağı, başta keçe külâh üstüne şal sarılmıştır...
Günlerden bir gün ikindi vakti altmış, altmış beşlik bir kadın ile ferâce altına yeni girmiş on dört yaşlarında gonce gül misali bir kız, Samurkaş Ayvaz Alinın kayığına bindiler. Nereye gideceklerini söylemedikleri gibi, Ayvaz Ali de nereye götüreceğini sormadan iskeleden açıldı. Kadınlar ırz ehli göründüklerinden delikanlı yüzlerine bakmıyordu. Amma yaşlı kadın pırpırı oğlanı göz hapsinde tutuyor, kayıkçı güzeli de bunu hissediyordu. Limandan açılıp Salıpazarı açıklarına geldiklerinde Ayvaz Ali nihayet başını kaldırıp:
— Nereye gideriz nice hatun?
Diye sorunca kadınların ihtiyarı:
— Kuruçeşmede Sultan yalısına!...
Dedi.
O sırada güzel kız da söze karışıp Alinin asla beklemediği lâübalilikle:
— İnci tanesi terlerin ile gümüş bazularının hak...
⇓ Read more...
Bir meddah hikâyesi kahramanıdır.
Samurkaş Ayvaz Ali İkinci Sultan Mahmut zamanında Sirkeci iskelesindeki kayıklardan birinde sabahtan akşama denize kürek çalan bir kayıkçı şehbazı idi. Henüz on sekiz yaşında bir nevcivan olup samur kâkülü alnına dökülmüş, karanfil bıyıkları yeni yeni terleyüp bükülmüş, bakışları merdâne, hal ve tavrı levendâne, kayıkçılar arasında güzellikte bir tâne idi. Kıyafeti dahi kıyafet idi: Yalınayak, baldır bacak çıplak... Sinesi üryan, kollar sıvalı... Belde Trablus kuşağı, başta keçe külâh üstüne şal sarılmıştır...
Günlerden bir gün ikindi vakti altmış, altmış beşlik bir kadın ile ferâce altına yeni girmiş on dört yaşlarında gonce gül misali bir kız, Samurkaş Ayvaz Alinın kayığına bindiler. Nereye gideceklerini söylemedikleri gibi, Ayvaz Ali de nereye götüreceğini sormadan iskeleden açıldı. Kadınlar ırz ehli göründüklerinden delikanlı yüzlerine bakmıyordu. Amma yaşlı kadın pırpırı oğlanı göz hapsinde tutuyor, kayıkçı güzeli de bunu hissediyordu. Limandan açılıp Salıpazarı açıklarına geldiklerinde Ayvaz Ali nihayet başını kaldırıp:
— Nereye gideriz nice hatun?
Diye sorunca kadınların ihtiyarı:
— Kuruçeşmede Sultan yalısına!...
Dedi.
O sırada güzel kız da söze karışıp Alinin asla beklemediği lâübalilikle:
— İnci tanesi terlerin ile gümüş bazularının hakkını bahşişiyle alırsın kayıkçı güzeli!..
Dedi.
Bre meded!... Ayvaz Ali aklını oynatayazdı... O zamanlar yeniçerilerin zorbalıkta ve türlü türlü rezâlet ve edebsizlikte azgınlık devri idi. Samurkaş Ali de yeniçeri ocağına kayıtlı yoldaşlardandı. Ortalık da kararmak üzereydi...
Henüz on sekiz yaşında idi amma, Samurkaş Ayvaz Ali için Salıpazarı önünde kayığı alarga edip akıntıya vermek ve palasını çekip: “Sesinizi kısın, yoksa kıtır kıtır keserim” diye tehdit ettikten sonra kadınları Marmara açıklarına götürmek ve tâzesi ile gök ile deniz arasında dilediği gibi muhabbet etmek işten bile değildi. Fakat kendisine âdeta ilânı aşk eden kızın sesinde öyle bir sihir, füsun ve halâvet vardı ki:
— Sultanım!... Ayağına yüz ve göz süreyim... Size para ve pul lâfı eden yoktur... Emir sizden, itaat da benden!..
Dedi, dedi amma evvelki hicâbı da terkeyledi. Gözlerini kızın, yaşmak altında bir çift siyah elmas gibi parlıyan gözlerinden ayıramadı. Kürekleri âheste âheste alırdı. Her ne hal ise, karşılıklı tebessümler, göz süzmeler ve iç çekmelerle Kuruçeşmeye geldiler.
O sırada akşam ezanı okunuyordu. Kadınlar yalıya çıkarken güzel kız:
— Şahbazım... Vakit geç oldu... Kayığını yalının kayıkhanesine çek... Bu gece yalımda misafir ol!...
Dedi.
Burada da bir “ya hey!...”
Samurkaş Ayvaz Ali içinden: “Hele bakalım... Bu gece dün doğmadan neler olacak!” diyerek kayığını Kuruçeşmedeki Sultan yalısının kayıkhanesine çekti...
Kayıkhane zifirî karanlık... Ayvaz Alinin karnı da iyice acıkmış, zil çalardı ve: “Kadınlar, hele o güzel kız beni unutacak değildir...” diye düşünürken elinde fener ile bir hırvat uşak geldi :
— Buyur bakalım delikanlı... Seni Ferahnâz Sultan Hanımefendimiz ister...
Dedi ve Ayvaz Aliyi yalının harem kapısına götürüp bir dadıkalfaya teslim eyledi. Kalfa da pırpırı oğlanı her birinde yüz adet mum yanar dört büyük avize ile tenvir edilmiş bir mükellef divanhâneye çıkardı ki, ziynet ve şaşaası kayıkçının gözlerini kamaştırdı. Ortada altın sini ile sofra kurulmuş, üstündeki nimetler ne sayılır, ne tarif edilir, bir kuş südü eksik... Bir tarafta hanende ve sâzende cariyeler... Ortada pervâne gibi dönen hizmetkâr halayıklar... Sofranın başında da hanım sultan oturmuş ki, kayıkçı Samur Ayvaz Alinin o dilbaz güzel kızla beraber yalıya getirdiği altmış beşlik hâtundur... Amma yüzünde aklık, yanağında allık, gözünde sürme, kaşında rastık, saçlar kınalı, iğne, küpe, yüzük, bilezik, gerdanlık mücevherden yana da kuyumcu dükkânı gibi...
Ayvaz Ali, yer öpüp el pençe divan durunca hanım sultan bir kahkaha attı:
— Benim yalınayaklı şehbazım!.. dedi. Bu sofra ve bu meclis senin içindir... Şöyle yanıma gel de seninle şarabı erguvan nuşedelim... Ve şu fâni dünyada felekten bir gece çalub kendimizden geçelim..
— Kayıkçı oğlan da içinden: “Zannım, bir batakhâneye düştük... Burada emre itaat gerektir...” diye ise de azıcık nazlanmayı da nevcivanlıkşânından bildi :
— Sultanım efendim... Ben bir yalınayaklı kayıkçı bekârı garibim... Sen efendimle bir sofrada oturup şarabı erguvan nûşetmek ne haddimdir!...
Dedi. Hanım sultan:
— Yok... Yok... Ben bu gece sen şehbazımın elinden bâdenûş olurum...
Dedi ve Samurkaş Ayvaz Aliyi dizinin dibine oturtarak saz ve söz ile birkaç saat muhabbet eylediler ve altın tas ile şarabı erguvanı dolu dolu içtiler... Vakta ki keyifler tamam oldu... Hanım Sultan:
— Haydi nevcivanım... Şimdi yatmak zamanıdır Odamıza gidelim!...
Deyince Samurkaş Ali:
— Aman efendim... Bana izin... Ben kayıkhanede kayığımın içinde yatarım...
Dedi. Hanım Sultan da o anda gazaba geldi:
— Kaldırın şu kopuğu karşımdan!...
Diye bağırdı. Meğer kapı ardında beklerler imiş... Dev gibi iki kuşak Samurkaş Ayvaz Alinin yakasına yapışıp hanım sultanın huzurundan çıkardılar... Sille ve yumruk ve tekme il: “Sen ne kopuksun ki sultanımıza karşı naz edip hatırını rencîde edersin bre mel’ûn!” diye sürükliyerek yalının mahzenine attılar.
Mahzen zifirî karanlık olup içi küf kokardı ve zemini dahi dört parmak su idi, oğlanın ayakları su içindeydi. Bir müddet feryat ve istimdat ettiyse de kendi sesini yine kendisi işitirdi...
Kayıkçı güzel Ayvaz Ali yalının mahzeninde kâh bağırdı, kâh sustu, kâh ağladı ve böylece saatler ve belki de günler geçti... Gözüne uyku girmez, susadıkça da, mahzenin o pis suyundan içerdi, amma açlıktan başı dönerdi... Bir ara eli duvarda bir demir halkaya rastladı: “Acaba nedir ki?” diye yoklayınca halkanın çakılı olduğu taş yerinden oynadı ve o anda delikanlının tuvana vücuduna tâze can geldi. Ayağını duvara dayayıp halkaya yapıştı ve çekti ve o taşı yerinden çıkardı... Baktı gördü ki, bir yol açılmıştır.. Hemen içine daldı ve sürüne sürüne ilerledi. Biraz sonra, aman Allahım, ne görsün!... Dört duvarı, zemini ve tavanı taştan bir oda... Ortada bir direk... Direkte âfeti devran bir güzel kız bağlı... Ferahnaz Hanım Sultan elindeki bir kırbaçla o güzel kıza vurur:
— Söyle kahbe... Babanın hazinesi nerede:
— Kıyma bana dadıcığım!..
Diye yalvarır...
Ayvaz Ali bunu görünce kendisini tutamadı, hemen içeriye dalıp hanım sultana çullandı. İhtiyar kadın neye uğradığını bilemedi. Kayıkçı güzeli evvelâ başından yemenisini alıp acûzenin ağzını tıkadı ve belinden Trablus kuşağını çözerek hanım sultanın elini ayağını muhkem bağladı. Direkte bağlı olan kız :
— Sen kimsin delikanlı? İn misin, cin misin?...
Diye sordu. Ayvaz Ali :
— Ben ne inim, ne cinim... Senin gibi şu acûze kahbenin tuzağına düşmüş bir garip kayıkçıyımn... Ya sen kimsin?...
Dedi. Kız :
— Ey benim halâskârım, şehbazım... Ben Arslan Paşa kızı hanım sultanım... Adım Ferahnâzdır. Bu yalı dahi benimdir... Şu bağladığın kadın ise benim dadım idi... Paşa babam iki sene evvel öldüğünde beni bir hile ile buraya getirip kapattı. Kendisi hanım sultan olup yalıyı zaptetti. Beni çoktan öldürürdü amma babamın gizli hazinesini söyletmek için öldürmüyor. Her gün bir sefer gelir, beni böyle kırbaçla döver... Amma ben ölümü göze aldım... Hazinenin yerini söylemem...
Dedi. Delikanlı hanım sultanı bağlı olduğu direkten kurtardı ve yerde yatan dadı kadının belinden anahtarları aldı, kapıyı açıp zindandan çıkıtlar ve dadı kadın sahte sultanı içerde bırakıp kapıyı tekrar kilitlediler. Kızın rehberliği ile kimseye görünmeden kayıkhaneye gittiler. Alinin kayığı orada dururdu. İçine atlayıp doğruca Beşiktaş sarayına varıp Sultan Mahmudun huzuruna çıktılar, mâcerâyı naklettiklerinde Padişah yalıyı bastırdı. Dadı kadını cellâda verdiler, cürüm ortaklarını da tersâne zindanı le Babacafer zindanına attılar. Ferehnâz hanım sultan da halâskârı kayıkçı güzeli Samnurkaş Ayvaz Ali ile evlenip Kuruçeşmedeki Arslanpaşa Yalısında safayi hatır ile can sohbetleri ettiler...
Kayıkcı Ayvaz Ali
(Resim: Sabiha Bozcalı)
Theme
Person
Contributor
Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030716
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Sabiha Bozcalı
Description
Volume 3, pages 1660-1662
Note
Image: volume 3, page 1661
Theme
Person
Contributor
Sabiha Bozcalı
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.