Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYRILIKLAR
Ruşen Eşref’in İstanbul üzerine on altı makalesinden mürekkep nefîs bir eserdir, 1923 de İstanbulda İkbal kütüphanesi tarafından basılmıştır. Bu makaleler, İstanbullu edibin, 1918 - 1920 arasında düşman işgali altında yaşayan İstanbula karşi her Türkün yaralı kalbine tercüman olmuş coşkun aşkının sesidir.
Aşağıdaki satırlar, eserin ilk sayfalarındandır:
Bu nefer Kastamonunun köylülerindendir (1921 de Londra konferansına dâvet edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti murahhas heyeti deniz yolu ile dönerken İstanbuldan geçiyor. Ruşen Eşref ve bu nefer bu heyet ile beraberdir).
Yedikule açıklarında... Nefer yanıma sokuldu. Surlara ve en büyük binaları beyaz, sarı birer silinti halinde kabarmağa başlıyan İstanbula nasıl baktığını görseydiniz helecanının izlerini kolay anlardınız.
— Bey, hanı bunun Ilgazdaki çamlar kadar minaresi varmış derler... Nerelerde ki! diye soruyor. Dürbünümü veriyorum. Aradıklarını keşfettikçe kendi kendine: “Sahi imiş anam, maşallah çoğimiş çok!...” diyor. Burasını ömründe bir defacık bile görmemiş. Onun için İstanbulu ona büyülten ve daha yakına getiren bu icadı en çok şimdi anladığına, sevdiğine, âdeta kerametini duyduğuna kaniim! Biliyor ki, etekleri suya değen taş kemerler içinde üst üste, arka arkaya kubbe dalgaları, minare okları ve servi tuğları a...
⇓ Read more...
Ruşen Eşref’in İstanbul üzerine on altı makalesinden mürekkep nefîs bir eserdir, 1923 de İstanbulda İkbal kütüphanesi tarafından basılmıştır. Bu makaleler, İstanbullu edibin, 1918 - 1920 arasında düşman işgali altında yaşayan İstanbula karşi her Türkün yaralı kalbine tercüman olmuş coşkun aşkının sesidir.
Aşağıdaki satırlar, eserin ilk sayfalarındandır:
Bu nefer Kastamonunun köylülerindendir (1921 de Londra konferansına dâvet edilen Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti murahhas heyeti deniz yolu ile dönerken İstanbuldan geçiyor. Ruşen Eşref ve bu nefer bu heyet ile beraberdir).
Yedikule açıklarında... Nefer yanıma sokuldu. Surlara ve en büyük binaları beyaz, sarı birer silinti halinde kabarmağa başlıyan İstanbula nasıl baktığını görseydiniz helecanının izlerini kolay anlardınız.
— Bey, hanı bunun Ilgazdaki çamlar kadar minaresi varmış derler... Nerelerde ki! diye soruyor. Dürbünümü veriyorum. Aradıklarını keşfettikçe kendi kendine: “Sahi imiş anam, maşallah çoğimiş çok!...” diyor. Burasını ömründe bir defacık bile görmemiş. Onun için İstanbulu ona büyülten ve daha yakına getiren bu icadı en çok şimdi anladığına, sevdiğine, âdeta kerametini duyduğuna kaniim! Biliyor ki, etekleri suya değen taş kemerler içinde üst üste, arka arkaya kubbe dalgaları, minare okları ve servi tuğları adeselerde toplanarak, büyüyerek gözlerine bir tasvir, bir şifa tılsımı gibi hakkoluyor! Ruhanî iptilâlar ve dünyevî zaferler namına kurulan bu ecdat bergüzarı ruhuna bir büyü, bir gurur gibi sinsin diye dürbünü elinden almıyorum.
“Sarayburnunu sapınca sulardan göklere doğru kabarmış ve incelmiş gibi fışkıran İstanbulla kıyılara doğru, yoğrulmuş gibi, boğum boğum inen Beyoğlu arasındaki mavi deniz önünde hayran ve tutkun kaldı. Boğaziçi dehlizindeki yalılara, korulara sahilsaraylara ne inzicapla baktığı tarif edilemez.
“Böylü üç suyun üstünde üç şehrin tepelerden birbirini seyretmesi ömründe ummadığı, ömründe unutmıyacağı bir şa’şaa oldu. Bu dev gibi şehrin ufuklara da sığmadığını kestiremiyordu: Zira görülüyordu ki Çamlıcayı da aşıyor, Halice de kıvrılıyor, Marmaraya da dönüyor. Ve bitti sandığı yerde denizlerden tekrar birer ada halinde fışkırıyor.
“Ona: — Bu suyun neresinden Karadenize çıkacağız? diye sordular. Çengelköyünden sonra da deniz olduğunu bir türlü düşüncesine sığdıramadı da İzmir körfezi tarafını gösterdi.
“Karaya ayak basacağı anı hepimizden sabırsızlıkla, muhakkak o bekliyordu. Ne Londrada, ne Paris’de, ne Venedik ve Romada duyguları böyle yüzüne ve dudaklarına vurmamıştı.
Fakat gemi suyu kurcalamaktan vazgeçmiyordu ki!..
“Durmadan gideceğiz” gibi bir iki söz kulağına çalındı. Bir müddet gözden kaybettim. Kendi heyecanımdan fazla onunki ile alâkadarım. Onun için kendisini araştırdım. Tâ arkaya gitmiş, denize doğru sarkmış, omuzları sarsılıyor, çocuk gibi hıçkırıyor!
— Ne oldun ayol! dedim.
“Âmirinden azar işitti sandım. Böyle nadir bir anında bu gencin kalbini kırmak müsanip miydi?
Başını kaldırmadı:
— Çıkarmayıverirlerse nideriz!... dedi.
Bütün sebebi anladım. Boğazım sözlerime zorluk verdi:
— Hiç öyle şey mi olur!
— Birazıcık göre de gideydik bari!...
“İstanbulun eşiğinde de Türk çocuğu ağlarsa, vatan, sen artık neredesin? Hâlâ mı sana gelmedik, sana kavuşmadık? Sen var mısın? Yoksa gönüllerde bir yad mı kaldın?”
“Yirmi iki saat İstanbulda kalmak hasreti söndürmek midir? Bunu kendime sora sora bir cümle biriyle, bir cümle biriyle konuştum; bir parça bir camii kapısından, bir parça bir sokağı ucundan biraz bir evi alt katından gördüm! Günler gibi uzun süren saatleri aradım, zira bugün bir dakika kadar bile uzun gelmiyordu. İçimde bir nevi teselli vardı: Biliyordum ki nefer de bu saatlerde İstanbulda geziyor, görüyor. Kendisini rıhtımda tekrar bulunca:
— Nesil beğendin mi dedim.
Memnundu, mes’uddu.
— Bir zorlu şehirmiş ki ama... Hepsinden bu hoşuma gitti. Dedem rahmetlik: “İstanbulun üstüne çıkar olur mu” deyip dururdu! Sahi de öyle imiş.. Paraya kıydım. Tomofile bindim. O yana bu yana seğittim ve lâkin bir iyice tadına varamadım ki!” dedi.
O gün ben neferi, nefer de İstanbulu en doğru simasında tanıyorduk!.. Bizim için İstanbul beklenmedik bir rüya gibi güzel ve kısaydı.. Biz de İstanbulun üzüntüyle göçkün ruhunda âni bir neş’e, bir iştiyak uyandırmadık mı? Öyle değilse halk bir vicdan feveraniyle yollarımızı emirsiz ve gösterişsiz neye kapladı? Boğaziçi, Kadıköy gemileri niçin yana yattı? Ve çehrelerle hıncahınç güvertlerden büyük kanat seslerini andırır el şakırtıları limanı niçin sardı? Bu sesler kayıklarda, istimbotlarda önümüze çıktı, arkamıza düştü. Yalılardan büyük beyaz çarşaflar halinde sarkıyor, çırpınıyordu. Sahil kahvelerinde, vapur iskelelerinde vaveylâ oluyordu. Bu tehalük, çoğu feslerinin rengi uçuk ve libaslarının havı dökük en elemli ve namuslu İstanbul tabakasına aid değil mi? Yarı gıdasından, yarı hevesinden geçerek, belki bir gece lâmbasını söndürerek, mumunu üfleyerek kendi çaresizliğinden artırıp asîl ruhunun ve rehâ ümıdinin tecelligâhı bellediği Anadoluya yüz binlerce lira ve yüzlerce evlât gönderen mütevazı İstanbul halkına.. Neferin gözlerinde de bizim gözlerimizdeki gibi ıslak birer titreklik olan kubbeler ve minareler İstanbulunun bu âni galeyaniyle sanki ihtilâçlı ruhu ürperdi! O ruhu bizim gibi o da güzergâhnda el ile dokunulur, kulakla sezilir bir madde halinde Boğaziçi sonlarına kadar gördü, ağladı. Anladı ki eski engin devletin merkezi şimdi de dört gündür hâtıraları kademe kademe içimizi dağlayarak engin husran ülkesinin merkezi olmuştur. Artık eminim ki o çocuğun derunî hayatında bu ziyaret ve bu hıçkırıklar muhakkak bir merhale kalacak, benliğinde bir dönüm yeri olacak.
...............................................................
“Ve akşamleyin bir kayığa binerdim. Gurubun renklerini tekrar eden sular üstünde ağır ağır İstanbulu bir baştan bir başa seyrederdim: Bir ucunda Peygamber emanetleri ve eski cihangirler penâhı Topkapı, bir ucunda yarım hac kudsiyetinde Eyup türbesi!.. İstanbul, bu derin ve milliyet umdesinden çerçeve ortasında sulardan göklere doğru incelerek, ruhanîleşerek yükselen bir mukaddes tasvirdi. Onu halifesinden rençberine varıncaya kadar her Türk, her Müslüman özene özene asırlarca süsledi. Ve bu mirası kanlar ve alevler içinde yana boğula nesiller nesillere emanet bıraktı. Zira edebiyatın, mimarînin, bütün san’atların ve müesseselerin, bütün tarihin lübbü budur ve bundadır. Bunsuz kalan Türkler, kitabı kaybolmuş bir mezhebin ümmetine dönerler... Onun için ey İstanbul, ey gönüller güzeli, etrafını gölgeler sardıkça yükselir, yükselir, semavileşirdin... Yanında da Edirne ve Bursayı, senin mânanı tamamlayan iki dibâce gibi görünür, bu temâşaya hayran kalırdım.
“Bana derlerdi ki madem bu kadar seviyorsun, neden içinde oturmuyorsun da karşısında duruyorsun?... Onlara genç “Kâmi” nin şu mısralarını söyledim:
Ben gurbette değilim,
Gurbet benim içinde!..
“Zira bilhassa kendisini kaybedecek gibi olduğumuz o ilk mütareke ve hakaret yıllarında İstanbul Türkler için ne yaman ve ne sevgili bir gurbete benzemişti. Ruhlarımız ezilmeğe çalışıldıkça onun güzel ve müebbed nesi varsa bizden olduğunu ve bizim için olduğunu — bir hasta, nöbet halinde sayıklar gibi— yad ederdim. Alelâde zamanlarda dikkate bile pek çarpmaksızın bir itiyad halinde tekerrür eden hâdiseler o inhilâl kılıklı yıllarda bütün hasretlerin mihrakı olmuştu. Vakıt taşından, çeşmesinden, türbesinden, ibadetinden derin heyecanlar ve kırgın bir teselliye kapılır, bir garip şifa bulurdum. Onları - eyvah, çok eksik ve çok solgun olarak ara sıra kaydettim.”
Ayrılıklardaki makaleler şunlardır:
Bıraktığım İstanbul; Bulduğum İstanbul; İftar; Davulcunun Mânileri: Eyyub Sultanda Ramazan Gecesi; Bayazıd Sergisi; Hırkai Saâdet Dairesinde Teravih; Kadir Gecesi Mevleviler; Ayasofyada Bayram Namazı; Süleymaniyede; Mimar Sinanın Kabrini Ziyaret; İstanbulun Çarşısı; İstanbulun Caddesi; Yol Üstü Birkaç Çeşme; İstanbulun Cûşisi. (B.: Eyyub Sultan, Bayazıd Sergisi, Hırkai Saâdet, Ramazan, Ayasofya; Kadir Gecsi; Sokaklar; Çeşmeler; Evkaf Müzesi; Edirnekapı Camii; Süleymaniye; Sinan, Mimar).
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030676
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 3, pages 1632-1634
See Also Note
B.: Eyyub Sultan, Bayazıd Sergisi, Hırkai Saâdet, Ramazan, Ayasofya; Kadir Gecsi; Sokaklar; Çeşmeler; Evkaf Müzesi; Edirnekapı Camii; Süleymaniye; Sinan, Mimar
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.