Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYNÎ (MEHMED ALİ)
Âlim, şair, filozof; muhtelif, idare âmirliklerinde, valiliklerde bulunmuş, İstanbul Darülfünununda müderrislik etmiş, bütün ömrünü ilme ve felsefeye ve çeşitli fikir meselelerine harcamış, yerli ve yabancı ilim ve fikir muhitlerinde, kongrelerinde Türk ve Müslüman tefekkürünü münakaşa ve müdafaa etmiş bulunan Mehmed Ali Aynî son elli yılın yetiştirdiği seçkin zekâlardan birdir. 1285 Zilkadesinin 25 inci Perşembe günü - 25 Şubat 1869 – Serfice’de Aynî oğullarından Necip Efendinin sulbünden dünyaya gelmiştir. Çocuğa önce büyük babası Ali Rıza Efendinin adı kondu. Necip Efendi eski bir Sipahi ailesine mensuptu. Ticaretle iştigal ederdi. Mehmed Ali bu Türk ve Müslüman evinde sağlam bir iman ve Kur’an terbiyesiyle büyüdü. Yedi yaşına gelince Serficede Taşlık mahallesindeki Sıbyan mektebine verildi. Fakat Yunan çetelerinin Serfice halkını rahatsız etmelerinden müteessir olan Necip Efendi ailesi Serficeden Selâniğe taşındı. Mehmed Ali de Selânikte o zaman bâzı genç münevverler dönmelerin açmış oldukları yeni usul üzere tedrisat yapan bir mektebe kaydoldu. Ancak yedi ay kalabildiği bu mektepten Mehmed Ali, babasını Yemen vilâyetinde San’a şehrine, hareketi üzerine ayrıldı.. Necip Efendi ailesi İstanbula ve oğlunu Çiçek pazarındaki Rüştiye mektebine yerleştirdikten sonra, San’ada muhaseb...
⇓ Read more...
Âlim, şair, filozof; muhtelif, idare âmirliklerinde, valiliklerde bulunmuş, İstanbul Darülfünununda müderrislik etmiş, bütün ömrünü ilme ve felsefeye ve çeşitli fikir meselelerine harcamış, yerli ve yabancı ilim ve fikir muhitlerinde, kongrelerinde Türk ve Müslüman tefekkürünü münakaşa ve müdafaa etmiş bulunan Mehmed Ali Aynî son elli yılın yetiştirdiği seçkin zekâlardan birdir. 1285 Zilkadesinin 25 inci Perşembe günü - 25 Şubat 1869 – Serfice’de Aynî oğullarından Necip Efendinin sulbünden dünyaya gelmiştir. Çocuğa önce büyük babası Ali Rıza Efendinin adı kondu. Necip Efendi eski bir Sipahi ailesine mensuptu. Ticaretle iştigal ederdi. Mehmed Ali bu Türk ve Müslüman evinde sağlam bir iman ve Kur’an terbiyesiyle büyüdü. Yedi yaşına gelince Serficede Taşlık mahallesindeki Sıbyan mektebine verildi. Fakat Yunan çetelerinin Serfice halkını rahatsız etmelerinden müteessir olan Necip Efendi ailesi Serficeden Selâniğe taşındı. Mehmed Ali de Selânikte o zaman bâzı genç münevverler dönmelerin açmış oldukları yeni usul üzere tedrisat yapan bir mektebe kaydoldu. Ancak yedi ay kalabildiği bu mektepten Mehmed Ali, babasını Yemen vilâyetinde San’a şehrine, hareketi üzerine ayrıldı.. Necip Efendi ailesi İstanbula ve oğlunu Çiçek pazarındaki Rüştiye mektebine yerleştirdikten sonra, San’ada muhasebe mümeyyizi olan kardeşi Şerif Efendinin yanına gitti. Sonra ailesini de küçük Mehmed Ali ile beraber San’aya getirtti. Mehmed Ali San’ada askerî rüştiyesine yazıldı. Hususî olarak da ona fransızca ders verdirildi.
Bu askerî rüştiyede Mehmed Ali dikkati çekti. Vali ve kumandan Ferik İsmail Hakkı Paşa mektebin mükâfat tevzii merasiminde Mehmed Alinin fransızca okuduğu bir nutuk üzerine ona kitaplar hediye etmişti.. Mehmed Ali’de fransızca zevki işte bu yaşlarda aşılanmış bulunuyordu.. Babası San’adan İstanbula gelince o da Soğukçeşme Askerî Rüştiyesine nakletti, sonra da Gülhane Rüştiyesine devam ederek mezun oldu. 1883 de Abdurrahman Şeref Beyin müdürü bulunduğu Mülkiye Mektebine girdi..
Bu devir, Abdülhamid istibdadının en şiddetli, Mülkiye Mektebinin de en parlak devirlerinden biridir. Recaîzade Ekrem, Murat Bey, Ali Şehzâde Efendi, Portakal Mikâel Paşa, Sakızlı Ohanes Efendi gibi zamanın seçkin ve tanınmış simaları mülkiyede ders veriyorlar ve gençlerin ruh ve ufuklarını genişletmeğe çalışıyorlardı. Mehmed Ali burada Süleyman Nazif, Ali Kemal ve Reşit Bey (H. Nâzım) gibi sonradan memleketin meşhur olacak gençleriyle tanıştı.. Yeni fikirlerle karşılaştı, istibdada karşı ayaklanmanın, hürriyetin, ileri fikirlerin canlılığı bu muhitte Mehmed Ali de nasibini alıyordu. Yazı yazarak geçinmek ve ömrünü ilme hasretmek arzusu da işte bu muhitte intkişaf etmişti.. Hakikaten Mehmed Ali, Mülkiyeden mezun olduğu sene, mektebin son sınıfında okutulan istatistik derslerinin fransızca aslını buldu ve bunu türkçeye çevirerek memlekette ilk dea istatistiğe ait bir eser neşretmiş oldu. Fakat bu kitabın neşri ona zamanına ait bir ders daha vermiş oldu. Fikir, duygu, serbest konuşuş ve kitap bastırma hususundaki devrinin pek şiddetli olan tazyiki ile karşılaştı.. Bir yandan da, devrin açık fikirli ve ileri nâzırlarından olup o zaman Maarif Nezaretinin başında bulunan Münif Paşanın teveccühünü kazandı. Paşa Mehmed Aliyi Edirne İdadisi Tarih, Türkçe ve İlmi Serveti Milel muallimliğine tayin etti, sonra Dedeağaç İdadisine müdür olarak kaldırıldı, Edirnede ve Dedeağaçta resmî işinin yanında tercümelerle de meşgul oldu, Edirnede Sanat Tarihi, Dedeağaçta Hukuku Düveli Bahriye diye kitapları türkçeye çevirerek hem kitap yazma ve bastırma arzusunu yerine getirdi, hem de ileriki felsefe kültürüne malzeme olmak üzere geniş bir kültür edinmeyi sağladı.. Buradan üç yıl sonra Halep İdadi müdürlüğüne nakledildi. Halepte de boş durmadı, “Malûmatı Fenniye” diye bir kitap bastırdı. o zamanın mekteplerinin fen dersleri ihtiyacını karşılamak istiyordu... 1309 da Diyarbakır Maarif Müdürlüğüne terfi ettirildi.
1895 de Maarif Nezaretinde ihdas edilen istatistik kalemi kâtipliğine getirildi. 1897 de Maarif Nezaretindeki bu vazifesinden ayrılıp Kosova Vilâyeti mektupçuluğuna nakletmek suretiyle mülkiye işlerine başlamış oldu.. İstatistik kalemi baş kâtibi iken Erneste Lavisse’den küçük Tarihi Umumî’yi tercüme etti, Kosovadan Kastomonu mektupçuluğuna getirilince Küçük Tarih, Fakir, Ziraat Derleri, Tarihi Edebîi Âlem adlı kitaplarını da Kastamonu Vilâyet Matbaasında bastırmağa muvaffak oldu.
1903 de Taif mutasarrıflığına tayin olundu. Sonra Amare mutasarrıflığına kaldırıldı. Balıkasire ve Lâzikiyeye mutasarrıf yollandı. Elâziz Valisi oldu. 1911 de de Yanyaya Vali tayin olunup bir yıl sonra Trabzon Valiliğine nasbedilmiş bulunan Mehmed Ali Aynî bu vilâyette iken emekliye ayrıldı ve bundan sonraki bütün ömrünü de ilme ve felsefeye verdi..
Şöylece 45 yaşına kadar muallimlik, müdürlük, mektupçuluk ve valilik suretiyle Osmanlı İmparatorluğunun birçok yerlerinde Rumelide, Anadoluda, İrakta, Suriyede ve Arabistanda bir hayli gezdikten, görgü, bilgi ve tecrübesini arttırdıktan sonra idare işlerinde çalışmasına son veren üstad, ömrünün bakiyesini tam hazırlıklı bir halde, arapça, acemce ve fransızcaya geniş vukufiyeti ile, ilmî tetkik ve tetebbüe ve bunların neticelerini neşir ve tamime, sahası ve ihtisası içindeki neşriyatı tenkide hasretmiştir. 1915 de İstanbul Darülfünununa müderris olarak giren ve hayatının otuz yılını alan bu safhada Mehmed Ali Aynî’nin çalışmaları bilhassa İslâm felsefesini ve İslâm mutasavvıh ve ahlâkçılarını incelemeğe yönelmiştir.. Farabîye dair bir telif, Baron Cerra da Vaux’dan çevirdiği İmam Gazlî, Türk Mantıkçıları, Şeyhi Ekber, Hacı Bayramı Velî Siyasetname Tercümesi, Tasavvuf Tarihi, Türk Ahlâkçıları, Muhiddini Arabî Felsefesi, Bursalı İsmail Hakkı, Celâl Devvanî Abdülkadir Geylânî gibi mühim eserleri işte hayatının bu safhasını dolduran eserlerdendir. Bu Şark irfanına ait bulunan eserler yanında E. Rabeaudan tercüme ettiği Ruhiyat Dersleri Ch. Bardell’den çevirdiği Felsefe Tarihi, Ahlâk Dersleri, Demokrasi Nedir, İlim ve Felsefe, Hükmü Cumhur nev’inden kitapları ile de garpta o devrin yüze gelmiş allâmelerini dilimize aktarmağa çalışmıştır.
Milliyetçiliğe ait tetkiklerini de bir kitapta toplamış bulunan üstadın ilmî hüviyetine gelince: Mehmed Ali Aynî her şeyden önce İslâmcı bir mütefekkirdir. Vahdeti vüda inanmış bir tasavvufçudur. O, ilmin en son keşiflerinden, enerjiden, elektrondan bahsederken bile yazılarına vahdeti vücuda dair olan kanaatini serpiştirir. Bu inanışla o aynı zamanda milliyetçi ve garpçıdır. Çünkü o milliyette dahi küllî bir ruhun tecellisini görür ve böylece İslâmcılık, garpçılık ve milliyetçilik tezadına düşmekten nefsini korur. Henüz otuz beş kırk yaşlarında iken dostu ve mektep arkadaşı Süleyman Nazifin kendisini bu ruhçuluktan ve tasavvufça düşüncelerden ve neşriyattan kurtarmak için verdiği öğütlere hiç itibar etmemiş kültürünün ve mizacının icaplarına uyarak hayatı boyunca “bütün âlemin ve hâdisatın ilâhî bir tecelliden, bir tezahürden ibaret” bulunduğuna dair imanını muhafaza etmiştir.. Bütün eserleri de bu imanın bir açıklanmasından başka bir şey değildir.. Bu kanaatlerini 1926 da Kembriç Üniversitesinde toplanan Altıncı Felsefe Kongresine ve 1930 da Harward Üniversitesine İstanbul Darülfünunundan murahhas olarak seçilip yollandığı zaman Bursalı İsmail Hakkıya ve Celâleddin Rumî’ye dair hazırladığı tebliğlerle garb âlemine de izhar etmiş ve eserlerinden Muhiddin Arabînin felsefesi, arkadaşı Reşid Bey (H. Nâzım) marifetiyle fransızcaya tercüme edilip Pariste basıldıktan sonra da üstadın hizmetleri garbın şarkıyatla meşgul mütefekkirlerince kabul ve bu sahadaki geniş bilgisi tasdik edilmiştir..
29 Kasım 1945 de yetmiş altı yaşında olduğu halde hayata gözlerini kapayan üstad Mehmed Ali Aynî, Şark felsefesini ve medrese bilgisini garbın müsbet ilimleri ışığı altında incelemeğe ve yaymağa çalışmış ve bunda muvaffak olmuş, neşrettiği kırka yakın eseri ile memleketin ilim muhitinde bihakkin büyük yer almış bir Türk âlimi ve ahlâkçısıdır....
Kısa boylu, hareketlerinde aceleci, yolda gayet hızlı yürür, gayet temiz ve cidden kibârâne giyinirdi; imparatorluk an’anesine uyarak mutasarrıflığında sakal bırakmış ve bir daha kesmemişti, bu küçük sivrice sakal ve bıyığının üstünde büyükçe bir et beni munis simasının husisiyetlerinden idi. Hüsnü cemâl âşıkı, yiyeceğinde nefasetperest, dostlarına vefakâr, sağlam bir hâfıza sahibiydi. İstanbulda Kızıltoprakta yerleşmiş, bu köyün, demiryolu hoyunda en güzel köşklerinden birine sahiptir. Türk irfanının güzide simelarından Leylâ Hanımefendiye damat olmuştu. Oğlunun İngilterede tahsilini bitirdikten sonra memuriyetle gittiği Ankarada âni ölümü, hayatının son yıllarında ağır bir darbe olmuş, fakat evlât acısının tesellisini sağlam imanında bulmuştu; kendisi de, yaşının hayli ilerlemiş olmasına rağmen, umulmadık bir zamanda hayata gözlerini yumdu. Koltuğunun altında bir köpek memesi çıkmıştı, bir gün, ara treninde, çok sevdiği bir gence ıstırabından bahsederek: “Beydebânın hikmetlerindendir, borcun, ateşin, düşmanın, hastalığın küçüğü yoktur, ameliyat olacağım!” demişti; işte bu ehemmiyetsiz ameliyat ölümüne sebep oldu. Zincirlikuyu mezarlığına defnedildi. Bu büyük âlimin ölümü, İstanbul matbuatının fikir âleminde derin teessürle karşılandı. O günlerin gazetelerinde Mehmed Ali Aynî hakkında kıymetli makaleler vardır.
M. Naci Ecer
Mehmed Ali Aynî
(Resim: Nezih)
Theme
Person
Contributor
Nezih
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
M. Naci Ecer
Identifier
IAM030655
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Nezih
Description
Volume 3, pages 1619-1621
Note
Image: volume 3, page 1619
Theme
Person
Contributor
Nezih
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.