Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYNALI KAVAK SARAYI yahud TERSANE SARAYI
Kasımpaşa’da Haliç sahilinin en büyük sarayı, İstanbulun Topkapu ve Üsküdar saraylarından sonra mükellef ve büyük bir yapısı idi.
İnşasına, Birinci Ahmed zamanında ve bu hükümdarın emri ile Hicrî 1022 yılı sonlarında (M. 1613) bir kasır ile başlanmış, bu kasır bir müddet metrûk kaldıktan sonra hedmedilmiş, Üçünrü Selim devrine kadar, tecdiden yapılan binalar ve ilâvelerle büyümüştü.
İmparatorluk tersanesinin Kasımpaşa’da kuruluşu Yavuz Sultan Selim zamanında başladı (B.: Tersane, Tersaneiâmire). Fetihten Yavuz devrine kadar, Haliç kıyısından Okmeydanına doğru Kasımpaşa sırtlarını büyük bir koru kaplamıştı (B.: Kasımpaşa); bu koru, Fâtih Sultan Mehmedin sevdiği yerlerdendi, otağı hümâyûnunu kurdurarak sık sık gelir, Okmeydanında da kemankeşlik yapardı. Yavuz zamanında sahildeki araziye tersane kurulunca, koru da ona nisbetle “Tersane Bahçesi”, hükümdarların bir tenezzüh yeri olması itibariyle de “Hasbahçe” diye anılır oldu.
Hicrî 1022 Şevvalinin başlarında Birinci Ahmed bir Edirne seyahatine çıktı; sadaret kaymakamına gönderdiği bir hattı hümâyûnu ile, bir yıl kadar kalmağa niyet ettiği Edirneden avdetine değin, pek sevdiği ve ekseriya oradan yaya olarak Ebâ Eyyubel-ensarî’nin türbesini ziyarete gittiği Tersane Bahçesinde bir kasır yaptırılmasını emretti; bunu, vak’a nüvis Naima E...
⇓ Read more...
Kasımpaşa’da Haliç sahilinin en büyük sarayı, İstanbulun Topkapu ve Üsküdar saraylarından sonra mükellef ve büyük bir yapısı idi.
İnşasına, Birinci Ahmed zamanında ve bu hükümdarın emri ile Hicrî 1022 yılı sonlarında (M. 1613) bir kasır ile başlanmış, bu kasır bir müddet metrûk kaldıktan sonra hedmedilmiş, Üçünrü Selim devrine kadar, tecdiden yapılan binalar ve ilâvelerle büyümüştü.
İmparatorluk tersanesinin Kasımpaşa’da kuruluşu Yavuz Sultan Selim zamanında başladı (B.: Tersane, Tersaneiâmire). Fetihten Yavuz devrine kadar, Haliç kıyısından Okmeydanına doğru Kasımpaşa sırtlarını büyük bir koru kaplamıştı (B.: Kasımpaşa); bu koru, Fâtih Sultan Mehmedin sevdiği yerlerdendi, otağı hümâyûnunu kurdurarak sık sık gelir, Okmeydanında da kemankeşlik yapardı. Yavuz zamanında sahildeki araziye tersane kurulunca, koru da ona nisbetle “Tersane Bahçesi”, hükümdarların bir tenezzüh yeri olması itibariyle de “Hasbahçe” diye anılır oldu.
Hicrî 1022 Şevvalinin başlarında Birinci Ahmed bir Edirne seyahatine çıktı; sadaret kaymakamına gönderdiği bir hattı hümâyûnu ile, bir yıl kadar kalmağa niyet ettiği Edirneden avdetine değin, pek sevdiği ve ekseriya oradan yaya olarak Ebâ Eyyubel-ensarî’nin türbesini ziyarete gittiği Tersane Bahçesinde bir kasır yaptırılmasını emretti; bunu, vak’a nüvis Naima Efendi, tarihinin ikinci cildinde şöyle kayıt ve tesbit eder:
“Binai kasri Tersane - kendûler Edirnede iken Tersane Bahçesinde bir kasri âli maa tetimmâtihâ bina olunmak buyuruldu, İstanbula teşrif buyurduklarında sâbika ve lâhika ekser ande olup gâhice Ebû Eyyubül-ensarî radiyallahü anhülbâri Hazretlerinin ziyaretlerine rahi pinhan ile tevazuan piyade hareket iderler idi”.
Birinci Ahmed Edirneden Hicrî 1023 Muharremi başlarında (1614 Şubatı) döndü, vak’anüvisin tasviri ile “âvani berfü bâran” idi, yollarda çok zahmet çekilmiş bilhassa Çorlu ile Silivri arasında “çamur sînebende çıkmış idi”; genç hükümdar, sayfiye mevsiminin gelmesini beklemeden Tersane Bahçesine gitti:
“İstanbula vusulden birkaç gün sonra Tersane Bahçesine birkaç gün göçüp mukaddemâ binası ferman olunan kasri vâlâ dahi tamam olmağla ande ârâm buyurdular ve Tersane Bahçesine bittabı’ meyilleri olmağile iç harem bahçesine âyandan şükûfe erbabı enva iezhar getürüp muteber olanları birer mahalle tarh ettiler, hattâ müfti ve vüzera ol emre mübaşir oldular”.
Naima tarihinin yine ikinci cildinden alınmış olan bu bend de aydın olarak gösteriyor ki, tersane kasrının yanında bir de çiçek bahçesi tanzim edilmiş, başta Şeyhülislâm gelmek üzere devrin vüzerası, uleması muhtelif nâdide çiçek soğan ve fidanları hediye etmişlerdir; burada Birinci Ahmed devrinin Türk çiçekçiliğinde parlak bir devir olduğunu hatırlamak lâzımdır, ki tarihimizde “Lâle Devri” diye bir çiçeğe nisbetle anılan Üçüncü Ahmed devri, XVII inci asrın büyük çiçekçileri âyarında simalar yetiştişmemiştir.
Tersane sarayı harem ile enderûn takımından ancak bir kısmını alabildiğinden, Padişah buraya göç ettiğinde maiyetinden bir kısmı da Halicin nihayetlerinde Karaağaç kasrı ile yanında yine emlâki miriyeden Yusuf Efendi bahçesine çıkardı; Birinci Ahmedin en küçük şehzadesi Sultan İbrahim, (B.: İbrahim, Sultan) Tersane sarayında doğdu.
Sultan Ahmedin üç oğlu ve bir torunu, İkinci Osman, Dördüncü Murad, İbrahim ve Dördüncü Mehmed, babalarının ve dedelerinin pek sevdiği Tersane sarayını ihmal etmediler, kendi zevklerine uygun ilâvelerle bilâkis tevsi ettiler.
Bu devrin adamı olan Evliya Çelebi, Tersane sarayı hakkında şunları yazıyor: “Hasköy kurbinde lebi deryâda Tersane Bahçesi padişahlara mahsustur. Kefere arasında da kırallara mahsus bağ imiş. Fâtih Sultan Mehmed fetihten sonra iptida çadırını burada kurdurup gaza malini burada tevzi etmiş. Fermanı ile hamam ve kasır, sofalarla havuz ve şadırvanlar yapılmış. Satrançvarî on iki bin (!?) servi ağacı dikilmiştir ki rayihası dimağı ta’tir ider. Bu ağaçlardan dolayı bu bağa güneş girmez. Bu bağın âbdâr şeftalisi kayısısı pek memduhtur. Lebi deryâde İbrahim Han bir kasır bina etmiştir.
“Bağçe önündeki denizde bir gûna deniz hayvanı çıkar ki ayrıca sayyadları vardır, adına istiridye derler, sadef gibi kabuk içre zi ruh bir mahlûktur. ki mey hor kimseler zeyt yağıyle pişirip yahut limon ile çiyce tenavül ederek bâde nuş iderler. Bağçe ustasına saydadları senevi on bin akçe avaid verirler.
“Bu bağın bir ustası üç yüz kadar halifesi vardır ki hizmet iderler. Hünkârlara mahsus kayıkhaneler vardır, Padişah Yeni Saraya (Topkapu Sarayı) ve gayri bir yere gitmek isterse, kayığın kıçında cevahir kubbe altında mücevher taht üzerinde sâde cura, zurna ve çifte nakkare faslı iderek Halicin tarafeyninde olan kat kat yalıları, bağ ve bağçe ve tersaneleri seyrü temaşa giderler. Bu bağçede bir has ahır vardır. Okmeydanına cirid oynamağa giderler”.
Naimanın dördüncü cildindeki bir kayde göre Tersane sarayının harem kısmı denizi görmezdi, önünde yüksek bir duvar vardı, gününün büyük bir kısmını haremde geçiren Sultan İbrahim tarafından bu duvar Hicrî 1057 yılında yıktırıldı, haremin yüzü denize açıldı, buna mukabil, o taraftan pereme ve kayıkların geçmesi şiddetle yasak edildi; fakat bu yasağın halka verdiği sıkıntı pek kabuk anlaşılarak bir hafta sonra yasak kaldırıldı.
Tersane Sarayına sık sık giden hükümdarlardan biri de Dördüncü Mehmed olmuştur: Kanlı bir ihtilâlde tahttan indirilmiş olmasına rağmen, kırk senelik saltanatı imparatorluğun en muhteşem devrini temsil eden bu hükümdarın zamanında, Hicrî 1089 Muharremi (M. 1677 Martı) ortalarında bir yangın felâketi gördü; vak’ayı, müverrih Silâhtar Fındıklılı Mehmed Ağa, kendisine nisbetle anılan tarihinin birinci cildinde şöyle nakleder:
“İhrak şüden haremi hassı Bağçei Tersane-Evsatı mâhi mesburda sabaha karib Tersane Bahçesi hareminde horanda odalarının birinci ocağından âteş isabet edüb içinde olan kirişe ve bâdehu tavanına yapışup Karaağalar söğündürememekle âni vâhidde bütün odayı ihata ve etrafnda olanlara dahi sirayet idicek, içindeki câriyeler ancak birer başları ile Pâdişah Hazretlerinin olduğu camlı büyük köşke firar, ande dahi karar idemeyüb akibet deryaya nâzır kafesli köşke kaçtılar. Bî emrillâhi taalâ ol gice bir azim duman (gayet kesif sis) olmağla şule’i âteş bir yerden müşahede olunmayub ancak ande hazır bulunan iki yüz mikdar halvetçi bostancılar ile Bostancıbaşı Rum Salih Ağa ve ocaklarının baş çavuşu Kanozlu Uzun Ali yetişüb ve Zülüflü baltacılar gerdeller, ve aşçılar iri kazanlarla deryadan su taşıyıp semender vâr dört taraftan kuşatup balta üşürdüler. Eski bina olmağla faide itmeyüp gittikçe âteş iştial bulub camlı büyük köşke yapışmağa on zira miktarı kaldığı mahalden Başçavuş kesdürüb biavnillâhi taalâ altı kalın duvar çıkmakla âteş teskin oldu. Ve illâ müşkül olurdu. Müllifi hakir zümrei bostanciyandan olmamız hasebiyle hizmette hâzır ve ol varatai hevilnâki ibretnümaye nâzır idim. Tarafı Pâdişahiden azim lûtfe mazhar olduk. Müceddeden tamirine fermanı hümâyûn sâdır olub Karaağaç Bağçesine ve bir aydan sonra, evsati bahar idi, Üsküdar sarayına naklü teşrif buyurdular”.
Yine aynı müverrih, Hicrî 1090 yılı Muharreminde (M. 1679 Şubatı) Polonya seferinden dönen Dördüncü Mehmedin Büyükşehirde üç gün üç gece süren bir donanma ve şehrayin ile karşılandığını kaydediyor ki, bu münasebetle, Haliçte kayıklarla büyük bir de esnaf alayı tertip edildiğini zikrediyor, şöyle ki: İstanbul esnafı kiraladıkları at kayıklarını ve mavunaları birbirine çattırıp üstüne köşkler yaptırıp Galata önünde toplanırlar, envai türlü oyunlar oynayarak bu kayık ve mavnalar ile Tersane Sarayı önünden geçerek alay gösterirler, Padişah bu alayı Kafesli Köşkten seyreder.
Tersâne Sarayı 15.000 arşın murabbaı sâhayı kaplıyordu. Arka tarafta sed sed yükselen 9.000 arşın murabbaın da bir bahçesi vardı. Haliç’den bakılınca sarayın bütün daireleri görülürdü.
Harem dairesi 4.300 arşın murabbaı yer işgal ediyordu; iki katlı idi, dairenin önünde alt katını baştan başa bir camekân örtüyordu, haremin üstü kiremit örtülü bir hamamı vardı. Haremin ön tarafında da üzeri kurşun örtülü bir kasır vardı, deniz tarafında tahtani çamaşırhânesi ile kâgir ocak yeri inşa edilmişti.
Harem dışında üzeri kiremit örtülü tahtani bir kasır bulunuyordu ve bu binadan sonra üzeri kiremitli büyük saray kapısı geliyordu. Harem tarafındaki “Dairei hümâyûn” üzeri kiremit kaplı olmak üzere 1162 arşın murabbaı bir sahayı işgal eden iki katlı bir bina idi; dairenin, üzeri kurşun örtülü bir hamamı, bahçesinde bir paviyonu, bir kameryası, ve dairei hümâyûn önünde etrafı mermer döşenmiş, ortası kal’a resminde fıskıyeli bir havuz vardı.
Deniz tarafında üzeri kurşun örtülü tezhibli Namazgâh Köşkü 264 zira murabbaı bir yeri işgal ediyordu; bundan sonra da sarayın camii geliyordu, camiin etrafı, üzeri kurşunlu turre saçaklarla çevrilmişti, kurşun damlı, mermer sökeli, kemerli ve fenerli mükellef bir kapısı vardı. Camiin yanında demir parmaklıklı küçük bir köşk bulunuyor, ondan sonra hamamlar, Kızlarağası dairesi, Hazinedar Ağa ve maiyetinin dairesi, acemi ağalar koğuşları, hademe odaları geliyordu; burada, harem ağalarına mahsus bir cami inşa edilmişti.
Harem ağaları dairesi ile haremi hümâyûn arasında bir taş duvar ve üzeri kiremit örtülü ve fenerli büyük bir kapı vardı. Bu sahada “Hasoda tahtı” tâbir olunur, üzeri kurşun örtülü, iki tarafında üçer adet cenahlı ve abdest odalı, divanhâneli dairei hümâyûn bulunuyordu. Divanhâneli dairei hümâyûn 979 arşın murabbaı bir sahayı kaplıyordu; mülevven, turre saçaklı idi; kubbesi üzerinde altın yaldızlı iki fener alem vardı: bu daireye altın pûşideli tahtanî bir hamam yapılmıştı; ve etrafında enderun ağalarının odaları, Silâhtar Ağa, Hazine ve Seferli daireleri yapılmıştı. Divanhâneli dairei hümâyûn önünde, üç yerde “tahtiratlı ve mermer pehlûden döşemeli” binek taşı mevcut idi.
Divanhâneli Kasri Hümâyûn meyanında kiremit örtülü fevkanî bir köşk Silâhtar Ağa dairesi altında da “tahtı rahatlı köfeke pehlûdan” binek taşı vardı.
Dairei hümâyûun etrafında açıklık mahalde mermer döşemeli ve demir kapaklıklı balıkhane 30 zira murabbaında bir yeri işgal ediyor idi. (Bu malûmat, merhum Saffet Bey tarafından 1329 da neşredilmiş Bahriye arşivinde 1220 tarihli bir vesikadan hulâsa edilmiştir.)
Tersane Sarayının “Aynalıkavak Sarayı” adını alması Üçüncü Ahmed zamanında, 1718 den sonradır; bu tarihte Venedik Cumhuriyeti ile Pasarofça Muahedenamesi imza edilmiş, Cumhuriyet Osmanlı Padişahına gayet büyük ve güzel Venedik aynaları hediye etmişti, Üçüncü Ahmed de bu aynaları Tersane Sarayının muhtelif dairelerine koydurtmuş, kavak kadar uzun endam aynaları” dillere düşüp “Aynaları kavak sarayı”, günlük sohbet ağzında “Aynalıkavak Sarayı” diye kısaltılmış ve Tersane Sarayına alem olarak kalmıştı.
Üçüncü Ahmed, şehzadelerinin sünnet düğününü, Nevşehirli İbrahim Paşa sadâretinin ilk yılında, Okmeydanında ve onbeş gün onbeş gece devam etmek üzere pek parlak bir surette yaptırmıştı, düğünün devamı müddetince kendisi de haremi hümâyûn takımı ile beraber Tersane Sarayında ikamet etmişti ki, sarayın önündeki deniz, geceleri pek muhteşem fişenk hüner ve eğlencelerine sahne olmuştu.
1779 da, Küçükkaynarca Muahedesinin Ruslar tarafından kasden karışık ve muğlak yazılmış maddelerini açmak ve izah etmek için Türk ve Rus murahhaslarından mürekkep bir konferans Aynalıkavak Sarayında toplanmış ve yeniden imzalanan muahedename tarih kütüğüne “Aynalıkavak Tenkihnamesi” adı ile geçmişti.
Aynalıkavak sarayı, Üçüncü Ahmed’den sonra bir müddet padişahların iltifat ve rağbetinden mahrum kaldı ve harabiye yüz tuttu; nihayet Hicrî 1021 de Birinci Abdülhamidin sadrazamı Koca Yusuf Paşanın nazarı dikkatini çekerek bu Vezirin himmeti ile tamir edildi, şöyle ki :
Bu güzel sarayın âcilen tamir edilmediği takdirde yıkılıp kaybolacağını gören Yusuf Paşa, birkaç defa Aynalıkavak’a gidip bütün dairelerini gezmiş, Pâdişaha yazdığı bir telhiste bu sarayın tamiri ve müceddeden tefrişi ile ihyası fikrini kabul ettirmiş ve hemen işe girişmişti. Aynalıkavak Sarayının Koca Yusuf Paşa tamirine dair Başbakanlık arşivinde kıymetli vesikalar mevcuttur. Tamiri sür’atle tamamlanan sarayın tefrişinde de, müneccimbaşının tayin eylediği “vakti mes’ud” da, 1201 Şevvalinin 22 inci Pazartesi günü (M. 1787) Temmuzun sabah alaturka 12 yi 35 geçe başlandı. Sarayın bu tamirine en güzel târihi Sürûri söylemiştir.
Tasvire benzedi bakın Âyinelikavak
Surûri Divanının Tarihler kısmında Aynalıkavak Sarayının tamiri üzerine iki tarih daha vardır, biri şudur :
Ayandır herbirinde müstakil târihi cevherdâr
Sürûri iki mısra’ yapdı ki beytül kasîd oldu
Sarâyi dilkeşi Tersâne buldu zîbi itmâmı
Zehî matbû eser kim tarhi Han Abdülhamid oldu
Uzunca olan diğer manzume de Tersane Sarayının tamirinde Sadırâzam Yusuf Paşanın himmet hissesi bilhassa belirtilmiştir, bundan anlaşılıyor ki, tamirin itmamında değil de tamir teşebbüsünün tahakkukunda yazılmıştır, nitekim tarih mısraı da iki senelik pir fark ile hicrî 1199 (milâdî 1785) yılını vermektedir:
Abdülhamid Han ki safâyi tabieti
Ayînei Skendere vermiş kedûreti
İskenderin metâneti seddi sedîdinî
Geçmiştir üstüvarii bünyânı satveti
Nüzhet sarâyi devletine virdi hüsni tâm
Yûsuf likaa veziri pesendîde hasleti
Elhak sarâyi dehre serâser virüb nizâm
Tekmili hizmet eyledi mîmârı himmeti
Ezcümle fülki Nûh gibi yapdı pek metin
Tersâne sâhilinde sarâyi meserreti
Mir’âti yemde aksi dirahtin ki seyride
Kaabil mi âdem anmaya tûbâyi Cenneti
Tekrar eser kavak yeli bâşında âşıkın
Gördükce kaddi dilbere servinde nisbeti
Şâhi cihân ü sadrı güzîn mihrü meh gibi
Her rûzü şeb makar ide eyvânı rif’ati
Dergâhi âşâfîye Sürûri idüb şitâb
Arz it huzura kıt’anı fevt itme fırseti
Hakkaa ki buldu sâyi cemîlinle âsafâ
Sâhilsarâyi sahai Tersâne safveti
Tevcihi rûyi pâk ile târihe kıl nazar
“Âyînelikavak ne güzel buldu sûreti”
Sene 1199
Yeni sarayın sahne olduğu ilk tarihî vak’a, 1787 Rus harbine tekaddüm eden günlerde, Koca Yusuf Paşanın İngiliz elçisi ile ile gizli mülâkatıdır; Sadırâzam Aynalıkavak mülâkatında: “Elçi bey, seninle sineni adidedenberi dostluğumuz ve hukukumuz vardır; ben sadırâzam ve siz elçi farzolunmıyarak ve hariçten bî garaz iki dost mesabesinde biraz sohbet edelim” diye söze başlamış, elçi ile Rusyanın Türkiyeye karşı durumunu mütalâa ettikten sonra Türkiyenin Rusya ile bir harbi göze aldığı takdirde İngilterenin dostluğuna itimad edebileceği neticesine varılmıştı. Rusyaya harp ilânı, Avusturyanın Türkiyeyeye karşı harbe iştirâki, Rusların karşısında uğranılan çok ağır ve kanlı mağlûbiyetle, Birinci Abdülhamidin bu felâketler karşısında duyduğu teessürle menzulen ölümü, bu maddenin çerçevesi içinde mütalâa edilecek mevzular değildir. Harbin devamınca, Aynalıkavak Sarayı yine bekçiler eline terkedilmişti, bir ara da miri ambar olarak kullanılmıştı.
Birinci Abdülhamid’in yerine Osmanlı tahtına oturan Üçüncü Selimin ilk saltanat yıllarında Aynalıkavak Sarayı, Kaptanı derya Küçük Hüseyin Paşa eliyle bir tamir daha gördü, bu tamirde Piyale Büyük Hasan Paşanın sarayı da alınarak Aynalıkavak Sarayının harem dairesine eklendi. Tamire başlanacağı zaman, sarayın içinde bulunan miri buğday ekmekcilere tevzi edilmiş, arpa da arpa eminine teslim edilerek saray bir iki gün içinde boşaltılmıştı. Fakat Üçüncü Selim bu sarayda ancak bir bahar geçirdi, bir maddesi ile Kırım’ın Rusyaya ilhakının Türkiye tarafından tasdikini ihtiva eden Ziştovi Muahedenamesini bu sarayda imzalayan Üçüncü Selim, derin bir teessür içinde Beşiktaş Sahilsarayına gitti, Aynalıkavak’a bir şeamet çöktü ve evvelâ bir daha tamir edilmemek üzere kendi haline terkedildi; sonra, Tersane, Küçük Hüseyin Paşanın gayretleriyle tevsi edilirken, sarayın binaları da kısım kısım yıktırılarak Tersane sahasına ilhak edildi (B. : Tersane). H. 1271 - 1218 (M. 1802 - 1803) arasında da son izleri kaldırıldı, Câbi Said Efendinin el yazması vakayinamesinden Reşad Ekrem tarafından çıkarılmış ve bu satırların muharririne tevdi edilmiş küçük bir notta: “Aynalıkavak Sarayı hedmedildi, yeri tersaneye ilhak olundu ve amelimanda sefaine tahsis olundu, etrafı seddü bend edilerek Tersanei Âmire emini olanlara mahsus bir yeni daire inşa edildi, Aynalıkavak Sarayının taşları, Mihrişah Valide Sultanın Eyyub’da inşa edilecek medrese ve türbesinde kullanılmak üzere Eyyub Sultana naklolundu” deniliyor.
Büyük Tersane Sarayı yıkılırken, Üçüncü Selim yerine Hicrî 1206 (M. 1791) de Hasbahçe köşkünü inşa ettirdi, bu köşk, harabesi erzak ambarı olarak kullanılan kasrı hümâyûnun yerine yaptırılmıştı.
Üçüncü Selim zamanında İstanbula gelmiş olan ressam ve mimar Melling, meşhur resim albümünün izahnamesinde Aynalıkavaktan bahsederken, bu sarayı, Fâtih Mehmedin ahfadından birine, dünyanın en güzel sahiline mâlik olmak gururunun yaptırttığını söylüyor; saray yıkıldıktan sonra, Haliç sahilleri, onun İstanbul zerafeti eseri o güzel adını uzun zaman unutmadı. Nasıl unutulabilirdi ki, Aynalıkavak, aynı zamanda, üzerine şarkılar tanzim edilip bestelenmiş bir mesire idi; Lâtif Ağanın hicazkârdan bestelediği aşağıdaki şarkı, Hâşim Beyin kendi adına nisbetle anılan meşhur eserinden nakledilmiştir :
İster isen bizbize ey dilşikâr
Aynalıkavağa gitsek bu pazar
Sen de reftar eylesen orda ne var
Aynalıkavağa gitsek bu pazar
Bir müferrah yer değildir Ihlamur
Şimdi Boğaziçine gitmek de zor
Cambaza gitsek olursun bîhuzur
Aynalıkavağa gitsek bu pazar
Pek kalabalık Kâğıthane hele
İmrahor’a azmedüp düşme dile
Bir iki candan güzel ahbab ile
Aynalıkavağa gitsek bu pazar
Hicrî 1286 da Tersanede inşa olunan 195 tonluk bir vapurumuza da Aynalıkavak adı verilmişti.
Halûk Y. Şehsüvaroğlu
Ondokuzuncu asırda Aynalıkavak Sarayı
(Bir gravürden Kemal Zeren eli ile)
Theme
Building
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Halûk Y. Şehsüvaroğlu
Identifier
IAM030643
Theme
Building
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 3, pages 1610-1615
Note
Image: volume 3, pages 1612-1613
See Also Note
B.: Tersane, Tersaneiâmire; B.: Kasımpaşa; B.: İbrahim, Sultan; B. : Tersane
Theme
Building
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.