Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYLA (Safiye)
Büyük ses san’atkârı. Aşağıdaki hal tercümesi; İstanbul Ansiklopedisi adına, 24 Ağustos 1948 Salı günü İstanbul Konservatuvarında kendisinden T. Yılmaz Öztuna tarafından tesbit edilmiştir :
“1911 de İstanbulda doğdu. Babasını hiç görmedi; annesini de çok küçük yaşta kaybetti. Saraylı olan annesinin çerkes halayığı olan Elâdil isimli kalfası tarafından üç yaşında, önceleri Bebek’de olan Çağlıyan Dârül-Eytamına verildi. Şefkatli ve kıymetli hocalar elinde iyi yetişti. Sonra babasının eski dostlarından Bursa meb’usu Servet Efendi tarafından Bursa Kız Muallim Mektebine müsabaka ile yazdırıldı. Onaltı yaşında muallim olarak çıktı; fakat mesleğine, Şehzâdebaşında Dâr-üt-Tâlim-i Musikî icra heyetinin son konserlerinden birisine iştirâk ettiği için devam edemedi; istifa mecburiyetinde kaldı. Mektebi bitirdikten altı yedi ay sonra Polidor ve Columbia müesseselerine ilk plâklarını okumuştu, Kemanî ve Rübabî Eyüplü Mustafa Sunar ondaki istidadı esaslı olarak ilk keşfeden olmuştu. 1931 de o zaman Dervişzade İbrahimin işlettiği Mulenruj’da sahne hayatına atıldı (Bk.: Atlas sineması ve tiyatrosu). O zamandanberi de piyasanın hemen her birinci sınıf gazinosunda halkın bıkmaz rağbeti ile kendini dinletti. Mustafa Sunar, Âsım Arsoy, Sadettin Kaynak, Selâhittin Pınar’dan kendi eserlerini meşkeden ...
⇓ Read more...
Büyük ses san’atkârı. Aşağıdaki hal tercümesi; İstanbul Ansiklopedisi adına, 24 Ağustos 1948 Salı günü İstanbul Konservatuvarında kendisinden T. Yılmaz Öztuna tarafından tesbit edilmiştir :
“1911 de İstanbulda doğdu. Babasını hiç görmedi; annesini de çok küçük yaşta kaybetti. Saraylı olan annesinin çerkes halayığı olan Elâdil isimli kalfası tarafından üç yaşında, önceleri Bebek’de olan Çağlıyan Dârül-Eytamına verildi. Şefkatli ve kıymetli hocalar elinde iyi yetişti. Sonra babasının eski dostlarından Bursa meb’usu Servet Efendi tarafından Bursa Kız Muallim Mektebine müsabaka ile yazdırıldı. Onaltı yaşında muallim olarak çıktı; fakat mesleğine, Şehzâdebaşında Dâr-üt-Tâlim-i Musikî icra heyetinin son konserlerinden birisine iştirâk ettiği için devam edemedi; istifa mecburiyetinde kaldı. Mektebi bitirdikten altı yedi ay sonra Polidor ve Columbia müesseselerine ilk plâklarını okumuştu, Kemanî ve Rübabî Eyüplü Mustafa Sunar ondaki istidadı esaslı olarak ilk keşfeden olmuştu. 1931 de o zaman Dervişzade İbrahimin işlettiği Mulenruj’da sahne hayatına atıldı (Bk.: Atlas sineması ve tiyatrosu). O zamandanberi de piyasanın hemen her birinci sınıf gazinosunda halkın bıkmaz rağbeti ile kendini dinletti. Mustafa Sunar, Âsım Arsoy, Sadettin Kaynak, Selâhittin Pınar’dan kendi eserlerini meşkeden Safiye Aylâ, Türk musikisi tarihinin büyük ud virtüozu Nevres Beyden de klâsik musikimizi meşketmiş, ayrıca Mes’ud Cemil Tel, Tanburî Refik Fersan, zevcesi Fâhire Fersan gibi büyük üstadlardan istifade etmiştir. Zekâî Dede Efendizâde Hâfız Ahmed Irsoy merhumdan da Darül-Eytam sıralarında arkadaşları ile beraber ilâhiler meşketmiştir ki, şimdi bunların yalnız birkaçı san’atkârın hâfızasındadır. Doldurduğu plâklar ise yüz adedini çoktan geçmiştir. Beş sene evvel de musiki âlimi Hüseyin Sadettin Arelin şahsen gösterdiği alâka ile konservatuvar Türk Musikisi İcra Heyetine iltihak etmiştir. Sanatkâr, hayatında elinden tutularak yükseltilip bugünkü mevkiine erişmiş bir kimse olmadığının belirtilmesini istemiştir. 1947-48 kışında Mısır’a bir seyahat yapmış, fazla tutulmuş, alâka ile karşılanmıştır; büyük keman virtüozu Şami üş-Şevva’nın san’atkâra yazdığı bir fransızca mektup, musikimiz için anlayışlı ve yüksek gören bir ifade taşır”.
T. Yılmaz Öztuna daha evvel, 13 Eylül 1947 de Safiye Aylâ ile bir mülâkatta daha bulunmuş ve san’atkârın, musikimiz hakkındaki fikirlerinin esasını tesbit etmiş ve İstanbul Ansiklopedisine uzun bir makale tevdi etmişti. Aşağıdaki satırlar bu makaleden alınmıştır :
“Evvelâ kaydedeyim ki hemen bütün saz ve ses san’atkârlarımızın bilgi ve kavrayış seviyelerindeki düşüklük Safiye Aylâda da mevcuttur. Harikulâde bir sese ve mükemmel bir eşini daha göremediğimiz bu büyük san’atkârın, musikimize; tarihî, nazariyatı, en nadir makamatı, dinî ve lâdinî, söz ve saz âsarı, estetiği, tahlili ve tenkidi, sağlam san’at zevki ile mükemmel vâkıf olduğu söylenemez.
“Safiye Aylâ — şahsen de tecrübe etmiş olduğu cihetle — istikbalde dahi mukimizin makamsız olamıyacağını —pek haklı olarak — söyledi. Yalnız makamlarımızın çokluğundan bahsederek, bunların hepsinin öğrenilmesinin pek zor, hattâ imkânsız olduğunu, bunun için makamlarımızın tasfiye edilmesi ve yalnız “esas” makamlarımızın bırakılması lâzım geldiğini beyan etti. Küçük makamlarımızı öğrenmenin pek gün olduğunu Safiye Hanımdan işitmek hazindir. Zira Uşşak gibi Râhat ül-Ervah’ı, Sûz-i Dil gibi Sûz-i Dilârâ’yı, Rast gibi Nevâ-Kürdî’yi aynı muvaffakiyetle okuyup çalmak o derece zor mudur? Safiye Hanım gibi bir ses virtüozundan bu şikâyeti hiç beklemiyordum. Safiye Aylânın bana bahsettiği “esas” makamdan “basit makam” değil, “çok kullanılmış makam” ı kasdettiği muhakkaktır. Zira böyle değilse Nihâvend, Kürdili Hicazkâr, Hicazkâr, Mâhûr, Isfahan, Sûz-i Dil, Evîç, Acem Aşîran, Sultanî - Yegâh v.s. gibi en kullanılmış makamlardan vazgeçilmesi fikri anlaşılmış olur. Şu halde “esas makam” dan “çok kullanılan” makam kastolunduğu anlaşılır. Fakat bu şekilde dahi fikir bâtıldır. Zira en az kullanılmış ve şimdi hiç kullanılmıyan makamlarımızın bile fevkalâde zenginleşmeğe istidadı nihayetsizdir. Meselâ Nihavend makamı bundan bir asır kadar evvel o derece fakirdi ki, bugünkü fevkalâde zengin vaziyete vâsıl olacağı şüphesiz o zaman tahmin edilmiyordu. Halbuki bu makam pek eskidir. Şu halde çok fakir olan bir makamın, ileride bestekârların rağbetiyle fakir kalmış öyle, güzel öyle zarif makamatımız vardır ki, bunlardan eser besteliyecek bestekâra teşne vaziyetteyiz. Yakın makamların birleştirilmesi fikri dahi boştur. Meselâ (Hüzzam, Segâh, Müsteâr, Irâk), (Mâhur, Acem-Aşîran, Zâvil), (Evîç, Ferahnâk), (Karcığar, Beyâtî-Arabân) gibi makamlar arasında teknik ve ses itibariyle pek az fark vardır. Fakat ifade şekilleri bambaşkadır; Müsteardaki asîl hüznü ile Segâh’taki tasavvufî ve ümitsiz aşk; Mâhûr’daki muhteşem sesler ile Acem Aşîrân’daki ince ve zarif sedalar tamamiyle başka hususiyetlerdir. Bunlardan birbirine en yakın olan Evîç ve Ferahnâk bile Cemil Beyin de söylediği veçhile - ifade tarzları bakımından ayrı ayrı mevkileri olan makamlardır. Bugün makamları yaklaştırmak için yapılabilecek şey, o da yalnız fasıllarda, Muhayyer - Kürdî eserleri Kürdî’de, Dügâh eserleri Sebâ’da, Isfahânek, Beste-Isfahân gibilerini Isfahân’da okumaktan ibaret olabilir. Çünkü bu makamlar fasıl teşkil etmiyecek kadar fakirdir.
“Safiye Hanım musikiye başladığı zaman ilk defa Yesarizâde Âsım Arsoy’dan şarkılar meşkettiğini, Kemanî Eyyubî Mustafa’dan, Hâfız Sadettin Kaynak’tan ve başkalarından istifade ettiğini, bugün yaşıyan bestekârlar içinde başta Sadettin Kaynak olmak üzere, Tamburî Selâhattin Pınar’ı, ikinci derecede Udî Şerif İçli’yi, Râkım Erkutlu’yu, Yesarizâdeyi, Osman Nihat Akın’ı, Faik Kapancı’yı, yakın zamanlarda vefat edenlerden Suphi Ziya Özbekkan’ı, bilhassa Lem’i Atlı’yı takdir ettiğini söyledi. Bu arada, Selâhattin Pıar’dan da yüksek bir bestekâr olan Suphi Ziya Bey merhum hakkında pek sitayişkâr konuşmadı; ancak bazı güzel şarkıları bulunduğundan bahsetti. Kendisinden bütün musikî tarihimizde mevkii olan bir bestekâr sual ettiğim ve “Refik Fersan” cevabını beklediğim zaman, Sadettin Kaynak’ı ve Selâhattin Pınar’ı gösterdi. Bunlarla kıyas edilmiyecek kadar yüksek bir bestekâr olarak arzettiğim Tamburî Refik Fersan ve Udî Sedat Öztoprak’ı hiç bilmediğini anladım. Refik Fersan hakkında ısrarla konuştuğum zaman, hangi “şarkılarına” dayanarak bu hükmü verdiğimi sordu. Ben Refik Beyin peşrev, saz semaîsi, sirto, yani saz eserleri bestekârı olduğunu arzettiğim halde, ısrarla şarkılarından nümune vermekliğimi arzu etti. Ben de canım sıkılarak muhakkak bir şaheser olan uzunca bir Mâhûr şarkısını (Bir neş’e yarat hasta gönül, sen de biraz gül) misal gösterdim. Derhal Sadettin Kaynak’ın bundan daha kıymetli şarkıları olduğunu söyledi. Bu arada Safiye Hanımın saz eserleriyle hiç meşgul olmak külfetine girişmediğine emin oldum. Bu arada Sadettin Efendi ile Lem’i Beyin aynı seviyede san’atkârlar olduğunu söyliyerek iddiasını gülünç bir şekle soktu.
“Büyük bir teessürle kaydedeyim ki, hemen bütün ses icrakârlarımızın san’at bilgisi acınacak haldedir; Safiye Hanımın ilmî seviyesi onlarla kıyas edilemiyecek kadar yüksektir. Bu arada, Safiye Aylânın da gösterdiği veçhile, “bilerek ve muvaffakiyetle okuyan” Münir Nurettin başlıca bir istisnâ teşkil eder.
“Nihayet Safiye Aylâ’nın ses san’atına gelelim. Babamın on iki senedenberi işlettiği şehrin en büyük ve maruf gazinolarında Safiye Hanımı ve daha nice ses sanatkârlrını binlerce defa dinledim. Bunların içinde Safiye Aylâ derecesinde güzel, âhenkli, kudretli bir sese rastlamış değilim. Benden eskiler de Safiye Hanımdan üstün bir kadın sesi dinlemediklerini söylemektedirler. Yalnız ben Mısır’da Safiye Aylâ ayarında olarak merhume Esmahan ül-Atrâş ile Ümmü Gülsüm’ü gösterebilirim.
“Safiye Hanımın okuduğu parçalar, nihayet halkın zevkine göre olacaktır. Kendisinin de söylediği gibi, Şevki Beyin o cânım şarkılarından ve emsalinden halka iki taneden fazla dinletmek kabil değildir. Fakat bu, istisnasız okuyucularımızın yeknesaklıktan kurtulmamalarını izah edecek sebep değildir. Musikimizde halkın dahi içkili yerlerde zevk alabileceği o kadar eser varken, bütün bir mevsim “repertüar” kelimesini istismar ederek 20 parçaya münhasır kalmak ne can sıkıcı bir şeydir! Dinliyen bıkar da, okuyan bıkmaz; devamlı müşteri ise hiç tatmin edilemez. Bâkî’nin dediği gibi:
Yollarda kalır râh-i rev-î kâbe-yi vaslın,
Ömr âhır olur, mevt erişir, zâd yetişmez.
“Safiye Hanımda bir okuyucu için son derece mühim olan diksiyon (telâffuz) da mükemmeldir. Bunun için de, iyi Arûz ve Osmanlıca bilmek gerekmektedir. Meselâ Rıfat Beyin meşhur Hicaz şarkısının zemini “Niçin bülbül figan eyler, bahar eyyamıdır şimdi” şekilinde değil, “Niçin bülbül figa neyler, baha reyyamdır şimdi” şeklinde okumak lâzımdır. Bir eserde “siyah” kelimesinin “siyeh” mi, “siyah” mı telâffuz edileceğini bilmek de, Arûz’a olan vukufa bağlıdır. Kendine göre her okuyucunun - tâbir caizse - bir “telâffuz üslûbu” olmakla beraber, nihayet bu üslûp, kelimenin söyleniş şeklini aslâ değiştirmemelidir. Dinlediğim seslerin en harikulâdelerinden birine mâlik olan Sâbite Tur (şimdi İzmirdedir) bazı kelimeleri (meselâ “mecnun” kelimesini) kendisine mahsus, hançeresine uygun ve pek dilrübâ bir tarzda söylemekle beraber, kelimeyi kat’iyyen bozmadı. Safiye Hanımda en tanınmış okuyuculalırımızda bile dikkat edilirse tesadüf olunabilen dil sürçmesinden eser bile yoktur. Alafranga parçalarda da muvaffak olduğunu Alabanda Revüsünde görmüştük. Ses perdeleri gayet muntazam olup, eserin edâsına hâkimdir.
“Safiye Aylâ bazı Arap filmlerinin montajında Sadettin Kaynak v.s. bestlerini okuduğu gibi, plâklara da bazı şarkılar doldurmuştur. Bunlar çok rağbet görmüşlerdir.
“Safiye Aylânın lâdinî musikimizde okuyamıyacağı parça yoktur. Şöhreti Türkiye hudutlarını çoktan aşmıştır. Senelerdenberi memleketimizin “en büyük ses sanatkârı” şöhretini muhafaza etmektedir ve edecektir. Gerek halk, gerek musikişinaslar arasında emsalinden pek fazla iştihar etmiştir.
Safiye Ayla
(Resim: S. B.)
Theme
Person
Contributor
S. B.
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030628
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
S. B.
Description
Volume 3, pages 1601-1603
Note
Image: volume 3, page 1601
See Also Note
Bk.: Atlas sineması ve tiyatrosu
Theme
Person
Contributor
S. B.
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.