Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
AYKAÇ (FAZIL AHMED)
Muallim, muharrir, şair; eskilerin “Şehrî” dedikleri, nazik ve zarif bir İstanbullu, zengin ansiklopedik kültürü, nükteciliği ve tertemiz diliyle bir meclis ve sohbet adamı, son yarım asırlık Türk mizacının en büyük şöhretlerinden biri; 23 Temmuz 1884 de Beyazıd’da Yahnikapan sokağındaki bir evde dünyaya gelmiştir; babası Divaniye mutasarrıflığında irtihal eden Mehmed Cemal Bey, anası Sabire Hanımdır. Mehmed Cemal Bey, Mektebi Harbiyede okumuş, 92 - 93 Rus seferinde İzzet Paşanın erkânıharbiyesine dahil olarak Vidin Muhasarasında bulunmuş, büyük yararlıklar göstererek iki defa yaralanmış, musalâhadan sonra mülkiye hizmetine geçmiştir; son derece afif, müstakim ve mütedeyyin, hoş konuşur, bilgili ve bilhassa tıp ilmine karşı meraklı bir zat imiş.. Oğlunun tahsil ve terbiyesine itina etmiştir. Fazıl Ahmed, çocuk iken çelimsiz, gayet asabî, fakat çok sevimli ve fevkalâde çalışkan imiş.. Pek küçük yaşta resime ve tâlik yazıya heves etmiş; İstanbulda, ilk mektebi olan “Nümunei Teraki” de sınıfın daima birincisi olmuştur. Büyük hareketi arzdan sonra Yenköy dairei belediyesi müdürü olan Cemal Bey İstinye civarında bir yalıya taşınmıştır; küçük Fazıl bir gün Emirgânda Şerif Abdiilâh Paşa yalısının önünden geçerken, Pencere önünde oturan paşanın nazarı dikkatini çekmiş, pek sevdiği Cemal ...
⇓ Devamını okuyunuz...
Muallim, muharrir, şair; eskilerin “Şehrî” dedikleri, nazik ve zarif bir İstanbullu, zengin ansiklopedik kültürü, nükteciliği ve tertemiz diliyle bir meclis ve sohbet adamı, son yarım asırlık Türk mizacının en büyük şöhretlerinden biri; 23 Temmuz 1884 de Beyazıd’da Yahnikapan sokağındaki bir evde dünyaya gelmiştir; babası Divaniye mutasarrıflığında irtihal eden Mehmed Cemal Bey, anası Sabire Hanımdır. Mehmed Cemal Bey, Mektebi Harbiyede okumuş, 92 - 93 Rus seferinde İzzet Paşanın erkânıharbiyesine dahil olarak Vidin Muhasarasında bulunmuş, büyük yararlıklar göstererek iki defa yaralanmış, musalâhadan sonra mülkiye hizmetine geçmiştir; son derece afif, müstakim ve mütedeyyin, hoş konuşur, bilgili ve bilhassa tıp ilmine karşı meraklı bir zat imiş.. Oğlunun tahsil ve terbiyesine itina etmiştir. Fazıl Ahmed, çocuk iken çelimsiz, gayet asabî, fakat çok sevimli ve fevkalâde çalışkan imiş.. Pek küçük yaşta resime ve tâlik yazıya heves etmiş; İstanbulda, ilk mektebi olan “Nümunei Teraki” de sınıfın daima birincisi olmuştur. Büyük hareketi arzdan sonra Yenköy dairei belediyesi müdürü olan Cemal Bey İstinye civarında bir yalıya taşınmıştır; küçük Fazıl bir gün Emirgânda Şerif Abdiilâh Paşa yalısının önünden geçerken, Pencere önünde oturan paşanın nazarı dikkatini çekmiş, pek sevdiği Cemal Beyin oğlu olduğunu öğrenince mahzuz olmuş.. Bu kibar ve âlim zatın meclisine kabul edilen Fazıl Ahmed, Emirgân yalısının müdavimleri ve o devrin fikir ve san’at âleminde mümtaz simalar olan Ali Şehbaz Efendi, Tevfik Molla, Koca Vezir Hakkı Paşa ve Tahsin Efendi gibi zevatın da mahbubu kulûbu olmuştur. Bu yaşlı adamların Meclisinde gördüğü alâka çocukta yeni hevesler uyandırmış, bir taraftan büyük bir gayretle arapça ve farsçaya çalışmağa koyulmuş, bir taraftan hıfzını ilerletmeğe, güzel bir sesle Kuran tilâvetine, Tuhfeyi Vehbiyi ezberlemeğe, Tarihi Atâ’dır ki enderun şairleri manzumelerini inşada başlamıştır. Şerif Paşanın yalısında, Ramazan ayının ayrı bir merasimi vardı. Mükellef iftarlardan sonra teravih hatim ile kılınırdı; Cemal Beyzâde, paşa tarafından bu namazlarda müezzinlik hizmeti ile taltif edilmiştir.
Günün birinde Mehmed Cemal Bey, Abdülhamid’e verilen bir jurnal üzerine yarı sürgün bir tarzda Gümüşhane mutasarrıflığına tayin edildi, Fazıl Ahmed Aykaç da babası ile beraber Anadoluya gitmek, necip baba dostu ve büyük hâmiden ayrılmak mecburiyetinde kaldı. Gümüşhanede rüştiye tahsilini tamamladı, medreseye devama başladı. Babasının Süleymaniye mutasarrıflığına nakli üzerine, Musul idadisine girdi ve oranın ileri gelenlerinden Şeyh Mahvi Efendiden farsçasını ilerletti. Musul idâdisinden şehadetname alarak İstanbula döndü; kültürünün şark tarafı mamur idî, büyük şehirde, birden garba döndü, Lycée Français’ye girdi, buradan “Prix d’excellence” ile fevkalâde olarak çıktı; ve yepyeni bir âleme daldı, tabiat ilimleri, fizik, riyaziyat, felsefe ve pedagoji ile uğraşmağa başladı. Meclissiz meşrutiyetin - ki bu devre İkinci Abdülhamidin devri istibdadı denilegelir - son yılları idi, 17 kuruş yevmiye ile darphaneye kâtip oldu, bir taraftan da, o zamanlar darphanenin yakınında bulunan Sanayii Nefîse Mektebinin (Güzel Sanatlar Akademisinin) mimarî şubesine yazıldı, müze Müdürü Hamdi ve Halil Beylerin müsaadesi ile müzenin zengin kütüphanesinde çalışmak fırsatını buldu; Paristeki bir arkadaşının delâleti ile “Ecole libre des seciences politique et morales” in muhabereli kurlarını takip etmeğe başladı.
1908 de, Meşrutiyetin ilânı ile, tâbir, Fazıl Ahmed hakkında Millî Nevsal’e yazdığı bir makalede filozof Rıza Tevfik tarafından kullanılmıştır, “ucu pek sivri ve maktaı pek keskin olan” kalemine sarıldı, yeni edebî neslin, Fecriâti’nin genç erkânı arasında lâyık olduğu seçkin Emin Bülend ile beraber, genç yaşında şöhretinin ilk basamağına çıktı; o devrin birçok gazete, ilmî ve edebî mecmualarında imzası görülen Fazıl Ahmed, bilhassa Tanin’in velûd ve spritüel bir muharriri oldu; kendisinin samimî bir sohbet sözleridir. “tamamiyle ihtiyar ve klâsik bir rido altında ve eski edebiyat çeşnisi içinde zamanın bütün yeni hâdiselerini iğneleyen yeni bir nazım çığrı açtı. İttihat ve Terakki hükûmetinin maarif nezarti genç şair - muharriri Darülmualliminin edebiyat, fransızca, psikoloji ve pedagoji muallimliklerine tayin etti. Bu faaliyet, 1918 mütarekesine kadar devam etti. Bir taraftan da Terbiyeye Dair”, “Divançei Fazıl”, “Kırptıntı” ve “Şeytan Diyor ki” isimlerini taşıyan kitaplarını bastırdı. Bir aralık Düyunu Umumiye idaresi Türk Dayinler kâtipliğine tayin edildi, oradan Galatasaray Lisesi Türk edebiyatı muallimliğine geçti. Lâtin harflerinin kabulünü müteakip, Halk Partisi namzedi olarak Elâzığ mebusluğuna seçildi; kısa bir zaman Dil Kurumu âzalığında bulundu, sonra bütün faaliyetini, memur edildiği “Dünya Parlâmentolar Birliği Türk Grupu Genel Sekreterliği” işlerinde topladı; bu suretle, yirmi, yıl kadar, bütün Avrupa memleketleri parlâmentolarında ve Kahirede, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, pek çok sevilen, sevgi ve zevk ile dinlenen bir mümessili oldu. Bu satırların yazıldığı sırada, eski ve yeni eserlerinden yedi sekiz cilt tutacak olan külliyatının neşri ciddî bir teşebbüs safhasına girmış bulunuyordu.
Aşağıdaki satırlar Rıza Tevfiğin, Nevsali Millî’deki makalesinden alınmıştır: “İstanbulda 1302 senesinde doğmuştur; ve doğduğuna da iyi etmiştir; çünkü, herkesin umuru hatîre ve ciddiyeden addetmektei olduğu birçok vakayiin, haddı zatında, tuhaflıktan ibaret olduğunu bize iki kelime ile anlatan ve selâmeti tab’ımızı vikaye eden o oldu.”
Fazıl Ahmed Aykaç
(Resim: H. Çizer)
Tema
Kişi
Emeği Geçen
H. Çizer
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM030625
Tema
Kişi
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Emeği Geçen
H. Çizer
Tanım
Cilt 3, sayfalar 1599-1600
Not
Görsel: cilt 3, sayfa 1599
Tema
Kişi
Emeği Geçen
H. Çizer
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.