Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÂYİNE YUSUF İLE ATTARZADE MEHMED HİKÂYESİ
On sekizinci asır meddah hikâyelerinden biridir ki, geçmiş asırlardaki İstanbul hayatı bakımından gayet kıymetli bir vesikadır. İstanbul Üniversitesi kütüphanesinin türkçe yazmaları arasında, on sekizinci asrın en namlı meddahlarının isimleri ile bunlardan dinlenilmiş bazı hikâyelerin hülâsalarını ihtiva eden bir risalede rastlanmıştır. Hikâyenin sadece vak’a çerçevesi kaydedilmiş olup dekorlar, kılık ve kıyafet, saz ve söz âlemleri, sohbetler geçtikçe “Burası tafsil olunacak!” deniliyor. Ne kadar yazıktır ki, bugün için oralarını tafsil edebilecek hiç kimse yoktur. (B. : Meddah).
İstanbulda Tavşantaşında oturan Kapıcıbaşılardan Ahmet Ağa irat ve akar sahibi, semtin tanınmış bir simasıdır. Erkek evlâdı olmamış, Zeliha adında bir kız; bir de küçük yaştanberi erkek evlât yerine büyütülmüş Yusuf adında bir kölesi vardır.
Yüzünün güzelliğinden ötürü konak halkınca “Âyine” lâkabı ile anılan Yusuf, efendisinin ayni zamanda hazinedarıdır, Zelihaya bir Yusuf münasiptir diye, ağa, kızını da bu sevgili kölesine vadetmiş bulunmaktadır.
Halep muhassisliğini alan Ahmet Ağa, Yusufu, vergi mükelleflerinin isimleri yazılı defterle beraber Halebe gönderir, dönüşte nikâh olmak üzere de kızını delikanlıya nişanlar. Günlerden bir gün Ahmed Ağa, yolda on dört yaşlarında gayet güzel bir oğlan çocuğuna...
⇓ Read more...
On sekizinci asır meddah hikâyelerinden biridir ki, geçmiş asırlardaki İstanbul hayatı bakımından gayet kıymetli bir vesikadır. İstanbul Üniversitesi kütüphanesinin türkçe yazmaları arasında, on sekizinci asrın en namlı meddahlarının isimleri ile bunlardan dinlenilmiş bazı hikâyelerin hülâsalarını ihtiva eden bir risalede rastlanmıştır. Hikâyenin sadece vak’a çerçevesi kaydedilmiş olup dekorlar, kılık ve kıyafet, saz ve söz âlemleri, sohbetler geçtikçe “Burası tafsil olunacak!” deniliyor. Ne kadar yazıktır ki, bugün için oralarını tafsil edebilecek hiç kimse yoktur. (B. : Meddah).
İstanbulda Tavşantaşında oturan Kapıcıbaşılardan Ahmet Ağa irat ve akar sahibi, semtin tanınmış bir simasıdır. Erkek evlâdı olmamış, Zeliha adında bir kız; bir de küçük yaştanberi erkek evlât yerine büyütülmüş Yusuf adında bir kölesi vardır.
Yüzünün güzelliğinden ötürü konak halkınca “Âyine” lâkabı ile anılan Yusuf, efendisinin ayni zamanda hazinedarıdır, Zelihaya bir Yusuf münasiptir diye, ağa, kızını da bu sevgili kölesine vadetmiş bulunmaktadır.
Halep muhassisliğini alan Ahmet Ağa, Yusufu, vergi mükelleflerinin isimleri yazılı defterle beraber Halebe gönderir, dönüşte nikâh olmak üzere de kızını delikanlıya nişanlar. Günlerden bir gün Ahmed Ağa, yolda on dört yaşlarında gayet güzel bir oğlan çocuğuna rastlar, görür görmez can ve gönülden âşık olup “Ah şöyle bir oğlum, bari bir damadım olaydı!..” der. Çocuğu çağırır, adını ve babasını sorar. Attar İbrahimin oğlu Mehmed olduğunu öğrenir. Çocuğun verdiği cevaplardan memnun olur, evde karısına :
— Kıza göster, isterse bu Mahmede vereyim pek muradımdır! der. Lâkin kızın acaba Yusufta gönlü var mı?.. Şüpheyi defetmek için Attarzade, Zeliha Hanıma gösterilir, kız da Mehmedi ister. Zaten Yusufu sevmediğini söyler.. Ahmed Ağa, Attar İbrahimi konağa dâvet eder; Esvap, altun, at verir, oğlanı alır.. Halk ise dedikoduya düşer :
“Attar İbrahim, oğlunun sayesinde devlete erdi!.. Yok define buldu, küp buldu” diye sözler çıkar.
Her ne hal ise nikâh meclisi olur, Attar, cümlenin arasında 2000 altuna nikâh kıydırır, kıza 1000 altun ağırlığını da tamamen verir.
Zifaf gecesi kahveci gelip; “İskeleye kahve döğdürmeğe gitmiştim.. Yusuf Ağa Halep’den dönmüş geliyor!..” der. Ahmed Ağa bu haberden fena halde sıkılır. Yusuf konağa gelir ve ağası tarafından gayet soğuk karşılanır. Kendisine bozuk düzen hoş geldin denilir, ağa: “Var istirahat eyle yarın kâğıtlarına bakarım” der. Yusuf konaktaki odasına çekilince, konaktaki kapı yoldaşları bu gece Zeliha Hanımın Attarzade ile zifafı olduğnu anlatırlar. Âyine Yusuf deliye dönüp hançere el atar: “Ağayı, oğlanı, kızı doğrar, kendimi de telef ederim” der. Bir dostu mâni olur: “Gel gidelim, Hasan Paşa Medresesinde bir büyücü Hamza Rüstem Efendi vardır, o bu derde bir çare bulur” der. Hemen kalkıp medreseye giderler. Yusuf bu süflî adamın ayaklarına kapanır öper, beriki “Tövbeliyim” diye kendisini naza çeker, fakat Yusuf 2000 altın sununca “Var elem çekme yaparım” der.
Konaktaki ahvale gelince: Attarzâde Mehmed kaynata ve kaynanasının ellerini öpüp zifaf odasına giderken ayakyoluna uğramak iktiza eder.. Ayakyolu altı basamak merdiveni çıkarken basamaklar yirmi, otuz, elli derken yüz olur.. Bir de bakar ki, başka bir memlekete çıkmıştır... Burası, Mısırdır. Zavallı çocuk yedi yıl bu yabancı memlekette sefalet içinde sürünür. Bir gün, bir mezarlıkta yatıp kalkan bir Bektaşi babasına rastlar, Macerasını nakleder. Aziz, bunun büyücü Rüstemin işi olduğunu keşfeder: “Biz ona tövbe verdik idi yine yapmış!” der ve iki kâğıd yazıp birini Mehmede yutturur; “Yürü, merak etme.. Dokuz gün deryada zahmet çekersin!” der; öbür kâğıt için de: “Bunu da İstanbulda Rüstem efendiye yutturun!” diye tenbih eder.
Mehmed İskenderiyeye gelir, limanda İstanbula kalkmak üzere bir gemi bulur; geminin kaptanı çocuğa acır ve gemiye alır. fakat yolda Maltız korsanlarının eline esir düşerler.. Dokuzuncu gün, Malta kalyonları Cezayirden gelmekte olan meşhur Muslu Reise rastlarlar. Muslu Reis korsan gemilerini yakalar, esaretten kurtardığı Müslümanlarla beraber İstanbula gelir. Meğer onların İstanbula ayak bastığı gün, Mehmed’den artık ümidini kesmiş olan Ahmed Ağa de Zeliha Hanımı tekrar köle Yusufa vermeğe razı olmuş, gecesi zifaf olacakmış.. Muslu kaptan Mehmed’le beraber, Konağa varmadan Hasan Paşa Medresesine gider, efendiye “hediyelik Mısır inciri” içinde Bektaşinin kâğıdını yutturur.. Büyücü derhal şişip geberir. Muslu Reis oradan konağa gider.. Mehmedi sağ ve sâlim teslim ederek Âyine Yusufu gemilerinde küreğe vurmak ister. Ahmed Ağa hazinedarına şefaat edip bir memuriyet ile taşraya sürdürür.. Zeliha tekrar Mehmede nikâhlanır. Zifaf gecesi, yenge hanım, ayak yoluna çıkmasın diye odaya altı tane çiş ördeği koyar! Ve lâtife yollu, “su dökmek için dışarı çıkmağa iznimiz yoktur..” der. Baki ömürlerini zevk ile geçirirler..”
Bu masalların bütün güzelliği onları anlatan meddahın muhavereleri, tesvirleri türlü nükteleriyle, eşhas ve sahneleri de en hurda kıyafetleri ve teferrüatiyle canlandırmasındadır.
Âyînei Vatan Mecmuasının 2 numaralı nüshasının birinci sayfası
Âyînei Vatan Mecmuasının 8 numaralı nüshasının birinci sayfası
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030475
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 3, pages 1557-1561
See Also Note
B. : Meddah
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.