Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYICI ÇİNGENELER
Büyükşehirde artık görünmez olmuş sîmâlardan iken 1950 den bu yana tekrar ortaya çıkmışlar ve gaayet ibtidaî hünerleri göstermeye başlamışlardır. Maalesef İstanbulun yeni zenginler tabakası tarafından da rağbet görmektedirler. Sermed Muhtar Alus, İstanbul Ansiklopedisine verdiği notlarda şunları yazıyor:
“1908 Meşrutiyetinin ilânına kadar İstanbul sokaklarında, sayfiyelerde, yanlarında, ayı, ayının burnuna takılmış demir halkanın zinciri ellerinde, zilsiz çingene tefini çala çala, yayık yayık türküyü tuttura tuttura dolaşırlardı. Kırk paraya, altmış paraya ayıyı oynatırlar, yahut da etraftakilerden onar para parsa toplarlardı.
Bunlar, İzmit, Adapazarı taraflarından gelip çerge kuran göçebe çingenelerden, yahut da Üsküdarda Selâmsızda, Büyükdere çayırında teneke evlerde barınanlardan çıkardı.
“Koca sırığı kakıştıra kakıştıra, ayıyı iki ayak üstünde zıp zıp zıplatırlar, “Oyna kara oğlan” sayhalarını basa basa “Oğlan kolunu da sallama, nafile benim için ağlama” kabilinden türküleri avaz avaz basarlardı. Sonra ayıya gûya bâzı taklitler de yaptırırlar: — Yeni gelin hamamda nasıl utanır? dedi mi ayı yüzünü eliyle kapatır; — Kocakarı kaynanalara nasıl kızar? denilince, homur homur homurdanır. Oyun bittikten sonra kırk para daha verilince soyunup ayı ile güreşir, ekseriya yenilirdi”.
Büy...
⇓ Read more...
Büyükşehirde artık görünmez olmuş sîmâlardan iken 1950 den bu yana tekrar ortaya çıkmışlar ve gaayet ibtidaî hünerleri göstermeye başlamışlardır. Maalesef İstanbulun yeni zenginler tabakası tarafından da rağbet görmektedirler. Sermed Muhtar Alus, İstanbul Ansiklopedisine verdiği notlarda şunları yazıyor:
“1908 Meşrutiyetinin ilânına kadar İstanbul sokaklarında, sayfiyelerde, yanlarında, ayı, ayının burnuna takılmış demir halkanın zinciri ellerinde, zilsiz çingene tefini çala çala, yayık yayık türküyü tuttura tuttura dolaşırlardı. Kırk paraya, altmış paraya ayıyı oynatırlar, yahut da etraftakilerden onar para parsa toplarlardı.
Bunlar, İzmit, Adapazarı taraflarından gelip çerge kuran göçebe çingenelerden, yahut da Üsküdarda Selâmsızda, Büyükdere çayırında teneke evlerde barınanlardan çıkardı.
“Koca sırığı kakıştıra kakıştıra, ayıyı iki ayak üstünde zıp zıp zıplatırlar, “Oyna kara oğlan” sayhalarını basa basa “Oğlan kolunu da sallama, nafile benim için ağlama” kabilinden türküleri avaz avaz basarlardı. Sonra ayıya gûya bâzı taklitler de yaptırırlar: — Yeni gelin hamamda nasıl utanır? dedi mi ayı yüzünü eliyle kapatır; — Kocakarı kaynanalara nasıl kızar? denilince, homur homur homurdanır. Oyun bittikten sonra kırk para daha verilince soyunup ayı ile güreşir, ekseriya yenilirdi”.
Büyük muharrir Osman Cemal Kaygılı merhum da, ölmez şaheserlerinden “Çingeneler” romanında Litros civarındaki göçebelerden bahsederken şunları yazıyor:
“Aman Allahım, burası büsbütün başka bir âlem idi. Ben ömründe bu kadar çok çingene çadırını ve bu kadar çok çingene kalabalığı bir arada görmemiştim. Buradaki çukurda karşı karşıya ve takım takım kurulmuş belki kırk beş elli çadır ve bu çadırların etrafında karınca gibi kaynayan irili ufaklı yüzlerce çingene vardı. Bir tarafta sepetçiler, bir tarafta kalpazan dedikleri demirciler, tarakçılar, değirmenciler, bir tarafta ayıcılar, şebekçiler, iskemle kuklacılar...”.
Kazıklıbağda geçen bir sahneyi de şöyle naklediyor:
“Artık gece olgunlaşmış, önümüzdeki Edhem’in getirdiği koskoca kalaylı bakır tepsiye benziyen ay tepemize yaklaşmıştı. Edhem birden çadırlara doğru fırladı..
— Nereye Edhem?
— Sırasıdır tam... Getireyim bizim koca oğlanı da bir azıcık ta böylece eğlenelim!
“Ve biraz sonra Edhem, yedeğinde başka bir yerden emanet almış olduğu koskoca bir ayı, kolunda tulum ve yanında eli defli bir delikanlı ile yanımıza geldi. Emine ayıyı görünce ağlamayı, sızlamayı, iç çekmeyi unuttu ve kalktı, delikanlının elinden defi kaparak:
— Siz, dedi, koca oğlanı oynatırken onu ben çalayım!
“Orta yaşlı göçebe kadın sevinçle bağırdı:
— Hay yaşasın benim yedi belâm, gözü şehlâm, gördün mü işte, böyle olmalı! Biri çalmalı, bir söylemeli, biri oynamalı ve böylecesine insanlar birbirine kaynamalı... Yoksam, siz kerizci, biz harmancı, yok bilmem öteki ıskaracı, beriki sepetçi, tarakçı, değirmenci diye düşürsek karşılıklı zırıltıya, hırıltıya, marazaya.. kaçar o zaman bu yaşamının keyfi! Ha göreyim seni, benim adı yedi belâ, gözleri şehlâ civan kızım, Etem Ağa şişirsin tulumu, bulaşsın koca oğlanı zıplatmaya.. Sen de başlayasın onunla birlikte tefi tıngırdatmaya...
— Ha başlıyoruz!
“Emine gülmekten katılarak:
— Ah anacığım, bir yaşıma daha girdim. Dünyada her şey aklıma gelirdi de, tefle ayı oynatmak gelmezdi.
— Öğren onu da, bulunsun çantanda!
— Şinci çadırda minik şoparlar uyumakta olan bizim karı görmesin seni bu kılıkta karşımda..
Emine:
— Görse ne olur?
— Ne olacak, kıskanır seni benden, alır eline şunun şurasından bir süpürge sapı..
“Emine :
— Aman, o fena!
— Amma, korkmasen, sana yapmaz bir şeycik, bana çalar sopayı!
— Be Etem, bırak gevezeliği gayrı, bulaş marefetine!
“Edhem, son bir öksürükten sonra koltuğundaki sopa ile ayının sırtını okşıyarak tulumla şu şarkıyı tutturdu:
Felek bana neler etti
Bu gençliğim elden gitti!
Bu iftirak cana yetti
Bende takat mâkat bitti!
“Edhemin çok güzel çaldığı tuluma Emine, hem ağzı ile iştirâk ediyor, hem defle pek enfes bir tempo tutuyor; öteki Sulukuleliler de el çırparak, zaten kendilerinin çok sevip çok söyledikleri bu türküyü şimdi hep bir ağızdan söylüyordu. Şimdi o iri gövdesini bu makama uydurarak iki ayağının üstünde sağa sola gerdan kıran koca oğlanın da keyfine son yok idi.
Mübarek o kadar keyifleniyor, neşeleniyordu ki, ortalığı gündüz gibi yapan bu ay aydınlığında yüzüne dikkatle bakılınca âdeta keyfinden gülümsediği seziliyordu. Zavallı hayvan, ömründe ilk defa bu kadar âhenk içinde oynuyordu. Şimdiye kadar mahalle aralarında, toz toprak içinde yalnız ayıcının tulumu ve onun yanında gezen bir kayış suratlının çatlak sesinden başka âhenk duymayan babayani ayıcık, bu gece böyle, İstanbulun en güzel yerlerinden birinde, bol ay ışığı altında, güzel sesli üç dört kadının söylediği şarkı ile nasıl keyiflenmez, nasıl coşmazdı? Hele biraz sonra bu âhenge, Kör Andon kemanı ile, lâvtacı Lambo lâvtası ile ve Babacan Şahin Ağa da zurnası ile karışınca ayı büsbütün coştu, kendinden geçti, aşka geldi, iki ayağı üstünde tatlı tatlı homurtularını arttırdı, ve bir kerte geldi ki, o seksen doksan okkalık koca oğlan, genizinden, baygın bir nâra savurarak Edhemin üzerine atlayıp onun yüzünü gözünü yalamağa başladı. Artık, Kazıklıbağda kopan kahkahalar, tâ Okmeydanından duyulacak bir hal almıştı”.
İstanbulun ayıcı çingeneleri hakkında en eski kayıtlardan biri ise Evliya Çelebinin kaleminden çıkmıştır; büyük seyyah ve muharrir, Dördüncü Murad zamanındaki esnaf alayını tasvir ederken şöyle yazıyor:
“Esnafı ayıciyan — Bunlar pîrsiz kıbtilerdir. Cümlesi Sultan Balatşah mahallesinde sâkindirler. Avcubaşılara mensub olduklarından alaya gelirler. Yetmiş kadar olub Karyağdı, Avâre Doracan, Bin bereket, Bazuoğlu, Sürüoğlu nâm çingeneler ayılarını çekerek sopa ve daire ile ayılarına:
Seni dağdan tuttular
Ayı ile oynattılar
Bağçede dolab döner
Sen de dön de görsünler
gibi mühmel lâflar söyliyerek Alayköşkü dibinden ubur ederler”.
Onsekizinci asır sonunun şairi Enderunlu Fazılın “Defter-i Aşk” ında da bir ayıcı çingene portresi vardır. Gençliğinde güzelliği ile İstanbulun eşsiz büyük şöhretlerinden olan köçek Kıbtı İsmail, üsn-ü ânı geçib solunca, işi ayı oynatmağa döker:
Gönül ol dilberi itti mehcûr
Âresi altı sene ittimürûr
Bir gün ahbab ile oldum hempâ
Seyriçin âzimi Haydarpâşâ
Bir de bir kıbtii mâri simâ
Hey’eti gol yebani âsâ
Buyruğun itmiş o ifrit etvar
Anın ardındaki maymuna yular
Bir kaval sokmuş efendim belde
Geldi ol daireye def elde
Heman ol âyu gibi çingâne
Hey ağalar! diyerek yarâne
Başladı kâre bed avâze ile
Âyu oynattı o âgaze ile
Cümlemiz eyledik anı tahkir
Virilüb def’ine bir kaç mangır
Fazıl Enderuninin bu Kıbti İsmail Ayvansaray çingenelerindendir. Evliya Çelebi de ayıcı çingeneleri Balatta oturur göstermektedir. Yaşadıkları devirler arasında bir asırdan fazla bir zaman bulunan şairin de seyyahın da çingeneler üzerinde hurda tetkikler yapmış oldukları söylenemez. Osman Cemal Kaygılı merhum ise, çingeneleri çok yakından tanımış, romanını yazmak için uzun müddet onların arasında yaşamıştı; çingeneleri şehirli ve göçebe olarak ikiye ayıran bu büyük muharrir; ayıcıları göçebe çingeneler arasında gösterir, ki son zamanlara kadar ayaklarına yemeni, çarık giyerler, yazın ekseriya yalın ayak dolaşırlar, poturlu, belleri kuşaklı, keçe külâh üzerine kirli tülbend sarıklı idiler; şehir çingeneleri ise, setre pantolon, kundura, başlarına fes giyerlerdi, ki Büyükşehrin namlı piyasa sazende ve hanendeleri ile köçek oğlanları bu ikinci sınıftan, Sulukule ve Lonca çingenelerinden çıkar.
Hicivleri ve tarihleri ile meşhur Sürurî de bir ayıcı çingenenin yeni aldığı bir şebek için şu tarih kıt’asını söylemişti :
Seyri Kâğıthanede bir kıbtii şâdi resan
Dünkü gün aldum deyû pozine (şebek) sin eyledi yâd
İtmeden faslın tamam ol, ben didim tarihini
“Ayucu çingâne almış bir şebek, meymun bâd”
Hicrî 1207 (Malâdî 1792 - 1793)
Ayıcı Çingene tipi
(Resim: Kargopulo fotoğraflarından Ayhan eli ile)
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030380
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 3, pages 1534-1536
Note
Image: volume 3, page 1534
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.