Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYIBALIĞI
Frenklerin Fok dedikleri mahlûk; et yiyen hayvanlardan hem karada, hem denizde yaşar; ön tarafı dört ayaklı bir hayvana, arka tarafı balığa benzer; başı yuvarlak, kulakları kesilmiş bir köpek başını andırır, ön ayaklarında siyah tırnaklı beşer parmak vardır, bunları kürek gibi kullanır; arka ayakları ise ayaklıktan çıkmış, aralarında kalmış kuyruğu ile beraber arkasından sürünür. Gözleri iri ve yuvarlak, dudaklarında kedi bıyığına benziyen kıllar vardır, vücudu tüylü, ağzında muntazam dişleri vardır. Rengi sarıya çalar koyu sincabîdir; sırtında bir takım siyah ebruları vardır, karın tüyleri de beyaza yakındır. 27 ikincikânun 1329 (8 şubat 1914) de Büyükada civarındaki torik ağlarına sarılmış olup balıkhaneye getirilen gayet büyük bir ayıbalığının siyaha yakın esmer renkte olduğu görülmüştür. Bu hayvan, burun deliklerini tıkamak suretiyle deniz içinde uzun zaman kalabilir; karada güç hareket eder, denizde kolaylıkla ve sür’atle yüzer; ökpek ulumasını andıran bir ses çıkarır. Bâzı tenha sahillere çıkıp yavrularını emzirdiği görülür. Sahile yakın sularda sürü ile dolaşır, balık yiyerek yaşar; içinde balık bulunan ağları, dalyanları parçalar, büyük zararlar verir; balık avına da bilhassa geceleri çıkar. Karada iken kurşun ile vurulur. Aslında pek uslu ve terbiye edilebilir bir hayvan...
⇓ Read more...
Frenklerin Fok dedikleri mahlûk; et yiyen hayvanlardan hem karada, hem denizde yaşar; ön tarafı dört ayaklı bir hayvana, arka tarafı balığa benzer; başı yuvarlak, kulakları kesilmiş bir köpek başını andırır, ön ayaklarında siyah tırnaklı beşer parmak vardır, bunları kürek gibi kullanır; arka ayakları ise ayaklıktan çıkmış, aralarında kalmış kuyruğu ile beraber arkasından sürünür. Gözleri iri ve yuvarlak, dudaklarında kedi bıyığına benziyen kıllar vardır, vücudu tüylü, ağzında muntazam dişleri vardır. Rengi sarıya çalar koyu sincabîdir; sırtında bir takım siyah ebruları vardır, karın tüyleri de beyaza yakındır. 27 ikincikânun 1329 (8 şubat 1914) de Büyükada civarındaki torik ağlarına sarılmış olup balıkhaneye getirilen gayet büyük bir ayıbalığının siyaha yakın esmer renkte olduğu görülmüştür. Bu hayvan, burun deliklerini tıkamak suretiyle deniz içinde uzun zaman kalabilir; karada güç hareket eder, denizde kolaylıkla ve sür’atle yüzer; ökpek ulumasını andıran bir ses çıkarır. Bâzı tenha sahillere çıkıp yavrularını emzirdiği görülür. Sahile yakın sularda sürü ile dolaşır, balık yiyerek yaşar; içinde balık bulunan ağları, dalyanları parçalar, büyük zararlar verir; balık avına da bilhassa geceleri çıkar. Karada iken kurşun ile vurulur. Aslında pek uslu ve terbiye edilebilir bir hayvandır. Diri olarak ele geçirilenler, bâzı İstanbul kopukları tarafından “Deniz canavarı” diye halka beş on kuruş karşılığı seyrettirilir.
A. Câbir Vada, “Boğaziçi Konuşuyor” adındaki eserinde, ayıbalığı hakkında şu müşahedeleri kayd ile bir fıkra nakleder:
“Boğaziçinde senelerdenberi fok görülmektedir. Bir zamanlar Kanlıca Vahayi körfezindeki metrûk kayıkhaneler, bunların yatak yeri olduğundan Prenses Rukiyenin korucusu Muyu Mustafa çifte ile vurarak iskele yanındaki rıhtıma getirmiştir.
“Boğaziçinden gayri denizlerde yaşıyanlarının hangi balığı gıda olarak yediklerinden malûmatım yoksa da, Boğazda gezenler levrekle taayyüş etmektedirler. Siyah veya sert etli balıklar, herhalde midelerine rahatsızlık veriyor ki, levreği tercih ediyorlar.
“Foklar gıdalanmak için tuttukları balığı denizin sathına çıkarmadan yemek veyahut yutmak imkânına malik olmadıklarından, avladıkları balığı behemehal denizin yüzüne çıkarmak mecburiyetindedirler. Avı ağzında iken, kara cihetinden kimsenin göremiyeceği hizada denizin sathına çıkabilirse kemali iştahla ve karadan bir tecavüze uğramadan şikârını midesine indirmektedir. Lâkin ekseriya buna muvaffak olamadıklarından sahile yakın ve insan kalabalığı olan mevkide, ağzında avı ile beraber yüzdükleri görülünce, sandalla üzerine gidenlerin taarruzundan kendilerini kurtarmak hülyasiyle ağzındaki balığı bırakırlar ve hemen dalarak oradan uzaklaşırlar.
“Fokun dişleriyle yaptığı tazyik tesiri yüzünden az çok sersemleşmiş olan levrek birdenbire yüzmek kudretini iktisap edemediğinden, sandaldakiler elle ve kolaylıkla yakalarlar. Kanlıcalı Ali ile sandalcı Şerif ve daha bâzı kimseler bu suretle birer levrek elde etmişlerdir.
“Kanlıcada, kış mevsiminde boş kalan yalılardan ikisinin kayıkhanelerini, kendisine mekân yapan bir foku canlı olarak tutabilmek için kurulan tuzaklar, gülünç surette neticelenmişlerdir.
“Sahaflarşeyhizâde vakanüvis Esat Efendi yalısının altındaki kayıkhanenin, 25 metreden fazla karaya doğru uzunluğu olduğu gibi, yanındaki aralık sokağında da müstakil kapısı vardır. Yalıda kış bekçisi olan adam, bir gece henüz yatağına girdiği sırada altındaki kayıkhanede hâsıl olan homurtudan fevkalâde korkarak sokağa fırlar ve iskeledeki kahvehanelere gelerek istimdad eder. Ekserisi balıkçı olan bir hayli kimse, meseleyi tetkik etmek için yalıya giderler. Kayıkhanenin fok tarafından işgal edildiği anlaşılması üzerine, bekçiye korkulacak bir şey bulunmadığını telkin ve ertesi gün, foku avlamak için tuzak kurulacağından, tekrar gelmesini temin için hiç patırdı çıkarmaması tenbih ve muvaffakıyet hâsıl olduğu tardirde satış bedelinden kendisine de pay ayrılacağını ilâve ederler.
Köydeki balıkçıların her biri foku öldürmeden ve kimseye zarar verdirmeden ele geçirebilmek için fikirlerini beyan ederler ve tarif edilecek plânın tatbikine karar verirler.
“Mustatil şekilde olan Kayıkhanenin zemini, karaya doğru yükseldiğinden esasen al-)çak olan tavanın gerilerde büsbütün alçaldığı ve fokun da nihayetteki sokak kapısının mukabil köşesini yatak mahalli yaptığı görüldüğünden, bu köşenin üstüne tesadüf eden tavan kirişlerine menteşelerle ve mailen raptedilecek bir kapı kanadına, kayıkhanenin üzerindeki odanın döşemesine açılacak delikten bir ip sarkıtılarak bu kanadın diğer kenarına bağlamak suretiyle tavana kaldırılması ve fok yatağına gelip tatlı uykusuna daldığı hengâmda, ipin başında bekletilecek kimse kanadın sukutu için ipi birdenbire salıvermesi ve sokak kapısının dışında pusuda bekliyenleri de haberdar etmesi muvafık görülmüş ve bu tuzak ile fokun herhalde ele geçirileceğine kanaat getirilmiştir. Akşama kadar bu ameliyeyi itmam eden balıkçılar, gece deniz ve karada her nevi hareket nihayet bulduktan sonra, fokun her türlü iştibahını önlemek için son derece sükûn ve ihtiyata riayet ederek, hayvanın kemali emniyetle kayıkhaneye girip yatağına uzanmasını, sokak kapısının dışında beklemiye başlamışlardır.
“Kayıkhanenin içi ziyade karanlık olduğundan lüzumu halinde kullanılmak üzere arkadaşlarından birinin eline mumlu bir fener verilerek, artık odada bulunan ve ip başında bekliyenin vereceği kumandaya intizar ederler.
“Fok yatağına girip sükûnet bulduğuna kanaat getiren odadaki balıkçı kapu kanadının ipini koyuvererek sokaktakilere seslenmesi akabinde, ordakiler tehalükle kayıkhaneye tuzağa yüklenirler. Neye uğradığını birdenbire anlamıyan zavallı hayvan, nefsini kurtarmak kaygusu ile, hapsedildiği mahalden olanca kuvveti ile kanadı zorlamağa ve hızlı hızlı nefes alıp vermeğe ve keskin tırnaklı ellerini de, kanadın tamamiyle etrafa intibak etmemiş olan aralıklarından dışarı çıkarmağa ve rastgeldiğini koparmağa başlar. Bu arbedede avcıların birkaçının elleri tırnak darbesinden yaralanır. Herkes fenerden istifade etmek üzere, ışığın kendi bulunduğu tarafa tutulmasını istediğinden, fenerci verilen her emri ifa edebilmek için feneri sağa sola gezdirirken hâsıl olan hava cereyanı, esasen kırık olan camından içeri girerek mumun hemen sönmesine ve etrafı zifirî bir karanlığın istilâsına sebep olur.
“Fokun müdafaası ile uğraşanlar, etrafın birdenbire karardığını görmeleri ve içlerinden birinin de o sırada acı acı feryadı hepsinin cesaretini kırdığından, kendilerini fokun salvetinden kurtarabilmek için tuzağı terk ve sokak kapısının söğelerini yerinden koparırcasına dışarı atılırlar. Ve fok da insan eline düşüp itlâfından evvel bir zaman halka teşhir edilmek suretiyle maskara olmaktan kurtulur.
“Muvaffakıyetsizliğe bais olan esbabın münakaşası devam etmekte iken fokun, Mektupçu Ali Beyin yalısındaki kayıkhaneyi yatak yeri yaptığı haberi alınması üzerine, buraya başka türlü bir tuzak kurulması mütalâa edilir. Artık bunda muvaffakiyetin yüzde yüz olacağına hükmolunur.
“Fokun yatak ittihaz ettiği mahaldeki kumların altına belirsizce yerleştirilecek olan bir tuzağın, beş altı kat kılıçbalığı ağının dört köşesine bağlanmış olan halatları, yüksek olan tavanda ihzar olunacak makaralardan dolaştırıp foku yukarı kaldırmaktan ibarettir.
“Bu tuzak da evvelki gibi önce muvaffakiyet hâsıl etmişse de neticesi alınamamıştır. Çünkü zeminden terfi edilen fokun ağırlığı ve tırnaklariyle sicimden mamûl ağlara yaptığı hasar neticesinde büyük bir delik açılmış ve bu delikten denize düşen fok, bir daha buralarda yatakhane tutmamak azmiyle kaçmış ve avcıların hevesleri de kursaklarında kalmıştır”.
Bibl. : Karakin.
Ayı balığı
(Resim: Behçet)
Theme
Other
Contributor
Behçet
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030378
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Behçet
Description
Volume 3, pages 1532-1534
Note
Image: volume 3, page 1532
Bibliography Note
Bibl. : Karakin.
Theme
Other
Contributor
Behçet
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.