Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÂYETULLAH BEY (Subhipaşazâde Mehmed)
Muharrir; edib; Tanzimat ricalinin temsil ettiği münevver mutlakiyyete karşı Meşrutiyet idaresini kurmağa çalışan o devrin uyanık gençliğinin seçkin simalrından; Abdurrahman Samipaşazade Subhi Paşanın büyük oğlu; Abdülvahhab Subhi ve Hamdullah Subhi Beylerin büyük kardeşleri; 30 cemaziyelevvel 1262 (M. 1846) de Mısırda doğdu. Üç yaşlarında iken dedesi ve babası ile beraber İstanbula geldi. Büyükşehin en kibar kapularından biri, bir ilim ve edebiyat mahfili olan konaklarında hususî ve pek itinalı bir tahsil ve terbiye ile yetiştirildi.
Ebuzziya Tevfik Bey “Yeni Osmanlılar Tarihi” nde Âyetullah Beyden bahsederken der ki: “Sayei pederde zamanındaki erbabı şebabın kâffesinin fevkinde iktisabı marifet etmiş ve hanei pedere müdavim olan ulemayı garptan Avrupa usulü siyasiye içtimaiyesi hakkında bir hayli malûmat edinmiş ve bu malûmatını ve mesaile müteallik müdevvenatı mütalâa ile tevsi ve ikmale çalışmış, hasılı bugünkü günde bile o sinde bugünkü mekâtibi aliyyemizden yetişmiş gençlere ispatı tefevvuk edecek iktidarı ihraz eylemişti. Kendi ise fıtraten artist olduktan başka filozof (Kritik), şair, diplomat, politik bir muharrir olmak istidatlarını haiz idi. Fakat hiç birinde bittabi tekemmül edememiş ve fakat her birinde tekemmül istidadını haiz bulunmuş idi. Hilkaten natuk ve bir lis...
⇓ Read more...
Muharrir; edib; Tanzimat ricalinin temsil ettiği münevver mutlakiyyete karşı Meşrutiyet idaresini kurmağa çalışan o devrin uyanık gençliğinin seçkin simalrından; Abdurrahman Samipaşazade Subhi Paşanın büyük oğlu; Abdülvahhab Subhi ve Hamdullah Subhi Beylerin büyük kardeşleri; 30 cemaziyelevvel 1262 (M. 1846) de Mısırda doğdu. Üç yaşlarında iken dedesi ve babası ile beraber İstanbula geldi. Büyükşehin en kibar kapularından biri, bir ilim ve edebiyat mahfili olan konaklarında hususî ve pek itinalı bir tahsil ve terbiye ile yetiştirildi.
Ebuzziya Tevfik Bey “Yeni Osmanlılar Tarihi” nde Âyetullah Beyden bahsederken der ki: “Sayei pederde zamanındaki erbabı şebabın kâffesinin fevkinde iktisabı marifet etmiş ve hanei pedere müdavim olan ulemayı garptan Avrupa usulü siyasiye içtimaiyesi hakkında bir hayli malûmat edinmiş ve bu malûmatını ve mesaile müteallik müdevvenatı mütalâa ile tevsi ve ikmale çalışmış, hasılı bugünkü günde bile o sinde bugünkü mekâtibi aliyyemizden yetişmiş gençlere ispatı tefevvuk edecek iktidarı ihraz eylemişti. Kendi ise fıtraten artist olduktan başka filozof (Kritik), şair, diplomat, politik bir muharrir olmak istidatlarını haiz idi. Fakat hiç birinde bittabi tekemmül edememiş ve fakat her birinde tekemmül istidadını haiz bulunmuş idi. Hilkaten natuk ve bir lisanı ateşin beyana malik, derecei müfritade sevdayı hürriyetle serder hava idi.”
On beş yaşlarında iken Defteri hakani kalemi kâtipliği ile intisab ettiği devlet memuriyetinde süratle terakki ederek Tahriri emlâk dairesi tahrikat kalemi müdürü, az sonra da Şûrayi Devlet kalemi muavini oldu. Âli Paşanın ölümü üzerine sadrazam olan Mahmud Nedim Paşanın yaptığı tensikattta açıkta bırakıldı. Süriye valisi bulunan babasının himmetiyle ayni vilâyetin evvelâ Baalbek, sonra Bukaülaziz kaymakamlığına bir müddet sonra, Midhat Paşa sadaretinde, Kendisinden her nedense hoşnut olmayan vali Âsım Paşanın şikâyeti üzerine azledildi. Asrımızın edib biyografı Mahmud Kemal İnal, Türk Tarih Encümeni mecmuasına yazdığı “Mehmed Âyetullah Bey” makalesinde bu azil hâdisesini yazarken, bir de telgraf fıkrası naklediyor ki, genç muharririn şahsiyetini belirtmek bakımından mühimdir:
“O vakit makamı sadarette bulunan Midhat Paşaya çektiği telgrafta: Vazifesini ifa etmediği için bir padişah hali’ ettik; vazifesini ifa eden mektupçu niçin azlediliyor, cevap itası mürüvvet muktezasıdır! dedi. Fakat:
Güle gûş ittiremez boş yere bülbül inler
Verakı mihrü vefâyı kim okur kim dinler
meali, muvafıki hal oldu”.
Bir sene sonra, 1294 (M. 1878) de Edhem Paşa sadaretinde Erzurum mektupcusu oldu.
Aslı İnal arşivinde bulunup yukarıda adı geçen makalede neşredilen bir mektupda, Âyetullah Bey, İstanbulda bulunan dedesi Abdurrahman Sami Paşaya Erzurumdan şunları yazıyor:
“Samimî olarak arzederim ki Erzurum mektupçuluğunun uhdei âcizaneme tevcihi gününden beri mükedder ve münkesir olmuştum. Lâkin ne çare ki mevkii harbe gitmekten çekinmek, hilâfgirlerimin türlü türlü taan ve teşniine sebebiyet vereceğini fehmetmiş olduğumdan mütevekkilen alâllah azimeti ihtiyara mecburiyet elvermişti. İnsan için görmediği yerleri görmek ve bilmediğini öğrenmek dahi çekilen sıkıntılara bedel oluyor. Mevkii harbi, harekâtı askeriyeyi, muharebeyi, muhasarayı hep görüp hallerini lâyıkiyle tetkik ettim.”
Fakat ne kadar yazıktır, genç ve münevver muharririn bu müşahedeleri, kalem diline verilemedi. Erzurumdan Erzincana gelirken tifoya tutuldu ve 12 rebiülevvel 1295 (M. 1879) de öldü; bu kasabanın mezarlığına gömüldü.
Aşağıdaki satırlar, Âyetullah Beyin amcası eski Basra valilerinden Abdurrahman Hasan Bey merhumun verdiği malûmata dayanarak merhum Abdurrahman Âdil Eren tarafından yazılmış makaleden alınmış notlardır:
“Âyetullah Bey, kâfi derecede fransızcayı tahsil etmiş ve Fransa tarihine merak sarmıştı. Büyük ihtilâlin hukuku beşer beyannamesine takdirkâr, fakat birinci Napoleon’a da meftun ve perestişkâr idi. Beyannamenin ilân ettiği hürriyet ve Napoleon’un ilân ettiği kudret kendini mestederdi. Âli Paşa hükûmetine karşı daima itiraz eder ve Monarchie taraftarlığı dolayısiyle pederine karşı cidalcûyâne bahislerden çekinmezdi.
“Maharetle müştehir Granşan namında bir Fransız ressam, kendisine fenni tersim talim etmişti.
“Âyetullah Bey merhum, Namtk Kemal Bey gibi, devletin mühim bir büyük memuriyetlerinde bulunmadı. Her ikisinin mesleki müttehazi hükûmete muhalefet olduğundan mutena memuriyetlere tayinleri kabil değildi.Kemal Beyin en büyük memuriyeti vali muavinliği ve sancak mutasarrıflığı oldu. Âyetullah Bey de ancak Şûrayı Devlet kalemi muavini ve vilâyet mektupçusu olabildi.
Âyetullah Bey, mahud Veli efendi çayırındaki içtima meselesine gelinceye kadar Kemal Bey merhumla birlikte idi. O zamanın tâbirince “darünnedve” dedikleri Tasviri Efkâr matbaasına müdavemet etmekte idi. Fakat Veliefendi çayırı içtimaının Ayetullah Bey tarafından haber verilmiş olması, ahvalde küllî bir tagayyüre sebep oldu. Veliefendi içtimaında istihdaf olunan gaye millî mi, yoksa şahsî miydi, hangi ciheti iddia etmiş olsam elde vesaik olmadığından sözlerim ekvali mücerrede addedilir. Bir gûna iddiada bulunmıyacağım. Erbabı insaf, Ebuzziya Tevfik Bey merhumun keyfî (Fantaisie) sözlerini bir tarafa bırakarak cemiyetin sureti teşekkülünü ve içtimaın kararını nazarı mütalâaya alınca cemiyetin sıfatı lâzimesini takrir eder. Bu cemiyete Namık Kemal ve Ziya Beyler (paşa) ve Suavi Efendi dahil değiller idi. Cemiyetin elebaşısı Mahmud Nedim Paşanın büyük biraderi Sağır Ahmed Beyin oğlu Mehmed Bey idi. Cemiyetin malî ve siyasî müdürü Prens Mustafa Fazıl Paşanın kethüdası Azmî Bey idi.
“Veliefendi çayırındaki içtimada verilen karar, intihab ettikleri kırk nefer fedai tarafından Babıâlide vükelânın hali içtimada iken katli ve Mahmud Nedim Paşanın sadarete tayini hususundan ibaret idi. İşte cemiyetin şekli, işte içtima kararının mahiyeti.
“Ebuzziya Tevfik Bey, bu cemiyete “Jön Türk Cemiyeti” demek için cemiyetin Meşrutiyet desisi veyahut Tanzimatı hini tesisinde Gülhanede kıraat olunan ferman nev’inden bir islâhat tertibi ile iştigal ettiğini ispat etmesi iktiza ederdi. Cemiyetçe tanzim olunmuş bir kanunu esasî lâyıhası veya bir islâhat tertibi müsveddesi Ebuzziya Tevfik Beyin makalelerinde görünmedi. Ben görmedim; zannedersem kimse de görmedi. Böyle olunca nasıl oluyor da bu cemiyete Jön Türk Cemiyeti ismini veriyor.
“Bu cemiyetin Âyetullah Bey tarafından haber verilmesi hakkında tahkikatı hususiyem olmadığından malûmat ita edemem. Ancak Âyetullah Beyin kendini müdafaa eden sözlerini beyan edebilirim. Şöyle ki: O zaman ben ve birader Abdülhalim Bey meclisi valâ mektubî kaleminde huleradan bulunuyorduk. Ekser akşamlar Âyetullah Bey kaleme gelir, birlikte gezintiye çıkardık; bir gün serhalife Atıf Bey beni yanına istedi. Bu Âtıf Bey, Abdülâziz Han’ın hal’inde mabeyn başkâtibi olan Âtıf Beydir. Yer gösterdi, oturdum. Bir sigara da ikram etti. Çağırıldığım kaleme ait bir iş için olmadığını anladım. “Ortalıkta hükûmetçe bir cemiyeti hafiyye meydana çıkarıldığına ve bazı kesan tevkif edilmekte olduğuna dair rivayetler devran ediyor. Siz de işitmediniz mi” dedi. Henüz bilmiyordum. Menfi bir cevap verdiğimde “acayip, Âyetullah Beyin haber verdiğini söylüyorlar” demesi üzerine büyük bir hayret içinde kaldığımı halimden anladı. Derhal “rivayetler ekseriyetle nefsül’emre tevafuk etmez” diyerek mükâlemeyi kesti ve elime kaleme ait kâğıt verip beni başından savdı.
“Akşam Âyetullah Bey kaleme gelince işittiğim rivayeti kendisinden sordum. Rivayetin bu kadar az bir zaman içinde meydanı şuyua atılmasına biraz hayret ettikten sonra meseleyi benden ketme artık lüzum görmiyerek dedi ki: “Ben samimiyetle cemiyete dahil oldum. Ve, Veliefendi çayırındaki içtimaa kadar işittiğim sözlere de inanmıştım. Lâkin İçtimada, başta prens Mustafa Fazıl Paşanın müdiri umuru Azmî Beyi cemiyeti idare eder ve müzakeratı da vükelâyı katil ve Mahmud Nedim Paşayı sadarete ik’at sadedinde devran eyler gördüğüm zaman hasıl olan nefret, bende zihnen tam bir inkilâba sebep oldu. Ortada usulü hükûmetin islâhına dair bir tedbir ve menfaati memleket hakkında yapılacak bir hüsnü tesir görmediğimden başlıyarak acı acı tenkidatta bulundum. Hey’eti içtimaiye bu cesaretime hayret etti. Mehmed Bey telâşla: “Bu cemiyete bir çok rical ve ezcümle pederiniz dahildir” dediğinde kendisinin bu mertebeye varmasına tahammülüm kalmadı. Hemen ayağa kalktım ve “Eğer şahsa hizmet ediyor ve menfaati şahsiye uğrunda insan katletmek istiyorsunuz. Allah sizi kahretsin” dedim. Atıma atıldım; atı süratle sürdüm. Nasıl olu da arkamdan bir kurşun göndermediklerine taaccüp ederim. Kurşun menzili mesafeyi geçinceye kadar buna muntazir olmuştum. Akşam pederime, onun da dahil olduğunu söyledikleri cemiyetin hal ve şanını anlattım. Pederimin böyle şeylerden ne kadar nefret edeceğini bilirsin, pek müteheyyiç oldu. Âli Paşa ile dargın olduğundan Serasker Mehmed Rüştü Paşaya gidip malûmat verdi. Mesele bundan ibarettir. Cemiyette sözümde hulf etmiş olamam.”
“Cemiyet inhilâl edince hükûmetin tedabiri tahaffüzkâranesi yalnız cemiyetin mürettiplerine münhasır kalmayıp umum muhalifine şamil olduğundan Jön Türklerin müteayyin olan liderleri de terki diyara mecbur kalmışlar idi.
“Âyetullah Bey, Filip Efendinin tesis etmiş olduğu Vakit gazetesine makaleler yazardı. Başka bir gazeteye makale yazdığını hatırlamıyorum. Vakıa Basiret’çi Ali Efendi, merhumu kendine cezbetbek arzusiyle bazı mesaide bulunmuş ise de Ali Efendinin hal ve şanı pek amiyane olduğundan kendisine teveccüh göstermedi. Filip Efendiyi bırakmadı. Maamafih Filip Efendi, zemin ve zamanı gözetir ve hürriyeti fikriyyenin aykırı mertebede alemefrazi olan makalelerin bilâhara kendisini perişan edecek derecede zarar vereceğini bilir bir adam olduğundan, Âyetullah Beye makalelerin münderecatında bazı tadilât icrasını rica etmişti. Âyetullah Bey gibi tam gençlik çağında ateşin fıtret bir adam, babasiyle bahse giriştiği zaman babasının biraz sert ve tekdire mail sözlerine “Bir sahibi fikre, oğlunuz da olsa hürmet etmeğe borçlusunuz” mukabelesinde bulunurken Filip Efendinin sözlerini nasıl havsalasına sığdırabilir. Filip Efendinin bu tarz düşünceleri az çok aralarında bur muhalefet zuhuruna sebep oldu. Musullu Sami Efendiyle müştereken ayrıca “Utarıt” namiyle bir gazete neşrine başladı. Ancak Filip Efendinin düşünceleri pek muhik olduğu az zamanda filen sabit oldu. Çünkü “Utarit” tulûile beraber uful etti. Eğer hatıram beni iğfal etmiyorsa bir hafta yaşadı. Seddettiler”.
Âyetullah Bey şiir ile de meşgul olmuş, fakat akran ve emsali arasında şairlik ile şöhret bulamamıştı. Ziya Paşaya takliden matbu bir terkibi bendi vardır ki bir parçasını naklediyoruz:
Bir kerre bu sahraya düşen desti kazadan
Rehâyap olamaz pençei hunharı belâdan
Rehâyap olayım dersen eğer kılma tehalük
Bir gün geçirüp gitmeğe bak milki fenâdan
Bir bikesü biçâre bilüp zâtini elhak
Hayr umma sakın baş eğerek ehli riyâdan
Her kahrına bir türlü tahammül olur ammâ
Minnet çekilir şey değil asla cühelâdan
En muktedir addeylediğin âcizi bilsen
Tefrik edemezdin o zaman bâyı gedadan
Bir âlet edüp herkesi bir kasdına gerdûn
Bâşın alamaz kimse bu ahkâmı kazâdan
Bedbaht ana derler ki olup vehmine mağlûp
Rehâyap olamaz dağdağai çûnü çirâdan
Bu halka sen ahkâmı felekten ne sorarsın
Bir doğru cevap almayıcak geç bu ezâdan
Bu kubbede bir gûş yok âvâzını duysun
Mânayı alırım sanma sakın aksi sedadan
Bir melceü me’men bulamazsın bu fezâda
Gaflet edüp ayrılma sakın bâbı rizâdan
Allaha sığın kimseye râm olma cihanda
Âdemde vefâ umma sen illâ bu zamanda
Ayetullah Bey
(Resim: Nezih)
Theme
Person
Contributor
Nezih
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030369
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Nezih
Description
Volume 3, pages 1527-1530
Note
Image: volume 3, page 1527
Theme
Person
Contributor
Nezih
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.