Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYDINOĞLU DERGÂHI VE MESCİDİ
1934 Belediye Şehir Rehberine göre 1 numaralı Hocapaşa mahallesinde Sirkeciden Sultanahmede giden tramvay yolu üzerinde, Muradhüdavendigâr Caddesi ile Alemdar Caddesi kavuşağı köşesinde, Sirkeciden gelindiğine göre sağ koldadır; ahşab harem, ahşab selâlık, yarı ahşab semaahane - mescid ve bir türbe ile şadırvanlı, fıskiyeli ve üstü camekân örtülü bir taş avlu ve hazirelerden mürekkeb bir yapıdır. Yalnız türbe, taş avlu ve fevkani semaahane - mescidin 1948 deki durumunu gösteren aşağıdaki notlar İstanbul Ansiklopedisi arşivinden alınmıştır.
“Dergâhın yeşil yağlı boyalı avlu kapusunun sağında bir pencereiçi küçük sebil vardır, lülesi kopmuş, muattal haldedir; avlu kapusundan girilince sağa dönülerek bir kaç basamak taş merdiven ile inilir ve dergâhın cümle kapusu ile karşılaşılır. Cümle kapusu, fevkani semaahane - mescidin alt kısmına açılır; bu alt kattta erkân minderleri ile döşeli bir intizar odası vardır, bu odadan şeyhin hücresine çıkılırdı, yukarıda kaydedilen ziyaret tarihinde bu intizar odası metrûk bir halde idi. İntizar odasının önünden sola doğru ilerleyince, sol tarafta, bu binanın içine yerleştirilmiş Hasan Ünsi Efendinin müstakil taş türbesi görülür, türbenin küçük demir kapusu yeşil yağlı boya ile sarı yaldıza boyanmıştır, üzerinde “Merkadi münevverei hazreti Hasanil...
⇓ Read more...
1934 Belediye Şehir Rehberine göre 1 numaralı Hocapaşa mahallesinde Sirkeciden Sultanahmede giden tramvay yolu üzerinde, Muradhüdavendigâr Caddesi ile Alemdar Caddesi kavuşağı köşesinde, Sirkeciden gelindiğine göre sağ koldadır; ahşab harem, ahşab selâlık, yarı ahşab semaahane - mescid ve bir türbe ile şadırvanlı, fıskiyeli ve üstü camekân örtülü bir taş avlu ve hazirelerden mürekkeb bir yapıdır. Yalnız türbe, taş avlu ve fevkani semaahane - mescidin 1948 deki durumunu gösteren aşağıdaki notlar İstanbul Ansiklopedisi arşivinden alınmıştır.
“Dergâhın yeşil yağlı boyalı avlu kapusunun sağında bir pencereiçi küçük sebil vardır, lülesi kopmuş, muattal haldedir; avlu kapusundan girilince sağa dönülerek bir kaç basamak taş merdiven ile inilir ve dergâhın cümle kapusu ile karşılaşılır. Cümle kapusu, fevkani semaahane - mescidin alt kısmına açılır; bu alt kattta erkân minderleri ile döşeli bir intizar odası vardır, bu odadan şeyhin hücresine çıkılırdı, yukarıda kaydedilen ziyaret tarihinde bu intizar odası metrûk bir halde idi. İntizar odasının önünden sola doğru ilerleyince, sol tarafta, bu binanın içine yerleştirilmiş Hasan Ünsi Efendinin müstakil taş türbesi görülür, türbenin küçük demir kapusu yeşil yağlı boya ile sarı yaldıza boyanmıştır, üzerinde “Merkadi münevverei hazreti Hasanil Ünsi kuddese sırrehülaziz 1136” kitabesi vardır. İçeriye bakan penceresi üzerine de taalik hat ile şu lâvha asılmıştır:
Bildi ömrü târihin oldu Hasan gamden esen
Bih niam dârimüttakin evc zehi câyi hasen
1136 (M. 1724)
“Türbenin karşısına rastlayan duvarda da yine taalik hat ile şu kıt’a asılmıştır:
Yazı eski yeni tezyin
Yazan hoca koca miskin
Sevvede sahibi sîn
Kable sinini erbaîn
“Türbe geçilince genişce bir taş avluya çıkılır. Bu avlunun bir kısmı dergâha göçen derviş ve tekke mensublarına kabristan olarak ayrılmıştır. Avlunun ortasında fıskiyeli bir mermer şadırvan vardır, üst kısmının köşeleri sikke şeklinde mermerler ile süslenmiştir. Avlunun, bu şadırvan bulunan kısmının üstü, demir çubuktan çerçeveler içinde yüksek bir camekân ile örtülmüştür, şadırvan bakımsız, camekân iskelet kalmış idi. Şadırvanın karşısında sol tarafda kahve ocağı vardır, mustakil şeklinde uzunca bir odadır, kahve ocağının üstü misafirlerin oturma odalarıdır; bu kısmın karşısına gelen odalar da dergâhın daimî mihmanlarının yatak höcreleri idi. Fevkani semaahane - mescide bu taş avludan ahşab bir merdiven ile çıkılır. Semaahane - mescidin dördü tramvay caddesine, yedisi iki avluya ve yedisi de Hasan Ünsi Türbesinin kubbesi yükselen boşluğa açılmış 18 penceresi, ve çatının ortasında da tavan ışığı alan ahşab ve 16 küçük pencereli bir fener vardır, büyük pencerelerin camları buzlu olduğundan semaahane - mescide en bol ışık tavandaki fenerden gelir. Tavan, muşamba üzerine yağlı boyalı, bütün duvarlar da kalem işleri ile süslüdür. Mihrabın üst kısmında ahşab ve yağlı boya ve yaldızla tezyin edilmiş bir korniş vardır, bu kornişin sağ başında “İsmi celâl”,, ve ortasında da “Kalellahu taalâ Küllema dehale aleyha zekeriyyel mihrab” yazılıdır. Mihrab duvarının karşısına gelen duvarın önü 8 sütun ile ayrılmış olup âyine iştirâk etmeyen misafirler burada dururlardı, ki bu kısımda bulunan küçük bir kapudan hareme geçilir. Sütunların üstünde kafesli bir kadınlar mahfili vardır. Âyin ve ibadetlere gerek tekke mensubu, gerekse misafir veya ziyaretçi kadınlar buradan iştirâk ederlerdi. Ahşab minareye de bu sütunlu kısımda bulunan kapudan çıkılırdı ki, yukarıda tesbit edilen ziyaret tarihinde minare mevcud değil idi. Minber ahşab ve yağlı boya çiçek nakışlıdır, üzerinde “Kelimeişahadet” oyulmuş gayet güzel bir tunç alem vardır. (Mayıs 1948).”
Halk ağzında “Salkımsöğüd Tekkesi” ve “Saçlıemir Zâviyesi” de denilen Aydınoğlu Dergâhının yerinde ilk defa Kasım Çavuş adında bir hayır sahibi tarafından küçük bir mescid yaptırılmış, tarihi tesbit edilemiyen eski bir zelzelede harab olmuştu; sonra burada İkinci Bayezid devri ulemasından Saçlıemir lâkabı ile maruf ve İstanbul kadılığına kadar yükselmiş Tebrizli Abdullah oğlu Mehmed Muhiddin Efendi bir zâviye yaptırmış, bilâhara Hicrî 1095 (M. 1684) de Kaadiriyyeden Aydınzade Şeyh Mehmed Efendi semaahanesine minber koyarak cami haline getirilmiş, bahçedeki şadırvan ile cümle kapusu yanındaki çeşme de bu sıralarda yaptırılmış, dergâh ve cami, bundan sonra kendi adına nisbetle “Aydınoğlu Dergâhı ve Camii” diye anıla gelmiştir; ki; geçen asır sonlarının meşhur mutasavvıfı Avni Bey tarafından tertip edilen şu beyit, ince uzun mustatil bir mermer üzerine hak olunarak cümle kapusunun üstüne konmuş idi:
Erenler Şeyh Şa’bâni tariki müstakiminden
Bu Aydınoğlu Dergâhı açıldı dîdeler rûşen
1095 (M. 1684).
Dört beş yıl kadar evvel kaldırılmış olan bu kitabeyi, Avni Bey, Alay Köşkündeki telgrafhanede genç bir memur iken yazmış idi.
Aydınoğlu Dergâhı, uzun yıllar, bir küçük mescid, iki oda, bir sofa ile arka tarafdaki hazire ve taştürbeden ibaret küçük bir çevre içinde kalmıştı. Bu satırların yazıldığı sırada görülen şekli, zamanını büyük şöhreti İzzi Effedinin irşad makamına geçtikten sonraki devamlı hizmetlerinin mahsulüdür.
Aydınoğlu Dergâhında şenlik makamında bulunmuş zevat sırası ile şunlardır: Hicrî 1075 (M. 1664) yılında vefat eden Halvetiyyeden “Kutub Şeyh” denilen Ahmed Efendi, adını tekkeye bırakan Kaadiriyyeden Aydınoğlu Şeyh Mehmed Efendi, Şaabaniyye büyüklerinden Hasan Ünsi Efendi, Mehmed Garib Efendi, İbrahim Has Efendi, Şeyh Seyyid Hacı Ali Efendi, Şeyh Seyyid Hacı Sun’ullah Efendi, güzel sesi ile tanınmış Enderun hanendelerinden Seyyid Mehmed Esrar Efendi, yine Halvetiyyeden ve Nureddin Cerrahi kolundan “Usturacı” namı ile maaruf Şeyh Seyyid Hilmi Efendi, şügl ve ilâhide mahfuzatı zengin ve zamanının kudretli bir hayal üstadı olan Şeyh Fehmi Efendi, Niğde eşrafından Kârbanzade Hacı İsmail Efendinin oğlu Mehmed İzzi Efendi, Şeyhülislâm Turşucuzâde torunu Saadeddin Süheyl Efendi ve dergâhların seddi tarihine rastlayan son şeyh İspartalı saatçi ve gülyağcı Hafız Bekir Sıdki “Ateşli” Efendi.
Yukarıdaki tertipten de anlaşılacağı veçhile, Aydınoğlu Dergâhı önce Halvetiyyeden bir tekke iken Aydınoğlunun şeyhliği zamanında Kaadiriyyeye geçmiş, Hasan Ünsi Efendinin gelmesiyle Şaabaniyyeden olmuş, daha sonra Cerrahilere verilmiş, 1310 da irşad makamına geçen İzzi Efendi ile de Kaadiriyyenin Üveysiyye - Enveriyye kollarına intikal etmiştir.
Sarayda hayal oynatan Şeyh Fehmi Efendi de dahil olduğu halde bu dergâha konup göçen bütün meşayih, titiz bir tarikat asalet ve kibarlığı ile tanınmış âlim ve mutasavvif şahsiyetlerdir. Bu dergâh, Hasan Ünsi ve İzzi Efendiler ile de iki riyazet hârikasına şahid olmuştur.
Hicrî 1095 (M. 1684) de Karahasanoğlu vezir Mustafa Paşanın önayak olması ile irşad postuna getirilen Şaabaniyye büyüklerinden Hasan Ünsi Efendi, ömürlerinin sonuna kadar kırk bir sene devamlı bir inzivâ sessizliği içinde şeyhlik etmiş, zamanında Aydınoğlu Dergâhı, bir dershanei ilmü irfan halini almıştır. Aydınoğlu Dergâhının tasavvuf bakımından feyizli havasını, irtihallerinden sonra teessürü dolayısiyle kendileri de dergâhtan ayrılmıyarak inzivayı ihtiyar eden müteaddit eser sahibi İbrahim Has Efendiden dinlemek en doğru yoldur; Hicrî 1160 (M. 1747) da tarikdaşı Büyükçekmeceli Nesimîzâde Şeyh Lûtfi Efendiye yazdıkları mektupta :
“... Birbirimizi unutmak mümkün değildir. Bilirsiniz ki, kırk seneden mütecaviz bir zamandır sizinle bu dergâhda bende olduk. Bu dergâh, ne dergâhdır ki, beyanı akli külden haricdir. Kendimizi burada bildik, burada bulduk. Kendi yüzümüzü ande gördük, varlığı ande bitirdik, yokluğu ande şikâr ettik. Husûsâ sizinle hemderd idik. Ande pâk olduk, ande tâze can bulduk. Ande her müşkil fetholdu; ol ki ayni mürşidden câri feyzi hakikatdir. Nasıl unutalım. Cümleden kat’ı nazar bir pınar sızıntısıyız, ol pınardan sızıb zuhur etmişiz, ondan bir katreyiz, mahvü fenamız yine ol pınarda fenâ bulur. Alelhusus hubbi sivâ, sahibi Hudaya bu kurbiyyetde mübeddel oldu. Bu muhabbet ne muhabbettir ki, beyanü imâsı kabil değildir...” diyor.
Mehmed İzzi Efendi, Hicrî 1295 (M. 1879) de büyük mutasavvif ve şair Osman Şems’e intisab etmişlerdi; Şehiremaneti meclisi idare başkâtipliğinden tekaüdlüğünü isteyerek Üsküdarda Hüdâi Dergâhı civarındaki evinde telifat ile meşgul bulunuyordu. Şeyh Hayali Fehmi Efendinin vefatı ile Aydınoğlu Dergâhı meşihati de inhilâl etmişti. Şeyhülislâm Cemaleddin Efendi, Osman Şems’in feyiz nazarı ile yetişen İzzi Efendiye bu dergâhın postnişinliğini ısrar ile kabul ettirdi. İzzi Efendi, Hicrî 1310 (M. 1892) zelzelesinde harab olan dergâhı yeniden yapmak ve uyandırmak için büyük emek ve himmet sarfetti; damadı bahriye kaymakamı Şükrü Beyin “Menakibiazizan” adlı yazma eserlerinde şeyhin mesaisi şöyle anlatılmaktadır :
“Harab olmak üzere olan dergâh, müddeti hayatları zarfında tebdilen, tevsian ve tecdiden ihya suretiyle üç defa tamir görmüştür. Semaahane üç defa tevsi edilmiş, daireler, höcreler ilâve, küçük, büyük selâmlık ve harem odaları inşa ve zâyi olmuş bulunan vakıfları ihraç ve ayrıca vakıflar ilâve edildi. Esnai tâmir ve inşaatda İzzi Efendi bellerine bir kuşak bağlayarak etrafındaki yakınlarına: — İzzet kuşağı kuşandık!.. İltifatı ile bezli mürüvvet eyliyerek ustaların başında sabah namazından akşam ezanına kadar bulunurlar ve bu hali gören bendegân ve dervişanı da, mevki ve rütbelerine bakmıyarak toprak, kiremit, tuğla, kereste taşımağa kalkışıp rencberlik ederler ve bu gibi hidematı şakkeyi cana minnet bilirlerdi. Filhakika Hak, arzuyi kalbiye ve meyli zâtilerini ihsan buyurdu. Yüzlerce müslüman, meclisi bezmi muhabbetde elbirliği, gönül niyazlığı derde çâresazlığı ile râhi aşkü müveddette soyunmuş, üstünde beyaz gömlek veya tennûre, sırtda haydariyye, başda beyaz takke olarak kâffesi bir vücuddan bir ağız ve bir dil ile namı Hüdayı yad eylemişlerdir.
“Dergâhda pazar günü öğle namazından, pazartesi gecesi yatsıdan sonra, cuma ve geceleri namazı müteakip, haftada dört defa Şaabani, Kaadiri âyini yapılır, hem kuuden zikredilir, hem kıyama kalkılır, hem de Halvetilere mahsus olan şekilde devranlar olurdu. Semaahanede iç içe halkalar teşkil edilerek genç ve ihtiyar, dinç ve nâtüvan yüzlerce âşıkan ortasında, İzzi Efendi, pervâne misali dönerlerdi. Alayemini zâkir Mustafa Bey, Büyükefendi Osman Şems’den:
Gözü dünya mı görür âşıkı dîdâr olanın
Dilberi sen gibi bir mâni dilâzâr olanın
neşidesini okudukça her dilden envarı muhabbet berk urmağa başlardı.”
İzzi Efendinin terbiye ve irşad devresi, Aydınoğlu Dergâhının kapusundan tam yirmi sekiz sene dışarı çıkmamak suretiyle seleflerinin çoğundan fazla devam etmiştir. şahsındaki ulviyetin tesiri ile burayı “mecmai uşşak” denilecek hale getirmişti. Burada, İzzi Efendinin, göçmeden evvel, iki mânası ile acı bir ifşâsını kaydetmek lâzımdır:
Meş’um 1918 mütarekesi başlangıcında, İzzi Efendinin oğlu Kurmay Albay Süleyman Fethi Bey, İzmir Askerlik Dairesi Reisi idi. Bir gün huzurlarında çok sevdiği, emniyet ve itimadını kazanmış yegâne halifeleri Kuleli Askerî Lisesi müdürü Kaymakam Ressam İbrahim Bey, ömrünü ve bütün varını yoğunu dergâha vakfeden damadları bahriye kaymakamı Şükrü Bey, mümtaz dervişlerinden Trabzon Mebusu Servet Bey otururlar iken, Şeyh Eendi, bu üç güzide dervişi hayrete düşüren acı bir gülüş ile: — Fethiyi kaybediyoruz! dedi. İbrahim Bey, bir gün evvel Fethi Beyin el yazısı ile kendilerine yolladığı mektubu gösterdi. İzzi Efendi aynı endişeyi işaret ile milletin bekaa ve selâmetine dua etti. Aradan çok geçmeden, İstanbul gazeteleri, İzmir işgalini, karaya ilk çıkan Yunan zabitinin Miralay Fethi Beyi makamında nâmerdce şehid ettiğini yazdılar. İzzi Efendi 6 Şubat 1336 (M. 1918) pazar gecesi 79 yaşında vefat etti, vasiyeti üzerine Üsküdarda Aziz Mahmud Hüdai Dergâhı haziresine defnolundu. (B.: İzzi Efendi).
İzzi Efendiyi, Turşucuzâde torunu, Saadeddin Süheyl Efendi istihlâf etti, fakat, sülûkünü Osman Şems Efendiden tamamlayan ve İzzi Efendiden irşada me,zun olan bu zâtin meşihati kısa sürdü, 1341 (M. 1923) de vefat etti; yerine postnişin olmak İttihad ve Terakki mebuslarından Ubeydullah Efendi bir hayli uğraştı ise de, Osman Şems ve İzzi Efendiler ile bir gûna alâka ve rabıtası olmadığından, kendisinde tarikat şemmesi namına da bir şey bulunmadığından muvaffak olamadı; Aydınoğlu Dergâhı şeyhliğine, yine Osman Şemsin haliflerinden İspartalı Hafız Bekir Sıdkı Ateşli dâvet edildi, ve dergâhların kapandığı tarihe kadar âyin icrasına riyaset etti.
Aydınoğlu Şeyh Mehmet Efendi Tophanede Kaadirihane çevresinde gömülüdür. Hasan Ünsi Efendi, dergâhda, yukarıda zikredilen müstakil türbesindedir. Hicrî 1174 (M. 1760) de göçen Seyyid Muhiddin Efendi de tekkede gömülüdür. Hicrî 1175 (M. 1761) de irtihal eden İbrahim Has Efendi, Hasan Ünsi türbesinin yanında, şeyhinin ayak ucunda yatar. Mehmed Garib Efendi, çevirmenin ortasında, sed üstünde parmaklık içindedir; 1203 (M. 1789) de ölen Hacı Mehmed Rüşdü Efendi de tekkenin çevirmesinde ve yine ortada parmaklık içindedir, yazılı taşı vardır. 1210 (M. 1795) da vefat eden Hacı Ali Efendi tekkenin mezarlığında parmaklık içinde, 1228 (M. 1813) de ölen Hacı Sunullah Efendi haziresinin ortasında parmaklık içinde yatmaktadır. İrtihal tarihleri 1282 ve 1321 (M. 1894) olan Seyyid Hilmi ve Hayali Fehmi Efendiler keza dergâhda medfundurlar; Hayali Fehmi Efendinin kabri cümle kapusu arkasında içeri girerken sol tarafa düşen köşededir, taşı yoktur. Turşucuzâde Saadeddin Süheyl Efendi 1341 (M. 1923) de Üsküdarda Selimiye Camiinin karşısına defnedilmiştir. Dergâhdan sonra Haseki Hastahanesi karşısındaki Keçihatun (Kişihatun) Camii imamlığında bulunmuş olan son şeyh saatçi ve gülyağcı Bekir Sıdkı Ateşli 4 ikinciteşrin 192 de vefat etmiş, Üsküdarda Karacaahmedde şeyhi Osman Şemsin ayak ucuna gömülmüştür.
Meşayihinden hulefasına ve nukegasına kadar bir çok âlim, şair, müellif ve kâmil mânası ile derviş yetiştiren bu feyizli dergâha aid, Hüseyin Vassaf Beyin Mahfil mecmualarında, Cemaleddin Serverin henüz basılmamış olan “İstanbul Tekkeleri” adındaki eserinde gerekli malûmat verilmektedir. İzzi Efendinin damadı kaymakam Şükrü Yücel tarafından ihlâskâr bir himmetle kaleme alınan “Manakibi azizan” da, Salkımsöğüd Dergâhının ele geçmez âlemleri ârifane bir dille canlandırılmaktadır. Bu satırların muharriri de küçük yaşda bu dergâha intisab etmiş olub bundan duyduğu fahr ile İstanbul Ansiklopedisine bu maddeyi yazar iken o eserlerden faydalanmıştır.
M. Baha Kâhyaoğlu
Aydınoğlu dergâhında bir Kandil gecesi — Aşağıdaki satırlar, M. Baha Kâhyaoğlu’nun: “Bir Dervişin Notları” adındaki gayri matbu hâtıralarından alınmıştır:
Adadan Kandil münasebetiyle inmiştik; harem kapusuna varmadan tramvay yolunun sağ tarafındaki konak arabaları arka arkaya sıralanmış duruyordu... Dergâha yürüyerek gidilmek lâzımdı.. Bu bir edeb ve saygı işi idi.
“Kalabalığın içinde itilen, kakılan, birbirinin ayağına dokunan olmadı; gelenler, tanışmadıkları halde karşılıklı saygı gösteriyorlar, kapulardan yavaşça kayar gibi giriyorlardı..
“Alt katta koridorun iki tarafında abalarına bürünmüş, kolları göğüslerine çaprazlama kavuşmuş, başlakı eik mihman bekliyen dervişler, içeri girenleri karşılıyor, tanıdık ihvan ile yaş farkı aranılmadan el ele öpüşüyorlar, yeni ziyaretçileri odalara götürmek için rehberlik ediyorlardı.
“Odalar, koridorlar misafirle dolu idi..
“Kahve ocağında bir köşe buldum, oturdum.. Yuvarlak, deve tüyü renkli ficanlarla kahvelerini içen dervişler birer birer uzaklaştılar.. Duvarları kaplayan dolaplar, hiç yadırganmadan sırtlarından çıkardıkları elbiselerle doldu.. Para çantalarını, ipek tur keselerini, saatlerini, gelişi güzel bıraktılar... Bu işde kimsenin kimseye hizmeti ve yardımı olmadı... Müşterek bir iman ve ruh baskısı altında, herkes kendisinin efendi ve uşağıdır.
“Abalar giyinmiş, dervişler hazırlanmıştı.. Bir kaynaktan feyz alan yüzlerce genç ve yaşlı insan aynı kıyafeti taşıyordu.. Müderris, talebeden, kumandan, neferden, efendi uşaktan, zengin fakirden, ayırd edilemiyordu. Hemencecik hal ve hamur oluverdiler..
“Sonradan gelen arasında yaşlı, yorgun bir zat paltosunu çıkarırken:
Olalı müntesibi dergehi aşkın ey mah,
Tekkeden tekkeye gezmekten usandım billâh! dedi.
Karşısında oturan arkadaşı, gülümsiyerek:
— Eyvallah! diye mukabele etti.
“Allahü Ekber!
“Dergâhda bir ezan sesi.. Bunu, uzatılarak söylenen “Namaza yahuuu!” daveti takib etti..
“Dervişler, geniş mermer şadırvanın etrafında abdest aldılar.. Mermer sütunun üstündeki büyük fenerin ışığı, bahçedeki ağaçların yaprakları üzerine düşerek eriyordu.. sır olan canların mezar taşları gölgelenmişti..
“Dervişlerde, başkalarını rahatsız etmekten korkarak, dikkatli bir sükûtla, odalardan, kahve ocağından Semaahaneye doğru bir ilerleme başladı..
“Odalar ve koridorlarda kimse kalmamıştı. Tekkenin aşçıbaşısı, kahve ocağından bir yorgunluk kahvesi içmeden kalkamıyacağını anlatmak için, Ahmed Dedenin yüzüne yalvarır gibi bakıyordu:
Pınar buldum, taşı yok
Yanı var, ortası yok
Yıkma gönlümü güzel
Yapacak ustası yok!
diyor ve boş fincanı ocağa doğru uzatıyordu. Bolulu aşçıbaşıya kahveci Ahmed Dede yumuşak bir tebessümle bakmıştı..
“Dervişler, eller göğüste çaprazlanarak gövde ve başlar biraz öne eğilmiş, Semaahaneye niyaz halinde giriyorlardı.. Hiçbiri, kapunun eşiğine basmadı..
“Buradaki ibadet şeklinde bir başkalık var, camidekine benzemiyordu... Nefsini müdafaa için etrafının rengini alan kuşlar gibi, herkesin yüzü, tavrı, sesi muhitin tasavvuflu ifadesine uyuyordu..
“Bu ibadet yorgun bir itiyadla tekrarlanmadı.. Sevdiğine ve sevildiğine inananların dileğindeki güzellik gibi... Herkes kendinden geçerek namaz kılıyordu..
Önünde secdede zayıf bir ihtiyar gördüm, ihlâsın, feragatın, vuslat iştiyakının müşahhas bir misali idi; yanarak, yakılarak bir “manvi kül” ancak böyle ifade edilebilirdi..
“Yüzü yerlerde sürünen adamdaki bu âhengi, rubûbiyyet eşiğinde nasıl eriyip kayıyordu.. Vücudunda maddeye benzer fâni bir unsur kalmamış gibi namaz kıldı, ne gayretli tazallüm idi Allahım?.. Allaha bu kadar kendini verebildikten sonra, bu adama, ömründe bir daha namaz kılmak lâzım gelecek miydi?..
“Âyin başlıyor..
Nalân olub Allah diyelim.. Hû diyelim Hû!..
“Gözler yerde, içli ve şuurlu bir sükût.. Cihangirî usulde Tevhid, Semaaahanede coşkun bir havaya başlangıçtı.. “Aşri şerif” den sonra:
“Ey nübüvvet tacının şâhı Habib-i Kibriya”
okunurken abalar, külâhlar çıkarılıyordu.
Cem oldu âşıkları
Pîrim Abdülkadirin
......................................
“Şeyh, Tevhidhaneye, yavaşça, sol taraftaki küçük kapıdan girdi; ve “Allah” ismi celâline “Hay!” lâfziyle mukabele etti, bu, pürüzsüz ses, şelâleden dökülür gibi kalblere akdı: Allah Hay! Allah Hay!..
“Âyine iştirak etmiyenler, ecnebi ziyaretçiler, kadınlara mahsus dairelerin altında sıralanmış duruyorlardı.
“Kıyam zikrinde daha ince bir ifade belirdi; her esmâda ayaklar değiştiriliyor ve yine esmânın âhengine göre cazibeli kavisler halinde ağırlaşıyordu..
“Bursalı genç bir hafız, sesinde dinleyenleri doyuran bir uzanış ve yayılışla Büyükefendi Osman Şems’den şu coşkun parçayı okudu:
Ey âşıkı şebzinde seher bülbüle karşı
Nalân olub Allah diyelim, Hû diyelim Hû!
Olmaz uyumak âşık’a, Allah yoludur bu,
Nalân olub Allah diyelim, Hû diyelim Hû!
“Bu ilâhî beş kıt’adır.. Bu ses ve bu mânâ büyük bir kaynaşma yaptı -millî rakıslarımız hakkında büyük bir üstadın izahı gibi - dervişler, bazan ellerinden kuvvet alarak omuzların sağdan sola birbirlerine yaslanışiyle, bazan da gövde ve başlar biraz öne eğilmiş, eller biraz öne doğru yanlara konularak tekrar edilen hareketleriyle dönüyor, insana sanki rnekli kandilleriyle, kubbeleriyle, avizeleriyle Semaahanenin de birlikte döndüğü hissi geliyordu..
Allah Hû, Allah Hû, Allah Hûûû!..
“Bu âyin ve bu darbı esmâ, kalblerdeki coşkunluğun bir aksi gibi, adale nümayişi yapılmadan, mehabetli ve ilâhî bir vecd-i beden halinde devam etti. Ve sonra bir aralık eller göğse çaprazlanarak, alınlar gökleri arıyor gibi geriye yaslanışlar oldu...
“Kalbi zikirde Ulûhiyyete içden bir yalvarma yapıldı..
“Âyin devam ederken, gönüllerinin mahşerinde gülerek ağlayanlar, ağlıyor gibi gülenler vardı..
“Nihayet, Semaaahanedeki aydınlığa, tabiatın sabahı yaklaşıyordu..
“O saatte Adaya dönülemiyeceği için, bütün uzak yerlerden gelen misafirler gibi, bizimkiler haremde, ben de Ahmed Dededenin göstereceği bir odada yatacaktım..
“Tekke, derin bir sükûta gömüldü. Az sonra Sirkeciden, Ayasofyaya atlı tramvaylar ilk seferlerini yaptılar.”
Aydınoğlu Dergâhı ve Mescidi
(Resim: Reşad Sevinçsoy)
Aydınoğlu Dergâhında Semâhaâne
(Plân: Reşad Sevinçsoy)
Theme
Building
Contributor
Reşad Sevinçsoy
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030365
Theme
Building
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Reşad Sevinçsoy
Description
Volume 3, pages 1520-1526
Note
Image: volume 3, pages 1521, 1522
See Also Note
B.: İzzi Efendi
Theme
Building
Contributor
Reşad Sevinçsoy
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.