Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
AYAŞLI (Hüseyin)
Büyükşehir İstanbulun günlük hayatında, cendereye atılan üzüm salkımları gibi, rızık temini yolunda çırpınmış kimsesiz kara bahtlı çocuklardan biri, bir deniz kazasının kurbanı, ve bu ansiklopedinin müellifi R.E. Koçu’ya üç mersiye yazdırmış mâsum bir sîmâ; Koçu, 1956 - 1958 yılları arasında, “Her Gün” gazetesinde kendisine emânet ettiği sohbet sütununda bir gün bu çocuğu şöyle anlatmıştır:
“Hazin vakadır, üstünden onbeş yıl geçti (1959 da 17 yıl), benimi için hâlâ dünkü faciadır.
“Vakit akşamın beşi, altısı, köprünün Kadıköy tarafından vapura geliyorum.. o saatlerde hepinizin bildiği yer, kalabalığın arasından yalnız onu seçeyim ve göstereyim: Onbeş onaltı yaşlarında, vücud yapısı tığ gibi bir oğlan, baş açık, yalın ayak, pırpırı; paçaları kopuk dizleri yırtık pantalonun üstünde tiril tiril bir mintan..
“Baş, Louvre Müzesinin kıymetine bahâ biçilememiş Yûnanı Kadîm eseri tunç atlet gibi güzellik hârikası, koyu kumral saçlar yosunlaşmış, tel tel değil, tutam tutam.. ayaklar çamurlu, eller kirli, oynar oynar balıklar satıyor.. az kalınca tatlı bir ses:
— Oltanın bunlar!.. Oltanın!..
Bir adam:
— Ne vereyim!.. diye sordu.
— İki lira..
Pazarlık başladı, sokuldum :
— Sar onları bir kâğıda evlâdım!.. dedim.
— Ben alacaktım..
— Hayır, siz pazarlık ediyordunuz...
“Ertesi akşam çocuk ayni...
⇓ Devamını okuyunuz...
Büyükşehir İstanbulun günlük hayatında, cendereye atılan üzüm salkımları gibi, rızık temini yolunda çırpınmış kimsesiz kara bahtlı çocuklardan biri, bir deniz kazasının kurbanı, ve bu ansiklopedinin müellifi R.E. Koçu’ya üç mersiye yazdırmış mâsum bir sîmâ; Koçu, 1956 - 1958 yılları arasında, “Her Gün” gazetesinde kendisine emânet ettiği sohbet sütununda bir gün bu çocuğu şöyle anlatmıştır:
“Hazin vakadır, üstünden onbeş yıl geçti (1959 da 17 yıl), benimi için hâlâ dünkü faciadır.
“Vakit akşamın beşi, altısı, köprünün Kadıköy tarafından vapura geliyorum.. o saatlerde hepinizin bildiği yer, kalabalığın arasından yalnız onu seçeyim ve göstereyim: Onbeş onaltı yaşlarında, vücud yapısı tığ gibi bir oğlan, baş açık, yalın ayak, pırpırı; paçaları kopuk dizleri yırtık pantalonun üstünde tiril tiril bir mintan..
“Baş, Louvre Müzesinin kıymetine bahâ biçilememiş Yûnanı Kadîm eseri tunç atlet gibi güzellik hârikası, koyu kumral saçlar yosunlaşmış, tel tel değil, tutam tutam.. ayaklar çamurlu, eller kirli, oynar oynar balıklar satıyor.. az kalınca tatlı bir ses:
— Oltanın bunlar!.. Oltanın!..
Bir adam:
— Ne vereyim!.. diye sordu.
— İki lira..
Pazarlık başladı, sokuldum :
— Sar onları bir kâğıda evlâdım!.. dedim.
— Ben alacaktım..
— Hayır, siz pazarlık ediyordunuz...
“Ertesi akşam çocuk ayni yerde :
— Oynar oynar!.. Oltanın bunlar...
— Sar onları bir kâğıda evlâdım...
“Üçüncü akşam yolum kesildi :
— Bey amıca oynar oynar... Size sakladım...
— Teşekkür ederim oğlum...
“O tarihlerde evimizdeki kedilerin sayısı kırkı aşkın.. Ablacığımın kedileri... Anam da sağ, kediler, ben ve o balığın düşkünüyüz, ablam ise ağzına koymaz..
“Aradan kâh kaybolarak, kâh meydana çıkarak bir ay geçti, ve bir akşam elleri boş yoluma çıktı, mahcub, ürkek :
— Beyefendi.. dedi, ben sizi gazetecilerden sordum, öğrendim, istediğini o bey yapar dediler, sizden bir ricam var benim...
“Serseri, esrarkeş bir balıkçının el ulağı olarak hayatı çok çetin geçiyormuş, çok yorgunmuş, liman vapurlarından birinin büfesinde garsonluk için benden tavassut, himâye, kefâlet istedi: — Yüzünüzü kara çıkarmam bey amıca! dedi.
“Bir ahbaba iki satırlık yazım çocuğun işini gördü, o âlicenâb adam anasının yüzünü hatırlayamıyan, babasını İstanbulda kaybeden, Köprü altında, mavunalarda, boş yük vagonlarında, sabahçı kahvelerinde ve Tophâne hamamlarında yatan, uçurumun hemen kenarındaki Ayaşlı Hüseyini kurtarıverdi; giydirdi, kuşattı..
“Aradan yine bir kaç ay geçti, bir gün bir vapura bindim, Hüseyinin vapuru imiş, sırtında tertemiz beyaz ceket, el yüz pırıl pırıl, koltuğunda sarı pirinç tepsi, beni gördü..
“Bir zamanlar Bey amıca idim, sonra Beyefendi olmuştum :
— Babacığım.. babacığım!.. diye ellerime sarıldı.
“Şefkatin hasretini çeken yavrum, evlâdım..
“Aradan yine bir kaç ay geçti, Hüseyinin vapuruna bindim, çocuk ortalıkta yok. Kahve ocağına sordum:
— Ah beyim.. dediler, o çocuk yaktı bizi!..”
Ayaşlı Hüseyin ölmüş.. “Bir gün kan kustu, hastahâneye kaldırdık, ertesi sabaha çıkmadı” demişler. Bir gemici de: “Öyle değil...” demiş... Lodos fırtınasında koşar, kuvvetli bir dalga gelir, alt güverteyi kaplar, öbür kenarda bulunan Hüseyinin ayağı kayar, düşer, kalkmak isterken gemi onun bulunduğu tarafa yatar, oyandan boşalan sularla beraber çoçucuk denize uçar, gider. “Beyim.. bir çığlık duydum... o kadar..” diye anlatır.
R.E. Koçu’nun Hüseyin çocuk mersiyelerinin birincisi “Eylûl 1942” tarihini taşımaktadır, Hüseyinin ölümünü öğrendiği gecedir:
Can çocuktur
Kınalı, boyalı
Tekir, mercan çocuktur
Sesi poyraz
Gözleri aynalı
Kan kırmızı
Külhan çocuktur
Koşmaz, uçar
Ele avuca sığmaz, kaçar
Havadır, cıvadır
Çıplak ayağında çamur
Başında samur
Yaman çocuktur
Cin gibi şeytan
Dostuna kalkan
Şövalye, kahraman çocuktur
Ruh gibi serin
Rüyâ gibi derin
Hüseyin nerede?
Öldü..
Kalb döküldü
Dudak büküldü
Cinnet güldü
Çözmüyor Allah içimdeki düğümü
İkinci mersiye bir yıl sonra, gemiciden deniz faciasını dinlediği zaman yazılmıştır:
Zifiri karanlıkda bir sandal
Sandalcı dev,
Yedekçi çocuk bir dal
Hüseyin!
Yıldızlar, uçurtmaların
Ve denize akseden ışıklar
Yalınayak, pırpırı
Ömrün boyunca attığın oltaların.
Şaşkın bakıyorum etrafa
Ruhunu bu gece yavrum
Denizde geldim tavâfa..
Üçüncü mersiyeyi “Her Gün” gazetesinde şöyle anlatıyor:
“Beş yıl daha geçdi.. Yine gece, gök yüzünde ayın onbeşi ve denizde lodos fırtınası.. Sesler hırçın martıların mı? Rüzgârın mı? Bey amıca, beyefendi, babacığım babacığım..”
Nerde çıplak ayaklarının izi?
Son çırpınışın, feryâdın aksi nerde?
Nasıl aramalı denizi?
Denizin üstünde bir gümüş servi mehtâb
Gönlüm bülbül dalında
Perişan, bîtâb...
Hüseyin Ayaşlı
(Resim: S. Bozcalı)
Tema
Kişi
Emeği Geçen
S. Bozcalı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM030343
Tema
Kişi
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Emeği Geçen
S. Bozcalı
Tanım
Cilt 3, sayfalar 1502-1504
Not
Görsel: cilt 3, sayfa 1503
Tema
Kişi
Emeği Geçen
S. Bozcalı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.