Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYASTEFANOS RUS ÂBİDESİ
O devrin halk ağzında 93 bozgunu diye anılan 1293 (M. 1876) Rus harbinden sonra ve Ruslarla Ayastefanos Muahedesenin akdini müteakip, Rusların bir zafer tahakkümü ile İstanbulun bu sayfiye köyünde diktikleri muazzam bir âbide idi. Birinci Cihan Harbi başında, Türkiye ile Rusyanın yekdiğerine karşı ilânı harbi müteakip, iktidarda bulunan İttihad ve Terakki Fırkası hükûmetinin millî vekarın ifadesi olan bir karariyle yıktırılmıştır. Bu vakayı tesbit eden aşağıdaki satırlar, İttihad ve Terakki Fırkasının nâşiri efkârı olan Tanin gazetesinin 15 Teşrinisani 1914 pazar tarihli nüshasından nakledilmiştir :
“Dün sabah saat 8.30 da Ayastefanosda, 93 Moskof muharebesinin bir hâtırai şeameti olmak üzere Ayastefanos muahedei elîmesini müteakip, zahiren bir müessesei diniye ve hayriye, hakikatte ise Moskof nişanei zaferinden başka şey olmıyan binanın kal’i esası resmi bir cem’i gafir tarafından icra edilmiştir.
“Milleti İslâmiye, şüphesiz payitahtı muazzamada Rus galibiyetini ilân eden bu âbidenin bakasına tahammül gösteremezdi. Ahali önce binanın ahşap aksamını yakmış ve bilâhara kârgir kısmını da tahrib etmiştir. Fakat hedim ve tahribe başlanmazdan evvel, din ve dinayete hürmetkâr olan halk tarafından kulenin yukarısına muallak bulunan cesim çan vesar taraflarda muallak çanlar indirilmiş, k...
⇓ Read more...
O devrin halk ağzında 93 bozgunu diye anılan 1293 (M. 1876) Rus harbinden sonra ve Ruslarla Ayastefanos Muahedesenin akdini müteakip, Rusların bir zafer tahakkümü ile İstanbulun bu sayfiye köyünde diktikleri muazzam bir âbide idi. Birinci Cihan Harbi başında, Türkiye ile Rusyanın yekdiğerine karşı ilânı harbi müteakip, iktidarda bulunan İttihad ve Terakki Fırkası hükûmetinin millî vekarın ifadesi olan bir karariyle yıktırılmıştır. Bu vakayı tesbit eden aşağıdaki satırlar, İttihad ve Terakki Fırkasının nâşiri efkârı olan Tanin gazetesinin 15 Teşrinisani 1914 pazar tarihli nüshasından nakledilmiştir :
“Dün sabah saat 8.30 da Ayastefanosda, 93 Moskof muharebesinin bir hâtırai şeameti olmak üzere Ayastefanos muahedei elîmesini müteakip, zahiren bir müessesei diniye ve hayriye, hakikatte ise Moskof nişanei zaferinden başka şey olmıyan binanın kal’i esası resmi bir cem’i gafir tarafından icra edilmiştir.
“Milleti İslâmiye, şüphesiz payitahtı muazzamada Rus galibiyetini ilân eden bu âbidenin bakasına tahammül gösteremezdi. Ahali önce binanın ahşap aksamını yakmış ve bilâhara kârgir kısmını da tahrib etmiştir. Fakat hedim ve tahribe başlanmazdan evvel, din ve dinayete hürmetkâr olan halk tarafından kulenin yukarısına muallak bulunan cesim çan vesar taraflarda muallak çanlar indirilmiş, kulenin üzerine vesair tahrib edilen mahallere Osmanlı bayrakları rekzolunmuştur. Halk, âbidenin en yüksek yerlerinde davullar çalarak ilân şadümani etmiştir. Binanın içinden çıkarılan eşya polis Müdüriyetine teslim edilmiştir. Bunların meyanında pirinçten mamûl altun yaldızlı âbidenin küçük bir nümunesi bulunmaktadır. Kilisede mevcut bulunan kıymettar eşya, hayli zaman evvel bir Rus rahibi tarafından alınıp götürülmüştür.
“Dün tahrib edilen Rus nişanei zaferinin inşasına 1302 (1886) tarihinde başlanmış ve 1307 (1891) senesinde ikmal edilmiştir. Gayet metin ve sert kayalardan bir kale şeklinde duvarları mazgallı olarak inşa edilmiştir. Bu meş’um âbideyi tahrib edenler meyanında civar köylerden gelen pek çok Rumeli muhacirleri hazır bulunmuştur.
“Bu münasebetle 93 muharebesinin bu âbideye taallûk eden bâzı hâtıralarını karilerimize hatırlatmağı faydadan hâli görmüyoruz:
Âyastefanos Muahedesi mâelkerâhe addedilmiş iken Moskoflar askerlerini Memaliki Osmaniyeden geri çekmek için iki mühim şart teklif etmişler ve bu iki şart kabul edilmedikçe münasebatı siyasiyeyi tamamiyle iade etmiyeceklerini Babıâliye resmen iş’ar eylemişlerdir. Bu iki şarttan birisi Ayastefanosda alâmeti zafer olmak üzere bir sütunu kebirin rekzi ve üzerine “Rusya askerinin Devleti aliyyeye galebesi” ibaresiyle tarihi muahedenin hâkkedilmesi idi. Abdülhamid Ruslar tarafından dermeyan edilen şartı mezkûru kabul etmiyerek doğrudan doğruya Rusya imparatoruna müracaat ve tedabiri sairei siyasiyeye tevessül ve en nihayet Ayastefanosdaki âbidenin şimdiki hâli olan müessesei hayriye namiyle bir bina inşasına muvafakat eylemiş idi.
“Ruslar, âbide için Barutçubaşı ailesinin tahtı tasarrufunda bulunan araziyi satın almışlardı. Bina, muharebede ölen Rus zâbitan ve efradının defnedildiği mezarlar üzerine kurulmuş idi”.
Birinci Cihan Harbinde Türkiye ile Rusyanın iki muhasım devlet olmasından sonra, İstanbul matbuatında Ayastefanosa Rus âbidesinin kaldırılması zamanının geldiğini yazan ilk muharrir, Aka Gündüzün makalesi üzerine “Tezahüratı Milliye Heyeti Tertibiyesi” adı ile bir komite teşekkül etmiş ve bu komite tarafından Fatih camiinde muazzam bir miting tertip edilerek Ayastefanosa gidilmiştir.
Devrin gazetelerinden Tasfiri Efkârın 20 Teşrinisani 1914 tarihli nüshasında da, âbideden indirilen ve biri gayet büyük olan dört çanın, kamyonlarla Askerî Müzeye nakledilip, Fatih Sultan Mehmed tarafından İstanbulun fethi esnasında Halici kapamak için gerilen Bizans zincirinin yanına konulduğu kaydedilmiştir.
Aşağıdaki notlar, İstanbul Ansiklopedisine Râkım Çalapala tarafından verilmiştir :
“Ayastefanos Rus âbidesinin yıkılışı, Avusturyalı bir şirket filme almak istedi. Fakat harp dolayısiyle, böyle bir filmi ancak bir Türk askeri çekebilirdi. Şirketin İstanbul mümessili Mordo, o zaman bir ihtiyat zâbiti olan Fuad Ugkınay isminde bir gence bir film çekme makinesi vererek onu bu işe teşvik etti. Fuad Bey, o zamana kadar hiç film çekmemişti; sade fotoğraf çeker, sinema oynatmasını bilirdi. İlk defa olarak bu hâdiseyi filme aldı ki Türkiyede çekilmiş ilk aktüalite filmidir; Türklerden ilk film operatörü de kendisidir. Bundan sonra sinemacılığı meslek edinmiş, Müzei Askerî sinemasında, Merkez Ordu sinema dairesinde, Malûlini guzata muavenet cemiyeti film studyosunda, Kemal Filmde operatörlük yapmıştır. Hâlen de Harp Akademisi film çekme merkezinde memurdur”. Tasfir gazetesinin hususî fotoğrafcısı da, maalesef adı tesbit edilemedi, âbidenin büyük kulesi çökerken harikulâde muvaffakıyetli bir enstantane resim çekmişti.
Reşid Hâlid Gönç
Ayastefanos Rus âbidesini yıkan dinamitleri eliyle koyup ateşlediğini söyleyen emekli yarbay Y. Bahri Doğançay bu târihî hâdiseyi “Tarih Dünyası” mecmuasına yazdığı bir makaalede, Tanin gazetesinde intişar eden yazıdan tamamen başka şekilde anlatıyor:
“Binbaşı Hamit Fahri Beyin kumanda ettiği 27 inci süvari alayı o tarihte Davutpaşa kışlasında idi. Ben, bu alayın ikinci bölüğünde teğmendim.
Harpte; süvari sınıfı mensuplarına demiryolu, köprü, istasyon tesisleri ve daha buna mümasil yerlerin tahrib vazifesi düşer. Bu sınıfa tahribi öğretmek için her sene kurs yapılırdı. Böyle bir kursun son günü alay kumandanı amelî ve tatbikî sahada bu işi görmemizi istedi. Sahipsiz bir duvar, kurumuş bir ağaç, bir demir parçası bulmak ve üzerinde tahrip tecrübeleri yapmak üzere kışladan çıktık. Ayastefanos civarında Kalkıratya köyünün hemen yanında bulunan Ayastefanos âbidesine geldik. Alay kumandanı, “İşte bu âbidenin bahçe duvarında birinci tecrübeyi yapalım” dedi. Duvarın metânetini, kalınlığını, yüksekliğini ölçüyor ve ona göre koyacağımız tahrip kalıbının mikdar ve adedini tesbite çalışıyorduk.
“Bir gün evvel İstanbuldan ve civar köylerden gelen şahıslar âbide önünde nümayiş yapmışlar ve ellerindeki kazmalarla duvarları yıkmağa kalkışmışlardı. Biz meşgul olurken o vaktin emniyet umum müdürü olan (İttihat ve Terakki hükûmetinin polis müdürü umumisi) Bedri Bey de âbidenin içerisinde bir gün evvelki hâdise dolayısı ile tetkiklerde bulunuyormuş, bir köylü koşarak: “Efendim, süvariler âbideyi yıkıyorlar..” demiş, Bedri Bey de pürtelâş dışarı fırlamış, bize doğru koşarcasına geldi, alay kumandanına:
— Ben emniyeti umumiye müdürü Bedri!.. dedi:
Alay kumandanı da:
— 27 inci süvari alayı kumandanı binbaşı Hâmid Fahri! diye mukabele etti.
Bedri Bey asabî bir hal ve tavırla ve heyecan içinde:
— Hangi makamdan emir alarak ve kendinizde ne gibi bir salâhiyet görerek âbideyi yıkacaksınız?.. dedi.
Alay kumandanı şehid Hâmid Fahri Bey merhum da hiddetli hiddetli:
— Beyefendi, vicdanımızdan! 33 senedir milletin sinesinde dikili duran Moskofun bu meş’um âbidesini yıkmak için daha 33 sene mi beklemek lâzımdır? Hükûmet yıkmak istemiyorsa, bunu yıkmak milletin hakkıdır! mukabelesinde bulundu.
Bedri Bey:
— Hükûmetin muvafakati yoktur, bu işi yapmaktan sizi menederim! deyince:
Hamid Fahri Bey, mütecellidane bir tavırla:
— Milletin şahlanmış irâdesini durdurmak elinizde ise buyurun, biz şimdi âbideyi yıkacağız, mâni olun! diye cevap verdi.
“Hâmid Fahri Bey, çok vatanperver bir zattı. Aziz Atanın Harbiyeden sınıf arkadaşı idi. Pek yakışıklı ve kabadayı idi. Çok heyecanlanmış olduğu bu anda da, bir kat daha heybetli olmuştu.
Bedri Bey fazla konuşmadı. Derhal döndü, âbide önünde duran otomobiline binerek İstanbul istikametini tuttu.
Kumandanımız:
— Arkadaşlar, duvarı değil, âbideyi yıkacağız! Tahrip kalıplarımız bu işi başarmağa kâfi gelmezse tırnaklarımızla sökeceğiz! dedi.
“Hepimiz son derece heyecanlanmıştık, alayın en genç subayı idim:
— Kumandanım, dedim, Harbiye mektebinde tahrip dersi gördüm, Balkan Harbinde tahrip işi yaptım, müsaade ederseniz bu işi ben yapayım..
Çok memnun oldu. Hemen kuleye girdik. O ne muazzam bina idi! Bina duvarlarının iç yüzünde o harbde ölen Moskofların isimleri oyularak yazılmıştı. Ölülerinin kemikleri mahzenlere doldurulmuş. Papaz daireleri, muhafızların yerleri ve daha bir çok teşkilât için odalar.. Âbide betonarme olup hariçten vaki olacak bir taarruza ve her türlü çapta top ve silâhlara karşı koyacak metanette idi. Kaide kısmından âbideyi yıkmak toplarla tahrip kalıbına ve günlerle emeğe bağlıydı.
“Âbidenin tâ tepesine çıkan dıştan bir merdiveni vardı. Bu merdivenden çıkıyor, her kademeyi inceliyorduk. Bir sahanlığa geldik, bu kısımda âbide oldukça daralmıştı. Araları birer buçuk metre açıklıkta 12 gârgir ayak üzerinde üst kısmını tutuyor. Âbidenin buradan tahribini mümkün gördük. Ayaklardan bir kaçını tahrip edersek âbidenin yıkılacağına hüküm verdim.
“Ben, dört ayağa kalıpları bağladım. İki ayaktaki kalıplara iki fitil taktım. Diğer iki ayaktaki kalıplara yalnız kapsül koydum. Bu kapsüller sirayetle ateşleme usulü ile ateş alacaklardı. (Tahrip de bir usuldür). Şimdi, bu iki fitili ateşlemek için iki kişi lâzım. Biri ben, diğeri için benim bölükten Üsteğmen Hobyarlı Haydar çıktı. Ateşledikten sonra mıntakai mühlikenin dışına çıkmak lâzımdı. Onu prova ettik. Haydar Bey evli idi.
Kumandan: “Evvelâ o ateşlesin kaçsın, sen bekârsın sonra da sen kaçarsın” dedi. Böyle yaptık. Provamız iyi netice verdi. Kumandan ve subaylar âbideden uzaklaştılar. Biz Haydar Beyle birer sigara yaktık Evvelâ Haydar sonra da ben sigara ateşiyle fitilleri ateşledik; kule merdiveninden son hızımızla indik ve koşarak bahçeyi geçip bahçe duvarının arkasına gizlendik. Fitillerin yanma müddeti 100 saniyedir. İnfilâk oldu, fakat ses tek çıktı. Duman sıyrıldı, kule duruyor. Müteessir ve mahcup tekrar o kısma çıktık. Haydar Bey heyecanın verdiği şaşkınlığı ve acemiliği saikasiyle fitili ateşliyememiş. Ne ise, onu da ben ateşledim. Âbidenin dört ayağı parçalandı; lâkin gene çökmedi. Yalnız hafif meyillendi. Başka tahrip kalıbımız yoktu. Kışlamız uzaktı. Gidip getirilmesi uzun zaman isterdi. O vakit İstanbul civarı kıt’alarla dolu idi, en yakın kıt’alara subaylar gönderildi. Bir kıtadan bir miktar bulmuşlar, getirdiler. Çıktım, iki ayağına da onları koydum. Bu suretle altı ayak tahrip edilmiş olacaktı. Eh, artık bu sefer âbide muhakkak çökerdi. Onu da ateşledim. O ayaklar da uçtu, fakat âbide yine yıkılmadı, biraz daha eğrildi, o kadar. (13 Teşrinisani 1914 Cumartesi).
“Tahrip kalıbı bitmiş, akşam yaklaşmıştı. O halde bıraktık ve kışlaya döndük. Gece tekmil alaya hakikî fişek dağıtıldı. Sabaha bir kaç saat kala âbide yolunu tuttuk.
“Emniyet Umum Müdürü Bedri Bey İstanbula döner dönmez Dahiliye Nâzırını keyfiyetten haberdar etmiş, o da kolordu, kumandanını ve nihayet Harbiye Nâzırı Enver Paşayı aramış. Bu zevat o gün İstanbul civarında yapılmakta olan manevra meydanında olduklarından akşama kadar kendilerine haber verilmek imkânı bulunamamış. Ancak gece malûmatları olabilmiş, âbidenin yıkılmamasını sağlamak üzere geceden üç tabur gönderilmiş. Ayrıca Harbiye Nezareti Daire Müdürlerinden bir çok da subay yollanmış, biz âbideye vardığımızda henüz ortalık aydınlanmamıştı.
— Nezaretin emri var, âbideyi yıkamazsınız! dediler.
O da:
— Muhakkak yıkacağım! diye cevap verdi, eğer mümanaat ederseniz, alayı getirdim ve askerlere hakikî fişek verdim, zor kullanırım, bu uğurda her şey göze alınacaktır!..
Baktılar ki Hamid Fahri Bey çok hiddetli ve vaziyet viddî onu yatıştırmak için:
— Âbide bu hali ile tehlike arzediyor, onu fen dairesinde yıkacağız, bu suretle sizin sözünüz ve arzunuz da yerine gelmiş olacaktır, diyorlardı.
“Konuşma çok hararetlenmiş ve şiddetlenmişti. Tam bu anda kaputumun altına bir kaç tahrip kalıbı sokarak alay kumandanına sokuldum. Çok yavaş sesle:
— Efendim, siz lâfa tutun, ben kuleye çıkıp ateşliyeyim! dedim.
“Keyiflendi. Eliyle dürterek muvafakat işaretini verdi. Bir iki saniye sonra merdiven başındayım. Bir gün evvelki, infilâkın fırlattığı irili ufaklı taşlarla merdiven yolu tıkalı. Düşünecek an değil. Gençlik, heyecan, aşk ile vücuduma verdiğim inhina ve iğvicaçlarla sürünerek, kıvrılarak, uzanıp toplanarak bu müşkülü yendim ve sahanlığa çıktım. Üstümde âbidenin eğrilmiş kısmı sallanıyor. Ne yalan söyliyeyim, ürktüm. Sağlam ayaklardan ikisine, görünmemek için yüzü-koyun yatarak, kalıpları bağladım. Kapsüllerini koydum, fitilini taktım. Herşey tamamdı, ortalık da ağarmış, güneş ufukta yükselmekte.. Bir cıgara çıkardım, fitili çakmağımla yaktım. Aşağıda münakaşa hâlâ eski şiddet ve hararetiyle de münakaşa hâlâ eski şiddet ve hararetiyle devam ediyordu.
“Kuleyi saran taburlar şimdi daha iyi görünüyor, beş yüz metre kadar uzakta bizim alay, kumandanından emir bekliyor. Kordon hattının gerisinde binlerce varan halk kütlesi meşkûkiyet içinde, ne oluyor, ne olacak diye bekleşmekte.
“Birden sesimin bütün tonu ile:
— Kaçın ateşliyorum! diye haykırdım.
“Ortalık karıştı. Herkes birbirini ite kaka bahçe kapısına doğru kaçıyor. Ne nöbetçi kaldı, ne kordon, ne emir, ne kumanda.. İstisnasız herkes soluğu uzaklarda alıyor.
“Tehlikeli sâhada Kimsenin kalmadığını anlayınca ateşledim. Ve bilmem nasıl bir kudret, o tıkalı merdiven yolunu sür’at ve sühûletle geçmemi temin etti. Kendimi, infilâktan evvel — bir gün evvel olduğu gibi — bahçe duvarının gerisinde buldum.
“Bir saniye sonra bir infilâk!..”
Bu hâtıra karşısında ittihadcıların Ayastefanosdaki meş’um âbidenin yıkılması için neden, kimden çekindikleri düşünülecek meseledir..
Ayastefanos Rus Âbidesi
(Resim: Reşad Sevinçsoy)
Theme
Building
Contributor
Reşad Sevinçsoy
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Reşid Hâlid Gönç
Identifier
IAM030342
Theme
Building
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Reşad Sevinçsoy
Description
Volume 3, pages 1499-1502
Note
Image: volume 3, page 1499
Theme
Building
Contributor
Reşad Sevinçsoy
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.