Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYASOFYA ÇARŞISI, MEYDANI, VE SIRA KAHVELERİ
Ayasofya yanındaki Adliye konağının yandığı tarihe kadar (1932), Ayasofya önü, Byükşehrin kalabalık ve hareketli yerlerinden biri idi. Büyük bir mâbed, Adliye Sarayı ve büyük bir hamam bu faaliyet merkezini bir saç ayağı şeklinde çerçevelemişti. Atkestaneleri altında ve Ayasofya hamamının önünde ahşap barakalar halinde sıra kahveler uzanır, yazın mâbed önündeki ağaçlar altına arkalıksız bodur hasır iskemleler atılır, Camiin taş döşeli büyük avlusu, şadırvanı fırdolayı çevirmek üzere keza iskemlelerle donatılır, türbeler önündeki duvar boyunca ve Adliye karşısındaki köşede bulunan sebilden mâbedin doğu kapusu yanına kadar duvar boyunca sıralanmış olan kahvehaneler, bakkallar ve arzuhalcılar Ayasofya çarşısını teşkil ederdi. Cami ile hamam arasında Adliyeye doğru uzanan meydanımsı caddenin iki kenarı boyunca, ağaçlar altında kira arabaları dururdu. Kaç göç devrinde kendini bilen hanım hanımcık kadınlar, Ayasofya meydan ve çarşısından yaya geçmezlerdi. Bu semt, Meşrutiyetten beriye, faaliyet ve hareketini parça parça kaybederek nihayet Adliye yangını ile büsbütün söndü; bu satırların yazıldığı 1948 yılında, günün hemen her saatinde ıssız ve tenhadır; Müze olan Ayasofyanın ziyaretçileri ecnebilerle mahdut mikdarda mektep talebelerine inhisar etmiş, muazzam ve muhteşem hamam kapanmış,...
⇓ Read more...
Ayasofya yanındaki Adliye konağının yandığı tarihe kadar (1932), Ayasofya önü, Byükşehrin kalabalık ve hareketli yerlerinden biri idi. Büyük bir mâbed, Adliye Sarayı ve büyük bir hamam bu faaliyet merkezini bir saç ayağı şeklinde çerçevelemişti. Atkestaneleri altında ve Ayasofya hamamının önünde ahşap barakalar halinde sıra kahveler uzanır, yazın mâbed önündeki ağaçlar altına arkalıksız bodur hasır iskemleler atılır, Camiin taş döşeli büyük avlusu, şadırvanı fırdolayı çevirmek üzere keza iskemlelerle donatılır, türbeler önündeki duvar boyunca ve Adliye karşısındaki köşede bulunan sebilden mâbedin doğu kapusu yanına kadar duvar boyunca sıralanmış olan kahvehaneler, bakkallar ve arzuhalcılar Ayasofya çarşısını teşkil ederdi. Cami ile hamam arasında Adliyeye doğru uzanan meydanımsı caddenin iki kenarı boyunca, ağaçlar altında kira arabaları dururdu. Kaç göç devrinde kendini bilen hanım hanımcık kadınlar, Ayasofya meydan ve çarşısından yaya geçmezlerdi. Bu semt, Meşrutiyetten beriye, faaliyet ve hareketini parça parça kaybederek nihayet Adliye yangını ile büsbütün söndü; bu satırların yazıldığı 1948 yılında, günün hemen her saatinde ıssız ve tenhadır; Müze olan Ayasofyanın ziyaretçileri ecnebilerle mahdut mikdarda mektep talebelerine inhisar etmiş, muazzam ve muhteşem hamam kapanmış, depo olmuş, Adliyenin topladığı mahşerî kalabalık da Postahaneye hicret etmiştir. Meydan - Cadde, etrafın mesken kesafetinden ve okuldan mahrum olması yüzünden, çocukların mahalle stadı da olamamıştır. Yaz günlerinde, tek tük sevdazede çiftlere rastlanır, öyle ki, Ayasofya hamamının önündeki revak sütunları üzerinde kalem ve tebeşirle yazılmış randevu saatleri dahi okunur.
Evliya Çelebinin kaydına göre Ayasofya meydanı, Onyedinci asır ortalarında, Büyükşehir halkının belli başlı mesire yerlerinden biridir. Fakat bu meydanın hududunu çizmek güçtür; kaba taslak Ayasofya ile Sultanahmed camileri arasındaki saha diye tarif etmek mümkün olup, bu takdirde hamam, meydanın ortasına düşer. Onyedinci asır ortalarında Evliya Çelebinin bahsetiği meydan, irili ufaklı ahşap binalarla dolmuş olacaktır ki, Hicrî 1153 ve 1154 yıllarında iki yangın burasını silip sürüpmüş, fakat yerlerine ayni tip yeni binalar yapılması gecikmemiştir. Zamanımızda görülen meydan, Balkan Harbinden sonra Şehremini Operatör Cemil Paşa (Cemil Topuzlu) tarafından açılmıştır; aşağıdaki notlar, Belediye Mektupçuluğundan emekli Bay Osman Erginin “Mecellei Umuri Belediye” adındaki büyük eserinden nakledilmiştir:
“Sultanahmedle Ayasofya arasında kâin meydana gelince, burası 1328 - 1329 senelerinde ve Cemil Paşanın zamanı emanetinde açılmıştır. Evvelce mezkûr meydanın yerinde bir iki mahalle mevcut idi. 1327 - 1328 senelerinde iki defa vukua gelen harik dolayısiyle mezkûr mahalleler kâmilen yanmış olduğundan Cemil Paşa muhterik mebani arsalarını istimlâk ettirerek meydana kalbettirirmiştir.
“Gerçi Sultan Abdülmecid devrinde Darülfünun olmak üzere Adliye Nezareti binası inşa olunduğu zaman Ayasofya etrafında kısmen istimlâkler icrasiyle tevsiat yapılmış ise de Adliye Nezareti cephesine amud ve Ayasofya binasına müvazi ve iki tarafı ağaçlıklı cadde Sultan Abdülâziz devrinde küşad edilmiştir.
“Ayasofya ile Türk mimarisinin bir nümunei bedii olan Sultanahmed camii arasındaki haili kaldırarak her ikisini de enzarı temaşagerâna olanca mehabet ve azametiyle iraeye muvaffak olmasından dolayı İstanbul ahalisi Cemil Paşaya medyunu şükrandırlar”.
1947 yılı haziranında Adliye karşısındaki sebilin mermer cephesi üzerinde Ayasofya çarşısının yıktırılmış ahşab baraka dükkânlarından birine ait şu duvar kayıtlarına rastlanmıştı:
23 haziran 25 polise, 10 nüfusa, 25 Kürde, 25 Müddeiumumi, 40 Beşinci, 25 Baha, 10 Şahin, 35 Mehmedden. 70 Mecidden, 25 Kâmile, 30 Mukbile, 20 Beşinci Hukuk.
Bunlar bir kahveci hesabı olsa gerektir. Sebil üzerinde okunan diğer bazı yazılar da şunlardır:
Süleymaniye 78 simit, Hüseyin efendi 1756 adet simit, çocuğun dühulü: 1 teşrinievvel 1923, hamamda Mustafa efendi 32 kuruş.
* Aklı kılmıyan başına tac
İster tok gezsin, isterse aç
Mastika düz rakı elde kadeh var iken
Lokmanlar bile bulamaz anın derdine ilâç
* Bütün dünyayı gezdim bulamadım başıma bir tac
Şu İstanbulda ne zengini tok gördüm, ne fukarayı aç
* Silivrikapu, Karabaş Mahallesi, Lanka Sokağında Hanife Hanım.
Ayasofya meydanı, tarih boyunca çok mühigm bir vaka olarak Meşrutiyetin resen ilânına sahne olmuştur. En heyecanlı günlerini de 31 Mart vakasında yaşamıştır (Bak: 31 Mart Vakası).
İstanbulda salben idama mahkûm mücrimlerin sehpası, zamanımızda, Ayasofya önündeki meydan - cadde üzerine kurulur; bu satırların yazıldığı sırada burada ipe çekilen son mahkûm, Çatalca cinayetinin faili Küçük Alidir ki, kendisine verilmiyen bir kızın anasını ve babasını, vahşiyane bir surette katletmiş olan bir adamdır.
Theme
Building
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030320
Theme
Building
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 3, pages 1475-1476
See Also Note
Bak: 31 Mart Vakası
Theme
Building
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.