Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÂYAR, ÂYARCI, SAHİBİ ÂYAR
Altın ve gümüş halitalarında bu kıymetli madenlerin miktarını bildirmek için kullanılır tâbirdir; “onsekiz âyar altun”, “yirmi dört âyar gümüş” gibi. Bilhassa darbhanede altun ve gümüş paraların kesilmesinde, altun ve gümüş halitalarının âyarına son derece dikkat edilirdi; darphanede bu iş ile vazifeli mes’ul memura âyarcı veya sahibi âyar denilirdi. Âyarcının elde edilmesiyle gözle kolay fark edilemiyecek, hattâ altun ve gümüşün âyarını belli eden ve “mehek taşı” denilen taşa sürtmekle dahi anlaşılamıyacak şekilde para âyarının düşürülmesi büyük hırsızlıklara imkân verebilirdi.
Osmanlı İmparatorluğunun azametli devrinde, on yedinci asır sonlarına kadar, İstanbuldan başka Rumelinde Belgrad ile Bosnada da birer küçük darbhane vardı; Dördüncü Sultan Mehmed’in ilk saltanat yıllarında büyük Valide Sultan (Nine Valide Sultan) Kösem ile mütegallibe Yeniçeri Ocağı Ağaları Karaçavuş Mustafa Ağa, Çelebi kethüdâ Mustafa Ağa ve Koca Bektaş Ağa kendi hazinelerinden sermaye koyarak, İstanbul darbhanesindeki âyarcıları işe karıştırmamak için kendi adamları vasıtasi ile Belgrad ve Bosna darbhanelerinde âyarı düşük paralar bastırmışlar, bunları İstanbul esnafına dağıtarak karşılığında âyarı tam paraları toplamak suretiyle aradaki farktan milyonlar vurmayı düşünmüşlerdi; rezalet İstanbul esnafını...
⇓ Read more...
Altın ve gümüş halitalarında bu kıymetli madenlerin miktarını bildirmek için kullanılır tâbirdir; “onsekiz âyar altun”, “yirmi dört âyar gümüş” gibi. Bilhassa darbhanede altun ve gümüş paraların kesilmesinde, altun ve gümüş halitalarının âyarına son derece dikkat edilirdi; darphanede bu iş ile vazifeli mes’ul memura âyarcı veya sahibi âyar denilirdi. Âyarcının elde edilmesiyle gözle kolay fark edilemiyecek, hattâ altun ve gümüşün âyarını belli eden ve “mehek taşı” denilen taşa sürtmekle dahi anlaşılamıyacak şekilde para âyarının düşürülmesi büyük hırsızlıklara imkân verebilirdi.
Osmanlı İmparatorluğunun azametli devrinde, on yedinci asır sonlarına kadar, İstanbuldan başka Rumelinde Belgrad ile Bosnada da birer küçük darbhane vardı; Dördüncü Sultan Mehmed’in ilk saltanat yıllarında büyük Valide Sultan (Nine Valide Sultan) Kösem ile mütegallibe Yeniçeri Ocağı Ağaları Karaçavuş Mustafa Ağa, Çelebi kethüdâ Mustafa Ağa ve Koca Bektaş Ağa kendi hazinelerinden sermaye koyarak, İstanbul darbhanesindeki âyarcıları işe karıştırmamak için kendi adamları vasıtasi ile Belgrad ve Bosna darbhanelerinde âyarı düşük paralar bastırmışlar, bunları İstanbul esnafına dağıtarak karşılığında âyarı tam paraları toplamak suretiyle aradaki farktan milyonlar vurmayı düşünmüşlerdi; rezalet İstanbul esnafının kıyamına sebep olmuş ve bu esnaf ihtilâli Kösem Sultan ile mütegallibe Yeniçeri Ağalarının sukut ve ölümlerine kadar yol açmıştı.
İstanbul kuyumcuları istedikleri altun ve gümüş sahan, ve tabak, kaşık, fincan zarfı, tas, kupa ve kemer gibi şeyleri darphaneye götürürler, bir muayene resmi öderler, âyarcı dilediği yerden bir küçücek parça kazıyıp alır, tahlil eder, sonra damgasiyle âyar rakkamı ile bir “has” kelimesi basardı. Üzerinde darphanenin has damgası görülen altun ve gümüş eşyada halk tarafından güven ile satun alınırdı.
Pek güzel bir beyit ile bu kelimeyi Türk şiirine mal eden şair Nâilî olmuştur:
Var ise sengi siyâhı kalbi âşıktır mehek
Yoksa ol şûhun âyârı hüsnü ânını kim bilir?..
Son yeniçerilerden Çardak Kolluğu Çorbacısı halk şairi Galatalı Hüseyin Ağa da Çardak iskelesinde büyük yeniçeri kahvehânesinin köçeklerinden Sakız Adalı bir tavşan oğlanı medhederken:
Al fesinde saçlar belâ püskülü
Çardak Kahvesinin bir gonce gülü
Sakız tavşanıdır gayet görgülü
Yalın ayak reftârı civelektir
Alnına dökülmüş âşifte kâkül
Ya samurdur, ya reyhandır, ya sünbül
Dili kiraz dalına konmuş bülbül
Âyârına has çekilmiş köçektir
Dilimizde saatin intizam ile hareketine de âyar denilir. İstanbul halkının saatlerinin daima âyârlı bulunması için servet sahipleri tarafından hayır eserleri arasında bilhassa büyük camilerin yanında muvakkithâneler yaptırılmış ve buralarda, bugün antika eşyalar arasında kıymetleri çok yüksek san’at eseri muazzam saatler konmuştur (B.: Muvakkithâneler).
Âyar, gerek İstanbulun külhâni argosunda, gerekse İsatnbullu ağzında mecâzi olarak muhtelif mânalarda kullanılmıştır; kadir ve kıymet ifade etmiştir:
— Onun ne âyârda adam olduğunu herkes bilir..
Bir muhite, meclise, havaya uyma, intibak yerinde:
— Kendimi daireye bir türlü âyârlayamadım...
Huy, tabiat mânasında
— Müdürün âyârını bir türlü bulamadım..
— Âyârı bozuk herifin biri...
Külhaniler ağzında itibar, şeref, haysiyet karşılığı:
— Âyârını bozarım ha!..
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030310
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 3, pages 1431-1432
See Also Note
B.: Muvakkithâneler
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.