Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÂYANLAR İSTANBULDA (Taşralı)
Ruscuk âyanı Alemdar Mustafa Paşa, bir hükûmet darbesiyle Dördüncü Mustafayı tahtından indirip İkinci Mahmudu iclâs ettiğinde, mührü hümâyun da kendisine verilmiş, Alemdar Paşanın ilk işi de, hükûmet merkezinin geniş imparatorluktaki nüfuzunu sağlamak olmuştu (B.: Mustafa Paşa, Alemdar). Büyükşehirde, şehrin muhafazasına memur ve asayişinden mes’ul yeniçeriler, düzeni bozulmuş bir askerî ocağın, karşısında kendisini tedip edecek hiçbir kuvvet bulunmıyan efradı idi; İstanbulun çarşısı pazarı, İstanbullunun ırzı, namusu ve hayatı elinde idi ve Yeniçeri ünvanını taşıyanların büyük bir ekseriyeti de artık bir hayta güruhu idi, her türlü fuhuş ve şenaat, rezalet, gasb, tecavüz, ihtikâr onlar içindi (B.: Yeniçeriler; Ayakdaş; Balta asmak; Bekâr Odaları; Kahvehaneler; Ellialtılılar).
Taşraya gelince, manzara, Cevdet Paşanın kalemi ile çok güzel tasvir edilmiştir: “Bir vakittenberu eyâlât ve elviyenin merkezi saltanata rabıtai inkıyadı pek zaif olup taraf betaraf âyan ve hânedanlar tagallüb ederek kimir bir cesim kazada ve kimi sancakta keyfe mâyeşâ tasarruf eder olduklarından başka Rumelide Sirozî İsmail Bey ve Anadoluda aynül âyan olan Bozok mutasarrıfı Cebbarzâde Süleyman Bey ile Saruhan mutasarrıfı Karaosmanoğlu Ömer Ağa gibi cesim eyaletleri zapt ile Mülûki Tevâf tarzında sureti ist...
⇓ Read more...
Ruscuk âyanı Alemdar Mustafa Paşa, bir hükûmet darbesiyle Dördüncü Mustafayı tahtından indirip İkinci Mahmudu iclâs ettiğinde, mührü hümâyun da kendisine verilmiş, Alemdar Paşanın ilk işi de, hükûmet merkezinin geniş imparatorluktaki nüfuzunu sağlamak olmuştu (B.: Mustafa Paşa, Alemdar). Büyükşehirde, şehrin muhafazasına memur ve asayişinden mes’ul yeniçeriler, düzeni bozulmuş bir askerî ocağın, karşısında kendisini tedip edecek hiçbir kuvvet bulunmıyan efradı idi; İstanbulun çarşısı pazarı, İstanbullunun ırzı, namusu ve hayatı elinde idi ve Yeniçeri ünvanını taşıyanların büyük bir ekseriyeti de artık bir hayta güruhu idi, her türlü fuhuş ve şenaat, rezalet, gasb, tecavüz, ihtikâr onlar içindi (B.: Yeniçeriler; Ayakdaş; Balta asmak; Bekâr Odaları; Kahvehaneler; Ellialtılılar).
Taşraya gelince, manzara, Cevdet Paşanın kalemi ile çok güzel tasvir edilmiştir: “Bir vakittenberu eyâlât ve elviyenin merkezi saltanata rabıtai inkıyadı pek zaif olup taraf betaraf âyan ve hânedanlar tagallüb ederek kimir bir cesim kazada ve kimi sancakta keyfe mâyeşâ tasarruf eder olduklarından başka Rumelide Sirozî İsmail Bey ve Anadoluda aynül âyan olan Bozok mutasarrıfı Cebbarzâde Süleyman Bey ile Saruhan mutasarrıfı Karaosmanoğlu Ömer Ağa gibi cesim eyaletleri zapt ile Mülûki Tevâf tarzında sureti istiklâlde hükûmet eder hânedanlar peyda olmağla taşralarda evamiri devlet nâfiz olmaz idi. Hattâ Bilecikde tagallüb ve tahakküm eden Kalyoncu Mustafa nâm şahıs birkaç defalar fermanı âlî isdarı ile sefere memur edilmiş iken isgaa itmedikden başka fermanı yazanları seb ile götürenleri defetmişdi”.
Cahil fakat hüsnü niyet sahibi, kendisi de Rumeli âyanının en namlılarından biri ve eski bir yeniçeri olan Alemdar Mustafa Paşa iktidar mevkiine geçince, Vak’ai Selimiyede başlarını kurtarmağa muvaffak olan ve etrafında toplandıkları için halk ağzında Ruscuk Yâranı” diye anılan Üçüncü Selim devri ricalinin tavsiyeleriyle, evvelâ taşra âyanını devlet merkezine karşı itaat altına almak, kendisinin ve âyanların milisleri ile de Yeniçerileri sındırmak istedi. Âyanları İstanbula davet etti.
Aşağıdaki notlar, Cevdet Tarihinin Hicrî 1223 (M. 1808) yılı vak’aları arasından alınmıştır:
“... İstanbulda bir meşveret icra olunup da ittifakı ârâ ile islâhatı lâzımaye teşebbüs olunmak üzere tarafı sadaretpenâhiden Cabbarzâde ve Karaosmanzâde ve Sirozî İsmail Bey ile Kalyoncu Mustafa ve Şile âyanı Ahmed Ağa gibi şöhretlû âyan ve ağalara davetnânemelr gönderildi.
“Böyle dâirei istiklâle düşmüş birçok âyan ve hânedanların hemen İstanbula gelivermeleri ol vaktin hükmünce pek (uzak) idi lâkin Alemdar Paşa makamı sadârete geldiği gibi efkârı âmme birdenbire olkadar tebeddül eylemiş ve sıytı satveti o mertebe etraf ve âfakı kaplamış idi iki nüfuzu Dersaadette nasıl câri ise taşralarda dahi olveçhile cereyana başlamış idi.
“Ferman dinlemiyen mütegallibe güruhu Alemdarın bir varakpâresi vardığı gibi ifâyı muktezasına müsaraat eder oldular. Hattâ Kalyoncu Mustafanın bir kâğıdını aldığı gibi serian beşbin kadar askerle gelüb Çırpıcı çayırındaki ordusuna iltihak eylemiş idi.
“Sirozî İsmail Bey fil-asıl anın dairei ittihad ve inkıyadında olup Cabbarzâde ve Karaosmanzâde ve sairleri dahi bu esnalarda mahallerinden hareket ederek ılgar idüb gelmekde oldukları haber alındı ve heman meşvereti âmmeye sermaye hazırlamak üzre beynelvükelâ sıkı sıkı müşavereye başlandı (B.: Senedi İttifak).
“Evasıtı mahı recebe doğru (ağustos 1808) dâvetliler birer birer gelmeğe başladıkları esnada Cabbarzâde ve Karaosmanoğlu güzide süvarileriyle gelüb Üsküdar yakasında ikamet eylediler. Evahiri recebde Sirozî İsmail Bey dahi on iki bin kadar güzide askeriyle gelüb Davudpaşa sahrasında (kurulmuş) olan (çadırlarda) ikamet eyledi (B.: Cezayer Kesimi esvab modası). İstanbulda hiç görülmedik surette bir asker kalabalığı olduğu halde evamiri aliyye sektesiz icra olunabildiği cihetle emniyeti umumiye berkemal idi. (Âyanın cümlesi) Alemdar Paşadan yılmış ve gözleri dolmuş olduğu halde sözüne emniyeti tammeleri var idi; emirleri müsmir ve müessir olur idi; fermanı âli isdarını mevaddı cesimeye tahsis ettirerek sair hususat için birer muhtasar (tezkire) yazdırır idi; hattâ bir husus için âyanlardan birine hitaben fermanı âlî yazılacak oldukda: “A be padişahın fermanı helvacı kâğıdı mı ki bu kadar mübtezel ediyorsunuz! Bir küçük kâğıdın üzerine şunu çiziktiriver!” dediği rivayet edilir.
“Bunlar zaten vahşi adamlar olub bu kerre Dersaadete gelivermeleri dahi Alemdara emniyetlerinden münbais bir keyfiyet olarak çoğunun (İstanbul içine) girmekten mütevahhiş oldukları malûm olmağın bu esnada ricali devlet taraflarından harici şehirde vâki mesirlerde sadrıâzama verilen mükellef ziyafetlerde onlarla dahi ülfet ve müsahebet olunmakda idi.
“Şâbanı muazzamın sekizinci perşembe günü Sâdâbâd’a rikâbı hümâyûn olup Kâğıthanenin iki yakası (dağların tepesine kadar) Rumeli askeriyle mâlâmâl olarak cümlesi saf bestei selâm oldukları ve Sadırâzam ve Şeyhülislâm vesair erkânı devlet ve Rumeliden Anadoludan gelmiş olan âyan ve vücuhi memleket Bahariye’de içtima ile teşrifi hümâyûna muntazir bulundukları halde Sultan Mahmud Hanı Adlî Hazretleri filikei hümâyûnlariyle Sâdâbâd’a güzâr ve Çağlayan kenarında vâki kasrı hümâyûnlarında karar buyurduklarında Bahariyedeki cemiyet dahi gelüb Sâdâbâd civarında (kurulmuş) olan çadırlarda istikrar ettikten sonra Sadırâzam ve Şeyhülislâm vesair vüzerayı izam huzuru hümûyûna dühul ile âlettertib pâ bercâyi kıyam oldukları halde Cabbarzâde ve Sirozî İsmail Bey ve Karaosmanoğlu dahi huzuru hümâyûna çıkarılarak (kendilerine) samur kürkler (giydirildi) ve bellerine hançerler vaz’ ile taltif olundukları esnada tarafı şâhâneden Sirozî’ye hitaben: “Pek güzel askerin var, Hak Taâlâ düşmana galib eyliye!” deyu iltifat buyuruldu. Huzuru hümâyundan (çıkıldıktan sonra) sair âyân ve vücuha dahi otağı sadırâzamîde alâ meratibihim hil’atlar giydirildi. Âyan ve vücuhe hayliden hayli emniyet ve itminan geldi”.
Hükûmet erkâniyle bir ittifak senedi imzalayan Anadolu ve Rumeli âyanları, Alemdar Paşa ile Ruscuk yâranının vesair tarafdarlarının, iktidar ve ikbalin neş’esi ile kendilerini pek çabuk gaflet ve sefâhete kaptırdıklarını gördüler; çoğu, sendi ittifakın imzasını müteakip İstanbuldan ayrıldı; devlet erkânının “her gece bir yerde tertibi ziyafet ve tezkirei hafiye bahanesiyle akdi cemiyet ve sâzende ve bâzende ve hânendeler ile tezyini bezmgâhi iyşü işret ederek cevarii zühre tal’ât ve hûr kıyafetiyle hem pehlû” oldukları halk ağzında günlük dedikodu oldu, âyandan İstanbulda kalanlar da devletlilerin gidişini beğenmiyerek birer bahâne ile ruhsat alarak memleketlerine dönmeğe başladılar. Bu da Alemdarın kuvvetine bir zaaf verdi. Alemdarın ocaklarına konmuş bir belâ baykuşu olduğunu söyleyen Yeniçeriler, kendisinin kolu kanadı olan âyanların birer birer çekilip gittiğini görmekle memnun oluyorlardı. Sirozî İsmail Bey giderken; Sadırâzamın emriyle güzide askerinden birkaç yüz atlıyı İstanbulda bırakmıştı; Cevdet Paşa, sözüne inanılır kimselerin rivayeti olarak kaydeder, İsmail Bey, İstanbulda kalan askerlerinin sergerdesine: “Bu takım dahi işlerini Ferhad gibi başa çıkaramazlar, bunlar da fâsid garazlara bulaştılar, bizi savdıktan sonra şehvet deryasına dalıp fitne tufanına tutulup ikbal gemilerinin parçalanması yakındır, bir fitne zuhurunu hisseder etmez hemen atlarınıza atlayıp arkanıza bakmayıp gelin!” yollu gizli talimat vermişti. İsmail Bey görüşünde yanılmamıştı, âyanların İstanbuldan ayrılışından az sonra, Alemdar Paşa ile yâranının felâketine varan ve Babıâli yangını ile başlayan Ramazan İhtilâli patlamıştı.
Bolu âyanı Hacı Ahmedoğlu, Üçüncü Selim zamanındaki islâhatta, Boluda Nizamı Cedid için bir kışla ve bir hastahane yaptırtmıştı. Senedi ittifak için İstanbula dâvet edildiğinde kendisine kapıcıbaşılık rütbesi ve büyük mîrahorluk pâyesi verilmiş ve memleketine gönderilmemiş, Sekbanı cedidin yetiştirilmesinde vücudundan istifade edilmesi düşünülmüştü. Alemdar Paşa, büyük bir ekseriyeti Yeniçeri ocağında talimlerini şart koşunca, İstanbulda manav, aşçı ve gözlemeci gibi Bolu ahalisinden olanlar, Hacı Ahmedoğluna can düşmanı kesilmişti, ihtilâlde ellerine geçirdiler ve aman vermeyip paraladılar. (B.: Alemdarpaşa Vak’ası).
Bu Ansiklopedinin müellifi Reşad Ekrem Koçu’nun ana tarafından bir ceddi de, Alemdar Paşa ile İstanbula gelmiş Niğbolu kalesinin son bânisi Eskizâğra âyanı Kapucubaşı Mehmed Ağadır ki, Alemdar’ın felâketinden sonra başını İkinci Mahmud’un elinden kurtarabilmek için tek başına İstanbul da tavattun etmiş ve Büyükşehirde ölmüştür, kabri Bayazıt Camii haziresindedir (B.: Mehmed Ağa, Eskizağra Ayânı Kapucubaşı).
Ayasofya
1- Sibyan Mektebi, 2- Şadırvan, 3- Muvakkithâne, 4- Mütevelliler dâiresi, hâlen müzenin danışma bürosu ve müdürlük makaamı, 5- Şehzâdeler Türbesi, 6- Üçüncü Sultan Murad Türbesi, 7- İkinci Sultan Selim Türbesi, 8- Üçüncü Sultan Mehmed Türbesi, 9- Sebil, 10- Mermer Sarnıç, 11- Türk göğüsleme, payanda duvarları (Bu kroki klişesinde düşmüştür, krokide mâil taranmış bloklardır), 12- Kütübhâne, 13- Vaftiz mahalli, Birinci Sultan Mustafa ve Sultan İbrahim Türbesi olmuştur, 14- Sebil, 15- Minareler, 16 ve 17- Teodosios Ayasofyası kalıntılar, 18- Ayasofya Medresesi, hâlen mevcud değildir, 19- Ayasofya imâreti, hâlen mevcud değildir, 20- İmâret Kapusu, bu rakam kroki klişesinde düşmüştür, krokinin yukarı sol köşesi, 21- Mihrab, 22- Hünkâr mahfili, 1847-1848 tâmirinden sonraki, Sultan Abdülmecidin yaptırdığı mahfil, 23- Minber, 24- Üçüncü Sultan Muradın yaptırttığı mahfil, 25- Dördüncü Sultan Muradın yaptırttığı mermer kürsü, 26- Bergamadan gelen mermer küpler, 27- Terleyen direk, 28- Sağda şimâl kapusu, Meyyit Kapusu; solda hünkâr mahfiline giden salon, 29- Yukarı kata çıkan rampalı yollar, 30- Hazine dâiresi.
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030308
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 3, pages 1428-1430
Note
Image: volume 3, page 1428
See Also Note
B.: Mustafa Paşa, Alemdar; B.: Yeniçeriler; Ayakdaş; Balta asmak; Bekâr Odaları; Kahvehaneler; Ellialtılılar; B.: Senedi İttifak; B.: Cezayer Kesimi esvab modası; B.: Alemdarpaşa Vak’ası; B.: Mehmed Ağa, Eskizağra Ayânı Kapucubaşı
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.