Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYAKKABI
Büyükşehir İstanbulun sokaklarını her gün yüz binlerce ayak çiğner, yer yüzünün en eski beldelerinden biri olan İstanbulun fetihten beriye beş asrı doldurmak üzere olan tarihi boyunca, İstanbul kaldırımı çiğnemiş ayakların sayısı ise ancak astronomik bir rakam ile gösterilebilir. Fakat bu satırların yazıldığı tarihten, yakın ve uzak mazi boyunca, İstanbulda insan ayağının taşıdığı kabın şekillerini ve isimlerini ve devir devir Büyükşehrin ayakkabı modalarını tespit etmek mümkündür.
Büyük humorist Cemal Nadir Güler “Amcabey” Mizah gazetesinde Sermed Muhtarla kalem arkadaşlığı yaptığı “Dünden bugüne” sütununun kendisine düşen kısmında, İkinci Cihan Harbinin ayakkabı buhranından ve gene bu devrin ayakkabı modasından şöyle bahsediyor:
“Çifti altmış, yetmiş liraya çıktıktan sonra ona ayakkabı demiye insanın dili varmıyor. Mübarek, ayakkabı değil, baş tâcı olmıya lâyık nesne oldu çıktı!..
Kadın ayakkabıları oldumolası, erkek kunduralarından pahalıya satılır; zenneye verilen paranın acısı erkek papuçlarının ucuz olmasiyle telâfi edilirdi. Amma şimdi öyle mi ay?.. Nice erkek kunduraları var ki birkaç kadın iskarpini değerinde!..
“Çeşit bakımından da hemen hemen kadın iskarpinleriyle at başı!.. Vidalası, gılâsesi, ruganı, podüsieti, lâzarı, keteni, köselesi, lâstiklisi, demirlisi, çivilis...
⇓ Read more...
Büyükşehir İstanbulun sokaklarını her gün yüz binlerce ayak çiğner, yer yüzünün en eski beldelerinden biri olan İstanbulun fetihten beriye beş asrı doldurmak üzere olan tarihi boyunca, İstanbul kaldırımı çiğnemiş ayakların sayısı ise ancak astronomik bir rakam ile gösterilebilir. Fakat bu satırların yazıldığı tarihten, yakın ve uzak mazi boyunca, İstanbulda insan ayağının taşıdığı kabın şekillerini ve isimlerini ve devir devir Büyükşehrin ayakkabı modalarını tespit etmek mümkündür.
Büyük humorist Cemal Nadir Güler “Amcabey” Mizah gazetesinde Sermed Muhtarla kalem arkadaşlığı yaptığı “Dünden bugüne” sütununun kendisine düşen kısmında, İkinci Cihan Harbinin ayakkabı buhranından ve gene bu devrin ayakkabı modasından şöyle bahsediyor:
“Çifti altmış, yetmiş liraya çıktıktan sonra ona ayakkabı demiye insanın dili varmıyor. Mübarek, ayakkabı değil, baş tâcı olmıya lâyık nesne oldu çıktı!..
Kadın ayakkabıları oldumolası, erkek kunduralarından pahalıya satılır; zenneye verilen paranın acısı erkek papuçlarının ucuz olmasiyle telâfi edilirdi. Amma şimdi öyle mi ay?.. Nice erkek kunduraları var ki birkaç kadın iskarpini değerinde!..
“Çeşit bakımından da hemen hemen kadın iskarpinleriyle at başı!.. Vidalası, gılâsesi, ruganı, podüsieti, lâzarı, keteni, köselesi, lâstiklisi, demirlisi, çivilisi, dikişlisi, maskaretlisi, maskaretsizi, ince tabanlısı, kalın tabanlısı... Çukulata renklisi, siyahlı, kahve renklisi, beyazı, neftisi, sarısı, kırmızısı, bordosu, tahin renklisi, kül renklisi, bej renklisi..
“Kadın iskarpinlerinden bir farkı varsa o da — şıklar müstesna — bir kunduranın, meselâ siyah bir kunduranın her mevsimde, her elbise ile giyilebilmesidir. Bir erkeğin bir çift siyah, bir çift kahve rengi kundurası oldu mu hem yazı, hem kışı geçirdi demektir. Eğer bir çift de rugan iskarpini varsa düğüne, baloya, dansa da gitti gider!..
“Gelgelelim, sekiz kat elbisesi olan bir kadının hiç değilse altı çift iskarpini yoksa felâkettir. Zira kadının ayağındaki iskarpin renk bakımından şapkaya, elindeki çantaya bağlıdır. Et tırnaktan yarılır, fakat onlar birbirinden ayrılmaz.”
Sermed Muhtar da ayni sütunun karşısında şu notları kaydediyor:
“Bugünkü gibi, dün de kadın ve erkek ayakkabıları başka başka çeşitlerde, modellerdeydi. Yani, yaşa göre de değişik.
“Genç hanımlar sokağa çıkarken siyah glâse veya rugan, pek cahiller yanar döner böcek kabuğundan, bir buçuk, nihayet iki parmak ökçeli iskarpin giyerlerdi. Velime cemiyetleri, sünnet düğünleri, bayram ziyaretleri gibi yerlere, fazla süslü püslü giderlerken, yine o modelde, elbisenin rengine uygun, beyaz, krem, toz pembesi, havaî mavi atlastan iskarpin. Aşırı alafrangalar kışın ayni deriden, yahut yukarısı gri bej, kahve rengi çuhadan düğmeli botları mutlaka edinirlerdi. Bunların en makbulü 18 düğmelisi.
“Gelinlik kız anası, torunlara karışmış hatunlar basmakalıptan hiç şaşmazlar: Parmak kalınlığında ökçeli, (karamandolu), yani sofa andırır kumaştan bir nevi terlik bozuntusu.
“Körolası dert ötedenberi tazelerde mevcut: İllâki küçük ayakkabı alınacak. Ayağına salapuryalar tıpatıp gelenlerde bile inat da inat:
— Ben numaramı bilmez miyim, 35 tir. Faraş kadarını istemem; imkânı yok almam!
“Tezgâhtar, istenileni çıkarır. Yısa boca, ayağı içine sokar. Tazenin gözlerinden ateş çıkıyor, fakat vecaa işkenceye razı.
“Rütbeli, mevkili, kudeması yanları lâstikli, esnek, vidala fotine ve dışarıya çıkarlarken, taşlık kapısının eşiğinde çevrili duran rugan kaloşlara rağbet ederlerdi.
“Genç beyler fotin giyerler, çamurlu havalarda üstüne lâstik geçirirler, gûya modayı güden ekseriya züppeler ise kışın: Kanarya sarısı deriden, sipsivri burunlu iskarpin olmadan Beyoğluna, mesirelere adım atmazlardı.
“Kasım girip havalar yağışladı mı eski kurtlarda, kabzımallarda; Uzunçarşı, Yorgancılar çarşısı, Sandıkçılar içi esnaflarında; tulumba reislerinde, para tutan omuzdaş, takımında baldırı kapayacak boyda çizme..”
1887 de İstanbula gelen İtalyan edibi Edmondo de Amicis, (B.: Amicis, Edmondo de) meşhur seyahatnamesinde Köprü üstünü tavir ederken: “Gözlerimizi Köprünün döşemelerine diker isek, Âdem’in çıplak ayağından Paris’in en son kundura modasına kadar her çeşit ayakkabı görürüz” diyor. Büyük Kapalıçarşıyı gezerken kavafları da şöyle anlatıyor: “Birbirine benziyen iki sıralı dükkânlarda Asya ve Avrupayı dolaşan bütün ayaklara mahsus ayakkabı var. Bölmeler, acaip renkli ve tuhaf şekilli saten, işlemeli, tüyül ve kadife terliklerle kaplı; çifti beş franktan yüz franga kadar, bir kayıkçı karısından bir saraylı ayağına kadar her nevi ve kıymette ayakkabılar; sokağın taşlarını çiğneyecek kösele ayakkabılar, halılar üstünde gezecek papuçlar, beyaz satenden ökçeli zenne papuçları, inci işlemeli kadın terlikleri. Bu terliklerin içine ne girecek olan ayak nasıl bir şeydir? Bir huri, bir melek ayağı mı ki, boyu bir zambak yaprağı, eni bir gül yaprağı kadar. Ecnebilerin en çok dolaştıkları yer burasıdır. Bilhassa genç Avrupalı kadınlar görülür, ellerinde bir İtalyan veya Fransız ayağının kâğıt üzerine alınmış ölçüsü, gözlerini tutan bir pabuca bu ölçüyü koydukları zaman, pabucun küçük kaldığını görünce hayretten kendilerini alamıyorlar. Bu çarşıda ekseriya beyaz yaşmaklariyle Türk kadınları dolaşır, onların satıcılarla uzun uzadıya konuştukları görülür, kulağı bir mandolin gibi okşayan berrak sesleriyle güzel Türkçenin âhenktar kelimeleri işitilir: — Bunu kaça verirsin? — Pahalıdır! — Ziyade vermen!..” (E. de Amicis, İstanbul, R. Ekrem Koçu tercümesi, 1938).
Ayakkabının, bütün giyim kuşam eşyası gibi, sahibinin karakteri ile yakın alâkası vardır. Renginden, biçiminden, süsünden onları taşıyan ayaklara hükmeden kafanın hüviyeti hakikate yakın anlaşılabilir. Ayakkabının kullanılışı dahi bu bakımdan çok mühimdir.
İstanbulda kadimden beri külhânilik, kopukluk, kabadayılık, itlik alâmetlerinden biri de topuk vurarak yürümek, topuk göstermek idi, o takımın hepsi arkaları basık kundura veya yemeni giyerlerdi. Mahallelerde yangın tulumbaları sandıkları kurulup İstanbulda tulumbacılık denilen yeni bir külhâni, kopuk mesleği gelişince tulumbacılarda yemeni ve kunduralarını ayaklarına arkalarını basıp geçirdiler ve eski topuk gösterme nümayişini devam ettirdiler. Ve bilhassa ayak takımından gençler arasında bu tulumbacı yemenileri ve iskarpinleri son derecede rağbet buldu.
Hiç tereddüt etmeden yazıyoruz: İkinci Cihan Harbi içinde arkaları yumuşak ve ekseriya terlik gibi basılıp giyilen ve adına “Mokasen” denilen iskarpinler moda olup yayılınca çoraplı çorapsız topuklar yine meydana çıktı. Bu lâübalilik sür’atle ayaktan başa intikal etti. Sokaklarda, Büyükşehrin caddelerinde,göbeğinde şıpıtık şıpıtık topuk döğen ayakkabıları ile yürüyen ayak gövdeye de o hale denk külhâni edâ verdi, gençlerimizin yüzünden edeb çekingenliği kalktı.
Mokasen iskarpinlerden sonra dar yüzlü, “sokak terliği” diyeceğimiz patiklerin tamimi ruhlar üzerindeki ciddiyet baskısını biraz daha kaldırdı.
Kadın ve kız ayakkabıları da böyledir. esefle tesbit ettiğimiz bir hakikattir ki 1959 yılında Türk kızlarının yüzde doksanının ayaklarında kız ayakkabısı yoktur; sokaklarda bir kısmı balerin patikleriyle, bir kısmı da ucu sivri ve yüksek ökçeli genç kadın iskarpini ile dolaşmaktadır, hattâ görgülü olması gereken analar bâkire kızlarına kadın ayakkabısını kendi elleriyle alıp giydirmektedirler. Bâkire kızlarımız bu kadın iskarpinleri ve balerin patikleriyle hattâ okullara gitmektedir.
Seke seke ben geldim
Çıngırağım hoş geldin..
tekerlemesiyle yürüyen kızların ev hanımı ve meslek hanımı olmak için öğreneceği şeylere başka alâkaları tercih edeceği acı bir hakikattir.
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030296
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 3, pages 1421-1423
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.