Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYAK ESNAFI, SATICILARI
Ayak esnafı ve satıcıları, büyük İstanbulun günlük hayatının tuzu, biberidir; İstanbulun kendine hâs alâmeti farikalarıdır, sokaklarının sesidir. Ve büyük İstanbul, asırlar boyunca bin bir kılık ve kıyafette, tenha ve sapa semtlerinden gelip geçen, çarşı boylarına dizilen, meydanlarına serpilen ayak esnafı ve satıcılariyle cihan ölçüsünde bir şöhrettir. Halk hikmetleri arasında İstanbul sokaklarının taşı toprağı altındır” sözü yerleşmiştir; asırlar boyunca, uzak veya yakın memleketlerden ve vilâyetlerden kopup gelen ve İstanbul sokaklarında rızkını arayan insanlar aç kalmamışlardır; her marifet, hüner ve sanat geçmiş, her şey satılmış, ayak esnafının ve satıcılarının sesleriyle zengin bir edebiyat vücud bulmuş hattâ ayak esnafı ve satıcıları arasından, Büyükşehrin tarih kütüğüne geçen tipler çıkmıştır; bazen de bir işi bir vilâyet, bir memleket halkı benimseyerek bir ocak haline getirmiştir.
Bizleri çarşılarda pazarlarda dükkân dükkân dolaşmaktan kurtaran, dolaşmış olsak dahi kolaylıkla bulamayacağımız bin çeşit her şeyi yolumuzun üzerine seren, hattâ idrâk edemediğimiz ihtiyaçlarımızı hâtırlatan bu insanlardır.
1957 de Gazetelerde ayak esnafı ve satıcılarının, işportacıların tamamen kaldırılacağı, bu adamların şehrin muhtelif yerlerinde yerleştirilecekleri okunmuştu; tahakkuku İ...
⇓ Read more...
Ayak esnafı ve satıcıları, büyük İstanbulun günlük hayatının tuzu, biberidir; İstanbulun kendine hâs alâmeti farikalarıdır, sokaklarının sesidir. Ve büyük İstanbul, asırlar boyunca bin bir kılık ve kıyafette, tenha ve sapa semtlerinden gelip geçen, çarşı boylarına dizilen, meydanlarına serpilen ayak esnafı ve satıcılariyle cihan ölçüsünde bir şöhrettir. Halk hikmetleri arasında İstanbul sokaklarının taşı toprağı altındır” sözü yerleşmiştir; asırlar boyunca, uzak veya yakın memleketlerden ve vilâyetlerden kopup gelen ve İstanbul sokaklarında rızkını arayan insanlar aç kalmamışlardır; her marifet, hüner ve sanat geçmiş, her şey satılmış, ayak esnafının ve satıcılarının sesleriyle zengin bir edebiyat vücud bulmuş hattâ ayak esnafı ve satıcıları arasından, Büyükşehrin tarih kütüğüne geçen tipler çıkmıştır; bazen de bir işi bir vilâyet, bir memleket halkı benimseyerek bir ocak haline getirmiştir.
Bizleri çarşılarda pazarlarda dükkân dükkân dolaşmaktan kurtaran, dolaşmış olsak dahi kolaylıkla bulamayacağımız bin çeşit her şeyi yolumuzun üzerine seren, hattâ idrâk edemediğimiz ihtiyaçlarımızı hâtırlatan bu insanlardır.
1957 de Gazetelerde ayak esnafı ve satıcılarının, işportacıların tamamen kaldırılacağı, bu adamların şehrin muhtelif yerlerinde yerleştirilecekleri okunmuştu; tahakkuku İstanbul için pek hazin olur.
Ayak esnafı ve satıcıları, işportacılar, bu şehrin günlük hayat ihtiyaçlarının doğurduğu, sokaklara döktüğü insanlardır. Hükûmet kuvvetiyle kaldırılabilirler. Allah rezzaakı âlemdir, aç kalmazlar, fakat onlar sokaklardan, meydanlardan çekilince İstanbul halkı sıkıntıya düşer.. Hele dar gelirli aileler ve ayak takımı kahrolur..
Nevyorkun günlük hayatını İstanbuldan daha iptidaîdir diyemeyiz zannederim. Hürriyet gazetesinde “Fatoş” adı altında bir Amerikan karikatür serisi vardır. Fatoş, orta halli bır ev kadını tipidir, bu karikatür serisinin mevzuu da Nevyorklu orta halli bir ailenin günlük hayatıdır. Fatoşta sık sık ayak esnafına rastlarız, Nevyorkta sokaklarda dolaşa dolaşa neler satılmaz ki.. Hattâ oradaki satıcıların bir hususiyeti daha vardır, işportalar ve valizler içindeki mallarını, evlerin ve apartımanların kapılarını çalarak arzederler..
Bu girişken, bu atılgan, bu yorulmak bilmeyen ve müşterisini kendisi arayıp bulan esnafa her büyük şehir muhtaçtır, minnettardır...
Ayak esnafı ve satıcılariyle işportacılar büyük şehrin günlük hayat ihtiyaçlariyle öylesine yuğrulmuşlardır ki, lüzumu kalmayınca içlerinden bir kısmı, yasaklar çıkmadan kendiliğinden tasfiye olur, meselâ, seyyar kahveciler ve seyyar berberler gibi...
Ayak satıcılığının ahlâk bakımından da kıymeti vardır, binlerce âvare ruhu kötü yoldan uygunsuzluktan çevirmiş, alın teriyle kazanç yoluna atmıştır.
Yine ahlâki inzibat yolunda psikolojik tarafları vardır, İstanbulun hâneberduş gürûhu iş yapar, cebi para görür, işportacı yoluna çıkmazsa o ne dükkâna gider ne de işportacıyı falan yerde arar, parasiyle kumar oynar, şarap içer, esrar çeker.
Ayak esnafı ve satıcıları ve işportacılar tamamen başı boş mu bırakılmalıdır?! Hayır!.. Yapılacak şey bu vatandaşları zaptü rapt altına almaktır, meselâ:
Köprü üstünden kaldırırsınız, ama bırakınız köprü iskelelerinde dolaşsınlar, fakat vapurlara sokmazsınız...
İstanbulun ayak esnafı ve satıcıları, çeşitli ve rengârenk kılık ve kıyafetleriyle yabancı ve yerli ressamlara, ayni hususiyetlere ilâve edilen sesleriyle humorist muharrir ve karikatüristlere zengin bir mevzu teşkil etmiştir.
Artık tarihe karışmış olan meddahlar, hikâyelerine yer yer ayak esnafı ve satıcılarını sokaklar ve onların ağzından kendilerine çeşidli nükte fırsatları hazırlarlardı. Ayak esnafı ve satıcılarının sesleri, halk musikisine girmiş, Büyükşehrin bu sokak sesleri armonize edilerek tesbit edilmiş, ayrıca bu esnaf ve satıcılar üzerine kantolar yazılıp bestelenmiş, bilhassa geçen asır sonlarının kanto yıldızları tarafından sahnelerde okunduğu zamanlar coşkun alkışlar toplanmış, bazıları da gramofon plâklarına alınmıştır; meselâ aşağıda kanto bir Orfeon Rekord plâğına okunmuştur:
Dondurmam şekerli kaymak
İnanmazsan tadına bak
Minimini hanımlara
Çıtı pıtı beylere
Parasını almadan tattırmam
Kantocu Şamram’ın (B.: Şamram) şu hüzzam Keten Helvacı kantosu:
Acem helvacı geliyor
Ketenhelva getiriyor
Herkesi memnun ediyor
Parayı cepten çekiyor
Nane suyu nane şeker
Benim canım seni çeker
Hem kırmızı hem de beyaz
Teltel olmuş ketenhelvam
Kantocu Peruz’un (B.: Peruz) da rastdan şu Mısırbuğdaycı kantosu:
Sesim kısılıyor benim
Sokak sokak bağırırken
Mısırbuğday kıtır kıtır
Tâze pişmiş çıtır çıtır
İstanbulun bir sınıf uçarı halkı tarafından ezberlenerek yıllarca terennüm edilmiştir (B.: Avrupa Tiyatrosu).
Diğer bazı kantolar da şunlardır:
Rozali’nin rastdan Paçavracı kantosu.
Ey Hudai perverdigâr
Âdemi yoktan ider var
Bu nimeti celilenin
Bilmek gerektir kıymetin
Şanına lâyık paçavracı ismimiz
Çalışmaktır kesbimiz
Minnet idüp kimseye
Asla aman dimeyiz
Küçük Virjinin hüzzam Turşucu Kantosu.
Biber turşusu yaparım
Sokakları gezmek kârım
Lâhana patlıcan katarım
Domates salatalık satarım
Lâhana biber turşusu
Haniya bunun ekşisi...
Ayak satıcıları arasında, günün hâdiselerini takib ederek malını bu hâdiselerin alaylı tarafından sözlerle satanlar olmuştur, meselâ şu kıt’a, Meşrutiyetin ilânında bir ketenhelvacı ağzından zaptedilmiştir:
Çamaşıra koydum soda
Yaptırdım iki oda
Üfürükçüdür Ebülhüdâ
Vay ne güzel ketenhelva...
Eserlerinde yakın geçmişin İstanbulunu renkli ve sesli bir film halinde tesbit etmiş olan Ahmed Rasim, “Külliyatı sa’yü tahrir” in birinci cildinde “Müsahabei rebiiyye” serlevhalı makalede şöyle bir sahne çizer:
“Sâhi, henüz sûri bahar başlamadı. Uykular tatlılaştı. Sabahlar serin, insan terki menâm etmek istemiyor. Mümkün mü? Saat on der demez (alaturka) tablasını, güğümünü, torbasını, sepetini kapan sokağa fırlıyor. Bir ses.. Birinci hecesi ince, ikinci hecesi kalın, titrek:
— Süt...... cı......
Bu ses, iki heceden mürekkep bir kelime amma hanenin yatak odasında çınlıyor. Ondan sonra sofada, taşlıkta, mutbak içinde yayıla yayıla bitiyor. İnsanın göz kapakları bir ihtizazı ânî ile açılıp kapanıyor. Arkasından bir ses daha. Bu da iki heceli, fakat gür, kalın hiddet âmuz:
— Su... mud!...
Bunun tâze, misk kokulu diye fasılalı bir de yardağı var. Bu kelimâtı humar hâb ile ağızdan kurtulup da bir kere mahalle içinde döndümü cama parmak ile vurulmadan muttasıl bir gürültü de beraber döner. Belki bu hengâmeyi duymazsınız da uyanmazsınız öyle mi? Alın size üç heceli bir ses daha:
— Kalaycı!...
Amma nasıl kalaycı? Yırtılırcasına. Adam ansızın işitse ya birinin boğazını sıkıyorlar zanniyle imdadına koşar, yahut korkusundan zangır zangır titrer. Bu üçüncü derecatı muhtelifede akseden:
— Başlar!..
— Sıcak börek!..
— Metaksas!..
— Bakkal!..
— Dantelâlar, kurdelâlar!..
— Hâs...... francalalar...
Nidalarını, mecsimi inşaat olduğu cihetle keser sadaları takibederek beyin bir mâkesi asvata dönüyor” 1909).
İstanbul Ansiklopedisi, Büyükşehrin ayak esnafı ve satıcılarını bu maddenin içinde ikinci bir alfabetik tasnif ile kaydetmeyi uygun görmüştür. Aşağıdaki maddeler İstanbul ayak esnafı ve satıcıları hakkında son söz değildir, bu sayfalar da bu maddenin azameti hakkında iptidaî bir fikir vermek için toplanmıştır; bu sayfalarda zikredilenler ve edilmiyenler, İstanbul Ansiklopedisinde kendi isimleri ile ayrıca mütalâa edileceklerdir.
Ayak satıcıları Türk mizâhında:
“Baraka okulların yemek derdi halledildi”
(Nehar Tüblek’in karikatürü, Akbaba Mecmuası, (1959).
Okul kapusuna dizilmiş satıcılar sağdan sola. kebab kestaneci, turşucu, tatlıcı, şekerci, simitci, sahlebci, balıkcı, lâhmi acinci, börekci..
Ayak satıcıları Türk mizâhında
(Cemal Nâdirin karikatürü, Amcabey Mecmuası)
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030213
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 3, pages 1387-1390
Note
Image: volume 3, pages 1388-1389, 1390
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.