Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYAK DİVÂNI
Fevkalâde hallerde, bilhassa İstanbul ihtilâllerinde, halkın veya askerin dertlerini veya şikâyetlerini pâdişaha kendi ağızlariyle arzetmek üzere kurulan divan; ayak divanları hemen daima ihtilâlciler tarafından istenmiş, padişahlar da, kendi tahtlarını kurtarmak için bu isteği kabul etmek zorunda kalarak ve hemen her ayak divanı sonunda, saraydaki müsahib ve nedimlerinden, devlet erkânından ve vüzerasından bir kaç kişiyi feda etmişlerdir.
Ayak divanının adı, bir tahtta oturan pâdişahtan gayri hazır bulunanların cümlesinin ayakta durmasından ve dolayısiyle meselenin ayak üstü konuşulmasından gelir.
Bazı pâdişahlar, kendilerine vezirleri tarafından resmen arzedilmiyen, fakat hoş karşılanmayacak dedikoduları kulaklarına kadar akseden hâdiseleri halktan veya ilgililerden bizzat tahkik ederlerdi ki, buna da ayak divanı denilirdi; meselâ: Kanunî Süleymanın İstanbulda pek büyük bir hayrı olan Kırkçeşme - Halkalı sularının Büyükşehre akıtılması düşünüldüğü sıralarda, bu suları kaynaklarında gören, kaça mal olursa olsun, çok elim bir su sıkıntısı çeken İstanbulluları bu sıkıntıdan kurtarmağa kat’iyyen karar vermiş olan Sultan Süleyman devrin suyolcusu Kiraz Nikoli’yi çağırtarak fikrini sormuş, suyolcu Nikoli de, mezkûr suların şehre akıtılmasında hiçbir fennî mahzur olmadığını arzetmişti...
⇓ Read more...
Fevkalâde hallerde, bilhassa İstanbul ihtilâllerinde, halkın veya askerin dertlerini veya şikâyetlerini pâdişaha kendi ağızlariyle arzetmek üzere kurulan divan; ayak divanları hemen daima ihtilâlciler tarafından istenmiş, padişahlar da, kendi tahtlarını kurtarmak için bu isteği kabul etmek zorunda kalarak ve hemen her ayak divanı sonunda, saraydaki müsahib ve nedimlerinden, devlet erkânından ve vüzerasından bir kaç kişiyi feda etmişlerdir.
Ayak divanının adı, bir tahtta oturan pâdişahtan gayri hazır bulunanların cümlesinin ayakta durmasından ve dolayısiyle meselenin ayak üstü konuşulmasından gelir.
Bazı pâdişahlar, kendilerine vezirleri tarafından resmen arzedilmiyen, fakat hoş karşılanmayacak dedikoduları kulaklarına kadar akseden hâdiseleri halktan veya ilgililerden bizzat tahkik ederlerdi ki, buna da ayak divanı denilirdi; meselâ: Kanunî Süleymanın İstanbulda pek büyük bir hayrı olan Kırkçeşme - Halkalı sularının Büyükşehre akıtılması düşünüldüğü sıralarda, bu suları kaynaklarında gören, kaça mal olursa olsun, çok elim bir su sıkıntısı çeken İstanbulluları bu sıkıntıdan kurtarmağa kat’iyyen karar vermiş olan Sultan Süleyman devrin suyolcusu Kiraz Nikoli’yi çağırtarak fikrini sormuş, suyolcu Nikoli de, mezkûr suların şehre akıtılmasında hiçbir fennî mahzur olmadığını arzetmişti, bunu haber alan sadırâzam Rüstem Paşa, pâdişah tarafından dâvet edilen Nikoli’nin, kendisini görmeden hodbehod huzuru hümâyûna çıkmasına kızmış ve suyolcuyu hapse attırmıştı; keyfiyet gizli tutulduğu halde şuyu bulmuş, halk diline düşmüş, İstanbulluların esasen pek sevmediği bu vezir, bir de pâdişahın büyük hayrına mâni olmak arzusu ile itham edilmiş, Kiraz Nikoli hâdisesi Sultan Süleymanın kulağına kadar aksettirilmişti; fevkalâde hiddetlenen Kanunî, Kâğıthaneye giderek Rüstem Paşayı çağırtmış, ayni zamanda damadı olan Sadırâzamı bir ayak divânında sorguya çekmişti, çok sert bir yüzle: “Suyolcu zimminin hapsine bâis nedir? diye sormuştu, Rüstem paşa da, kendisinin haberi olmadan huzuru hümayûnda ağır masraflarla tahakkuk edebilecek bir teşebbüs üzerinde fikir beyan ettiği cihetle sadakat ve istikametinin tahkiki için hapsedildiğini söyleyerek azil tehlikesinden sıyrılmıştı.
İstanbul, ihtilâl içinde, hakikaten mahşerden örnek ayak divanlarını Dördüncü Murad ile Dördüncü Mehmed zamanlarında görmüştür, her ikisi de Naima Tarihinde tafsilâtiyle tesbit ve nakledilmiştir.
Dördüncü Muradın ayak divânı — Hicrî 1041 yılı recebinde (M. 1631), Sadırâzam Hafız Ahmed Paşayı devirip yerine geçmek isteyen Recep Paşanın teşvikiyle çıkan askerî ihtilâl de kurulmuş bir ayak divânıdır (B.: 1041 receb ihtilâli); Dördüncü Murad henüz yirmi üç yaşında bir gençti. Aşağıdaki satırlar Naima Tarihinin üçüncü cildinden naklolunmuştur:
“Çün Hafız Paşa sadrâzam oldu, Receb Paşa hased idüb Hafız Paşayı kaldırıb (öldürtüb) kendüsu Veziriâzam olmak için amele başladı. Etraftan dahi zorbalar ve bölük halkının a’zamı gelüb İstanbulun içi dolmuş idi. Saka Mehmed ve Cin Ali Mahmud Ağaoğlu ve Salih Efendi ve Emîr Halife ve Cadu Osman ve Biçakcıoğlu ve Kütahyalı Kalem Bey ve Nazlı Muslu ve Rum Ahmed ve dahi bunların emsali zorbalar ki her biri maddetül fesad idi, bunlar müttefikülrey İstanbul içinde (adamlariyle) oturup ikazı fitneye bahane ararlardı..”. İhtilâlin nakline böylece başlayan meşhur Vak’anüvis, İstanbula dolan Yeniçeri ve Sipahi zorbalarının sabık Sadırâzam Hüsrev Paşanın haksız yere azledildiği bahanesiyle ayaklandıklarını ve bir defter tanzim ederek devlet erkânından bazılarını ölüme mahkûm ettiklerini söyler, defterli olan on yedi kişinin başında: Sadırâzam Hafız Ahmed Paşa, Şeyhülislâm ve asrın büyük şairi Yahya Efendi, Defterdar Mustafa Paşa, pâdişahın gözde musahibi ve Yeniçeri Ağası Hasan Halife, pâdişahın en sevgili gözdesi Musa Melek Çelebi bulunmaktadır (bütün bu isimlere bakınız). Ayaklanmanın üçüncü günü ki, bir salıya, yani sarayda Divânı Hümâyûnun toplantı gününe rastlar, ihtilâlciler Bâbı hümâyûndan girmeğe muvaffak olup sarayın birinci avlusunu, Orta kapıya kadar ellerine geçirirler. Kubbe veziri olup âkil ve tedbir sahibi bir zat olarak tanınan Bayram Paşa, daha gün doğmadan sadırâzama haber gönderir: “Meded, zinhar devletlû sultanım olmaya ki bugün meşverettir deyu divana gelesin. Hemen ihtifa eyleyesiz, inşallah bu cemiyete tefrika gelir ve illâ bir zarar terettüb etmekten hazer olunur” der. Hafız Paşa güler: “Var bizden selâm eyle! Zuhur edecek kazai mübremi rüyamda müşahede eyledim, ölmekten gam çekmem!” diye cevap gönderir. Atına biner. maiyyetiyle beraber sarayından çıkıp Topkapı Sarayına gelir, Bâbı Hümâyûndan girer ki... Etraf mahşerden nümune... Kalabalık açılır, Sadırâzama yol verir, Hafız Ahmed Paşa kendisine selâm durmuşlar zanneder, selâm verir, meğer hepsinin koynu koltuğu taş ile dolu imiş, vezir kapıdan girip biraz ilerleyince, bir sipahi seçilip arkasından bir taş ve: — Bre vurun!.. diye bir nâra atar. Hafız Ahmed Paşa taş yağmuruna tutulur, atından yıkarlar, fakat şatırları yetişip koltuğuna girerler, hastalar odasına, oradan da sarayın iç kısmına kaçırırlar, hücum eden Sipahiler bu arada paşanın şatırlarından bir oğlanı hançerle göğsünden vurup öldürürler, birisini de yaralarlar; Sadırâzamın kaftanı ve mücevvezesi bu arada kaybolur; Bostanbaşıdan bir üst kaftanı ile bir mücevveze alıp huzura çıkar ve vak’ayı tafsilâtı ile nakleder ve mühri şerifi öpüp sahibine iade ve teslim eder, pâdişah da müteessir olup: “Yürü var git” diye destur verir, Hafız Ahmed Paşa, Yalı Köşküne inip kıyafetini tebdil eder ve kayığa binerek Üsküdara geçer.
Beri tarafta, Sadırâzamın hastalar kapusundan içeriye kaçması üzerine, ihtilâlci asker galeyana gelir Orta kapuyu zorlayıp içeriye girer ve ikinci avluyu istilâ ederek Bâbüssaadeye dayanır, Kubbealtı asker ile dolar, namdar zorbalar ileri çıkıp: “Pâdişaha sözümüz vardır, divâna çıksın” diye ayak divânı istediler; Genç Osman Vak’asına benzer bir vak’anın çıkmasından korkan Dördüncü Murad, ayak divânı talebini kabul eder.
“Pâdişah Hazretleri dahi taşra çıkıp saltanat ile ayak divanı idüp tahtı hilâfet üzere karar eyledi ve: “Nedir kullarım muradınız” deyu sualde olıcak bî edebler bir mertebe edebsizlik ve italei lisan ettiler ki tâbire gelmez ve Hafız Paşayı ve defter ittikleri on yedi muteber erkânı devleti “Bize ver paralayalım zira bunlar devlete ve pâdişahımıza dost değillerdir, hayirhah olsalar biz Musulda düşman ağzında otururken perakende ittirüp bunca mühimmat ve levazımı sefer telef olmasına sebep olmazlar idi” deyu iglâzı kelâm ettiler. Pâdişah Hazretleri cevabı ma’kule tasaddi ittikce anlar dinlemeyip garazi fasidlerin tekrar zikredüp bağırışıp: “Elbette viresiz, pâreleriz, yoksa iş gayri olur” deyu yakın hücum idüp eliyazi billâh vücudi Pâdişaha dest diraz olmak mertebeleri yakın geldiler ve garazlarından gayri bir cevap söylemeyüb eslemediler, Pâdişah dahi ol nâdanların cevabın eslemeyüb habaset ve gavga ittiklerinden maksudları fitnei saltanat idüğün bilüb: Çünki cevaba kulak tutmazsız ve kabili hitab değilsiz niçün beni taşra divana davet eylediniz” deyu tahtından kalkıp içeruye teveccüh idüb Enderun agavatı Pâdişahı ortaya alup içeru götürdüler, ol eşkıya Pâdişahın akebinde sel gibi akup dilediler ki Harem kapusundan içeri hücum ile duhul ideler, ol mahal gilmanı haremi hassa (Bâbüssaadenin kanadlarını) anların yüzüne sed idüb bu vechile kapandığından eşkiyanın gayizleri ziyade olup bağırışıp: “Pâdişahım mademki bu on yedi kişiyi bize vermezsin, biz işimizi bilürüz” deyu hali’den kinaye ref’i esvat ile zemine zelzele ve âsümane velvele saldılar.
“İçerude, Receb Paşa ki fitneyi tahrik iden kendi idi, sureti salâhde giryan ve nalân olup Pâdişahın ayağına düşüp: “Pâdişahım bu müfsidleri teskin lâzımdır ve illâ bir veçhile cevapları mümkün değildir, eğer ben kulunu dahi isterler ise vir ki kul efendisi yoluna kurban ola gelmişdir, kul istediklerini ala gelmişlerdir, padişâhanı selefden dahi ala gelmişlerdir, birkaç bendeniz gitmekle nesne lâzım gelmez ama Hak saklasın eğer bu bedhuylar teskin olunmaz ise ahval müşkil olur, nizamı devlet muzmahil olur” deyu vafir niyaz idüb pâdişah dahi gördü ki bunlar cümle yekdil, haklarından gelinmek bu haldemüşkil, maalkerahe Bostancıbaşı Câfer Ağayı gönderdi, kayık ile henüz Hafız Paşa Üsküdara yanaşmış idi, sandal ile ardından irişüp: “Pâdişah ister” deyu kendi sandalına alup huzuru pâdişaha getürdü, ol mahal pâdişah buyurdu, Bâbüssaadeyi açdılar, tekrar çıkup taht üzre karar eyledi ve asker dahi gerü çekülüp durdular. Padişah Hazretleri parmağı ile işaret ve tâyin idüp dört nefer kimesneyi (konuşmak) içün huzuruna talebeyledi ki ikisi sipahi ve ikisi Ocaktan çorbacı imiş, yine anlara nushü pend idüp bu evza dinü devlete münasib değil idüğünü ve namusi hilâfetin hetki revâ değil idüğün zikridüp vafir söyledi. Anlar garazi aslilerin tekrar ittiklerinde Hafız Paşa abdest alup Bâbüssaadede durur idi, gördü ki Pâdişahın sözü geçmiyor, hemen çıkıp huzuru hümâyûna gelüp: “Pâdişahım, hezar Hafız gibi kulun yoluna fedadır ancak recam budur ki beni sen katletmeyüp ko bu zalimler huni na hakkımı rizan ve beni şehid itsünler ve lütfedüp meyyitimi Üsküdarda defin ittiresün (ve yetimlerimin himayesini) rica iderim deyüp yer öpüp (ve besmelei şerife tilâvet idüp) arsai Kerbelâye manend olan meydanı belâye merdane yürüdü, pâdişah makremesin yüzüne tutup ağladı, cümle Enderun Ağaları erbabı divânın dideleri giryan ve ciğerleri püryan oldu. Hafız Paşa meydana girdikte câbecâ sipâhiler meydana seçilip hücum ettiler, iptida gelen sipahi Hafız Paşaya hamle edeyim deyu yanaşdıkta, Hafız mütedeyyin ve sahibi ilmü mârifet olmağla ruh emanetullah olup vikayesi babında hasbelkudre saay itmek insana vacip olduğunu bilürdü, anın içün ibtida gelen sipahinin ağzına bir muşti kahramani şöyle urdu ki herif yere payümal olup başından destarı yuvarlandı, bir sipahi dahi sıçrayup hançer ile (Hafız Paşayı) başından urup kulağına dek kellesin şak eyledi biri dahi göğsünden bir hançer urup yıktılar, gayri hücum idüb kılınç ve hançer üşürüp ol veziri zişanı pişgâhı padişahide on yedi zahm ile huni surhe ağuşte ittiler, çün henüz remak baki idi, bir Yeniçeri göğsüne çıkup bıçağı ile boğazı altın çalup zebheyledi, bu veçhile ol bigünah şehid oldukta hüddamı saray üzerine bir yeşil harir örttüler, pâdişahi gayyurun nigâhe takati kalmayup derunünden: “Hoş imdi Haktaalâ ikdar iderse sizden ahzi sar nice olur göresüz” deyüb zahiren: “Bre Hakdan korkmaz, Peygamberden utanmaz, şer’e ve Pâdişaha inkiyad etmez zalimler” deyüb kalkup yine içeruye gitti, ol gün bu mertebe ile divan bozulup halk saraydan çıkıp erazil yine Atmeydanına rücu ettiler”.
Hafız Paşanın yerine Receb Paşa Sadırâzam olmuştu, Dördüncü Murad da, askerin azlini bahane ederek ayaklandığı Hafız Paşanın selefi Hüsrev Paşayı Tokad’da idam ettirmişti. Hüsrev Paşanın idamı İstanbulda, ayni yılın 20 şabanında ikinci bir fitneye sebep oldu, âsi asker tekrar saraya hücum etti, Pâdişah ayak divânına çıkarıldı. Naimâ Efendi, bu ayak divânını da şöyle nakil ve tasvir eder:
“Ayak divanı ittirüp: “— Padişahım, sen niçün Hüsrev Paşa gibi yarar veziri katil ve kendi devletini rahnedar ettin, imdi sen dahi elbette bize Hasan Halifeyi ve Musahih Musa Çelebiyi ve Defterdar Mustafa Paşayı vir paralayalım” deyu iglâzı kelâm ittiler. Hem bu esnada ol edebsizler nadanlık idüb: “Şehzadeler (padişahın kardeşleri) bizim efendimiz oğullarıdır, gayri sana itimadımız kalmadı, na hak yere Hüsrev Paşayı öldürdün şehzadelere dahi kıyarsın, elbette şehzadeleri çıkar bize göster” deyu ibram ve hadlerinden ziyade kelâm ittiler. Padişah ol cahillerin küstahlığından ziyade rencide olup: “Hasan Halife ve Musanın ne günahı vardır ki size vireyim, bu mertebe şermü hürmeti aradan kaldırmak size düşer mi” deyu nice nushü pendâmiz kelimat buyurduklarında anların habaseti ziyade olup güftegû bir mertebeye vardı ki: “Bu dilediklerimizi bize virmez isen sen bize Pâdişahlığa lâzım değilsün” didiler. Ve erazil beyninde: “Hünkâr şehzadeleri boğmuş” deyu ercaf ziyade olmağın ol divanda: “Elbette şehzadeleri çıkar görelim” deyu ibram itmeleri ile Pâdişah emredüp dört şehzadeyi taşra çıkardılar, cümle huzzarı divan müşahede eyledi. Sultan Bayezid, Sultan Süleyman, Sultan Kasım, Sultan İbrahim. Cümleden büyüğü Sultan Bayezid idi, bir ten âver mültehi civan idi, dördü dahi Bâbüssaadete çıkıp arzı didar ittiler ve Sultan Bayezid ile Sultan Süleyman (kapunun eşiğinden) ilerice çıkıp (ol cahillere hitab edüb): “Bizden ne istersiz biz kûşei hamulde kendi halimize meşgul iken halimize komayup namımızı anmak bizi lisana getürmek niçündür, yohsa bizi müttehem idüb (yok idilmemizi mi) istersiz, Allahdan korkmayup Pâdişah Hazretlerinden şermü hayâ itmeyüp böyle tuğyan idersiz, lillâhi taalâ bizi halimize kon, bize sizin himaye ve harasetiniz gerekmez” dediler. Ol nadanlar ise kabahatlerin bilmeyüb yine pâdişaha hitab idüb: “Ba’delyevm biz sana bu efendileri inanmazuz, elbette bunlara zarar itmeyeceğine bize kefil ver” deyu kavga eyledüler. Müftü Ahizede Hüseyin Efendi: Ben kefilim dedi, Receb Paşa dahi kefil oldu”. Sizlerin kefaleti ile itimad ideriz” deyu müteselli oldular. Padişah işaret itti, şehzâdeleri yine mekânlarına götürdüler. Cahil dosttan âkil düşman yeğdir dedikleri gerçektir”. (B.: Hüsrev Paşa; Receb Paşa; Hüseyin Efendi, Ahizade; Hasan Halife; Musa Melek Çelebi; Hafız Ahmed Paşa; Murad, IV. Sultan; 1041 İhtilâli).
Dördüncü Mehmedin ayak divânı — Hicrî 1066 (M. 1656) yılı cemaziyelevvelinde çıkan ve imparatorluk tarihinde Vak’ayı Vakvakiye yahut Çınar Vak’ası denilen askerî ihtilâlde kurulmuş bir ayak divânı idi ki Dördüncü Mehmed bu divâna çıktığında henüz on beş yaşında bir çocuktu; sadaret mevkiinde Süleyman Paşa bulunuyordu. Yıllardanberi devam edegelen Girid cenginin devlete yüklediğiği ağır masraflar hazineyi müşkül duruma düşürmüş uzun zamandanberi para alamayan asker İstanbulda silâhına sarılıp ayaklanarak küçük Pâdişahtan suiistimal ve tegallüb ile itham eyledikleri saray erkânının öldürülmek üzere kendilerine teslimini istemişlerdi. Yukarıda zikredilen arabî ayın yedinci günü Pâdişah ayak divânına çağrıldı. Bu ihtilâlde asker, kapılarını açtırıp saraya girmeğe muvaffak olamadıkları için Dördüncü Mehmed ayak divânına Soğukçeşmedeki Alay Köşkünün bir penceresi önüne kurulan taht’a oturarak çıktı. Aşağıdaki satırlar Naimâ Tarihinin altıncı cildinden bugünkü yazı dilimize çevrilerek yazılmıştır:
“Padişah cümle vüzera ve ulema ile cadde üzerindeki Alay Köşküne geldi, Atmeydanından köşke kadar olan saha sipahilerle dolmuştu, en öndekiler yaya, geridekiler zırhlara bürünmüş atlı idi. Padişah geldiği gibi içlerinden Mehter Hasan Ağa ve Şamlı Mehmed ve Karakaş Mehmed ileri çıkıp kasır karşısında el bağladılar. Hasan Ağa el kaldırıp Pâdişaha gayet muntazam ve uzun bir hayır dua etmeğe başladı o dua ettikçe asker “âmin” avazeleriyle gürlemekte idi. Duadan sonra Hasan Ağa söze gelip: “Padişahım, Haktaâlâ vücudu şerifinizi tahtı saltanatta daim etsin. Kulların yüzlerini toprağa sürüp gelerek arzuhalleri budur ki Allaha hamdolsun büyüdünüz, İstiklâl üzere saltanat umurunu elinize alacak civanbaht bahadır oldunuz, Girid adasında vezirleriniz, ümeranız ve asker kullarınız gece ve gündüz küffar ile harb ve kitalde zahmet çekip karada ve denizde düşmanın yaptıklarını pâdişahımıza söylemiyorlar. Memleketler zulûm ile harap oldu, reaya darül harbe kaçtı. Pâdişah kul ile, kul hazine ile, hazine reayadan hasıl olur. Kulların para yüzünü görmezler, verseler verdikleri mağşuş ve safi bakır akçedir. İstanbulda geçmez. Vezirleriniz ve defterdarlarınız saltanatınıza ortak olanların yüzünden vergi tahsil edemiyorlar. Padişahımızın yanında olan ağalar ve musahibler (Harem Ağaları) büyük saraylar sayısız atlar ve hizmetkârlar besliyorlar; her biri devlet işlerine karışıp türlü suiistimallerle kendilerine mal yığıyorlar; muratlarınca hareket etmeyen vezirler azil veya idam olunuyorlar; halktan vergi olarak toplanan ayarı tam paralar adamları vasıtası ile ve bir takım sarraflar eli ile çok eksiğine toplanmış ayarı bozuk veya kesik paralarla değiştirilip hazineye bunlar veriliyor ve askerin ücreti bu mağşuş akçe ile ödeniyor, din ve devlet için bu adamların izalesi lâzımdır. Artık başka yol kalmadığından baş vurduğumuz bu küstahane yoldan ötürü bizi affediniz Pâdişahım, görünüşü kaba bu hareketimiz akibetinin iyiliği düşünülürse mâzur görülür, sizden istediğimiz kimseler şunlardır” diyerek bir defter çıkardı, saray erkânından ve dışardan otuz kadar kimsenin adını okudu cebinden de bir avuç ayarı bozuk ve kırık akçe çıkarıp Pâdişaha gösterdi. Dördüncü Mehmed sipahilere hitabedip: “Kullarım, bu defterde olan kimselerin malları alınıp kendileri sürgüne gönderilsin katillerinden vazgeçin” dedi. Pâdişahın bu sözlerini Sadaret Kaymakamı Mustafa Paşa yüksek sesle tebliğ etti; fayda vermedi: “Hayır vazgeçmeyiz, seni dahi istemeyiz” diye Mustafa Paşayı korkuttular. İş buraya varınca fesadın def’i için istedikleri yerine getirildi, Padişah divit ve kalem istedi, defterli olanların idamları için Bostancıbaşıya bir hattı hümâyûn yazdı, defterin başında gelen Kızlarağası Behram Ağa, Kapuağası Bosnalı Ahmed Ağa ve Raco İbrahim Ağa derhal idam olunarak cesedleri saray duvarının üstünden sokağa atıldı, diğerleri de birer birer bulunup idam olundular (B.: 1066 İhtilâli).
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030212
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 3, pages 1383-1387
See Also Note
B.: 1041 receb ihtilâli; B.: Hüsrev Paşa; Receb Paşa; Hüseyin Efendi, Ahizade; Hasan Halife; Musa Melek Çelebi; Hafız Ahmed Paşa; Murad, IV. Sultan; 1041 İhtilâli; B.: 1066 İhtilâli
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.