Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AYAİRİNİ (AYİA İRİNİ) KİLİSESÎ
Aya İrini kilisesi, İstanbuldaki Bizans kiliseleri arasında mimarlık bakımından mühim bir âbide olmakla beraber, vaktiyle mütevazi bir köşesinde biriktirilmeğe başlanan antikaların dünya müzeleri arasında mümtaz bir mevki ihraz eden İstanbul Asârıatika Müzesi gibi büyük bir ilim müessesesinin vücude getirilmesine yol açtığı hatırlanacak olursa, sanat tarihimizde de kıymetli bir hatırası olan bir anıttır.
Topkapı Sarayını çevreleyen surun yanı başında olan bu bina, cebhane anbarı olarak kullanılmakta iken Tophane Müşiri olan Fethi Ahmed Paşanın himmetiyle burada 1850 yılına doğru bir müze teessüs etmiş ve Âli Paşanın sadâreti ve Saffet Paşanın da Maarif Nâzırlığı sıralarında 1869 da buraya “Müze-i Hümâyûn” namı verilmişti (B. : Arkeoloji Müzesi).
Aya İrini, Çinili Köşkün müze ittihazı tarihi olan 1875 tarihine kadar müze hizmeti görmüş, Meşrutiyetin ilânından bir kaç yıl önce de Askerî Müze ittihaz edilmiştir ki elyevm muhteviyatı muvakkaten boşaltılmış olan bu kilise, Millî Savunma Bakanlığının emrinde bulunulmaktadır. Fetihtenberi hiçbir zaman cami olarak kullanılmamıştır.
Bu binanın fetihden zamanımıza kadar geçen devirlerdeki istimal şekillerine bir göz gezdirelim:
“Suru sultanî” içine alınan Aya İrini, dahilindeki eserlere dokunulmaksızın müştemilâtiyle beraber birtakım silâh...
⇓ Read more...
Aya İrini kilisesi, İstanbuldaki Bizans kiliseleri arasında mimarlık bakımından mühim bir âbide olmakla beraber, vaktiyle mütevazi bir köşesinde biriktirilmeğe başlanan antikaların dünya müzeleri arasında mümtaz bir mevki ihraz eden İstanbul Asârıatika Müzesi gibi büyük bir ilim müessesesinin vücude getirilmesine yol açtığı hatırlanacak olursa, sanat tarihimizde de kıymetli bir hatırası olan bir anıttır.
Topkapı Sarayını çevreleyen surun yanı başında olan bu bina, cebhane anbarı olarak kullanılmakta iken Tophane Müşiri olan Fethi Ahmed Paşanın himmetiyle burada 1850 yılına doğru bir müze teessüs etmiş ve Âli Paşanın sadâreti ve Saffet Paşanın da Maarif Nâzırlığı sıralarında 1869 da buraya “Müze-i Hümâyûn” namı verilmişti (B. : Arkeoloji Müzesi).
Aya İrini, Çinili Köşkün müze ittihazı tarihi olan 1875 tarihine kadar müze hizmeti görmüş, Meşrutiyetin ilânından bir kaç yıl önce de Askerî Müze ittihaz edilmiştir ki elyevm muhteviyatı muvakkaten boşaltılmış olan bu kilise, Millî Savunma Bakanlığının emrinde bulunulmaktadır. Fetihtenberi hiçbir zaman cami olarak kullanılmamıştır.
Bu binanın fetihden zamanımıza kadar geçen devirlerdeki istimal şekillerine bir göz gezdirelim:
“Suru sultanî” içine alınan Aya İrini, dahilindeki eserlere dokunulmaksızın müştemilâtiyle beraber birtakım silâh ve düşmandan iğtinam edilen askerî eşyanın muhafazasına tahsis olundu. Uzun müddet “İç cephane - Cebehane” adını taşıyan binanın kapısı üzerine Üçüncü Ahmed devrinde (1703 - 1730), Avrupaî teşkilât ve tesisata kıymet verilmesi itibariyle buraya bir müze şekli verilmek istenmiş ve hattâ kapusununun üzerine “Darülesliha” adı ile hicrî 1139 tarihini taşıyan bir kitâbe konulmuş ve bu suretle, Avrupaî teşkilât ve tesisata kıymet verilmeğe başlanmış bulunulan bu devirde, Aya İrini de bir silâh müzesi hüviyeti alır gibi olmuştur.
Birinci Abdülhamid zamanında (1772 - 1789) da Baron de Tott ile Kumbaracı Ahmed Paşa (B.: Ahmed Paşa, Kumbaracı; Tott, Baron de) Türk Devleti hizmetinde bulunan yabancı mütehassıslar da bu müesseseye kıymet vermişlerdi; fakat, İkinci Mahmud devrinde (1808 - 1839) Yeniçerilerin ilgası sırasında yeniçerilere ait bir çok eşya ve hatırat mahvedildiği gibi bu meyanda Avusturya, Macaristan ve Rusya seferlerinde elde edilmiş olan bir hayli ganimet eşyası da ziyaa uğramış ve bu yüzden “Darülesliha” nın muhteviyatı çok nokşanlanmıştı.
Nihayet yukarıda zikrettiğimiz gibi Tophane Müşiri Damad Fethi Ahmed Paşa burada bilûmum asarı atika ve esliha gibi çeşidli eşya toplamağa başlamıştır.
Büyük müzeler doğruna bu binanın yakın bir âtide Askerî Müze için de velud bir beşik olması temenni edilir; çünkü bina, loş ve dış zemin yükseklerek dört ilâ altı buçuk metre yere gömülü kalmış olduğu için rutubet bir hayli millî eserimizin çürüyüp küflenerek mahvolmasın bâdi olmuştur. Zaten bu gibi antika binalar bizatihi müze oldukları için hiç bir zaman içlerine asarı atika konması müzecilik bakımından doğru görülmemektedir.
Bu satrların muharriri yıllarca evvel binanın mazurlarını sayarak eşyanın mahiyetine göre Ankara veya İstanbulun münasip yerlerinde bir müze inşasını teklif etmişti. En son toplanan komisyonda da ilk iş olarak binanın temellerinin harabiden kurtarılması için etrafında derin hendekler açılarak toplanan suların Gülhane yokuşuna kadar gizli kanallarla akıtılmasını israrla istemişti.
Şurasını da istidraten arzedelim ki Askerî Müze için, Meşrutiyetin ilânındanberi zaman zaman Berlindeki Zeuglaus, Münihdeki Armeen Museum, Paristeki İnvalides sarayındaki ordu müzeleri gibi yeni ve modern bina inşası hakkında girişilen teşebbüsleri hatırlarız. Fakat, her nedense bu teşebbüsler bir türlü hayırlı bir neticeye isal edilemedi.
Aya İrini kilisesi Ayasofyanın pek yakınındadır. Hattâ ötedenberi birçok Bizantinologlar tarafından kaydedilmiş olduğu veçhile Ayasofya ile irtibatı vardır. Bina, Büyük Kostantin tarafından yapılmıştır. Konstantin başka kiliseleri “mukaddes hikmet” yahud “mukaddes kudret” in himayesine ithaf ettiği gibi bunu da “İlâhî selâmet” e ithaf etmiştir. 523 de Nike isyanı esnasında çıkan yangında, Ayasofya, Aya İrini ve bu iki kilise arasında Sempson Xenom denilen Tabhane - Misafirhâne de yandı. Jüstinyen bu binaları yeniden inşa ve tevsi etti ve Aya İriniyi de öyle bir büyüklükte yaptı ki Ayasofyadan sonra en büyük kiliselerden biri oldu.
Nefdeki Basileus monogramiyle zevcesi Teodora’nın monogramını başlıklar nahtettirdi. Dikkat edilirse Ayos Sergios ve Bakhos yani Küçük Ayasofyadaki monogramların da ayni üslûb ve karakterde oyulmuş oldukları anlaşılır.
Jüstinyen İrini’sinin inşasına yangından sonra 532 de başlandığı çok kat’î olmakla beraber inşaatın ne kadar devam ettiği ve hangi tarihte ikmal olunduğu malûm değildir. Bunu bazı müdekikler İmparatoriçe Teodora’nın ölümünden evvel bitmiş olacağını tahmin ederler. Şu halde binanın inşa bitiminin 548 den evvel olduğunu tereddütsüzce kabul edebiliriz.
Bu muazzam binaların yapılış tarihlerinin üzerinden otuz, beş yıl geçmeden o muhitte ve İmparator Jüstinyen’in son saltanat devrinde yine büyük bir yangın çıkmıştı. Bu seferki yangın Ayasofyanın esas bünyesine dokunmayıp yalnız Ayasofya Atrium’u ve İrini civarında kâin iki manastır ile Sempson Xenom misafirhanesi ve Aya İrini kilisesinin Atriumu ve ayni kilisenin Narteksi yandı. 732 de vukubulan bir yer sarsıntısında İrini kilisesi pek ziyade hasara duçar oldu. Hattâ bu sırada İmparator Arkadius’un bir sütun üzerinde merkûz bulunan bir heykeli de yere devrilmişti. VIII. ci yüzyılda İsavria hanedenından Leon’un imparatorluğu esnasında (775-780) yeniden ve ağır hasara uğradı. Bunlardan başka XI. inci asırda hasar gören Aya İrini, zaman zaman tamir edilmişse de manastırlar ihya olunamamışlardır. Ayasofya ve Aya İrini arasına giren bu bina döküntüleri, elyevm iz halinde isfeler de Fatih tarafından inşa edilen “Suru sultanî - Topkapu Sarayı surları” bu binaları yekdiğerinden ayırmış ve tabiatiyle bu kısım da bazı topografik değişiklikler husule gelmiştir.
Bu mühim binanın yapılış tarihini son zamanlarda pek uzaklara götüren bazı indî mütalâa ve iddialara hayretle tesadüf olunmaktadır. Arkeoloji tarihinde yeni nazariyeler meydana çıkarılmak istenmesi hiç şüphe yok ki, ilim âleminde derin tepkiler husule getirir. Yeter ki bu nazariyeler, mevzuu ve geniş incelemelere inzimam eden bütün eski ve yeni litteratürlerin tetkik ve tahlili neticesine dayanmış ve hemzaman olan binaların mimarî unsur ve malzemeleriyle vuzuhlu ve mukni bir surette mukayeseye imkân veren noktalar iddiaya esas olarak gösterilebilsin. Aksi takdirde ortaya atılan faraziyelere bir kıymet vermek çok güç olur.
Aya İrini kilisesi, kubbeli bazilika sınıfına mensuptur. Müstakil bir saha kaplayan bina, Yunan salibi şeklini irae eder ki bu tarz, muahhar kilise binaları için bir başlangıç addolunur. Absid, merkez ve cenah nefleriyle narteks ve atriumdan terekküp etmektedir. Dış görünüşü bütün hıristiyan mâbedlerinde olduğu gibi gözleri okşayacak bir zarafet arzetmez. Hattâ fazla olarak vekarla karışık bir ağırlık irae eder. Dahilen, kendisinden sonra yapılmış olan Aya Studyon - İmrahor İlyasbey Camiine benzetilir. Aşağı yukarı Jüstinyen Ayasofyasından iktibaslar olmakla beraber ondaki iç tezyinat ve ihtişam bunda aranmamalıdır.
Binanın içine bugün, fetihden sonra Türkler tarafından şimal tarafta açılan kapudan girilmektedir. Batı ve şimal cihetindeki yeni ekler atriuma kadar dayanmaktadır. Cenub tarafında bir bahçe vardır ki “suru sultani” ye kadar devam eder...
Binanın absidden itibaren narteks duvarlarına kadar 57, Atriumun nihaî duvarına kadar 43 metre, genişliği de 32 metredir. Bütün kiliselerde olduğu gibi doğuda olan absid, dıştan üç yüzlü ve sakfı da üç mail satıhlı olup karakteristik bir vaziyet arzeder. Kalın duvarları arasında bir metre genişliğinde üzeri kemerli dar bir dehliz ve bu dehlizin iki nihayetinde de birer kapu vardır. Binanın önündeki merdivenler bu dehlizin üzerine yerleştirilmişlerdir. Mukaddes suda şifa veren tesiri uzak yerlerde bile şayi olmuştu. İki yanında Paraklesiyon tabir edilen ve yan neflerin müntehasını teşkil eden iki hücre bulunur ki buralara iki metre genişliğinde geçit veren boşluklar vardır. İnşaî tekniğe dikkat edenler Türkler devrinde bilhassa sol taraftaki kısımda değişiklikler yapılmış olduğunu müşahede ederler.
Merkezi nefin iki yan teşkilâtı birbirine benzemez. Bu kısımda ilk göze çarpan pencere adedleridir. Şimal kısmın ana duvarlarında dışarı çıkık pilpaye şeklinde üç mesned duvarı vardır ki bunların binanın takviyesi maksadiyle ve bazı pencerelerin sağır hale konmuş bulunmaları malûm olmayan bir zamanda inşa edildiklerine şüphe bırakmaz.
Üst tabakaları; beşer adet narin sütunlara basan dar kemerli mesnedlerle kalın pilpayeler taşımaktadır. Bu itibarla Ayasofya tabakalarına küçük bir benzeyişi vardır. Galerinin hizasında kuvvetli bir korniş, nefin etrafını çevrelemekte ve daha yukarıda büyük kemerlerin başlangıcında profili ona benzeyen başka bir korniş duvarlariyle pilpayeleri takiben absidin inhinasını takib etmektedir.
Yukarıda bilmünasebe Aya İrini kilisesinin dıştan toprak zemini yükselmiş olduğundan beş altı metre çukurda kaldığını, bu yüzden çok ratıb bir halde bulunduğunu söylemiştik. Bundan beş altı yıl önce şimal duvarlarının zemine yakın sıvaları dahilden yenilenmek maksadiyle indirildiği sırada taşlarla örülerek kapanmış olan pencere yerlerinin meydana çıktığı görülmüş ve o zaman bina eşya ile dolu olduğu cihetle tetkikine imkân bulunamamıştı. Bu inceleme yapılabilmek için dıştaki toprakların hakikî zemine kadar kazılarak kaldırılmaları zarurîdir..
Üç yüzünde birer penceresi olan absid her ne kadar dışardan mail satıhlı ise de içten yarım kubbe şeklindedir. Kubbe yaldızlı zemin ile örtülü olup ortada dört kademeli bir kürsü üzerinde geniş kollu büyük bir salip resmi görülmektedir. Absidin takı kenarlarında siyah harflerle mezamirden alınmış iki satırlık bir parça bulunmaktadır. Kitâbelerin epigrafik mahiyetini tahlil eden âlimler, Ayos Sergiyos ve Bakus - Küçük Ayasofya kilisesindeki nefin etrafını çevreleyen kitâbe ile çok benzerlik bulunduğunu ve kürsü üzerindeki salibin ve VI. ci asırda imparator Tiberius’un meskûkâtında aynen kullanılmış olduğunu kaydederler.
Kenarlarında uzun sütunlarla dizili nefin beşik kemerler altında geniş mahfeller, nihayetsizlik hissini veren muhteşem kubbeler, hoş bir manzara irae ederler. Mimar VI. cı asır sanatına mahsus mimarî şekillerinden olan askılı (Alika) kubbeyi kullanarak uzun bir bazilikayi örtmek gibi müşkül bir bir meseleyi böylece büyük bir muvaffakiyetle hallettiği gibi zemin katındaki nefi, canibî neflerden ayıran kemerleri de üst katta tekrar etmemek suretiyle mahfellere daha fazla genişlik vermek istemiştir. Fakat pilpayeler arasında geniş beşik kemerler inşa ederek mahfellerin üzerinde dış duvarlara kadar uzanmıştır.
Merkezî büyük kubbenin kutru 15 metre ve içten yüksekliği zeminden itibaren 35 metredir. Kubbe, dıştan görünüşünü basık ve yayvan olup dıştan oldukça yüksek ise de içten kürevî bir şekildedir ve kasnağın etrafındaki yirmi pencere yeri var ise de bir çokları (belki de kubbe basmasının önüne geçebilmek için) sonradan taşla örülmüştür. Ancak altısından ziya girebiliyor ki bu yüzden içerisi loştur. Örülen pencerelerin üzerleri iyice sıvanmış olmakla beraber pencere kemerleri bu varlıkları isbat etmektedir. Kasnakların haricen etrefını destekleyen, pencere aralıkları arasına yerleştirilmiş, mesned duvarlardır.
Merkezî kubbenin yanında âdeta yumurta şeklinde fakat dışardan bir dam hissini veren kasnaksız ikinci bir kubbe daha vardır. Mimar bu uzun bazilikayı örtmek için bu suretle gayet tedbirli ve mahirane bir şekilde sakıf vücude getirmiştir.
Büyük neften nartekse geçit veren üç büyük kapı yeri vardır. Orta kapu absidin tam mihverine tesadüf eder. Bundan başka tabakaların altına tesadüf eden sağ, sol neflerde de geniş birer kapu yeri daha vardır kı bu suretle kapu yerleri beşi bulur. Şimal tarafta görülen methal ve ahşap tesisat ve ilâveler tamamen Türkler devrinde yapılmıştır.
Narteks binanın aslî bünyesinden sağ ve soldan biraz taşkındır. Burada atriuma geçid veren, beş kapu vardır ki bunların üçü, binanın esliha anbarı olarak kullanıldığı sırada olmuştur.
Bütün damlar kurşun örtülüdür. Müstesna olarak narteksin üstündeki mahfeli örten çatma dam, kiremitle örtülmüştür. Beşik kemerlerin üstünde her yerde kalkanlar ve inşaatın ana hatları dıştan ve aşikâr bir surette teressüm etmektedir.
Büyük beşik kemerlerin sırtları ise cephelerde pek bariz bir şekilde görünür.
Yukarıda da söylediğimiz gibi Aya İrininin fazla tagriyata mâruz kalan ve ilâveler gören kısmı atriumdur. Buralarda tedkiklerde bulunan Bizans sanat ve mimarî tarihi bilginleri tam ve kâmil bir plân vücude getirmekte çok güçlüklerle karşılaşmışlardır. Bu tedkiklere göre eski avlunun içinde ve dört tarafında Türkler tarafından üzeri kapalı bir revak ilâve olunmuştur. Bu sebeple avlu oldukça daralmıştır. Eski atrium, bugün İstanbulda tam olarak muhafaza edilen yegâne atrium olup üzeri beşik kemerli idi. Anlaşılan bu tadilât kullanıldığı sıralarda veya Askerî Müze eşyasını teşhir maksadiyle yapılmış olduğu şüphesizdir. Maamafih bu son ilâvelerde dahi simetreye asla riayet olunmadığı görülmektedir. Bu kadîm kilise üzerinde tedkikler yapanlar, bu ilâvelerle tamirlere rağmen binanın umumî şekli beşinci asrın mimarî tarz ve vasıflarını muhafaza ettiğini pek kat’î olarak isbat ederler. Fakat İmparator Jüstinyen devrinde yeniden inşası tarihine kadar iki defa yangında yanan bu binadan, hattâ ilk bânisi olan Büyük Konstantin devrinden ne gibi bir şey kalabilmiştir? Bunu halen kestirmek çok güçtür... İleride yapılacak çalışmalar belki meçhul kalan noktaları aydınlatabilir. Fakat şunu da unutmamalıdır ki Konstantin tarafından yapılan bina, bir bazilika idi. Belki de atriumu da vardır ve damı dahi ahşap idi. Halbuki şimdi atrium binası dahi Jüstinyen devrine ait olduğu malûm bir hakikattir. Bu gerçek meydanda iken son zamanlarda bazı yeni meraklı kimselerin, binanın gûya bir putperest mâbedi olarak kurulduğu hakkında hiç bir esasa dayanmayan iddia ve daha doğrusu âfâki problemleriyle karşılaşıyor. Bugün ölmüş şehirler üzerinde müesses yapıların kendinden daha evvelki medeniyete ait enkaz bakiyeleri üstünde kurulmuş olması bunların eskiye mal edilmesine vesile vermez.
Bizans şehrinin akropolünü kucaklayan Topkapı Sarayı ile Sarayburnu ve havalisi Asya ve Avrupa kıt’alarını yekdiğerine bağlayan bir geçit ve bir iskân noktası olmak dolayısiyle hiç şüphesiz buradan dava evvelki medeniyet izlerinin bulunması çok muhtemeldir. Bu itibarladır ki, Türk Tarih Kurumu, 1937 yılında Müzemiz marifetiyle Topkapı Sarayı ikinci avlusunda bazı araştırmalar yapmağa karar vermiş ve ilk sondaja da başlamıştı.
Velhasıl belki de Aya İrini böyle bir enkaz döküntüsü üzerine kurulmuş olabilir. Fakat hiç bir zaman putperest mâbedi olduğunu iddiaya hak vermez.
Jüstiyenin inşa ettirdiği sair dinî yapılarda olduğu gibi Aya İrininin de iç tezyinatının pek zengin olduğu şüphesizdir. Yer sarsıntıları gibi tabiî hâdiselere inzimam eden insan eliyle yapılan hasarlar, mermer tezyinat ile mozayıkların bir kısmının mahvını mucip olmuştur. Bu eski ziynet ve motiflerden bugün kalan parçalar duvar ve nef piliyelerinin eteğinde dolaşan mermer süpürgelik vesaire gibi tâli derecede olanlardır. Musanna direk başlıkları iyonik nizamındadırlar, ve volütler yapraklarla süslüdür. Dehlizin kemeri altındaki yaldızlı zemin üzerinde yeşil örgüler, mainlerle katedilmişlerdir. Absiddeki tak ile yarım kubbedeki mozaikler, hiç şüphesiz beşinci asrın en mergup mozaik sanatının canlı nümunelerini teşkil ederler.
Velhasıl Aya İrini kilisesi mimarlık yönünden olduğu kadar mermer oymacılığı ve mozaikçilik sanatı noktai nazarından da İstanbulun mühim ve tarihî anıdlarından biridir. Son yıllarda artan harab durumunun bir an evvel ıslâhı cihetine gidilmesi çok yerinde bir iş olur.
Aziz Ogan
MEVLEVÎ ÂYİNİNİN VECİD HAVASI İÇİNDE İKİ GENÇ DERVİŞ
(Eski Sebah - Jouallier Fotoğrafhânesi resimlerinden Sabiha Bozcalı eli ile)
Türkiye Klişehanesi Nurgök Matbaası
Aya İrini Kilisesi
(Resim: Reşad Sevinçsoy)
Aya İrini Kilisesi
(Plân: Reşad Sevinçsoy)
Aya İrini Kilisesi içi
(Resim: Mengü Ogan)
Aya İrini Kilisesi
(Kesid resim: C. Gurlit’den S.M. Alusun kopyası)
Aya İrini kilisesi, absid yüzü
(Resim: Mengü Ogan)
Theme
Building
Contributor
Sabiha Bozcalı, Reşad Sevinçsoy, Mengü Ogan
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Aziz Ogan
Identifier
IAM030199
Theme
Building
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Sabiha Bozcalı, Reşad Sevinçsoy, Mengü Ogan
Description
Volume 3, pages 1363-1369
Note
Image: volume 3, pages 1364, 1364E1, 1365, 1366, 1367, 1368
See Also Note
B. : Arkeoloji Müzesi; B.: Ahmed Paşa, Kumbaracı; Tott, Baron de
Theme
Building
Contributor
Sabiha Bozcalı, Reşad Sevinçsoy, Mengü Ogan
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.