Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AVNİ BEY (Yenişehirli)
Divan edebiyatının son büyük şöhretlerinden; takriben; 1827 - 1828 yıllarında Rumeli Yenişehirinde doğmuştur. Babası, Tırhala mutasarrıfı Sami Paşanın kethüdası Bekir Paşadır. Tahsili Yenişehirdedir. Hocalarından biri de Celâl adında bir zattır. Avni Bey bu Celâl Efendiyi Yenişehirname adlı eserinde şu beyitlerle hürmetle anar:
Ferd-i asrı Celâl Efendi idi
Şehrin üstad-ı ercümendi idi
Şiirü inşada üstâdmdır.
Mürşidi tab’ı ber murâdımdır
Avni Bey, babası Bekir Paşa ile Tırhalada bulunduğu sıralarda Rumuz-ül hikmet sâhibi Sami Paşadan da istifade ettiğini şu beyitlerle belirtmektedir:
Nice fahr eylemeyim olmuş iken üstadım
Sami Paşa gibi allâme-i cami fercâm
Neş’emend etti beni meşreb-i Mevlânadan
Mesnevînin reşehatiyle verip feyz-i müdâm
Sır kâtibi Mustafa Nuri Paşanın 1859 da Bağdada vali olması üzerine kâtibi sıfatiyle beraberinde Bağdada giden Avni Bey, şehrin ulema ve udebasından aldığı bilgilerle tarihî, edebî kültürünü zenginleştirmiştir. Yenişehirden İstanbula dönüşünde, eski üstadı, manevî maddî yardımcısı Sami Paşanın İstanbuldaki muhteşem konağının devamlı misafirlerinden idi. Bu vesile ile Sami Paşa merhumun mahdumu Necib Paşaya bir müddet edebiyat hocalığı da yapan Avni Bey onun padişaha damad ve sonradan da vezir olması üzerine yazdığı kasidede:
Sen vezir olduğun...
⇓ Read more...
Divan edebiyatının son büyük şöhretlerinden; takriben; 1827 - 1828 yıllarında Rumeli Yenişehirinde doğmuştur. Babası, Tırhala mutasarrıfı Sami Paşanın kethüdası Bekir Paşadır. Tahsili Yenişehirdedir. Hocalarından biri de Celâl adında bir zattır. Avni Bey bu Celâl Efendiyi Yenişehirname adlı eserinde şu beyitlerle hürmetle anar:
Ferd-i asrı Celâl Efendi idi
Şehrin üstad-ı ercümendi idi
Şiirü inşada üstâdmdır.
Mürşidi tab’ı ber murâdımdır
Avni Bey, babası Bekir Paşa ile Tırhalada bulunduğu sıralarda Rumuz-ül hikmet sâhibi Sami Paşadan da istifade ettiğini şu beyitlerle belirtmektedir:
Nice fahr eylemeyim olmuş iken üstadım
Sami Paşa gibi allâme-i cami fercâm
Neş’emend etti beni meşreb-i Mevlânadan
Mesnevînin reşehatiyle verip feyz-i müdâm
Sır kâtibi Mustafa Nuri Paşanın 1859 da Bağdada vali olması üzerine kâtibi sıfatiyle beraberinde Bağdada giden Avni Bey, şehrin ulema ve udebasından aldığı bilgilerle tarihî, edebî kültürünü zenginleştirmiştir. Yenişehirden İstanbula dönüşünde, eski üstadı, manevî maddî yardımcısı Sami Paşanın İstanbuldaki muhteşem konağının devamlı misafirlerinden idi. Bu vesile ile Sami Paşa merhumun mahdumu Necib Paşaya bir müddet edebiyat hocalığı da yapan Avni Bey onun padişaha damad ve sonradan da vezir olması üzerine yazdığı kasidede:
Sen vezir olduğun anda beni de fart-ı sürur
Gûyiya eyledi dünyaya şehinşah-ı enâm
dedikten sonra, hayatının on iki senesini Sami Paşa ailesinin himayesi altında rahatça geçirdiğini şu beyitlerle anlatmaktadır.
Kâfirim münkir isem nimet-i isna aşeri
Hanedanında bulundum on iki sâl tamam
O zamandanberi kim olmuş idi didarın
Ufuk efruz-ı şuhud olmağa mihr-i ilzam
Seni lâlâ gibi ey lü’lü-i dürr-i iclâl
Duş-ı tâzimde gezdirmiş idim çok hengâm
Türk edebiyatı tarihinde değerli insanlar yetiştiren Yenişehirde Avni Beyin geçen günleri daima inceleme, daima faydalanma devridir, her gün okuyor, yazıyor, her gün bir başka şairin muhitinde takdirler topluyordu. Muallim Naci Yenişehirde bulunduğu esnada Avni Bey ile görüşmesini belirten “Yadigâr-ı Avni” adlı eserinde onu, bir üstad igibi tanımış, arap ve acem edebiyatını çok iyi bilen, çok iyi duyan bir değer olmak üzere büyük bir takdirle hâtıralarını tesbit etmiştir. Avni Beyin Yenişehirden İstanbula hangi yıllarda geldiği belli değildir. İstanbula geldikten sonra velinimeti Sami Paşanın konağında geçirdiği günleri tam bir aydınlık içinde bilmiyoruz. Yalnız ufak bir not olarak kayda değer ki Sami paşa merhumun torunu ve Ziya Paşanın (Defteri Hakanî Nazırı, Darül Elhan Müdürü) refikası Hanımefendinin, bu satırların muharririne anlattıklarına göre Avni Bey, Sami Paşa konağına daima at ile gelir ve bahçeden geçerken onu pencereden görenler pek beğenirler imiş; bu rivayetin doğruluğunu Avni Beyin Samipaşazâde damad Necib Paşaya yazdığı kasidelerinden de anlaşılmaktadır. Bu çok âhenkli çok beliğ kasidede Avni Bey geçen günlerini şu beyitler arasında anlatmaktadır:
Saye-i atıfet-i vâlid-i mağfurunda
Kâmuran olmuş idi şimdiki abd-i nagâm
Müteaddit arabî esb-i giran kıymet ile
Tek-ü taz eyler idim fahr ile beynel akran
Aşni Beyin, hemşehrisi bulunan Beşiktaş Mevlevihanesi şeyhi Hasan Nafiz Dede Efendiye damad olmadan evvel İstanbulda ne işle meşgul olduğunu da bilmiyoruz. Damad olduktan bir müddet sonra kayın pederini kaybeden şair, Maçkada refikası Emine Hanımı da toprağa veriyor. Maçkadan Bahariyeye taşınan Mevlevîhaneye zevcesinin elem ve iftirakını beraber getiren şair, hayatını bir inziva içinde geçirmiştir.
Şairin kızı olan anamın anlattıklarına göre: Dergâhın harem dairesindeki, pencereleri Halicin sularına açılan odasının bir köşesinde, sırtında aba, kâğıt ve kalem akşamın matemli gölgelerini taşıyan ufuklarında sevgili genç karısı Emine Hanımın yeşil gözlerini arayan Avni Bey, Türk Divan Edebiyatının son şairi, odanın bir köşesinde bulunan kütüphanesinin bir köşesine gizlediği şişeyi hatırlıyarak korkak adımlarla yaklaştığı kütübhaneden bir kitap alır gibi bir kadeh alırdı, her kadeh bir gazel, her şişe bir kaside yaratırdı. İlâhi bir aşkın cezbesiyle zamanlar geçer, ortalık kararır, hizmetçi Nevnihal, onun yemek tepsisini yavaşça bırakır giderdi. Çoğu zaman da yemek tepsisinin geldiği gibi sabahleyin aynen geri döndüğü de olurdu. Pek az konuşurdu, dilindeki tutukluk konuşmasına da engel oluyordu, kitapları, yazıları arasında bütün bir ömür geçirmiştir. Ondan herkes bir tehlikeden kaçar gibi kaçardı, lâkin sayarak, hürmet ederek kaçardı. O, dergâhın muhitinde “rakı içen Avni Bey” idi. Dergâhın şeyhi büyük musikişinas Hüseyin Fahri Dede eniştesine çok hürmetkârdı, ne yapsın ki zamanın kötü durumu, İkinci Sultan Hamidin korkusu, onu da çileden çıkarmıştı. Sultan Hamidin zincirlediği fikir hürriyetini, Türk milletinin iktisadî felâketini şiirleri arasında korkusuzca haykıran Avni Beyi dinlemekten korkardı.
Meşhur hafiyeler dergâhı bilhassa mukabele günleri sessizce kuşatırlardı. Avni Bey yalnız İstanbul sokaklarında değil, dergâh içinde de tehlikeli bir adam gibi görülürdü. Meselâ Midhat Paşa kasidesi ile memuriyet aleyhindeki manzumesinde, devrinin haksızlıklarını selis bir dil ile sıraladığı beyitleri üyksek sesle tekrarlayan Avni Beyin oda kapısı hizmetçiler tarafından sıkı sıkı kapatılıyor, bu seslerin dışarıya sızmaması temin ediliyordu.
Avni Bey Bahariye dergâhından adliyedeki vazifesine yaz günlerinde ekseriya kayıkla giderdi, kayıkçı İbrahim Ağa şairin vefatından sonra dergâhta bin bir gün hizmet edip (çile çıkarıp) dede olmuştur.
İbrahim Ağa, bu satırların muharririne, dedesinin hâtıralarından söz açardı; ne kadar yazıktır ki çocukluk aklı ile hepsi zaptedilememiştir. İbrahim Dede, orta boylu, kara sakallı, kara gözlü, oldukça sert bir zat idi. Son zamanlarda dergâha türbedar oldu; Avni Beyin de içinde bulunduğu türbede kandilleri her gece o yakardı. İbrahim Dedenin bana anlattığı fıkralardan biri de şudur:
Avni Bey bir gün Bahariyeye gelmek için Yemiş iskelesinden kayığa bindikten bir müddet sonra mutadı üzre şişesini açmış, bir kadeh içmiş, birkaç tane de zeytin yemişti. İbrahim Ağa bu fukara mezesine her zaman kızarmış, artık sabrı tükenmiş, çok hürmet ettiği efendisine:
— Beyefendi her zaman meze diye zeytin tanesi yiyorsunuz. Böyle herkesin bıktığı zeytinden başka bir şey alsanız olmaz mı? demiş, şair de:
— İbrahim Ağa zeytine hor bakma, bir gün gelecek bu da zor bulunacak. Bugünkü zeytin piyasasını düşündükçe büyük babamın âdeta kerametine hükmedeceğim geliyor! cevabını vermiş.
Avni Beyin kızı Muhsine Hanımın, Eyyubda Kurukavakda sakin Bekçibaşı Hafız Abdullah Efendinin mahdumu Hafız Şevki Beyle evlendirilmesine ailece karar verilmiş, düğün hazırlıklarına başlanmıştı. O gece için tanınmış musiki üstadlarından müteşekkil mükemmel bir saz heyeti de temin edilmişti; kemanî Mike, udî Sürur, neyzen Aziz Dede gibi sanatkârlara Kanunî Ziya Bey de (Defteri Hakanî Nazırı Darül Elhan müdürü merhum Ziya Paşa) katılmıştı. Büyük üstad Zekâi Dede heyetin başında bulunuyordu.
Yalı o gece mutadından çok fazla hareketli idi. Her tarafta lâmbalar yanmış, kafeslerin arkasından Bahariyenin bir göl gibi rakit sularına heyecanla titreyen ışıklar aksediyordu. İlkbaharın serin bir gecesi idi. Damadı Şevki Beyin kalın, soprano sesini çok seven Avni Bey, o gece sevgili bir tek kızının saadeti şerefine bir musiki gecesi yaşıyacaktı.
Kemanî Mike Suzinaktan taksim ediyordu. Emin Ağanın suzinak peşrevinden sonra besteler okundu, sıra ağır aksaklara gelmişti. Zekâî Dedenin defe vurduğu bir parmak darbesiyle:
Vakf-ı rah-ı aşkın etmişken bütün can-ü teni
Bir nigâh-ı lûtfa lâyık görmedin ey meh beni
şarkısına girildi, bu şarkının güftesi Avni Beyin bestesi Zekâî Dedenin idi. Zekâî Dede bu şarkıya başlarken gözleriyle Avni Beyi arıyordu. Halbuki şair düğün evini biraz evvel terk etmişti. O gece için arkadaşlarından şair Üsküdarlı Hakkı Beyle Muallim Feyzi Efendi de davetli idiler. Avni Bey, dergâhın şeyhi Hüseyin Fahreddin Efendiden misafirlerinin baston, pardesü gibi eşyalarını saklamak için boş bir hücrenin anahtarını istemişti. Şeyh Efendi her zamanki gibi düşündü, misafirlere ait eşyaların haremde saklanabileceğini söyledi; çünkü verilecek bir anahtarla belki birkaç şişe de açılabilirdi. Anahtarları vermedi, şair arkadaşları ile derhal saz seslerinden uzaklaştı. Bir kadeh ile bir vehim, düğünün neşesini zehirledi. Halbuki Avni Beyin sarhoşluğu asla görülmemişti. O hiçbir vakit bedmest olmamıştı; o, hiçbir vakit zekâsını, dirâyetini, meşhur terbiyesini kaybetmemişti. Yenişehirli Avni Bey şişe şişe içmez; yudum yudum içerdi, divanında sarhoşluğu tasvir eden hakikatten ziyade şâirane bir mübalâğanın izleri görünür, bu şiirlerden ufak, lâkin kuvvetli bir örnek vermek lâzımdır:
Sermest odur ki mahşere varınca söyleye
Siz kimsiniz bu yer ne mahaldir nedir bu hâl
Avni Bey, düğünden bir müddet sonra dergâhtan ayrılarak Divanyolunda iki katlı kâgir bir eve taşınmış, orada yalnızca bir hayat geçirmeğe başlamıştı.
Avni Beyin civarında oturan, bu satırların muharririnin, musiki üstadı merhum Hafız Aziz Efendinin (Cumhur Başkanlığı eski genel sekreteri Kemal Gedeleç’in dayısı) anlattıklarına göre: kendisini ekseri akşamlar rica edip evine davet eder ve bazı musiki eserleri okuturmuş. Itrînin bir bestesi okunurken güzel gözlerinin kenarlarında yaşlar birikirmiş, musikişinas Nigoos’un Hicaz makamından:
Turalanmış sırma saçın
Çözen benden beter olsun
şarkısını da beraber tekrar edermiş. “— Beter olsun!.. Beter olsun!..” dermiş. Âziz Efendi bu beter olsun nekaratının kime ait olduğunu sormuş, “o... o...”, demiş. Acaba bu o... lar kimin için tekrarlanmıştı? Meçhul kalmıştır.
Beşiktaştan Maçkaya, Maçkadan Bahariyeye nakleden mevlevîhane, Maçkada bulunduğu zamanlarda, dergâhın yüksek taş merdivenlerinden düşerek zedelenen vücudu ile mevcut olan hastalığının sonucunda, gençlik ve güzelliğinin en hararetli çağında uzun kirpikli yeşil gözlerini Allahına çeviren zevcesi Emine Hanımın iftirak ateşi ile tutuşan şairin muhayyilesi Divan Edebiyatının en hazin, en orijinal mersiyelerinden birini yaratmıştır, Bu mersiyeyi buraya, tarihî ve tesadüfî bir olayı belirterek aynen nakletmek lâzımdır.
Beşiktaş mevlevîhanesi Maçkaya nakledilirken orada medfun bazı Mevlevî büyüklerinin mezarları da Maçkaya taşınıyordu, kalan kemikleri bir tabuta konularak ihtiramla âdeta ikinci bir cenaze merasimi yapılmak suretiyle Maçkaya getiriliyordu; Çok hazin bir tablo meydana geldi. Çırağandan hareket eden Şeyh Nazifin tabutu ile Maçkadan hareket eden kızı Emine Hanımı hâmil olan tabut karşılaştı; küçük tabut, büyük tabutu takip etti. Avni Bey, zevcesinin ve biraz sonra da oğlu Hüsameddinin ölümleri üzerine zevcesinin ağzından, Divan Edebiyatının en hazin mersiyelerinden birini yazdı:
Tâzelikte lâlezar-ı Kerbelâ etti beni
Tig-i cellâd-ı verem âteş bıraktı canıma
Zahm-i hunrîz-i ciğerfesâya merhemdir deyu
Dağlar yaktı tabîban sîne-i sûzânıma
Günde üç növbet beni dilhûn edüb dağ-ı ciğer
Bir devâ kâr itmemiştir derd-i bî dermânıma
Akibet bir demde kan boğdu şehîd etti beni
Ey diriga kendi kanım girdi âhır kanıma
Hâk-i dergâh-ı Çırağan’dan kıyâmethîz olup
Vâlidim devletle geldi külbe-i ahzâmına
Çıktım istikbâline tâbut-ı hûn âlûd ile
Can fedâ kıldım kudûm-i vâlid-i zîşanıma
Ol hümâ-yi himmetin girdim kanadı altına
Lâne tuttum beççe-i mürg-i dil-i nâlânıma
Hacleğâh-ı beyt-i illiyîne ittim intikal
Bu yalan dünyâ evi lâyık değildi şânıma
Rihletimden elli gün geçtikte bâ emr-i Hudâ
Özleyip oğlum Hüsâmeddin’i aldım yanıma
Gülistan-ı âl-i Zehrâ’dan ciğerpârem gibi
Nâzenin bir gonca takdim eyledim Yezdânıma
Yâ ilâhi ehl-i beyt-i Mustafanın aşkına
Merhamet kıl hâlime bakma benim noksânıma
Avni Bey, memuriyetinin Üsküdar Bidayet Mahkemesi âzalığına nakli üzerine Üsküdara taşınmak mecburiyetinde kalmış, semtini öğrenemediğim bir yerde oturmuştur. Anamın sık sık ziyaret ettiği babasını son zamanlarda nikâhladığı iyi bir kadınla beraber görmüş, bu çerkes kadını Avni Beye çok sadık imiş, anamı da öz kızı gibi severmiş.
Son yazılarının bir kısmının da orada kaybolduğunu anlatan zavallı anam, babasının hicranına bir de ortadan yok olan eserlerinin üzüntüsünü eklerdi. Babasının karşısında küçük yaştanberi diz çökerek okuduğu Türk Edebiyatının ölmez eserlerini anlamağa çalışan anam, güzel yazılar da yazardı. Hâtıralarını yazdığı bir defterin Darülâcezede süprüntü tenekesine atıldığına eminim. Bu defter bugün meydanda bulunsaydı, belki de Avni Bey hakkında daha fazla şeyler öğrenmiş bulunacaktık.
Avni Bey (15 zilhicce 1301) 1883 de gözlerini yumduğu Üsküdardaki fakirâne evinden kaldırılarak vasiyyeti mucibince Eyyubda Bahariye dergâhının bulunduğu yerde, kain pederi Nazif Efendinin türbesinde zevcesi Emine Hanım yanına defnolunmuştur.
Kütüphanesi:
Avni Bey Bağdadda bulunduğu esnada tedarik ettiği birçok mühim tarihî, edebî yazma eserler arasında bir de Mîr Ali hattı ile Mevlâna’nın müzehheb büyük divanı vardı. Bu çok nefîs kitab diğerlerinden üstün idi. Şeyh Hüseyin Fahreddin Efendinin kütüphanesinde büyük bir titizlikle saklanan bu çok değerli eser, çok teessüf olunur ki bu satırların muharriri Hindistanda esir iken diğer kıymetli yazmalar gibi ortadan kayboldu. Yenikapı Mevlevihânesinin son şeyhi Abdülbaki Efendi tarafından Okunan ve okutulan Divan-ı Kebir-i Mevlâna’nın şimdi nerede olduğu kesin olarak belli değildiş. Bugün için mübalâğasız on bin lira değerinde olan bu yazmanın ayna gibi parlak, İran lâkesi kabı üzerinde, onun hakikî sahibi olan ve bugün Darülâcezenin fukara mezarlığında yeri belli olmıyan zavallı annemin hayalini görür gibi oluyorum.
Avni Beyin büyük zorluklar içinde topladığı kitab hazinesi Bahariye dergâhının son hayaleti gibi ortadan kayboldu.
Yenişehirli Avni Beyin eserleri:
1 — Divan; tam divan tekniği ile tertip edilmiş bulunan divanın yarısı kadarı Hicrî 1306 (M. 1887) tarihinde Mahmudbey Matbaasında basılmıştır. Bu nüshayı okurken üzülmemek kabil değildir. O zaman Maarif Nezareti tetkiki müellefat komisyonu tarafından basım izni verilen bu divan yanlışlarla doludur. Kasideler birbirine, gazeller içiçe girmiştir. Tertib yanlışlıklarının bir cetveli yapılsa bir risale meydana gelir. Sansür tarafından çıkarılan beyitler, kelimeler sayısızdır. Saraya verilen bir jurnal ile toplattırılıp Ayasofya Hamamının külhanında yakılan bu divanın elde kalan nüshaları nadir bulunur kitablar arasındadır. Bu satırların muharriri tarafından muhtelif el yazısı mecmualarından uzun bir emek neticesi olarak tam külliyat halinde hazırlanan bir muazzam nüsha, şairin edebî hüviyetinin tetkiki bakımından çok mühimdir. Avni Bey matbu, eksik dîvanı ile tam olarak anlaşılamaz, basılmamış kasideleri, gazelleri, mesnevîleri, rübaîleri hattâ bazı hicviyeleri onun şiir dilini tetkik eden birçok zevat tarafından görülememiştir.
Asıl büyük ilhâm kaynağı büyük Türk şairi Mevlânanın Mesnevîsidir. Mesnevîyi ezbere bilir, Divanı Kebir elinden düşmez imiş.
II — Mecmuaları ve diğer eserleri:
Kendi el yazısı mecmualarında hayatının parça parça sayfaları görülmektedir, Gelibolu ve mülhakatına ait kasaba, köy isimleri, Bağdad seyahati, bazı zevatın ölüm tarihleri, resimler, yarım kalmış rumcadan dilimize çevrilmiş bir roman, bitmemiş bir piyes, ilmî ıstılahat lûgati, siyasî makaleler, imzalar, mısralar, mektup suretleri, Ateşgede, Mir’atı cünun, Yenişehirnâme, Mesnevî tercümesi bu mecmuaların içindedir.
Avni Bey, Arap ve Acemceden başka Rumca ve biraz da Fransızca bilirdi. Avninin Farsca divanı İran şairlerinin bile takdirini kazanmıştır. Bütün yazılarını toplu bir halde bastırmak Türk Edebiyat Tarihi namına bir kazanç olacaktır. Onun şiirlerinden uzun misaller vermeğe bu biyoğrafinin çerçevesi dar gelir; bu hususta ufak birkaç örnek vermekle iktifa olunmuştur.
Gazel
Mahşer bizim âyine-i keyfiyyetimizdir
Gavga-yı kıyamet haberi haletimizdir
Bir âteşe saldın bizi ey mâhlika kim
Duzeh eser-i nâire-i hasretimizdir
Ya bar-ı belâ ya kadeh-i meygede-i gam
Avni çekelim her ne ise kısmetimizdir
Kıt’a
Mey sun duracak zaman değildir sakî
Vakt-i gam-ü imtihan değildir sakî
Dünyay-i denî kim yalandr derler
Vallah billâh yalan değildir sakî
Cevdet Paşa Kasidesinden
Adliye makamı görmemiştir
Zatı gibi bir vücud-i âdil
Binlerce ecille bir mecelle
Tertibine olmamıştı kail
Beyitler
Şarab efşan olur bâl-ü per-i pervâne döndükçe
Sükûnetyap olur tûfan-ı gam peymâne döndükçe
***
Hey’eti mecmua-i efrad-ı milk-i milletin
Efkârın sorsan felek ehl-i maaşın gösterir
***
Mahşerde bakıp çeşmine ol mest-i itâbın
Hâşâ ola Allahü tââla mütehayyir
***
Öyle me’yûsi tesellâyim bu hasretgehde kim
Mucib-i şâdi olur hülyada gelmez hatıra
Avni Aktuç
Yenişehirli Avni Bey
(Resim: Behçet)
Theme
Person
Contributor
Behçet
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Avni Aktuç
Identifier
IAM030177
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Behçet
Description
Volume 3, pages 1351-1356
Note
Image: volume 3, page 1352
Theme
Person
Contributor
Behçet
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.