Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ATCANBAZLARI
Büyükşehirde umumî nakil vasıtalarının bulunmadığı, hemen her evde bir at veya merkep beslendiği devirlerde, atcanbazları İstanbul esnafı arasında zengin iş yapan kimseler ola gelmiştir. (B.: Atpazarı).
İstanbulun iktisadî hayatını tanzim eden narh defterlerinde, ihtisap nizamnamelerinde, hayvan alım satımı işleri üzerinde de titizlikle durulmuş at dellâlları ve atcanbazlarının dellâliye hissesi ve kâr hadleri tesbit edildiği gibi, özürlü ve sakat hayvanları sağlam diye satanlar hakkında ağır cezalar konulmuştu. Atcanbazları da diğer esnaf gibi zinirleme kefalete bağlıydı.
On yedinci asır ortalarında Sultan İbrahimin cülusunun tezine,, Adanalı Abdürrahim Efendinin İstanbul kadılığında tanzim edilmiş bir narh defterinde atcanbazları müslüman ve kıpti olmak üzere iki sınıfa ayrılmış ve 92 atcanbazının adı kaydedilmiştir ki dikkate değer:
“Ali Bey ibni Mehmed, Kethüdayi canbazan, elhac Yusuf, ibni elhac Ahmed Binbaşı, Cafer Bey, Atpazarı Mahallesinden İnce Ahmed Bese, Manisalı Receb Bey, Hasan bin Hüdaverdi, Otlakçı Ömer Beşe, Edirneli Ahmed, Hacı Pîri, Kırçeşmeden Süleyman Çelebi ve biraderi Mustafa Çelebi, Derviş Bey, Mehmed Çelebi, Kadızâde Mustafa, Mehmed Beşe, Kemarltından Boşnak Mehmed Bey, Kebkebcioğlu Mehmed Bey, Kethüdakadın mahallesinden Solak Mehmed Çelebi, Karagümrükten ...
⇓ Read more...
Büyükşehirde umumî nakil vasıtalarının bulunmadığı, hemen her evde bir at veya merkep beslendiği devirlerde, atcanbazları İstanbul esnafı arasında zengin iş yapan kimseler ola gelmiştir. (B.: Atpazarı).
İstanbulun iktisadî hayatını tanzim eden narh defterlerinde, ihtisap nizamnamelerinde, hayvan alım satımı işleri üzerinde de titizlikle durulmuş at dellâlları ve atcanbazlarının dellâliye hissesi ve kâr hadleri tesbit edildiği gibi, özürlü ve sakat hayvanları sağlam diye satanlar hakkında ağır cezalar konulmuştu. Atcanbazları da diğer esnaf gibi zinirleme kefalete bağlıydı.
On yedinci asır ortalarında Sultan İbrahimin cülusunun tezine,, Adanalı Abdürrahim Efendinin İstanbul kadılığında tanzim edilmiş bir narh defterinde atcanbazları müslüman ve kıpti olmak üzere iki sınıfa ayrılmış ve 92 atcanbazının adı kaydedilmiştir ki dikkate değer:
“Ali Bey ibni Mehmed, Kethüdayi canbazan, elhac Yusuf, ibni elhac Ahmed Binbaşı, Cafer Bey, Atpazarı Mahallesinden İnce Ahmed Bese, Manisalı Receb Bey, Hasan bin Hüdaverdi, Otlakçı Ömer Beşe, Edirneli Ahmed, Hacı Pîri, Kırçeşmeden Süleyman Çelebi ve biraderi Mustafa Çelebi, Derviş Bey, Mehmed Çelebi, Kadızâde Mustafa, Mehmed Beşe, Kemarltından Boşnak Mehmed Bey, Kebkebcioğlu Mehmed Bey, Kethüdakadın mahallesinden Solak Mehmed Çelebi, Karagümrükten Ali Beşe, Mahmud Çavuş, Sarı İbrahim, Kara Şaban Bey, Derviş Beşa, Davudpaşadan Arslan; Çilingirzâde damadı Süleyman Bey, Yenibahçeden Topçu Mustafa, Arslan Bey, Ömer Çelebi, Veli Bey, Yeniçeri Hızır Beşe, Mahmud, Hacı İbrahim, İsmail ve biraderi Mahmud, Nakkaş Baba Mehmed, Hasekiden Uzun Yusuf; Yeniçeri Kemankeş Mustafa Çelebi, Aksaraydan Sipahi Mustafa Çelebi, Hüsam Çelebi, Mehmed Bey; Sultanselimden Yeniçeri Mustafa Çelebi, Köle Receb, Alipaşadan Yeniçeri Halil Çelebi, Tahtakaleden Bayram Bey, Mehmedağadan Sarı Solakbaşı oğlu Abdülkadir Çelebi, Kovacidede mahallesinden Kapıcı Halil Çelebi, Altay çeşmesinden Debbağ mahallesinden Seydi Yusuf, Zincilikuyudan Yedekcizâde Mehmed Çelebi, Eğrikapıdan Kollukçu Halil Çelebi, Edirnekapısı kurbinde Acıçeşmeden Küçük Osman Bey, Sultanhamamında Kanburî Hacı Hüseyin; Altay çeşmesinden Osman Beşe, Sultanhamamından Şaban Çelebi, Lûtfipaşadan Solak Ömer Bey, Şehremininden Arabacı Mustafa Beşe, Solak Mehmed Bey, Küçükpazarda Hacıkadın Hamamı mahallesinden İzmirli Mehmed Çelebi, Yatağan mahallesinden Allahverdi; Avratpazarından Abdi Bey, Kesmekayadan Hacı Osman, Eğrikapıdan Allahverdi; Buhariden Odabaşı Hasan Beşe, Dikilitaştan Ali Çelebi, Akseki mahallesiden Kazaz Ahmed, Saraçhane Mahallesinden Şişko Meh,med Çelebi; Keskindededen Gülâbi Hacı Osman, Receb Bey.
“Kıpti taifesinden olup canbaz olanlardır: Yahşi bin Arslan; Sofular Mahallesinden Hüseyin Çelebi bin Nazlı, Atpazarından İlyas Sofu, Yusuf bin Islıyan, Ahmed bin Çadoş, İlyas, Hasan Çelebi bin Kulaca, Mısır bin Bulut, Kulaca, Malkadın oğlu, Sofulardan Hızır Bâli, Cebeci Mustafa, Atpazarından Altıparmak Hasan, Kocamustafapaşadan Piyâle.
“Hergele meyânecileri (simsarları) Hacı Yusuf, Nazir Bey, Piri Beşe, Hasan Bey, Mehmed Çelebi, Ahmed Beşe; Hasan Beşe, Mahmud Çavuş; Şahin.
“Balâda mezkûr olan canbaz tâifesinin kıptileri vesairleri ve gönüllü hergele meyânecileri ve gayrı iki yüz neferden ziyade olup lâkin ekserisinin taaddi ve fesatları ile nice müslümanlara gadir olmağın fesad ile müttehem olanlar içlerinden tard ve ihrac olunup salâh ve istikamet ile muttasif olanlarının kıpti olmıyanlardan ancak yetmiş nefer (defterde 69 isim vardır) ve kıpti olanlardan ancak dört nefer canbaz ve mutadı kadim üzere on nefer (defterde 9 isim vardır) hergele meyânecisi kaydolunup kendi beyinlerinde kethüda ve binbaşı ve nazırları marifetiyle müstakim ve perhizkâr altmış nefer meyâneci tayin ve kaydetmelerine ruhsat verilip badelyevm Atpazarında yüz elli nefer kimesnede istikamet üzere bey ü şirâ etmeğe karar verildikten sonra her biri âharın nefsine ve zararına kefil olup içlerinden birinin deyni zuhur ettikte her biri imdada taahhüt edip ve yerleri mahlûl oldukta kethûda ve binbaşı ve nazırları İstanbul Efendileri reyi şerifleriyle bir müstakim kimesneye vereler. Mutâdı kadîm üzere meyâneciler at başına satandan on akçe alup dördünü mîriye altısını kendileri alup müşteriden bir şey taleb etmeyeler.
“Davar satan keferede oldukta satan kethüdaları iki akçe ve yasakçılar dahi iki akçe almak resmi kadîm imiş; hâlen dahi ol minval üzere alıp ziyade bir habbe ve bir şey talep etmeyeler.
“Davar askerî oldukta mutâdı kadîm üzere meyâneci ve yasakcı taarruz etmeyeler.
“Ve iki canbazın şirket üzere davar almayıp ve kepek ile davar beslemeyip ve sakatı sağ deyû satmayıp ve koca davarın yelesin ve kuyruğun kesip taydır deyû satmayıp ve aynacılık edip biri davara binip ve biri dahi müşteri şeklinde olup halkı aldatmıyalar.
“Ve pazara girmeden köşe ve sokak başlarında karşılayıp davar almayalar.
“Velhasıl bir tarik ile taaddi ve fesad etmeyler deyu tenbih olunmuştur”.
Sermed Muhtar Alus, Akşam gazetesine bir makalesinde geçen asır sonlarının atcanbazlarından şöyle bahsediyor:
Canbaz, mecazî mânada kurnaz, hilekâr hakkında dahi kullanılır a. O adamlara bu ismin takılması, ekserisinin hinoğlu hin, dubaracı olmalarından dolayıdır, derlerdi. Aralarında dürüst, doğru özlü ve sözlüleri de çok ise de meşhur darbı mesel malûm: “Kurunun yanında yaş da yanar”.
“O devir canbazlarının hepsi mintarafillâh iri kıyım, tâbbeci kalıbı enseli, pırasa bıyıklı, tosun tavırlı idiler. Başlarında sol kaşa yıkık, vişne çürüğü fes; sırtlarında kenarları harçlı kısa ceket, kışın geniş yakasının içine tavşan postu kaplanmış gocuk; kavuşturma yelekte altın saat köstek; ayaklarında diz kapaklarının yukarısını aşan çizmeler.
“Reklâm olsun diye brik dinelen yüksek, dört tekerlekli arabaya satılık beygirlerini koşup makaraları olan Fatih’ten, Tophaneden, Beşiktaştan dörtnalayı tutturarak kalabalık caddelerde, meydanlarda kelle götürür gibi giderler; ramazanları Şehzadebaşı piyasalarında, baharları Kâğıthane gezintilerinde, sair günler Beyoğlu Caddei Kebirinde çarh çevirirler; afili afili, bir omuz kalkık, öbürü inik, şark şark kırbaç şaklata şaklata:
— Destur!.. Varda!.. Sayhalarını savururlardı.
Brik’in makasları bastıkça hasar, hanidiyse biribirine yapışacak hale gelir. Zira o koca gövdeliden başka arabada çam yarması dört ihvanı da mihman.
“Bazıları cakayı daha ileri götürür, atların hamutlariyle okun halkalarına, kibar harcı zincir takarlar, şıkırtılar etrafa yayılırken hangi hazret çıkageliyor diye herkes meraka düşerdi. Karşıdan gözüküp tozu dumana katınca millet yaya kaldırımlarına kaçar, açık kapalı dükkânlara dalar, orada dikilip ağzı açık bakarlar. At meraklıları hemen:
— Maşallah, maşallah, ne küheylânlar! Allah sahibine bağışlasın. Kadir ve kıymet bilenlere nasib olurlar inşallah!... gibi sözleri esirgemezler.
“Otomobil çıkıp araba modası geçtikten sonra o beygirlerden hiçbiri ortalıkta görülmez oldu. Ne canlı, ne şatafatlı, ne harikulâdeleri vardı. Kâğıthane hayırlarından, o vakitler pek çirkin adlı Tepeye bir solukta çıkarlar; beyaz köprüler içinde kalırlar, derhal brik’ten biri atlıyarak havlu ile terlerini siler, üstlerine örtüler örterdi.
“İki üç gün geçmez, bir de bakarsın ki canbaz efendi bu sefer de, yine o kıratta doruları sürmede; öteki yağızları bilmem hangi mahdum veya damad beye satmış. Kaç lira mı? Dediğim gibileri 200, 250, hattâ 300 altından aşağı değil.
“Nereden mi getirirlerdi? Arada bir Rusyaya, Macaristana, Romanyaya sefer ederler. Bu işin erbabı olduklarından, alırken sıskalığa, gösterişsizliğe aldırış etmezler; elverir ki sağlam, illetsiz, hilesiz olsunlar. Burada bol yemle, kuru üzümle, hattâ şarapla besliyerek semirtirler. Fıstık gibi oldu mu müşterisi tümen tümen.
“Aslı var mıdır bilmem. Alnının akıtması dudağının altına varan, ayaklarının dördü de sekili (beyaz kıllı) olan, yani uğursuz sayılan alâmetleri koyulu açıklı saç boyasiyle boyandıkları rivayetini de duyanlardanız.
Bu canbazlarda binek beygirleri de bulunursa da asıl aksatayı yapanlar ayrı idi. Onlar da hemen hemen aynı kılıkta, aynı gidişatta, fakat mostralık atlarının takım taklavatı bambaşka. Başlıkta gümüşten süsler, ipek püsküller; dizgin ipekle karışık iplikten örme; Çerkezkâri eğerde koca koca kuburluk, gerisinde Tekirdağı karpuzu kadar iki ur; belleme tiftikten, gepgeniş ve saçak saçak: üzengiler Arapkârî, yani altı yayvan, kavisli, dört kenarı sivri.
“Şecereli Arap kısraklarının, yabancı karışık yarım kanların üzerlerine çöküp, yine reklâm niyetiyle, ötekiler gibi kalabalık yerlerde, seyir ve seyranlarda dolaşırlar, kısrağı oynata oynata, şaha kaldıra kaldıra, hendeklerden atlata atlata dört dönerlerdi.
“Bu gibilerde kıymetli hayvanlar yok değildi, fakat nâdir, düşeş kabîlinden; hem de ateş pahasına, torba dolusu liraya. Zaten nâdide binek atına fazla meraklılar, sahibolmak isteyenler azdı; yüksek tabaka bir iki kişiden, birkaç paşazâdeden ibaretti. Onar da ahbaplarından, babalarının dostlarından Halep, Musul, Bağdad gibi vilâyetlerin valilerine, kumandanlarına başvururlar, o paşalar da “hukuk ve muveddeti kadîme” ye binaen etrafa adamlar salarak, münasibini bulup buluşturup arzuyu yerine getirir; yalnız hayvanın bedelini değil “İstanbuldakilerin hiç değilse üçte biri”, İstanbula kadar yol masrafını da sineye çeker; cevaben çızıktırdığı “nemikai senâveri” ye “Zâti biraderi ekremîlerine bir bergüzarı naçiz olsun”, yahut “Nûru uyûnumuz mahdum veya damadı samîleri ferzendi necîbimize bir hediyei âcizi teşkil etsin” satırlarını ilâve ederek beleşten yollayıverirlerdi”.
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030072
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 3, pages 1264-1266
See Also Note
B.: Atpazarı
Theme
Folklore
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.