Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ATAY (Falih Rıfkı)
Edib ve muharrir; İstanbul matbuatının muasır Türk edebiyatını kuran üstad kalemlerinden birine sahip mümtaz sîması; derin ve uzak görüşü ile büyük baş muharrir, siyaset adamı; İstanbul Ansiklopedisi onun hal tercemesini nezâket ve asâlet timsâli seçkin münekkid ve muallim Ali Nüzhet Göksel’in selâhiyetine bırakıyor.
***
“Eski Saat” adındaki eserinde ilk yazısını 1910 da neşrettiğini söyler; Falih Rıfkı Atay o günden bu yana kadar geçen kırk sekiz yıldanberi aralıksız olarak fıkra, makale, müsahabe, polemik yazılar ve seyahat eserleri yazdı. Edîp ve poletikacı, bütün yazılarındaki sanat, dil ve inkilâb konuları üzerindeki düşüncelerinden yaşadığı devrin fikir hareketlerini tâkib etmek mümkündür.
Fikirleri ve takip ettiği poletikayı sevenler ve sevmeyenler, Falih Rıfkı hakkında birbirine uymaz duygu beslerler, fakat onun dili ve üslûbu üzerinde daima anlaşılmıştır, dil üslûbunu herkes beğenmektedir. Türkçeyi en güzel konuşanlardan biridir; canlı, hareketli ve ihtiraslı.. Türkçenin estetiğini bilir, kelimeler onun cümlesi içinde ışıl ışıl yanar, kelimelere özellik verir. Gerçek sanatkârdır.
Bütün Türkiye aydınlarınca tanınmış Falih Rıfkının yetişme hayatı şöylece başlar:
1894 de İstanbulda doğdu, ilk tahsilini bir sibyan mektebinde yaptı. O zamanlar öğretim sistemi tamamiyle ezbe...
⇓ Read more...
Edib ve muharrir; İstanbul matbuatının muasır Türk edebiyatını kuran üstad kalemlerinden birine sahip mümtaz sîması; derin ve uzak görüşü ile büyük baş muharrir, siyaset adamı; İstanbul Ansiklopedisi onun hal tercemesini nezâket ve asâlet timsâli seçkin münekkid ve muallim Ali Nüzhet Göksel’in selâhiyetine bırakıyor.
***
“Eski Saat” adındaki eserinde ilk yazısını 1910 da neşrettiğini söyler; Falih Rıfkı Atay o günden bu yana kadar geçen kırk sekiz yıldanberi aralıksız olarak fıkra, makale, müsahabe, polemik yazılar ve seyahat eserleri yazdı. Edîp ve poletikacı, bütün yazılarındaki sanat, dil ve inkilâb konuları üzerindeki düşüncelerinden yaşadığı devrin fikir hareketlerini tâkib etmek mümkündür.
Fikirleri ve takip ettiği poletikayı sevenler ve sevmeyenler, Falih Rıfkı hakkında birbirine uymaz duygu beslerler, fakat onun dili ve üslûbu üzerinde daima anlaşılmıştır, dil üslûbunu herkes beğenmektedir. Türkçeyi en güzel konuşanlardan biridir; canlı, hareketli ve ihtiraslı.. Türkçenin estetiğini bilir, kelimeler onun cümlesi içinde ışıl ışıl yanar, kelimelere özellik verir. Gerçek sanatkârdır.
Bütün Türkiye aydınlarınca tanınmış Falih Rıfkının yetişme hayatı şöylece başlar:
1894 de İstanbulda doğdu, ilk tahsilini bir sibyan mektebinde yaptı. O zamanlar öğretim sistemi tamamiyle ezberciliğe dayanırdı, bu okullarda Kur’an ve din dersleri okunur, dersler hâfızaya mal edilir, en küçük yanlış büyük suç sayılırdı. Küçük Rıfkı ilk mektebinde, belki de falakada, fakat muhakkak ki hoyrat ellerden yediği bir dayak yüzünden ayrılır: “Rehberi Tahsil” rüşdiyesinde tarihe ve edebiyata merak sarar, bu okulda Hayri Bey adındaki tarih hocası talebelerine gizli gizli Mizacını Murad Beyin tarihinden fıkralar anlatır, çocuğun kafasında yeni yeni fikirler doğar, çalışmak arzusu ruhunu derin bir ihtiras hâlinde sarar. Rüşdiyeden şehâdetname alınca Mercan İdadisine girdi, o tarihte Hüseyin Cahid bu idadinin müdürü, şâir Celâl Sâhir de edebiyat muallimidir. Falih Rıfkı Mercanda şiirler, yazmağa başlar, okul dışı kitaplar okur, arkadaşları ile edebî münakaşalar yapar, yasak olduğu için gizli okuduğu Fikret’in “Sis” i ve “Tarihi Kadîm” i genç ruhunda, yepyeni ufuklar açar. O zamanlar İkinci Abdülhamidin istibdad idaresinin son ağır yıllarıdır, Falih Rıfkının Fikretten ve Namık Kemalden aldığı isyan ateşinin kıvılcımlarıdır ki ilerde yapacağı mücadelenin ruhundaki zeminini hazırlamıştır. Falih Rıfkı o yıllarda şâirdir, son derece şâyânı dikkattir, ruhu mücadeleye hazırlanırken, daha bir orta tahsil genci olduğu halde gerçek sanatı kavramış, şiirlerinde Fikret ile Kemalden ziyade Ahmed Haşimin tesiri altında kalmıştı. Mercan İdadisinde iken yazdığı şiirlerini hocası Celâl Sâhirin delâleti ile “Serveti Fünun” da neşretti, bir kısmını da 1911 de “Tecelli”, 1921 de “Kadın” dergilerinde yayınladı. Mercan İdâdisini bitirdikten sonra İstanbul Darülfünununun Edebiyat Fakültesine girdi. Orada Ruşen Eşrefle tanıştı; edebiyatla alâkası çok arttı. O zamanlar da Fakültede Edebiyat dersini şair Mehmed Âkif okutuyordu.
Falih Rıfkı bu hocasını sevmedi, eserlerini beğenmedi. ve bu duygusu bugüne kadar devam etti. Genç öğrenciyle hocası arasında apayrı bir san’at, bir hayat anlayışı farkı vardı.
Darülfünunu bitirdikten sonra bir müddet “Çarkçı Mektebi” nde türkçe ve edebiyat muallimliği yaptı, kısa bir zamanda mektubî kaleminde çalıştı. Talât Paşa onu kalemi mahsusa aldı. Paşa ile Bükreşe bir seyahat yaptı. Oradan “Tanin” e yazılar yazdı. Falih, memuriyet ve muharrirlik yıllarını boş geçirmedi. Çok okudu. Fakat daha Hâşimin, Fikretin, Cenabın, Halid Ziyanın tesirlerinden kurtulamamıştı. O da tıpkı “Mâvi ve Siyah” Ahmed Cemili gibi yazmak ve meşhur olmak ihtirası içinde çırpınıyordu.
“Tanin” e girişi de şöyle oldu:
1912 de “Çerkeş” de subay olan ağabeyisinin yanına gitmişti, orada iken İttihat ve Terakki kabinesinin düştüğünü duydu. Bu inkilâp fırkasının iş başından çekilişi onu çok üzdü. “Tanin” e bir mektup yazarak durumu protesto etti. İşte bu yazısından sonra “Tanin” in yazı ailesi arasına katıldı. Haftada bir “İstanbul Mektubu” başlıklı yazılar yazdı. Bu yazılarda dil bir dereceye kadar sade, üslûb daha teşekkül devresinde olduğu için tam şahsileşememişti. Fakat yazılarında inkılap düşmanlarına karşı daima cephe aldığı görülür.
Balkan muharebesinde Edirnenin geri alınması üzerine oraya gitti, Tanin gazetesine “Edirne Mektupları” nı yazdı; ondan sonra da Tanin muharrirliğinde devamlı olarak kaldı.
Birinci Dünya Harbi sıralarında ihtiyat zabitlik vazifesini Süriyede 4. Ordu kumandanı Bahriye Nazırı Cemal Paşanın karargâhında geçirdi. İlk kitabı olan “Ateş ve Güneş” i burada hazırladı.
Cemal Paşa İstanbula dönünce, Falih de beraber geldi. Mütareke yılları sırasında “AkŞam” gazetesindeki fıkra, polemik ve nihayet siyasî makaleleriyle ilk şöhretini yaptı. O kara günlerde Türk milletinin nabzı Falih Rıfkının Akşam’daki fıkralarında, Yakup Kadrinin İkdam gazetelerindeki yazılarında vuruyordu. 1922 den 1950 ye kadar mebusluk yaptı; şimdi “Dünya” gazetesinin sahiplerinden biri ve baş yazarıdır.
Onun yazdığı çeşidli yazılar arasında en muvaffakiyetli yazıları polemiklerdir denebilir.
Yakup Kadri, Kara Osmanoğlunun Ahmed Hâşim hakkında yazdığı bir kitapta, “belki bir Falih Rıfkıda kuvvetli polemik nesrinden dolayı bir rakip görmüştür.” diyor. Falih Rıfkı ise, “bugün de diyorlar ki” adındaki eserinde: “Kafamı en fazla harekete getiren, daha doğru bir tâbirle kafamı en fazla canlandıran münakaşalardır. Polemik yaptığım vakitler ne heyecansız ne de mevzusuz kalırım.” diyor. Evet, kısa bir yazı içinde kuvvetli bir mantığa dayanan zengin bir fikir coşkunluğu ile birini veya bir fikri yermek istediği zaman, fikirleri veya şahısları didik didik eder, okuyucuyu bir üslûp ve dil güzelliği içinde büyüler, fikirlerini kabul ettirmeye muvaffak olmasa bile muhakkak ki okuyanı derin derin düşünmeye, o konudaki kendi düşüncelerini de hesaba katmaya sevkeder. Çok defa bu çeşid yazıları pek sert ve ağır olurlar.
“Eski Saat” adındaki eserinde siyasî ve sosyal dâvalar üzerindeki kavgalarının bir kısmına ait yazılarını almıştır; “Roman” adındaki eserinde de bu türlü yazılarının en kuvvetlilerinden örnekler vardır. Bu yazıların, çevre, parti ve şahıslar üzerindeki tesirini anlamak için Atatürkün şahitliği her halde çok kuvvetlidir, Ankara Palasta Falih Rıfkıyı kral Faysal’a takdim ederken: “Münakaşacı, kuvvetli muharrirlerimizdendir.” demişti. Faysal:
— Size karşı mı münakaşa eder?
Diye sorunca Atatürk:
— Yok canım, bizim düşmanlarımıza karşı..
Demiş ve Falih Rıfkıya dönmüştü:
— Hâtırında tut... Senin o Fethiye karşı açtığın mücadele yok mu.. Hani bana karşı yapayım desen tahammül edemem!..
Edebiyatımızda en yüksek polemik örenği veren iki yazarımızdan biri Ahmed Hâşim, diğeri Falih Rıfkıdır. Yıllardan beri bu yazı çeşidi üzerinde bu değerde daha üçüncü bir muharrir yetişmedi. Fakat onun edebiyatla en çok ilgili eserleri seyahat kitaplarıdır. Ancak bu eserlerinde de gezdiği yerlerin hayat akışını anlatırken, bunları Atatürk inkılâbına göre âyarlar. Bu bakımdan eserleri yer yer objektif olmaktan uzaklaşır. Fakat bu eserler, Evliya Çelebi ile başlayan ve gittikçe bir san’at kolu haline giren ve Cenab Şehabeddinle Avrupai bir değer ve karakter taşıyan seyahat edebiyatı, Falih Rıfkının eserleriyle büsbütün olgunlaşmıştır.
Onun ilk kitabı olan “Ateş ve Güneş” İkinci Dünya Harbinde Suriye ve Filistin cephesine ait yazdığı bir harb ve ıztırap edebiyatıdır. Bu eserde üslûp tam şahsiyetini bulmuş denemez, Cenab’ın alacalı üslûbu bu eserde de tesirini hissettirmektedir. Falih Rıfkının tabiî üslûbu, o tamamiyle gramersiz serbest cümle yapısı bundan sonraki eserlerinde daha açık görünür.
Bu serbest cümle kuruluşu, türkçenin estetiğine daha uygun geliyor. Gramer, cümleyi kalıplaştırıyor, sanatçıyı kumandası altına alıyor.
Falih Rıfkı’nın bu çeşit yazıları için, bir ilim ve siyaset adamının “Çarpık cümle” diye alay etmesine karşılık, bugünkü genç nesircilerin cümle kuruluşunda, dillerinin sadeliğinde Falih Rıfkı’nın tesiri büyük olmuştur. O daha tam şahsiyetini kazanamadığı devirlerde bile muvaffakıyetli yarınları müjdeleyen nesri için, Cenab Şehâbeddin, “ezcümle tanıdığım Falih Rıfkıyı yarının en büyük nâsiri olarak tahmin ediyorum.” diyor. Halid Ziya da “... meselâ nâsirler arasında bir hususiyeti müstesnaya mâlik addettiğim Falih Rıfkı...” diyor. Falih Rıfkı’nın İstikbalini önce bunlar keşfettiler. Fakat o yalnız üslûbcu bir edip olarak kalmak istemedi. Reşad Nurinin dediği gibi o, “hem bir edip hem de büyük bir gazeteci” oldu. Memleketin politika hayatına karıştı ve bu yüzden lehinde ve aleyhinde en çok yazı yazılanlardan biri oldu. Falih Rıfkı’nın eserleri arasında üzerinde en çok söz edilen ve geniş halk yığınlarına kadar dedikodusu yapılan eseri, “Zeytin Dağı” dır. Bu eser, yazarın Filistin ve Süriyede Cemal Paşanın karargâhında çalıştığı Birinci Dünya Harbi yıllarına ait hâtıralar, müşahedeler ve tenkitleriden meydana gelmiştir. Eserin aleyhinde bulunanlar, Cemal Paşanın nimetlerini gördüğü halde Paşanın aleyhinde yazmasını ileri sürüyorlardı. Oysa ki muharrir bir yazısında “Cemal Paşanın karargâhına bir yedek subay olarak girdim, oradan yine bir yedek subay olarak çıktım.” diyor. Fakat şimdiye kadar onun aleyhinde bulunanların bir çoğu ayni fikri beslemekte devam ediyorlar. Bu düşünce ile eseri okuyan Hüseyin Cahid Yalçın, “Fikir Hareketleri” dergisinde “Zeytin Dağı” için yazdığı bir tenkit yazısında “Cemal Paşayı en iyi ve en doğru anlatan Paşanın gerçek şahsiyetini objektif olarak açıklayan bu eseri, Türk edebiyatı için bir kazanç.” sayıyor.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu da “Kadro” dergisinin dördüncü sayısında bu eser için, “Cihan Harbi mevzuu hâlâ üstünde dumanı tüten en taze ve en sıcak mevzulardan biridir. Buna dair en güzel kitap, daha geçen yıl Almanyada çıktı. “Garb Cephesinde bir şey yok...” Buna dair ikinci eserin doğuşu şerefi de bizim memlekete düştü. Onun içindir ki, bu eser bizce enternasyonal bir kıymeti haiz olmak lâzım geliyor.” demektedir.
Diğer seyahat eserleri arasında İngilizleri bize tanıtan “Taymis Kıyıları” için de Bürhan Âsaf ayni derginin otuz ikinci sayısında “Yakup Kadrinin “Sodom ve Gamore” si gibi biz de, Avrupanın muhakemesini yapan bizdeki nadir kitaplardan biridir.” diyor.
Diğer seyahat eserleri de şunlardır “Tuna Kıkıları”, “Yeni Rusya”, “Moskova - Roma”, “Faşist Roma”, “Kemalist Tiran, Kaybolan Makedonya”, “Deniz aşırı”, “Hind”, “Yolcu Defteri”, “Bizim Akdeniz”, “Londra Konferansları Mektupları”, bu eserler bazan yalnız olarak, bazan bir heyetle Avrupa, Amerika ve Asya memleketlerine yaptığı seyahatlara ait notlarından meydana gelmişlerdir.
Eserleri: “Ateş ve Güneş” (1918), “Faşist Roma”, “Kemalist Tiran ve Kaybolmuş Makedonya” (1930), “Denizaşırı” (1931), “Yeni Rusya” (1931), “Moskova - Roma” (1932), “Roman” (1932) “Zeytin Dağı” (1932); “Eski Saat” (1933), “Londra Mektupları”, “Taymis Kıyıları” (1934), “Bizim Akdeniz” (1934), “Tuna Kıyıları” (1938), “Hind” (1944), “Yolcu Defteri” (1946).
Son eserleri: “Çile” ve “Niçin kurtulmamak...”, iki küçük kitaptır; muhtelif yerlerde intişar etmiş en son fıkralarından seçilerek vücud bulmuşlardır, bu iki eser de bilgi ile san’at ne çok güzel bağdaşmıştır. Güzel Türkçe, büyük mükemmeliyete ulaşmıştır.
Son yıllarda İsmail Hami Danişmend’in yazdığı “Ali Suavi” kitabından sonra Falih Rıfkı da Süavi için küçük bir eser hazırladı. Fakat iki eserde de mübalâga vardır. âdeta zorla Süavi’yi tanzimatçıların en ileri şahsiyeti olarak göstermek istemiştir. Bunlardan başka Atatürk hakkında da iki eseri vardır. Biri küçük “19 Mayıs” diğeri Atatürke ait hatıralar, Atatürkün şahsiyeti ve inkılâpları üzerinde yazılmıştır.
Ali Nüzhet Göksel
***
Babası Hoca Halil Hilmi Efendidir. Kısa sürmüş olan memuriyet hayatı 1913 de Babıâlide sadâret mektupçuluk kaleminde kâtiplikle başlamış, sonra Dahiliye Nâzılığı hususî kalemine Kâtip olmuş ve oradan ayrılmıştır. Birinci Cihan Harbinde İhtiyat zabiti olarak dördüncü ordu kumandanı ve Bahriye Nâzırı Cemal Paşanın karargâhına verilmiş, İttihat ve Terakki Fırkasının en önde simalarından bu ziy kudret paşanın itimadını kazanmış, 1917 de, bilâhare “Zeytin Dağı” adındaki eserinde bütün dehşetiyle belirttiği bozgunda paşa ile beraber Suriye’den dönüşünde Bahriye Nâzırı Cemal Paşanın hususi kalem müdürü olmuş ve ayni yıl Heybeliada Bahriye Çarkçı Mektebine edebiyat ve türkçe muallimi tayin edilmiştir. 1918 mütarekesinde üç arkadaşı ile beraber akşam gazetesini kurmuştur (B. : Akşam Gazetesi). 1929 da Halk Partisi namzedi olarak Bolu Mebusu seçilmiş, 1946 seçimine kadar da yine o parti namzedleri arasında Ankara Mebusu olmuştur. Ankarada evvelâ “Hâkimiyeti Milliye” ve sonra “Ulus” gazetesinde kalemi ile Kemalizmin en kuvvetli sözcülerinden biri olmuştur. Bugün aydın bir hakikattir ki Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün hem itimad ve sevgi ve hem de büyük bir hürmet beslediği ender simalardan biridir. Atatürk bazan büyüklük şânından hürmet ettiği bazı kimseleri sevmemiş, pek çok sevdiklerine de hürmet göstermemişti (B. : Dünya Gazetesi).
İstanbul Ansiklopedisi
Fâlih Rıfkı Atay
(Resim: S. B.)
Theme
Person
Contributor
S. B.
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Ali Nüzhet Göksel, İstanbul Ansiklopedisi
Identifier
IAM030070
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
S. B.
Description
Volume 3, pages 1260-1264
Note
Image: volume 3, page 1261
See Also Note
B. : Akşam Gazetesi; B. : Dünya Gazetesi
Theme
Person
Contributor
S. B.
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.