Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ATATÜRK
Millî Mücadele yıllarının şanlı hâtıraları içerisinde Gazi Mustafa Kemal Paşa, 1918 mütarekesinin açtığı felâket ve izmihlâli çiğniyerek Türkiyenin ve bu arada Türk İstanbulun halâskârı, Türkiye Cumhuriyetinin bânisi ve ilk Reisicumhuru, yirminci asır başının beynelmilel en büyük şöhreti, Türkiye Mareşali, Büyük Nutkiyle Cihan tarihi ölçüsünde hatib; 1453 de Fatih Sultan Mehmed’in milletimize hediye ettiği ve asırlık Türk sanat ve irfanının velûd bir kaynağı olan İstanbulu, 1 Temmuz 1927 de İstanbul halkına hitaben söylemiş nukunda bu büyük adam tarif ve tavsif edebilmiştir ki, nutkun İstanbula ait satırlariyle nutkun içinde bir sehli mümteni olan bu tarif aşağıya alınmıştır:
“İki cihanın mültekasında, Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin gözbebeği İstanbul, bütün vatandaşların kalbinde yeri olan bir şehirdir. Bu şehir, meş’um hâdiselerle muztarip bulunduğu zanlar, bütün vatandaşların kalblerinde kaynayan yaralar açılmıştı. Kalbi yaralı olanlardan biri de bendim.
“Bugün görüyoruz ki geçirdiğimiz karanlık gecelerin meşiminden kalblerimizi mesar ile dolduran nurlu seherler doğdu.
“Sekiz sene evvel muztarip, ağlıyan İstanbuldan kalbim sızlıyarak çıktım. Teşyi edenim yoktu. Sekiz sene sonra kalbim müsterih olarak, gülen ve daha güzelleşen İstanbula geldi...
⇓ Read more...
Millî Mücadele yıllarının şanlı hâtıraları içerisinde Gazi Mustafa Kemal Paşa, 1918 mütarekesinin açtığı felâket ve izmihlâli çiğniyerek Türkiyenin ve bu arada Türk İstanbulun halâskârı, Türkiye Cumhuriyetinin bânisi ve ilk Reisicumhuru, yirminci asır başının beynelmilel en büyük şöhreti, Türkiye Mareşali, Büyük Nutkiyle Cihan tarihi ölçüsünde hatib; 1453 de Fatih Sultan Mehmed’in milletimize hediye ettiği ve asırlık Türk sanat ve irfanının velûd bir kaynağı olan İstanbulu, 1 Temmuz 1927 de İstanbul halkına hitaben söylemiş nukunda bu büyük adam tarif ve tavsif edebilmiştir ki, nutkun İstanbula ait satırlariyle nutkun içinde bir sehli mümteni olan bu tarif aşağıya alınmıştır:
“İki cihanın mültekasında, Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin gözbebeği İstanbul, bütün vatandaşların kalbinde yeri olan bir şehirdir. Bu şehir, meş’um hâdiselerle muztarip bulunduğu zanlar, bütün vatandaşların kalblerinde kaynayan yaralar açılmıştı. Kalbi yaralı olanlardan biri de bendim.
“Bugün görüyoruz ki geçirdiğimiz karanlık gecelerin meşiminden kalblerimizi mesar ile dolduran nurlu seherler doğdu.
“Sekiz sene evvel muztarip, ağlıyan İstanbuldan kalbim sızlıyarak çıktım. Teşyi edenim yoktu. Sekiz sene sonra kalbim müsterih olarak, gülen ve daha güzelleşen İstanbula geldim.
“İstanbulun bediî güzellikleri, İstanbul halkının samimî nüvazişleri içinde geçireceğim günlerin bende, yeniden unutulmaz hâtıralar bırakacağına, feyizli ilhamlar yaratacağına şüphem yoktur. Bunun için çok seviniyorum.”
Atatürk’ün mufassal hal tercümesi kabul etmelidir ki başlı başına bir eserdir; bu Ansiklopedide kısa bir hal tercümesi de büyük adamın şanına lâyık değildir. İstanbulun muhteşem dekoru içinde bize onun güzel yüzünü çizebilecek tam salâhiyetli kalem aradık ve hâs dostlarından Ruşen Eşref Ünaydın’ı seçtik. Üstad bize böyle bir yazıyı vâdetti, fakat rahatsızlıkları engel oldu. Burada büyük şair ve edip Ahmed Hâşim’in kaleminden çıkmış bir Atatürk Portresini nakletmekle iktifa ediyoruz:
“Yeni harflere dair ilk defa fikirlerimizi söylemek için Dolmabahçe Sarayına çığırılanlar içinde O’nu tâ yakından görmeğe gidenlerden biri de bendim.
“Heyecanım çoktu.
“Fotoğraf camına zerre kadar itimadım yoktur. Onun için fotoğrafın bulunmasiyle portre ressamının vazifesi bitmiştir diyenlere hak vermek bence güçtür. Şekil ve madde, ziyanın akislerine göre andan ana değişir. Bu yüzden, hiçbir çehrenin, vasıfları muayyen, bir tek tecellisi yoktur. Fırça artisti resmini çizeceği çehre üzerinde, uzun zaman hayatın cezir ve meddini gözlemek ve onu bir çok değişmelerinde yakalamak suretiyle nihayet hakikî benliğin gizli hatlarını sezmeğe ve görmeye muvaffak olur. Fotograf, dimağı tahlili ve terkip kudretine malik değildir. Onun için cam üzerinde gölgesi beliren şekle bir vesika kıymeti verilemez.
“Gördüğüm fotoğraflara göre, şişman, biraz yorgun, biraz hatları kalınlaşmış bir bedenle karşılaşacağımı sanırken, kapıdan bir ışık dalgası halinde giren toplu bir kuvvet ve hayat kaynağı ile birden gözlerim kamaştı; bebekleri en garip ve esrarlı madenlerden yapılma bir çift gözün, mavi, sarı, yeşil ışıklarla aydınlattığı asabî bir çehre... Yüzde, alında, ellerde bir sağlık ve bahar rengi... Düzgün taranmış eksiksiz, sarı genç saçlar... Bütün zemberekleri çelikten, ince, yumuşak, toplu, gerilmiş, taptaze bir uzviyet.
“Altıyüz senelik bir devri bir anda ihtiyarlatan adamın çehresi eski ilâhlarınki gibi, yıpranmış bir başın hiç bir izini taşımıyor. Alevden coşkun bir nehir halinde, eski tarihin bütün yıkıntılarını süpüren ve yeni bir cihanın oluşuna yol açan fikirler kaynağı o baş, bir yanardağ tepesi gibi, taşıdığı ateşe kayıtsız, mavi gök altında, sessiz ve mütebessim duruyor”.
İstanbulda geçirdiği günlerin takvimini vermekle tarihî vazifesini yapmış olacaktır.
29 Mayıs 1453 den 1 Temmuz 1927 ye kadar İstanbulda hiç bir fâni Atatürk’e yapılan ilk istikbal ölçüsünde karşılanmamış ve Büyükşehrin temeli atıldığı günden Atatürk’ün tabutu İstanbuldan ayrıldığı güne kadar, hiç bir fâninin nâşı aynı ölçüde uğurlanmamıştır. Birincisi neş’e ve şetaret cuşu huruşunun zirvesi, ikincisi ıstırabın ve matemin en beliğ ifadesi olmuştur. On bir sene fasıla ile İstanbullular, bir büyük şehir halkının irfan seviyesi mahsulü aşk ve vefayı Türk tarihine altın kalemle yazdırmıştır. Bir Temmuzun alkışları ve 10 Teşrinisaninin gözyaşları İstanbulun gönlündan kopmuş ve gönlünden dökülmüştür.
TAKVİM
(Reşid Halid Gönç tarafından Cumhuriyet ve eski Milliyet Gazetelerinden derlenmiştir).
30 haziran 1927
Gazi’nin İstanbulu teşrif edecekleri ancak on gün evvelinden haber alınmış ve Büyükşehir hararetli bir istikbal merasimine hazırlanmıştır; başta Kolordu kumandanı Şükrü Naili Paşa, İstanbul valisi Süleyman Sami Bey ve Belediye Reisi Muhiddin Bey bulunmak üzere vilâyet erkânı, mebuslar ve profesörlerden ve gazetecilerden mürekkep kalabalık bir istikbal heyeti Ankara vapuru ile İzmite gitmiştir. Vapurda Şehremini Muhiddin Bey, Vakit gazetesi muhabiri Cevad Fehmi (bu satırların yazıldığı sırada Cumhuriyet Yazı İşleri Müdürü) şu beyanatta bulunmuştur:
“İstanbulu kurtaran Büyük Gaziyi izaz için lâyıkı veçhile istihzaratta bulunmak on günde mümkün olamazdı. İstanbul, halâskârına karşı ne yapsa azdır. Hiç görülmemiş şeyler yapmak isterdik. Zamanın azlığı bizi ancak bu netice ile iktifaya mecbur etti. On günde yapılan bu şeyler gönlümüzün istediği gibi olmadı, Mahaza netice de emsalinden yüksektir. İstanbulumuzda bulundukları müddetçe vazifemizin ifası için daha ne lâzımsa yapmağa çalışacağız”.
Ayni gün çıkan İstanbul gazetelerinde, Maarif Müdürlüğünün gayet iri puntolarla dizilmiş olarak şu ilânı bulunmaktadır:
İlk mekteplere ilân
İstanbul Maarif Müdürlüğünden:
Sevgili ve muazzez Reisi Cumhurumuz Gazi Paşa Hazretlerinin İsatnbulu teşrifleri gününe müsadif 1 temmuz 927 cuma günü saat 11 den itibaren bilûmum mektepler talebesi zirde gösterilen mevakide ahzi mevki ederek vatanın büyük halâskârını selâmlamak suretiyle vazifei istikbali ifa edeceklerdir:
1 — Pendik, Kartal, Maltepe ve Bostancı mektepleri Bostancı sahilinde,
2 — Göztepe ve Erenköy mektepleri Erenköy sahilinde,
3 — Kızıltoprak mektepleri Fenerbahçe sahilinde,
4 — Kadıköy ve Haydarpaşa mektepleri Kadıköy dairei belediyesinden Mühürdar gazinosuna kadar olan sahil boyunda,
5 — Üsküdar mektepleri Şemsipaşadan Kuzguncuğa kadar,
6 — Beylerbeyi mektepleri Beylerbeyi rıhtımına,
7 — Çengelköy mektepleri Çengelköy sahiline,
8 — İstanbul mektepleri Sarayburnundan İtibaren Yenikapıya kadar sahile,
9 — Beyoğlu mektepleri Kuruçeşmeden itibaren Beşiktaş iskelesine kadar (şehir yatı mektepleri kendi sahillerinde) talebenin müdür ve muallimlerinin refakatinde ve muntazam surette merasime iştirâk eylemeleri tebliğ olunur.
1 Temmuz 1927 Cuma
İzmitte intihar ve istikbal: Ankara vupurunda ömürlerinin şüphesiz ki en heyecanlı gecelerinden birini geçiren İstanbul heyeti, sabah güneşi kamaralarının pencerelerine vurmadan evvel, ayakta idiler. İzmit, uykudan henüz uyanıyordu.
Hamidiye, karşımızda... Hamidiyenin arkasından Berk, Peyk, Basra, Samsun ve diğer gemilerimiz arasında prova hattında yekdiğerini takiben sıralanmışlar. Hepsinde hummalı bir hazırlık var. Bahriye efradı, güvertede şuraya buraya koşuşarak, flâma işaretleri çekiyorlar.
Fakat çok geçmedi, İzmitte de faaliyet başladı. Beyaz ve yeknasak elbiseli bahriyelilerimizin kıta kıta dizildikleri üssü bahrî kumandanlığı iskelesinin önü ile Saat kulesi civarının halk ile dolduğu görülüyordu. Heyet âzası, birer ikişer güverteye çıkıyorlar.
Çehrelerde, heyecan, uykusuz geçen bir gecenin bütün yorgunluklarını unutturacak mes’ud bir tebessüm katmerleniyor; Gazi’yi göreceğiz...
O sırada Marmara vapuru da, yüz elli kişilik Balıkesir heyetini hamil olarak karşımızda demir ettı. Vapur, kâmilen defnedalları, rengârenk bayraklarla süslenmişti. Saat tam dokuz. Gazi Hazretlerinin tireni, dokuzu elli geçe İzmitte bulunacak.
İntibaatımızı dakikası dakikasına kaydedebilmek için derhal İzmite çıkmak lâzımdı. Seyrisefainin kıymetli müdürü Sadullah Bey, derhal bir motörle imdadımıza yetişti. Karaya çıktık İskeleden İstasyona kadar olan mesafe, cidden müstesna surette donatılmış, güzergâh, alay sancakları, bayraklar, defne dalları yeşillikler ve Gazinin büyük kıtada fotoğraflariyle süslenmişti. Yollarda jandarma, polis, bahriye efradı silâh çatmış olarak bekliyorlardı. İzmit istasyonunun tarafeynine iki büyük tak yapılmıştı. Taklardan birincisinin bir tarafında “Büyük dâhi.. Vatan ve millet seninle yaşar” ve diğer tarafında “Yaşa halâskâr Gâzi” ibareleri okunuyordu.
İkinci tâkın üzeride de “Safa geldin halâskâr Gâzi!” kelimeleri vardı. İzmit istasyonunda istikbal tertibatı, şu suretle yapılmıştı: Başta İstanbul heyeti olmak üzere sırasiyle İzmit kadın mümessilleri, askerî fırka zabitanı, muzika, bir tabur piyade efradı, Hilâliahmer, Himayeietfal, Muallimler Birliği; Türk Ocağı, Halk Fırkası, Belediye heyeti, mektepliler, idman kulüpleri, muhafaza kıtaatı, halk muzikası kendilerine tayin edilen mahallerde intizar ediyorlardı. Tevfik Kâmil, Ziyaeddin, Akçoraoğlu Yusuf, Edib ve Muhtar Beylerle Hakkı Şinası ve İhsan Paşalardan mürekkep yedi kişilik meb’usan ile İstanbul vali ve şehremini, Halk Fırkası müfettişi ve kolordu kumandanından mürekkep diğer tazimat heyeti, İstasyonda, “Gazi” vagonunun tevakkuf edeceği mahalde ahzi mevki etmişlerdi. Muhtelif havaliden gelen tazimat heyetleri de daha geride, gösterilen yerlere yerleşmişlerdi.
Saat ona yaklaşıyor. Hâlâ trenden haber yok. Nihayet iki dakika sora, sabırsızlığı arttıran bir haber ağızdan ağıza dolaştı:
— “Gazi” nin treni, Derbent istasyonunda biraz gecikecek!
Civar sırtları, omuz omuza sökemiyecek bir halde tutan İzmit ahalisi, güneşin yakıcı tesirinden habersiz, sevinç içinde “Gazi” sini bekliyor..
Daha trenin gelmesine yirmi dakika var. Her dakikası yirmi yıl kadar uzun görünen bu yirmi dakikayı nasıl geçirdik, bunu, şimdi hiç düşünemiyorum.
Saat onbiri oniki geçiyor. Uzaktan bir şimendifer düdüğü, yekdiğerini müteakip üç kampana sadası, seri bir, “hazır ol!” emri, anî bir toplanış, muhafız kıtaatı, bahriye ve jandarma müfrezeleri arasında bir saniye süren bir hareket ve herkes yerli yerinde, yekpare bir aguş gibi Gaziyi bağrına basmağa hazırlandı.
Şehreminimiz, yorgun simasında mes’ut bir tebessüm, Kâzım Paşa Hazretlerinin yanına yaklaşarak muvasalat saatini kaydetti:
— Tam onbiri yirmi geçiyor.
Tren halkın: “Yaşa, yaşa!” sesleri, muzikanın çaldığı selâm havası arasında ağır ağır istasyona girdi.
Bütün gözler, Gazinin çıkacağı vagona dikilmişti.Hepimiz, onu araştırıyoruz. Nihayet, işte, o... Son asrın en büyük mücizesi: Gazi Mustafa Kemal... Arkalarına, siyah bir redingot, ayaklarına parlak rugan iskarpin giymiş ve beyaz çizgili koyu renkli bir kravat bağlamışlardı. Altın saçlı başı pencerenin önünde görünür görünmez, sağdan, soldan coşkun sürekli bir el şakırtısı koptu. Ayni zamanda bütün lokomotiflerin düdükleri bir anda keskin meserret avazeleriyle istasyonu çınlatmağa başladılar. Büyük Gazinin tam bir neş’e içinde oldukları görülüyordu. Merdivenleri süratle indiler İstanbul heyeti, başta Büyük Millet Meclisi Reisi Kâzım Paşa Hazretleri ve sırasiyle diğer mebuslar, Vali, Şehremini ve fırka müfettişi ilerleyerek Gazi Hazretlerine arzi tazimat ettiler. Tazimat heyeti, Gazi Hazretlerine İstanbul şehri namına beyanı hoş âmedi ederken Üssübahri ve Donanma zabitan aileleri tarafından bir çiçek demeti takdim edildi. Gazi, ayağını karaya atar atmaz Üssübahri merkezinden ve donanmadan toplar atılmağa başlamıştı.
Reisi Cumhur Hazretleri, İstanbul heyeti âzasına ayrı ayrı iltifat buyurduktan sonra heyet namına İstanbul Mebusu Muhtar Beyin kısa bir nutkunu ayak üzeri dinlediler.
Muhtar Beyin nutku: “Büyük müncimiz, sevgili Reisi Cumhurumuz.. İstanbul mebusları, büyük halâskârlarına karşı derin ve samimî bir hissi merbutiyet ve muhabbetle mütehassis ve büyük bir tahassür ve iştiyakla bikarar olan İstanbul halkının bu güzel şehri teşrifi riyasetpenahilerinden mütehassıl sürur ve şükranını arzeder ve zati samilerini kemali hürmet ve tazim ile selâmlar”.
Gazi Hazretleri, Muhtar Beye ve heyetin diğer âzasına teşekkür ederek istasyona doğru yürüdüler.
Kasabanın bütün sırtlarından bir alkış fırtınası daha koptu. Eller sallanıyor, bayraklar uzatılıyor, izci gençler, mektep çocukları “Yaşa!.. Yaşa!..” diye bağrışıyorlardı. Ve Gazi, hepsine iltifat ederek, asker, jandarma ve ahali arasından yollarına devam ettiler. Askerî müfrezelerin önünden geçerken, gür bir ses ve dik bir başla sordu:
— Nasılsınız, askerler?..
Ve yine bir anda, Başkumandanına canla başla merbut askerden şu cevabı aldı:
— Var ol, Paşam... İyiyiz!
Saat, onbiri kırkbeş geçe, Gazi Hazretleri Ertuğrul vapuruna geçmek üzere 17 numaralı üssü bahrî motörüne rakip olmuş bulunuyorlardı. Bu sırada, İzmitten mufarekatlarını ilân için, tekrar yirmi bir pare top atıldı.
Nafia Vekili Behiç, Sıhhiye Vekili Refik, Kütahya Mebusu Nuri, Bozok Mebusu Salih, Sinop Mebusu Recep Zühdü, Bolu Mebusu Cevad Abbas, Gaziantep Mebusu Kılıç Ali Beyler Gazi Hazretlerinin refakatlerinde Ertuğrul yatına rakip oldular. Büyük Gazimizin müsaadei mahsusalariyle bu büyük saadet, İstanbul gazetecilerinden de deriğ edilmemiştir.
Ertuğrul yatında: Ertuğrul yatına, saat onikiye çeyrek kalay hareket emri verildi. Yat, önde, Hamidiye kruvazörümüz, arkada yarım yolla harekete başladılar. Hamidiyeyi torpidolar takibediyor, sahilde biriken ahalinin meserretkâr tezahürleri, vapurların düdük sesleri, kalelerden atılan toplar, İzmit dağlarında velveleli akisler bırakıyordu.
Biraz sonra Hamidiye ilerliyerek geçti. Ve Hamidiye önümüzdeki, Berkisatvet sancakta, Peykişevket iskelede Ertuğrulu ortalarına alarak pruva hattında seyre başladılar.
Gazi Hazretleri, doğruca vapurun arkasında kendileri için ihzar edilen güverte kısmını teşrif etmişlerdi. Fahreddin Paşa, Nuri Bey (Kütahya), SalihBey (Bozuk), Kılıç Ali Bey (Ayınta), Refik Bey (Konya) ile Başkâtip Tevfik ve yaverleri Resuhi Beyler refakatlerinde bulunuyorlardı.
Yemekten sonra, Gazi Hazretlerinin neş’eli ve iltifatkâr hareketlerinden cesaret alarak yatta bulunanların kısmı âzamı birer ikişer arka güverteye sokuldular. Sinemacılara ve hele Gazinin en ufak bir hareketini gözden kaçırmıyan gazete fotoğrafçılarına gün doğmuştu. Gazi, hiç birinin gönlünü kırmıyor, istedikleri gibi resim almalarına müsaade ediyor, diğer taraftan da simalarına her an başka bir ifade veren o canlı tebessümü dudaklarından düşürmeden etrafındaki zevat ile mülâtefeler ediyorlardı.
Çok yakın geçtiğimiz kıyılarda biriken mütehassir halkın el şakırtılarını kolaylıkla işitiyoruz. Gazi de arasıra, bu candan kopan tezahürat ile alâkadar oluyor ve gözleriyle sık sık enginleri araştırıyor, Darıcada, Taşlimanda, Yelkenkaya sahillerinde bayrakla, düdükle, topla, alkışla, Gaziyi selâmlıyorlar. Yat, gittikçe sür’atini arttırdı ve nihayet evvelâ Hamidiye, müteakiben torpitolar; Ertuğrulun bacasından çıkan kesif duman tabakaları arasında gözden kayboldular. 16 mil üzerinden gidiyoruz. İstanbula yaklaştıkça, Gazinin neş’esi artıyor. Gebze açıklarındayız. Gazi, elindeki küçük taneli tesbihi masanın üzerine bırakarak sordu:
— Büyükda değil mi?..
Vakıa, uzaktan uzun ve siyah birer kaya yığını gibi görünmesine rağmen adalara dürbünle seçilebilecek kadar yakınlaşmıştık. Gazi arkalarında duran Şehreminimize gülerek:
— Demek, artık İstanbul hududuna giriyoruz, dediler. Öyle ise, sizin himayenizdeyiz.
İstanbul sularında istikbal: Yirmi dakika sonra, adaları birer birer tefrik edebiliyor, şu Kınalı, şu Heybeli, öteki Hayırsızada, diyorduk. Bu sırada, İstanbulun büyük ve şanlı misafirini açıklarda istikbal için, birbirleriyle rekabete girişen iki motör minimini bacalarından dumanlar püskürerek yata doğru yaklaşıyorlardı. Birden Gaziyi gördüler.
Denizin üstü, derhal bayraklarla süslenmiş yüzlerce motör, pazar kayığı, taka, mavna, romorkör ve sandalla doldu. Bu yüzlerce motör( pazar kayığı, taka, mavna ve romorkör bir ağızdan çılgın düdük sesleriyle Türkün en büyük adamını alkışlamağa başladılar. Arada bir dalgaların ceryanına kapılarak uzaklaşacak gibi olurken yine ileriye atılıyor ve Gaziyi yakından görmek isteyen yolcuların arzusu ile suların üstüde bocalayarak Ertuğrula yanaşmağa çabalıyorlar. Gazi, ağzında bir sigara, ipek mendilini sallıyarak minnettarlığını ne ile ifade edeceğini bilemiyen bu coşkun kütlenin selâmlarına mukabele ediyorlar. Bir aralık, ada açıklarında ne kadar Seyrisefain ve Şirket vapuru varsa birer ikişer dümen kırarak yatın etrafını kuşattılar.
Ekserisi su kesimlerine kadar yolcu ile dolmuştu. Bir kısım ahali, güvertede yer bulamıyarak kaptan köprülerinin üstüne, çanaklıklara, bacalara tırmanmışlardı. Heyecanı hissolunur derecede artan büyük Gazi, terlerini silmeğe çalışırken, hepsinin ayrı ayrı gönüllerini almaktan da geri kalmıyordu. Heybeti önünde polis, rüsumat, limon ve bahriyeden gönderilen motörler, Ertuğrula iltihak ettiler.
Yine ada açıklarında Cemiyeti Umumiyei Belediye, Türk Ocağı, Matbuat Cemiyeti, Darülfünun, Encümeni Vilâyet, Halk Fırkasının İstanbul, Üsküdar ve Beyoğlu teşkilâtları namına beyanı hoş âmedi ve arzı tazimata gelen heyetler, vapura girdiler.
Darülfünunun fakülteleri namına Doktor Müderris Neş’et Ömer, Cemiyeti Umumiyei Belediye namına Darülfünun Emini Nureddin Ali, Matbuat Cemiyeti namına Hakkı Tarık, Muallimler Birliği namına Salih Zeki, Yüksek mektepler namına Tahsin, Halk Fırkası İstanbul teşkilâtı namına Şemseddin Beyler, Üsküdar namına Süreyya Paşa, Türk Ocağı namına Nakiye Hanım gelmişlerdi. Gazi heyet âzalarını güvertede ve ayakta kabul ederek kendilerine iltifatta bulundular.
Vapurları dolduran kütlenin bu sırada Gaziye karşı gösterdikleri derin merbutiyetin derecesini tâyin etmek imkânı yoktur. Denebilir ki, halk, âdeta kendinden geçmişti. “Yaşa!” diye bağırırken ellerinde mendili gayrı ihtiyarî fırlatan, başlarındaki şapkayı denize düşürenler pek çoktu. Arkamızda bıraktığımız vapurların yerini derhal diğerleri işgal ediyor ve düdüklerin ve alkışların ardı arası kesilmiyordu.
Bu esnada, denizin üstü, akşam güneşinin kızıllığı arasında kızıllığı bir kat daha cana yakın görünen sevimli bayrağımızla öbek öbek lâleler açmış esatirî bir bahçeyi andırıyordu. Maltepe ve Bostancı sahillerinden başlayıp ileride Sarayburnu hizasına kadar imtidat eden bu geniş saha dahilinde adedi yüzlere varan futa, sandal, yelkenli, mavna, kik, romorkör, motorbot ve kırkı, mütecaviz vapurla mütemadî hareket halinde kaynaşıp duruyorlar. Ve Gazi, bu bağrı yanık hasretliler karşısında bir kevser kaynağı gibi duruyor. Yüksekten ve yükseklere bakan gözlerinin bir bakışı ile yüreklerimizin ateşi sönüyor. Ona bakmağa doyamıyoruz.
Ağır ağır ilerliyoruz. Türk Ocağı, Şirketi Hayriye, Emnüümran Cemiyeti, Esham ve tahvilât borsacıları, ecnebi vapur acentaları, Türkiye İdman Cemiyetleri ile levhalarında isimlerini okumağa imkân bulamadığımız diğer birçok cemiyet ve müesseselerin hususî vapurları ve bu meyanda Amelî Hayat mektepleri, diğer bir çok mektepler, yatın geçeceği yola dizilmişlerdi.
Merâkibi bahriyenin bu esnada vaziyeti cidden görülecek bir manzara teşkil ediyordu. Başında Ertuğrul bulunuyor, Arkadan Hamidiye ve Hamidiyeyi takiben torpidolarımız geliyordu. Sandal, motorbot, romorkör ve küçük vapurlar, kırkar, ellişer metre mesafeden yatın etrafını ihata etmişlerdi. Bu seyir üzerine yolumuza devam ederek Adalar açıklarında geniş bir kavis çizdikten sonra Anadolu sahillerini pek yakından takibe başladık.
Vapurumuz, Anadolu sahiline gittikçe yaklaşıyordu. Hattâ, Moda burnu hizasına geldiğimiz zaman sahilde ve civar tepelerde toplanan halkı, birer birer teşhis etmek bile kabil oluyordu. Gazi, Fenerbahçe önünden geçerken, bir dürbün istedi ve Fenerbahçe mesiresini bir müddet dürbünle tetkik ederek:
— Şurası ne güzel yerdir! Buyurdurlar.
Ertuğrul yatı, müteakiben seri bir şekilde yandan geri ederek ağır ağır Sarayburnuna doğru yaklaştı. Gülhane bahçesinin sedleri, hastahane civarı, demiryolu güzergâhı, sahildeki gazino hıncahınç dolmuş ve hattâ taşmıştı.
İstanbulun hemen yarısının merasimi buradan seyrettiği söylenebilirdi. Gazinin yatı, Adliye binası karşısından ağır ağır burnu dönerken ancak on binlerce elin çıkarabileceği şakırtılı bir alkış başladı.
Ertuğrul yatı Sarayburnundan sonra, Anadolu sahiline teveccüh ederek, Üsküdar, Kuzguncuk, Beylerbeyi ve Çengelköyüne kadar gitmiş ve Rumeli sahilinden Kuruçeşme, Ortaköy ve Beşiktaşı takibederek Dolmabahçe Sarayı pişgâhına gelmiştir.
İstanbulda intizar ve istikbal: Reisi Cumhur Hazretlerinin teşrifleri münasebetiyle Büyükadadan itibaren bahren yapılacak istikbal merasimini idare eden Bahriye kumandanlığının hazırladığı programa tevfikan, dün saat 11 den itibaren limanda bütün Seyrisefain ve Şirketi Hayriye vapurları seferlerini tatil etmişlerdi.
Çengelköy iskelesi - Defterdar burnu - Salıpazarı - Sarayburnu ve Yassıada arasında hattı mefruzun şarkındaki bütün gemiler yerlerinden kaldırılmışlardı.
Sabahleyin erkenden Bahriye kumandanlığı emrine verilen ve “L. K” işaretli bayrakları hamil olan Şehremaneti, Sıhhiye, Seyrisefain, Liman Şirketi ve Ticareti Bahriye müdüriyeti motörleri, Büyükadadan itibaren limanda intizamı temin için büyük bir faaliyet gösteriyorlardı Sabahleyin erkenden Seyrisefain ve Şirketi Hayriye iskeleleri istikbal merasimine iştirâk edecek davetlilerle lebaleb dolmuştu. Saat on bire kadar davetlileri hamil vapurlarla muhtelif cemiyetler tarafından isticar edilen müteaddit vapurlar, köprüden düdüklerini öttürerek, köprü üzerinde biriken halk tarafından alkışlanarak iskelelerden hareket etmişlerdir. Bu vapurlar; bayraklar, defne dalları, elektrik ampulleriyle çok güzel süslenmişlerdi.
Davetlilere tahsis edilen Seyrisefainin büyük vapurları ile tüccar gemilerinden bir kısmı, bir gün evvelden Ahırkapıdan Yassıada istikametine mevsul hattı mefruz üzerinde birer gomine “bir milin onda biri” fasılalarla demirlemişlerdir. Bülnihal, Konya, Akdeniz, Gülcemal vapurları da, dün binlerce halkı hamil oldukları halde, ayni hat üzerinde demirlemişlerdir.
Saat on üçe kadar istikbal merasimine iştirâk eden Seyrüsefainin sevahili mütecavire vapurları ile Şerketi Hayriye ve Haliç vapurları da Büyükadadan Kınalıadaya kadar bir hat üzerinde ahzi mevki etmişlerdir.
Yüzlerce hususî tenezzüh motörleri, istimbotlar pazar kayıkları, Fenerbahçe ile Bostancı arasında, sayısız fıtalar ve sandallar Fenerbahçe, Kalamış, Moda ve Kadıköy önlerinde bulunuyorlardı.
Bütün tertibat alınmış, herkes yerli yerine geçmişti. Saat on üç, on üç buçuk, nihayet on dört oldu. Fakat ufukta bir şey görünmüyordu.
Gazi Paşa Hazretlerine arzı tazimat edecek heyetleri hamil bulunan Seyrisefainin “Burgaz” vapuru Büyükada iskelesine yanaşmıştı. Vapurun iki tarafında “İstanbul Şehremaneti” ibaresini havi levhalar vardı. Bir aralık merâkibi bahriyenin İzmitten muayyen saatinden biraz sonra ayrıldığı şayi oldu. Bu sırada Büyükdanın sahilleri, iskele, iskeleye civar gazinolar hıncahınç halk ile doldu idi. Bu meyanda İngiliz sefirinin zevcesi Ledi Klark da bulunuyordu.
Büyükadanın önünde yüzlerce sandal, müteaddit tenezzüh motörleri, istimbotlar, Gaziyi bekleyen binlerce halkı hamil bulunuyorlardı.
Büyükada iskelesinin karşısında şehrimizde bulunan mebusları hamil Seyrisefainin “Kocaeli” vapuru, biraz ötede Moda, Pendik ve üzerinde “Millî Türk Talebe Birliği büyük halâskârı hürmetle selâmlar” ve “İstanbul Darülfünunu” ibareleri yazılı levhalar bulunan Kadıköy vapurları vardı. Bunların berisinde Tayyare Cemiyeti âzasını hamil “Yakacık” vapuru, daha ötede “İstanbul Bakkallar Cemiyeti” levhasiyle “Kınalıada”, yanında “Kandilli” mektebi”, “Erkek Muallim Mektebi” ve “Gelenbevi Orta Mektebi” levhaları ile “Maltepe” vapurları ahzi mevki etmişlerdi.
Heybeli ile Büyükada arasında Basra vapuru bulunuyor ve bir tarafındaki levhada “Kadın Birliği, büyük halâskâr Gazisinin bastığı toprakları tes’id ediyor” ibaresi okunuyordu.
Basranın yanından Cemiyeti Hayriye âzasını hamil “Haleb”, Türk Ocağı tarafından isticar edilen “Bağdad” vapurları vardı. Biraz daha ötede üzerinde “İstanbul Musevileri Gazi Paşa Hazretlerine beyanı hoş âmedi eder” ibareli bir levha bulunan “Fener bahçe” vapuru ahzi mevki etmişti. Burgazdasına doğru Haydarpaşa vapuru, sonra Haliç Şirketinin üzerlerinde “Hoş geldin” ibareleri yazılı levhalar bulunan 7, 9, 16 numaralı vapurlariyle diğer iki vapuru bulunuyordu.
Ayni mahalde Rüsumat Muhafaza memurları bulunan bir vapur, beride Şirketi Hayriyenin 70, 71 numaralı vapurları vardı.
Şirketi Hayriyenin 19 numaralı vapurunda “İstanbul ilk mektepleri sevgili muazzez Gaziyi hürmetle selâmlar” ibareli bir levha vardı. Vapurda cazband çalıyor, küçükler pür neş’e dans ediyorlardı. Şirketi Hayriyenin 67 numaralı vapurunun üzerinde “İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası - Ticaret ve Zahire Borsası”, 65 numaralı vapurda “Şirketi Hayriye müncii âzam Gazimizi hürmetle selâmlar” ibarelerini havi levhalar vardı.
Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı İstanbul Mıntıkası, 64 numaralı vapuru isticar etmiştir.
Üzerinde “Mavnacılar Tahmil ve Tahliye Şirketi - Halâskâr büyük Gazimiz safa geldiniz” ibaresi yazılı bir levha bulunan bir vapur da Adalar önünde ahzi mevki etmiş bulunuyordu.
Ahırkapıdan Yassıada istikametinde elli kadar büyük tüccar ve Seyrisefain gemileri demirlemişlerdi.
Tam saat 15 idi. Birdenbire bir tayyare filomuz Büyükada afakında göründü. Bütün gözler, İzmit tarafına döndü. Semaya kesif bir duman sütunu yükseliyordu. Biraz sonra beyaz teknesiyle sevimli Gazimizi hamil olan “Ertuğrul” yatı göründü. Bunun üzerine “Milliyet” in hususî motörü, bütün diğer merakibi bahriyeden evvel Büyükada açıklarına doğruldu ve mümkün olduğu kadar yata yaklaştı.
Ertuğrulun arkasında Hamidiye kruvazörünmüz, sonra sıra ile Berkisatvet, Peykişevket, Samsun, Taşoz ve Basra torbitolarımız, borda nizamında ilerliyorlar, sefaini harbiyeyi Ankara ve Marmara takibediyordu.
Ön direğinde Riyaseti Cumhur bayrağı bulunan Ertuğrul, evvelâ Kartal istikametinde ilerlemiş, Maltepe önünden Büyükadaya dönmüştütür.
Bu sırada, Büyükada iskelesindeki Burgaz vapurundan Reisi Cumhur Hazretlerine arzı tazimat etmek üzere on altı kişilik ilk heyet, Şehremanetinin “İstanbul” motörüne rakiben “Ertuğrul” un yanına gitmiş ve heyet, Gazi Paşa Hazretleri tarafından güvertede kabul buyurulmuştur. Saat on beş buçukta, Ertuğrul Ada açıklarında durduğu mahalden hareket etmiş, Büyükada iskelesinden hareket eden “Burgaz”, Milliyet’in hususî motörü ve liman kontrol motörleri tarafından takiben ilerlemiştir.
Filomuz, bu sırada Kartal, Maltepe Bostancı sahillerini takiben ilerliyor ve Hamidiye kruvazörünün bondosu, İstiklâl marşını terennüm ediyordu. Mebusları hamil Kocaeli vapuru, filonun arkasında ilerliyordu.
“Ertuğrul” yatı, Büyükadadan itibaren Kınalıadaya kadar dizilen müstakbelini hamil elliden fazla vapuru yanlarında gâh tavakkuf ederek ve gâh ağır bir seyir ile geçmiştir. Ertuğrul, her vapurun yanından geçtikçe vapurdaki halk tarafından binlerce mendil sallanıyor. “Yaşa Gazi” avazeleri ortalığı çınlatıyordu. Vapurlar, Ertuğrul geçtikçe düdüklerini çalıyorlardı.
Burgaz vapuru, Kınalı önünden Ertuğrulun arkasında ayrılmış, filoya iltihak etmiştir.
Müteaddit tayyare filolarımız, istikbal merasiminin devam ettiği müddetçe uçuş yapmışlardır. Ertuğrul, Kınalıadadan sonra Fenerbahçe istikametinde ilerlemiş, oradaki istimbotlar, motörler, futalar ve sandalların önünden yavaş yavaş geçerken selâmlanmıştır. Sonra Kadıköy önünden geriye dönmüş karşı tarafa geçerek büyük tüccar ve Seyrisefain vapurlarının önünden geçmiştir. Ertuğrul, bütün vapurların önünde tevakkuf ede ede geçtikten ve selâmlandıktan sonra geriye dönmüş ve Ahırkapı - Sarayburnu - Şemsipaşa - Beylerbeyi - Çengelköyü sahillerini takiben ilerlemiş, oradan geriye dönerek Rumeli sahilini takibederek Dolmabahçeye avdet etmiş ve Gazi Hazretleri saraya çıkmıştır.
Ertuğrul yatı, Selimiye önlerinde iken Selimiye kışlasından toplar endaht edilmiş ve kışla önünde bir kıt’ai askeriyemiz resmi tazimi ifa etmiştir.
İstikbal merasimi esnasında bütün Adalar sahilleri’ Fenerbahçe, Moda, Kalamış, Kadıköy, Haydarpaşa, Şemsipaşa, Üsküdardan çengelköyüne kadar, mukabil Rumeli sahili, Sarayburnu ve Ahırkapıya kadar yüz binlerce halk, sevgili Gazilerinin teşriflerini görmek için birikmişlerdi.
Ertuğrul tam saat altıda Dolmabahçe önünde demir attı. Seyrisefain İdaresinin “Nil” muşu derhal Ertuğrula gitti ve Gazi Paşamızı alarak Dolmabahçe Sarayı kapılarından birinin önündeki rıhtıma yanaştı.
Dolmabahçe Sarayında: Dolmabahçe Sarayında daha sabahtan hummalı bir faaliyet vardı. Bahçeler sulanmış, tarhlar temizlenmiş velhasıl bütün noksanlar ikmâl edilmişti. Sarayın içinde ahzi mevki eden piyade ve bahriye efradı büyük Gaziyi selâmlamak için erkenden gelerek silâh çatmışlardı. Şûrayi Âlii Askerî âzasından Cevad, Şevki, Ali Said Paşalarla Galib, Âsım, Nihad, Pertev, Cemil, Rüşdi, Galib, Sedad, Osman Paşalar istikbal merasimi için sarayda bulunuyorlardı.
Rıhtım kapısının merdivenlerine kıymettar halılar serildi. Bahçeden toplanan papatya çiçekleriyle Gazimizin basarak geçeceği zemine “Hoş geldiniz” cümlesi yazıldı.
“Nil” rıhtıma yanaşır yanaşmaz bahriye muzikası selâm havası terennüm ediyordu.
Büyük Gazi beşuş çehreleriyle etrafına iltifatlar bezl ederek “Nil” muşundan çıkarken Balkan şehitlerinden Binbaşı Mehmed Ziya Beyin kerimesi Nâime Hanıma Hasan Riza Beyin kerimesi Adalet Hanım tarafından kendilerine iki buket takdim edildi.
Gazi Hazretleriyle beraber Gaziantep Mebusu Kılıç Ali, Bozok Mebusu Salih, Sinop Mebusu Recep Zühdü Beyler de “Nil” den çıktılar.
Gazi Paşa Hazretleri refakatlerinde, isimlerini yukarıda yazdığımız erkânı askeriyemiz ile Vali Süleyman Sami Bey, Kolordu Kumandanı Şükrü Naili Paşa, Polis Müdürü Şerif, Şehremini Muhiddin Beyler olduğu halde sarayın selâmlık kapsına doğru ilerliyerek safbestei ihtiram duran askerlerimizi teftiş ettikten sonra saraya dahil olmuşlar ve Muayede salonunu teşrif etmişlerdir. Müteakiben biraz istirahat buyurmak üzere diğer bir salonu teşrif buyurmuşlardır.
Bu sırada mebuslarımızı hamil olan vapur ile diğer davetlileri getiren vapurlar birer birer Dolmabahçe Sarayının rıhtımına yanaşmışlardır. Cümlesi jaketatayı lâbis olan mebuslarımızlamahalli erkânı memurin ve cemiyetler mümessilleri birer birer Muayede Salonuna dahil olmuşlar ve teşrifat memurları tarafından kendilerine gösterilen mahallerde ahzi mevki etmişlerdir.
Sarayda resmi kabul: Tam saat yedide salonda hiç bir ses yok. Herkes yerini almış, Büyük Gazinin teşrifine muntazır bulunuyor.
Bir zamanlar, milleti esarete sevkeden hodgâm padişahların oturmalarına tahsis edilmiş olup salonun tam ortasında kırmızı koltuk sanki, bir zamanlar ölüme sürüklenen Türk milletine bir seddi âhenin gibi vücudunu siper eden, yarattığı mucizelerle büyütün cihanı lâl-ü-ebkem bırakan Büyük Gaziyi bekliyordu.
Saat 7,15... Koridordan yükselen hafif ayak sesleri, yedi sekiz yüz başı kendisine çevirdi. Gazimiz yavaş yavaş geliyorlardı. Herkes hürmet ve minnetle bu harikalar mücidini selâmlıyordu. Büyük dâhi, tam salonun ortasında, koltuğun başında ahzi mevki ederek Şehremini Beyin okuduğu nutku dinlemişlerdir.
Şehremini Muhiddin Beyin nutku: “En derin ve en samimî bir iştiyak ile teşrifinize senelerdenberi intizar eden İstanbul halkına taşkın bir neş’ei saadet ve pek coşkun bir heyecanı sürur getiren Büyük Gazi! Safa geldiniz.
Anafortaların ve Dumlupınarın büyük kahramanına, Türk ihtilâl ve inkılâbının dehakâr kudretine ve Türk hamlei tekâmül ve medeniyetinin dâhi reisine, bir milyon halkın halâsını ve hüsni imtianını bütün şümulü ile arz ve ifade edecek kelime bulmaktan acizim. Bu vazifeyi ancak her gün yeni ve ihyakâr irşadatınızla tekevvün etmekte olan Türk tarihinin mağrur sahifeleri ifa edebilecektir.
İstanbulun şimdiye kadar hiç tanımadığı bu derece şerefaver ve tarihî ziyareti âliden halkın duyduğu misilsiz sevinç ve saadetin en beliğ ifadesi ise enzarı dehanız huzurundaki lisanı hal ve nasiyei şevk ve şükranlarıdır.
İstanbul halkının aziz halâskârını bağrına bastığı bugün İstanbul şehrinin en büyük hâtırası olarak kalacaktır.
Huzuri devletinizde kendilerini temsil şerefiyle mübahi olduğum şehir halkının lûtfu teşrifinizden mütevellid bîpayan minnet ve şükranlarını arz eyler ve hissiyatı kalbiye ve vicdanlarına tercüman olarak bir kere daha sıhhat ve saadetiniz temenniyatını izhara müsaade buyurmalarını istirham ediyorum.
Kurtardığın ve mes’ud ettiğin milletin başında çok yaşa büyük Gazi”.
Bundan sonra Büyük Gazi tarihî nutuklarını irad buyurdular:
Gazinin tarihî nutku: “İstanbul halkını, İstanbuldaki cemiyetleri ve muhtelif teşekkülleri heyeti aliyenizde selâmlamakla bahtiyarım. Aziz vatandaşlarımın bana karşı olan teveccüh ve muhabbetlerinin bugünkü parlak tezahüratından çok mütehassis oldum. Samimî kalbimden teşekkür ederim.
İstanbuldan çıktığım günden bugüne kadar sekiz sene geçti. Hicran ve tahassürlerle geçen dakikaların bile ne kadar uzun geldiği düşünülürse sekiz senelik hasretin, İstanbulun muhterem ahalisi için ruhumda ateşlediği iştiyakın büyüklüğü kolaylıkla takdir olunur.
İki büyük cihanın mültekasında Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin gözbebeği İstanbul, bütün vatandaşların kalbinde yeri olan bir şehirdir. Bu şehir, meş’um hâdiselerle muztarip bulunduğu zamanlar bütün vatandaşların kalblerinde, kanayan yaralar açılmıştı.
Kalbi yaralı olanlardan biri de bendim. Bugün görüyoruz ki geçirdiğimiz karanlık gecelerin meşiminden kalblerimizi mesar ile dolduran nurlu seher doğdu.
Sekiz sene evvel muztarip, ağlayan İstanbuldan, kalbim sızlayarak çıkmıştım. Teşyi edenim yoktu. Sekiz sene sonra, kalbim müsterih olarak, gülen ve daha güzelleşen İstanbula geldim ve bütün İstanbulluların ruhuma heyecan veren sıcak ve muhabbetkâr aguşiyle karşılaştım.
Sekiz sene, heyeti içtimaiyemizin yeni dahil olduğu devrin tarihi ihtiva ettiği ihtilâllerle, inkılâplarla ve neticeleriyle az meşbu değildir. Sekiz senede milletimizin siyasî, içtimaî, medenî inkişaf yolunda gösterdiği kabiliyet ve liyakatın derecesi büyüktür. Bu dereceyi her gün daha yükseltmek için çok dikkatle ve azimle çalışacağız. Vatanın imarı; milletin refahı daha çok gayret ve mesai talep etmektedir. Hissiyatı ve vicdanî telekkiyatı, ilim ve fen ile tenmiye ve terbiye ederek heyeti içtimaiyemizin hakikî huzur ve saadetine çalışmak ulvî bir noktai nazardır. Bu noktai nazarı size, aziz İstanbul halkına sekiz sene evveline kadar, içinde yedi evliya kuvvetinde bir heyulâ tasavvur ettirilmek istenilen bu sarayın içinde söylüyorum.
Yalnız, artık, bu saray, zıllullahların değil, zıl olmıyan, hakikat olan milletin sarayıdır. (Sürekli alkışlar).
Ben burada milletin bir ferdi, bir misafiri bulunmakla bahtiyarım.
İstanbulun bediî güzellikleri, İstanbul halkının samimî nüvazişleri içide geçireceğim günlerin, bende yeniden unutulmaz hâtıralar bırakacağına, feyizli ilhamlar yaratacağına şüphem yoktur. Bunun için çok seviniyorum. Bu sevincimi bütün halka iblâğ buyurmanızı rica eder ve heyeti aliyenizi tekrar selâmlarım”.
Nutkun hitamını müteakip resmi kabulün icrasına başlanmış ve sırasiyle evvelâ mebusan,, müteakiben Vali, Kolordu Kumandanı, Halk Fırkası Hariciye murahhası, Cemiyeti Umumiyei Belediye ve Meclisi Umumî vilâyet âzaları, berri ve bahrî erkân ve ümerayi askeriye, hükkâm ve rüesayı adliye, Darülfünun Emini ve müdürü umumiler, şimendifer, gaz, tütün, müskirat müdürleri, vekâletlere mensup müfettişler, erkânı vilâyet, Müfti, jandarma Kumandanı, Polis Müdürü ve kaza kaymakamları, devair ve vilâyet müdiranı emanet erkânı ile devairi belediye müdürleri, mektep müdürleri, Halk Fırkası, Baro heyeti, Ticaret Odası, Matbuat Cemiyeti, Hilâliahmer, Türk Ocağı, Tayyare Cemiyeti, Himayei Etfal, Muallimler Birliği, Hilâliahdar, Ticareti berriye ve bahriye müdürleri, Ticaret Birliği, Sanayi Birliği, İdman Cemiyetleri İttifakı, Cemiyatı hayriye rüesası, Millî bankalar vesair millî müessesat müdürleri, Esnaf Cemiyetleri ve izcilerle bazı mahallerden gelen tazimat heyetleri tarafından arzı tazimat olunmuştur.
Bundan sonra şehrimizde bulunan ecnebî konsolosları da Reisi Cumhurumuza arzı tazimat eylemişlerdir.
Tam saat 8,5 de merasim ikmal edilmiş ve teşrifata dahil olan zevat sarayı terk eylemişlerdir.
Gazimiz bu sırada selâmlık kapısına gelerek avdet eden askerlerimiz tarafından yapılan merasimi ihtiramiyeyi görmüşler ve bunu müteakip salonlarına avdet buyurmuşlardır.
İstanbul sahillerinde halk arasında: Vapurlarda yer bulamıyan ve Gaziyi karadan istikbal eden yüzbinlerce halk da Yeşilköyden Ortaköye kadar sahillerde tecemmü etmiştir.
Bilhassa Sarayburnu, köprü üstü, Tophane, Kabataş, Fındıklı, Beşiktaş sahilleri sonderecede kalabalıktı. Mektepler talebesi de sahillerde ahzi mevki eylemişlerdi. İstiklâl marşı terennüm ediliyor ve muzikalar millî havalar çalıyordu. Öğleden sonra artan güneşin hararetine rağmen halk sahillerde yer bulabilmek için koşuşuyordu.
Sahillerde muazzam halk kütleleri, Marmaraya, Adalara gözlerini dikmiş halâskârlarını sabırsızlıkla bekleşiyorlardı. Ellerindeki dürbinlerle Adalardan görünen ufak bir duman görenler sevinçle:
— Geliyor, Gazi geliyor diye haykırıyorlardı.
Saat on altı (dört) raddelerine gelmişti. Artık Samatyadan itibaren Sarayburnuna kadar olan sahili dolduran halkta heyecan son dereceyi bulmuştu.
Nihayet ufukta bir duman ve beyaz bir seyyar cisim göründü. Sarayburnunda dürbinlerle bakanlar bağırıştılar:
— Geliyor!..
Bu müjdeyi uzaktan uzağa vapur düdükleri teyid etti. Bütün sahillerde bir alkış tufanı yükseldi ve herkes sevinçle haykırıyordu:
— Yaşasın büyük Gazi.
Tayyarelerimiz, mütemadiyen şehrimizin semasında uçuyorlar, deniz ve karadaki muazzam istikbal merasimine havadan iştirak ediyorlardı.
Halâskârımızın rakip bulundukları Ertuğrul yatı daha vuzuhla görülüyor, yavaş yavaş Kadıköy istikametinde ilerliyordu.
Selimiyeden atılan ilk toplar: Bu esnada Selimiyeden toplar atılmağa başladı. Artık İstanbulluların süruruna pâyan yoktu.
Yat, Selimiye önünden sarayburnuna doğru meyletti. Sahillerden yükselen alkış ve “Yaşa Gazi!” sadaları vapur düdükleri İstanbul afakında yükseliyordu. Herkes, Gaziyi uzaktan selâmlıyor, minnet ve tazimlerini arzediyordu. Tophane ve Dolmabahçe sahillerinde tecemmü eden halk da ayni surette tezahüratta bulunyordu.
Sahillere nazır bütün evlerin pencereleri, taraçaları, hattâ damlarının üstleri halk ile doluydu, minarelere de çıkılmıştı.
Ertuğrul yatı, Kızkulesinden dönerek Boğaza dahil oldu. Şimdi bütün nazarlar, yatı sevinçle takip ediyorlardı. Dolmabahçe ve sarayın civarı iğne atılsa yere düşmiyecek kadar kalabalıktı.
Sarayın sahil kısmına Muhafız Taburu efradı ve inzibat efradı, zabıta memurları ikam edilmişti. Halka son derece sühulet gösteriliyordu.
Şehirde donanma:Bir haftadanberi geceli gündüzlü devam eden faaliyet, dün sabah semeresini vermiş ve İstanbul, takızaferleriyle emsalsiz bir şekilde donanmıştır.
İstanbul cihetinde: Köprünün üzerinde muazzam bir takızafer inşa edilmiştir. Ayrıca köprünün Marmaraya nazır cephesinde Şirketi Hayriye güzel bir tak yaptırmıştır.
Eminönündeki mağazalar önlerinde küçük taklar vardır. Borsanın ön kısmında “İş Bankası” tarafından büyük ve zarif bir takı zafer inşa ettirilmiştir. Takın ortasına “Sevgili halâskârımız büyük Gaziyi İş Bankası hürmetle selâmlar” yazılmıştır.
Bunun arkasında Ticaret ve Sanayi Odası ve Zahire Borsası namına bir tak yaptırılmıştır.
Babıâlide Vilâyet Hükûmet Konağının önündeki tak da muazzamdır. Üstüne “Yaşasın halâskârımız büyük Gazi” yazılıdır.
Şehremaneti önüne inşa edilen takı zafer çok güzeldir ve “Kurtardığın ve mes’ud ettiğin milletin başında çok yaşa büyük Gazi” yazılmıştır.
Cumhuriyet Halk Fırkası İstanbul merkezi binası önünde fırka tarafından inşa ettirilen takı zafer cidden güzeldir. Bunun üstüne “Yaşasın büyük reisimiz” yazılmıştır. Evkaf Müdüriyetinin takı da zariftir. Samatyada, Samatya polis merkezi önündeki tak ayrıca halılarla süslenmiştir. Buraya bir radyo makinesi de konulmuş ve halka telsiz konseri dinletilmiştir.
Darülfünun binası, Bayazıd Yangın Kulesi de donatılmıştır.
Bundan başka Topkapı, Fatih, Eyyubsultan ve İstanbulun diğer taraflarında da halk tarafından yüzlerce küçük taklar yapılmıştır.
Cerrahpaşada bir evin cephesine yeşil yapraktan ve gayet güzel işlenmiş “Yüce Gazi, sana ölçüsüz minnet” ibaresi yazılmıştır.
Beyoğlunda: Caddei Kebir, bilhassa Tünelden Taksime kadar emsalsiz bir şekilde donatılmıştır. Bu münasebetle sefarethaneler de kâmilen tezyin edilmiştir. Her mağaza vitrinlerine Gazi Paşa Hazretlerinin fotoğraflarını koymuş ve mağazasını tezyin etmiştir. Apartmanlar kâmilen sevimli bayraklarımızla müzeyyendirler.. Beyoğlu Halk Fırkası tarafından büyük bir takı zafer yaptırtılmıştır.
Taksim meydanındaki takı zafer iki taraflı ve köprüdeki kadar muazzamdır. Üzerlerinde Gaziye minnet ve selâm ve hürmetleri muhtevi ibareler vardır.
Galatasaray Lisesi çok güzel tezyin edilmiş ve elektrikle “Yaşasın Büyük Gazi” yazılmıştır.
Türk Ermeni kiliseleri namına Galatasaray karşısında bir takı zafer inşa olunmuştur. Bunun üstüne Gaziye hitaben bir beyit yazılmıştır.
Halk Fırkası Tozkoparan ocağı Tepebaşında bir tak yaptırmıştır.
Mektebi Harbiye mükemmel surette donatılmıştır. Cephesine “Harbiye Mektebi, mânevî ve mukaddes varlığın timsali olan büyük Başkumandınını ebedî bir hürmetle selâmlar” yazılmıştır.
Büyükdere yolunda müteaddit taklar vardır. Dolmabahçe Sarayı önündeki takı zafer çok nefistir. Elektrikle “Hoşgeldiniz” yazılıdır.
Haliçte: Halicin iki sahili de donanmıştır. Musevi ve Rum cemaatları da donanmaya iştirâk etmişlerdir.
Limanda: Sarayburnunda Gazinin heykellerinin bulunduğu mahallin arkasında büyük bir takı zafer yaptırılmıştır.
Tophane rıhtımında da Seyrisefain İdaresi tarafından, seyrisefainin firmasını muhtevi muazzam bir takı zafer inşa ettirilmiştir.
Vesaiti nakliye: Tramvaylar otomobiller de bayraklar, defne dallariyle süslenmiştir. Halk sabahleyin caddeleri otomobil ve tramvayla ve yaya olarak gezmiş ve öğleye doğru sahillere gitmeğe başlamışlardır.
Üsküdarda: Üsküdarda dün sabah erkenden halk ve mektep talebesi sahilleri hıncahınç doldurmuş, o civar mekteplerinin talebesi ellerinde bayraklarla sahilde toplanmıştır.
Üsküdar halkı Ertuğrul yatı görünür görünmez “Yaşa” nidalariyle ve alkışlariyle büyük Gaziye beyanı hoş âmedi etmiş ve mektepliler de ellerindeki bayraklarla paşayı selâmlamışlardır. Merasime iştirâk eden vapurlar ayni hattı takip ederek Beylerbeyine kadar ilerlerken halk da mendilleriyle, alkışlarla selâma devam etmiştir.
Üsküdar Halk Fırkası elektrikle tenvir edilmiş ve merasimi istikbaliye için içtima mahalli olarak Şemsipaşa meydanı intihap edilmiştir. Mahalli mezkûrde Üsküdar Belediyesi tarafından üç bin lira sarfiyle gayet muazzam bir takı zafer inşa edilmiş ve takın üzerine büyük bir “Var ol Gazi” levhası talik ve altına yine büyük bir şekilde ve üzeri rengârenk elektrik ampulleriyle müzeyyen bir İstiklâl madalyası şekli talik edilmiştir.
Üsküdar iskelesinden fırka binasının önüne kadar imtidat eden Ahmediye Caddesi üzerinde altı tak inşa edilerek bunların üzerine “Üsküdar halkı büyük Gazisini selâmlar, yaşasın büyük halâskârımız, var olsun yüce Reisi Cumhurumuz” levhaları ve Gazi Hazretlerinin büyük kıtada resimleri talik edilmiştir.
Şemsipaşadaki büyük takın önüne Üsküdarda bulunan Türk ve Rum bilûmum mektepler, esnaf cemiyetleri ve binlerce halk toplanmış ve Ertuğrul yatı geçerken Gazi Paşa Hazretlerini Yaşa sevgili Gazimiz, var ol muhteterem Reisi Cumhurumuz” nidalariyle selâmlamışlardır.
Üsküdar itfaiye grubu binası da kâmilen elektrikle tenvir edilmiş ve binanın deniz cephesine “Safa geldin büyük Gazi” levhası talik edilmiştir. İtfaiye grupunda mevcud efradın bir kısmı sahilde dizilerek Gaziyi selâmlamış ve bir müfreze de Beylerbeyi Sarayına gitmişlerdir. Üsküdardaki bilûmum caddeler Göksu kasrına kadar itfaiye tarafından sulanılarak halk tozdan muhafaza olunmuştur. Üsküdar “Gürbüzler Yurdu İdman Cemiyeti” binası da fevkalâde bir surette donatılmış ve binanın önüne küçük fakat muhteşem bir tak yapılmıştır.
Selimiye ve Haydarpaşada: Haydarpaşa iskelesi üzerinde büyük ve muhteşem bir tak yapılmış ve üzerine “Var ol büyük halâskâr” levhası talik edilmiştir. Selimiyede Baytar Mektebi Âlisi binası da kâmilen elektrikle tenvir edilmiş ve bina önüne yapılan muazzam takın üzerine “Baytar Mektebi Âlisi, Reisi Cumhur büyük Gaziyi hürmetle selâmlar ve arzı tazimat eder” levhası talik olunmuştur. Üsküdardan Beylerbeyine kadar sahilde ve caddeler üzerinde muhtelif cemiyetler tarafından bir çok taklar inşa ettirilerek üzerlerine Gaziye arzı tazimat ve beyanı hoş âmedi zımnında büyük levhalar talik olunmuştur.
Kuzguncuk ve Paşalimanında da bilûmum Çengelköy, Beylerbeyi ve Kuzguncuk mektepleri talebesi ve bir çok esnaf cemiyetleri toplanmış ve Gaziyi selâmlamışlardır.
Fener alayı: Reisi Cumhur Hazretlerinin şehri teşrifleri, gece bahren icra edilen pek parlak ve muazzam bir şehrayin ile tes’id edilmiştir.
Fener alayına iştirâk eden kayık, sandal, motör ve emsali merakibi sagire, bayraklar, defne dalları ile süslenmiş, cam ve rengârenk kâğıt fenerler ve meşalelerle tenvir edilmiş oldukları halde Haliçte toplanmışlardır. Liman kumandanlığının emri üzerine Haliçte toplanan merakibi sagire sıra ile hareket etmişler ve köprüden çıktıktan sonra liman dairesi, seyrisefain binası, Kabataş sahilini takiben Dolmabahçe Sarayı önüne gitmişlerdir.
Bu sırada Dolmabahçe Sarayı önlerinde Hamidiye kurvazörümüz ile Berkisatvet, Peykişevket, Taşoz, Basra ve Samsun torpitolarımız demirlemiş ve baştanbaşa elektriklerle tenvir edilmişlerdi. Hamidiyede Elektrikle “Yaşa Gazi” ibaresi yazılmıştı. Ertuğrul yatı, Hamidiye ile diğer sefaini harbiyemiz arasında demirlemiş ve anbean söner yanar kırmızı beyaz elektriklerle tenvir edilmişti. Söğütlü yatı Dolmabahçe önünde tenvir edilmiş bir halde demirlemişti.. Gündüzki istikbal merasimine iştirâk eden Şirketi Hayriye ve Seyrisefain vapurları, elektriklerle donatılmış oldukları halde Dolmabahçe önlerinde bulunuyorlardı. Bu vapurlar, Haliçten giden fener alayı ile Ortaköye kadar ilerledikten sonra hep birden dönmüşler ve Dolmabahçe önünde havaî fişekler atılarak, cazband ile dans edilerek gece yarısına kadar kalmışlardır.
Denizde binlerce ağızdan “Yaşa Gazi” “Şa, şa, şa” avazeleri yükseliyordu. Fener alayına, istimbotlar tarafından cer edilen liman şirketinin mavna filoları da iştirâk etmişlerdir. Bu mavnalar, bayraklar ve defne dallariyle süslenmiş meşalelerle aydınlanmıştı. Tam saat yirmi iki de toplar atılmağa, bütün vapurlar hep birden düdüklerini çalmağa başlamışlardır.
Bir aralık ağızdan ağza Gazinin balkona çıktığı haberi dolaşmış, bu haber fener alayına iştirâk edenlerin sürur ve neşelerini son dereceye getirmiştir. Fener alayı saatlerce saray önünde kalmış, Dolmabahçe meydanından ve müteaddit vapurlarda ve projektörleriyle etrafı nura garkeden sefaini harbiyeden rengârenk sayısız havaî fişekleri atılmıştır. Şehrayine iştirak eden el’abı nâriyeyi hamil bahriyenin seyyar dubasiyle donanmış filikaları da fener alayına başka bir neş’e ve hususiyet vermişlerdir.
Sefain ve merakibi bahriye ile sandallar, çanak mehtabı da istimal etmişlerdir.
Saat 22,30 da Riyaseti Cumhur bandosu lâtif havalar terennümetmişlerdir.
Bu sırada dışarıdan bakınca Reisi Cumhur Hazretlerinin, sarayın bütün mefruşatı kırmızı olan salonunda bulunduklarına hükmediliyordu. Bir aralık şehrayinin azameti, son hadde varmıştır.
Bir vapurda elektrikle münevver “Şirketi Hayriye müncii âzâm Gazimizi hürmetle selâmlar”, bir diğerinde “İstanbul ve mülhakatı Umum Bakkallar Cemiyeti”, bir diğer başkasında “Safa geldiniz Büyük Gazi” ibareli levhalar okunuyordu.
Havaî fişekler atılıyor, çanak mehtabları yakılıyor, kestane fişenkleri patlıyor, projektörler ortalığı nura garkediyordu. Hamidiyenin muzikası çalıyor, bazı vapurlardan cazband sesi kimisinden incesaz âhengi geliyordu. Gündüz merasimine iştirâk eden Seyrisefain büyük vapurları ile büyük tüccar gemileri de, birer ikişer Dolmabahçe Sarayı açıklarına gelip demirlemiştir.
O halde, ki Sarayın önü kesif ışıklariyle pırıl pırıl yanan yüzlerce vapur vesair merakible dolmuştu.
Fener alayı gece geç akte kadar devam etmiş, merakibi sagire Sarayburnu sahilini takiben Halice dönmüştür. Müteakiben Sevahili mütecavire vapurları da, halkı iskelelere çıkarmışlardır.
Gece denizden şehre bir nazar: Gece denizden şehre bakanlar, İstanbulu hakikî bir beldei nur Halide görmüşlerdir. Şirketi Hayriye, Liman İnhisar Şirketi, Müskirat İnhisarı binaları baştanbaşa elektrikle tenvir edilmişlerdi. Ticareti Bahriye Müdüriyeti binasının elektrikle aydınlık cephesinin ortasında büyük ve müdevver bir çapa görünüyordu. Galata ve Bayazıd yangın kuleleri, tepeden tırnağa kadar aydınlıktı Elektrik Şirketinin merkezi Metro Hanı, tâ uzaklardan kırmızı beyaz renkli elektrikleriyle çok cazip ve ziyadar bir manzara arzediyordu.
Seyrisefainin Tophanedeki binası ve Tophane meydanındaki seyrisefain kulesi çok güzel tenvir edilmişlerdir. Elektrikle tenvir edilen Seyrisefain antrepolarının cephesinde büyük ve münevver bir çapa görünüyordu. Uzakta Alman sefarethanesinin de tenvir edildiği nazardan kaçmıyordu. Limanda bir Alman vapurunun kırmızı beyaz renkli elektrik tenviratı yaptığı görülüyordu.
Kolordu binası ve Sanayi Nefise Mektebi de tenvir edilmişlerdi. Kızkulesinde yapılan tak, çok güzel tenvir edilmişti. Dolmabahçe Camii “Safa geldiniz” ibareli mahya kurmuştu. Dolmabahçe meydanında on binlerce halk toplanmış, karadan şehrayine iştirâk ediyorlardı. Dolmabahçe Sarayı methalinde çok muhteşem bir takı zafer vardı. Üzerinde elektrikle “Safa geldiniz” cümlesi yazılı idi.
Sarayburnu ve Sarayburnundaki Gazinin heykelinin yanında inşa edilen takı zafer de uzaktan çok hoş bir manzara arzediyordu. Ayasofya minarelerindeki mahya, Türk bayrağını tanzir etmekte idi. Reisi Cumhur Hazretlerinin teşriflerini tes’id için bu gece de karada fener alayı yapılacaktır.
2 Temmuz 1927
Gazinin İstanbulu teşrifi, İstanbul halkı üzerinde tasviri imkânsız bir heyecan uyandırmıştır. Gece muazzam bir fener alayı tertip edilmiştir, on binlerce İstanbullu Dolmabahçe Sarayındaki Alay Köşkünün (camlı köşkün) önünde saat sekizden itibaren toplanmağa başlamış, Dolmabahçe önü, tek adım atılamaz bir hale gelmiştir. Köşkün penceresine gelen Gazi, bu kesif halk kütlesi tarafından dakikalarca yaşa sesleriyle alkışlanmıştır.
Büyük fener alayından başka, şehrin muhtelif semtlerinde de semt ve mahalle hudutları dahilinde kalmak üzere fener alayları tertip edilmiş, İstanbul, muhteşem bir şehriayin yapmıştır. Gazetelerin başmakaleleri, umumiyetle Gaziden bahsetmiş; Gazi hakkında manzum ve mensur birçok bendler neşredilmiştir.
Gaziyi Kırklareline davet etmek üzere Vali Ahmed Durmuş Beyin riyasetinde Belediye Reisi, Defterdar ve Halk Fırkası âzasından mürekkep bir heyet gelmiş ve Dolmabahçe Sarayında arzı tazimat eylemiştir; Reisi Cumhur, ilk fırsatta Kırklareline geleceğini vadetmişlerdir.
Gece Halk Fırkası merkezinde, kırk kişilik bir orkestranın iştirâkiyle sabaha kadar devam eden danslı bir eğlence tertip edilmiştir.
3 Temmuz 1927
Şehirde bir gezintiye çıkmışlar, otomobil ile Beşiktaş - Fındıklı - Karaköy üzerinden ve Babıâli Caddesini takiben Çenberlitaşa, Bayazıd - Şehzadebaşı ve Fatih yolu ile Edirnekapı Şehidliğine gelmişlerdir. Yollarda halk tarafından coşkun bir heyecan ile alkışlanmışlardır.
Adı tesbit edilemiyen bir Alman, İstanbul Vilâyetine bir lâyiha vererek böyle bir resmi kabulün hiç bir şehirde hiç bir kimseye yapılmadığını, İstanbulun emsalsiz günler yaşadığını, bu günleri, en hurda teferruatına varıncaya, resimleriyle beraber bir hâtıra kitabında toplanması gerektiğini beyan etmiştir. Kendisine, teklifinin tetkik edileceği (!) bildirilmiştir.
Gazi, akşam yedide, Şehremanetinin “İstanbul” motörü ile Beylerbeyi Sarayına gitmişlerdir; Yanlarında Fırka müfettişi İbrahim Tâli Bey, Kolordu Kumandanı Şükrü Naili Paşa Vali Süleyman Sami Bey, Şehremini Muhiddin Bey ve Başkâtipleri Tevfik Bey bulunuyordu.
4 Temmuz 1927
Reisi Cumhur Dolmabahçe Sarayında istirahat etmişlerdir. Ecnebi ve Türk, büyük bir kalabalık, saraya giderek arzı tazimat etmişler ve defteri mahsusu imzalamışlardır; bunların arasında bilhassa şu zevat bulunmakta idi:
İtalyan sefareti deniz ateşesi Sinyor Mazoni ve kara ateşesi Liyabizo, Fransa sefareti kara ateşesi Mösyö Saro, Heykeltraş Sinyor Kanonika, Ermeni Protestan cemaati reisi, Ermeni patriği ve piskoposları, Hahambaşı Becerano Efendi, Japonya sefiri Mösyö Obata, Almanya sefiri Her Nadolni, Yugoslavya ateşemiliteri Milo Savloboviç, Avusturya maslahatgüzarı, İran maslahatgüzarı Mirza Saaid, Efgan Hariciye Nâzırı Ahmed Tarzi Han, Yunan sefiri Camados, edib Sami Paşazade Sezai Bey, eski Vaşington sefiri Rüstem Bey, Süryanii kadîm patriği, Cemiyeti Akvam İstanbul mümessili, Mısır sefiri Abdülâzim Raşid Paşa, Abdülhamidin Paris elçisi Salih Münir Pasa, İngiliz - Türk Muhtelit Hakem Mahkemesi Reisi Mösyö Hemerih, Mütekait Müşîr Ali Rıza Paşa, sadrazamlardan Salih Paşa, Amiral Vasıf Paşa, Muhtelit Mübadele Komisyonu âzasından Mösyö Viding, Saraçoğlu Şükrü Bey, İttihat ve Terakkinin hariciye Nâzırlarından Ahmed Nesimi Bey, Muhtelit mübadele Yunan heyeti murahhasası Reisi Mösyü Diyamandapulos, eski Danimarka sefir Mösyö Vandel.
5 Temmuz 1927
Reisi Cumhur saraydan çıkmamışlardır. Geç vakit hemşireleri Hanımefendiyi ziyarete ve oradan Tarabyaya gitmişlerdir. Tarabyada pek coşkun bir surette karşılanmışlardır; bu Boğaz köyü gece geç vakte kadar cuşü huruş içinde çalkalanmıştır.
7 Temmuz 1927
Muallimler Birliğinin tazimat heyetini Dolmabahçe Sarayında kabul etmişlerdir. Akşam üzeri de otomobille Aksaray ve Beyoğlunda dolaşmışlar ve halkın coşkun tezahüratiyle karşılaşmışlardır.
8 Temmuz 1927
Çırçır suyuna gittiler, dönüşte, Tokatlıyan otelinde Tarabya halkının tazimatını kabul ettiler. Şu zevat Dolmabahçe Sarayına giderek defteri mahsusu imza etmişlerdir: Keçecizâde İzzet Fuad Paşa, Niğde Mebusu Bekir Bey, Esbak Umum Mekâtibi Askeriye Nâzırı Ali Rıza Bey, Madenci Mehmed Ârif Bey, mütekaid Miralay Naci Bey, Hüsrev Sami Bey, İskeçeli Ârif, Halil Halid Bey, Şark Demiryolları Sertabibi Hasan Fehmi Bey, Esbak Harbiye Nezareti Müsteşarı Ferik Fuad Paşa.
9 Temmuz 1927
Kolorduyu, Vilâyeti, Şehremanetini ve Şehidliği ziyaret ettiler. Halk yollarda emsalsiz tezahüratta bulundu.
10 Temmuz 1927
Öğleden sonra Halk Fırkası İstanbul merkezi ile Tayyare Cemiyetini ziyaret ettiler.
11 Temmuz 1927
Motörle bir deniz tenezzühüne çıkarak Kalamışa kadar gitmişlerdir.
12 Temmuz 1927
Dolmabahçe Sarayında istirahat etmişler, bir yere çıkmamışlardır.
13 Temmuz 1927
Dolmabahçe Sarayında istirahat etmişler, bir yere çıkmamışlardır.
14 Temmuz 1927
Marmarada bir deniz tenezzühüne çıkmışlar ve Büyükada Yat kulübüne uğramışlardır.
15 Temmuz 1927
Gazi, Bursada bulunan Başvekil İsmet Paşaya mülâki olmak üzere sabahleyin Ankara vapuru ile Mudanyaya gitmişler ve akşam üstü Dolmabahçe Sarayına dönmüşlerdir.
16 Temmuz 1927
Gündüz Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlar, akşam Beylerbeyi Sarayına geçmişlerdir.
17 Temmuz 1927
Sarayda meşgul olmuşlar, istirahat etmişlerdir. Trakyada bir seyyhate çıkacakları şayi olmuştur.
18 Temmuz 1927
Geç vakte kadar Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır. Akşam yedi buçukta, refakatlerinde Şükrü Paşa, Şehremini Muhiddin Bey, Şükrü Kaya Bey, Cavid Bey, Kılıç Ali Bey, Seryaverleri Resuhi Bey, Muhafız kıtaatı kumandanı İsmail Hakkı Bey ve yaverleri Naşid Bey ile Tarabyaya gitmişlerdir.
Gazeteler, Trakya seyahati programının henüz tesbit edilmediğini, fakat 7 - 8 gün süreceğini yazmışlardır.
19 Temmuz 1927
Bir Edirne heyeti Dolmabahçe Sarayına giderek Reisi Cumhura arzı tazimatta bulunmuş, heyete Gazinin Trakyaya gideceği tebşir edilmiştir.
20 Temmuz 1927
Sabahleyin Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır. Öğleden sonra otomobille Floryaya gitmişler ve akşamüzeri saraya dönmüşlerdir.
21 Temmuz 1927
Sabahleyin Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır. Maliye Vekili Mustafa Abdülhalik Beyle Bükreş Elçisi Hüseyin Ragıp Beyi kabul etmişlerdir. Öğleden sonra Gülhane Parkında dolaşmışlar, halk tarafından coşkun tezahüratla selâmlanmışlardır.
22 Temmuz 1927
Öğleden sonra Söğüdlü yatı ile Boğaziçinde bir tenezzühe çıkmışlardır.
23 Temmuz 1927
Öğleden evvel sarayda meşgul olmuşlardır. Öğleden sonra otomobille Bomonti civarında dolaşmışlardır.
25 Temmuz 1927
Öğleden evvel sarayda meşgul olmuşlardır. Öğleden sonra Söğütlü ile Marmarada dolaşmışlar, Büyükada önlerine kadar gitmişler, fakat adaya çıkmamışlardır.
26 Temmuz 1927
Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır. Kahire Sefiri Muhiddin Paşa ile Dahiliye Vekili Cemil Bey saraya giderek arzı tazimat etmiştir.
27 Temmuz 1927
İstanbul Darülfünun profesörleri saraya giderek Reisi Cumhur tarafından kabul edilmişlerdir. Gazi profesörleri üç buçuk saat yanında alıkoyarak hepsine ayrı ayrı iltifatta bulunmuşlardır.
28 Temmuz 1927
Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır.
29 Temmuz 1927
Akşama doğru Anadoluhisarına kadar bir tenezzühte bulunmuşlardır. Göksu Kasrına çıkmışlar ve halk tarafından coşkun tezahürat ile selâmlanmışlardır. Galatasaray kulübünün denizcilik şubesine mensup on kadar futa, Ekrem Reşid Beyin idaresinde, kasrın önüne gelerek Gaziyi selâmlamışlardır. Gazi, gençlere iltifatta bulunmuşlardır.
Sarayda, arzı tazimata gelenlerin imzaladıkları defteri mahsus kaldırılmıştır.
30 Temmuz 1927
Bütün gün sarayda meşgul olmuşlardır. Gece, Ankara motörü ile Modaya kadar bir deniz tenezzühü yapmışlardır.
Gazinin Trakyaya seyahatinde Çorlu ve Tekirdağına da uğraması için İstanbula gelen bir muhtelit heyet, saraya giderek bilvasıta arzı tazimatta bulunmuştur.
31 Temmuz 1927
Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır. Afyonkarahisar Mebusu Ruşen Eşref Bey saraya giderek Reisi Cumhura arzı tazimat etmiştir.
4 Ağustos 1927
Bursadan Ertuğrul yatı ile İstanbula gelen Başvekil İsmet Paşa Dolmabahçe Sarayında Reisi Cumhuru ziyaret etmişlerdir.
5 Ağustos 1927
Gazi, refakatlerinde Başvekil İsmet Paşa ve Meclis Reisi Kâzım Paşa bulunduğu halde Ertuğrul yatı ile Moda deniz yarışlarına gitmişlerdir. Yarışlar, huzurlarının verdiği neş’e ve şetaret içinde pek parlak olmuş, 12,45 den akşam 8-9 a kadar Moda tarihî bir gün idrâk etmiştir.
Gece geç vakte kadar Belvüde, halk arasında oturan Gazi, halka iltifatlarda bulunmuş, kendilerini yakından görmek isteyen binlerce vatandaş, Ertuğrul yatını tezahürat ile selâmlıyarak uğurlamıştır.
7 Ağustos 1927
Sarayda meşgul olmuşlar ve Başvekil İsmet Paşa ile görüşmüşlerdir.
9 Ağustos 1927
Akşama kadar Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır. Kütahya Mebusu Cevdet, Aksaray Mebusu Besim Atalay, Adana Mebusu Zamir Beylerle Müderris Köprülüzâde Fuad Bey saraya giderek Reisi Cumhura bilvasıta arzı tazimatta bulunmuşlardır.
Gece Ankara motörü ile Boğaziçinde bir tenezzühte bulunmuşlardır.
10 Ağustos 1927
Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır.
11 Ağustos 1927
Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır. Almanya Sefiri Her Nadolni ve Polonya Sefiri Mösyö Kovaleski saraya giderek Reisi Cumhura arzı tazimatta bulunmuşlardır. Gece, refakatlerine Başvekil İsmet Paşayı alarak otomobil ile Tarabyada bir tenezzühte bulunmuşlardır.
12 - 15 Ağustos
Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır.
16 Ağustos 1927
Söğüdlü yatı ile Marmarada bir tenezzühe çıkmışlardır.
17 Ağustos 1927
Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır. Berlin Elçisi Kemaleddin Sami Paşayı kabul etmişlerdir.
18 - 22 Ağustos 1927
Akşama kadar Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır.
23 Ağustos 1927
Üsküdarda büyük bir yangın olmuş ve 400 ev yanmıştır. Bu haileden fevkalâde müteessir olan Gazi, Seryaverleri Rusuh Beyi Üsküdara göndererek yangın felâketzedelerine en seri vasıtalarla yardım edilmesini emretmişlerdir. Reisi Cumhurun alâka ve şefkati Üsküdar halkını son derece mütehassis etmiştir. Yangının itfasından sonra saraya dönen Rusuhi Bey, Gaziye yangın hakkında mufassal malûmat vermiştir. Şehremini Muhiddin Bey de saraya giderek geç vakte kadar Reisi Cumhurun yangın felâketzedelerine ne suretle yardım edileceği hakkındaki direktiflerini telâkki etmiştir
24 Ağustos 1927
Üsküdar yangını felâketzedelerine, âcil ihtiyaçlarını karşılamak için 5000 lira vermişler ve bunun derhal tevzi edilmesini emretmişlerdir.
25 Ağustos 1927
Sarayda meşgul olmuşlardır.
26 Ağustos 1927
İstanbula gelen vekilleri kabul etmişler ve akşam üstü, Boğaz içinde bir deniz tenezzühüne çıkmışlardır.
27 Ağustos - 1 Eylûl 1927
Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır. 1 Eylûl akşamı, Ankara motörü ile Boğazinde bir deniz tenezzühüne çıkmışlardır.
2 - 7 Eylûl 1927
Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır.. Gazinin İstanbulda bulunduğu bugünler, Mebus seçimine rastlamış olup seçim 6 Eylûlde neticelenmiştir. Reisi Cumhur, ertesi gün şu beyannameyi neşretmişlerdir:
Aziz vatandaşlarım;
İntihap neticelendi. Cumcuriyet Halk Fırkası namına takdim ettiğim namzedler memleketin her tarafına aziz vatandaşlarımın müttefikan umumî tasvib ve intihaba mahzar oldu.
Aziz vatandaşlarımın tezahüratındaki asîl mânayı, yüksek mesuliyet hissiyle ve lâyıkıyle ihata ediyorum. Vatandaşlarım, intihap reyleriyle, benim ve siyasî fırkamın geçen icraatımızı müttefikan tasvib ve teyid ettiklerini ve gelecek devredeki mesaimizi itimad ve emniyet ile teşci eylediklerini izhar ettiler.
İntihabatın bu yüksek mânası dikkati çelbetmekten hali kalmıyacaktır.
Evlâdlarının serbest reyleriyle memleketin mukadderatını kalben emniyet beslediği ellere tevdi eden Türkiye, millî mefkûresinde sebat ve millî mesaisinde sarsılmaz vahdetiyle muhterem ve kavi bir mevcudiyet olduğunu bir daha göstermiş oluyor.
İtimadı nefsimizi tarsin ve ilân eden aziz vatandaşlarıma âtiyi ve yeni muvaffakiyetlere itimadımızın kavi bir halde bulunduğunu tezkâr ederim.
Bu beyanatım, aziz vatandaşlarıma hakikî ve samimî minnettarlıklarımın ifadesi, Büyük Millet Meclisinin yeni devresinin arifesinde benim ve siyasî fırkamın mahmul olduğumuz derin vazife hissiyatının izharıdır.
7 Eylûl 1927
GAZİ MUSTAFA KEMAL
8 - 12 Eylûl 1927
Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır. İstanbulda misafir bulunan Romanyalı hukukşinaslar kafilesi 12 Eylûlde, Tarabyadan dönerken Dolmabahçe Sarayının önünde, vapurdan “Yaşa!..” sesleri ile Gaziyi selâmlamışlar, Reisi Cumhur da pencereye çıkarak Romanyalılara selâm vermek suretiyle iltifatta bulunmuşlardır.
13 - 15 Eylûl 1927
Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır. 15 Eylûl günü öğleden sonra otomobille Floryaya gitmişler ve 6,5 da yolu trenine binerek İstanbula dönmüşlerdir Trende, halkın coşkun sevinç tezahürat arasında seyahat etmişlerdir.
16 Eylûl 1927
Sabahleyin Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlar, öğleden sonra motörle Boğaziçinde bir tenezzühe çıkmışlardır.
17 - 20 Eylûl 1927
Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlardır. Eylûlün yirminci günü Riyaseti Cumhur orkestrası Ankaraya dönmüştür.
21 - 30 Eylûl 1927
Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlar ve 30 eylûlde, Mudanya tarikiyle Ankaraya hareket etmişlerdir. İstanbul gazeteleri İstanbulun üç aydanberi muhabbetle sinesine bastırdığı büyük ve kahraman Gazi Mustafa Kemal Paşaya hayırlı yolculuklar dilemiş ve Büyükşehir halkının, Reisi Cumhurun tekrar teşriflerini hasretle beklediklerini belirtmiştir.
Gazi, Ankaraya avdetinden sonra Fırka Kongresinde tarihî “Büyük Nutuk” larını irad buyurmuşlardır ki, bu siyasî büyük eser, İstanbuldaki ikametleri sırasında kaleme alınmıştır.
5 Haziran 1928
Gazi, ikinci defa olarak bugün İstanbul gelmişlerdir. Haydarpaşa garında parlak bir surette istikbal edilmişlerdir. Yapılan tezahürattan son derece mütehassis olduklarını Şehremini Muhiddin Beye bildirmiş, İstanbul polisinde gördüğü âsarı intizamdan dolayı da beyanı memnuniyet etmiştir.
6 Haziran 1928
Akşam üzeri motörle Boğaziçinde bir tenezzühte bulunmuşlardır.
8 Haziran 1928
Akşam üzeri Söğütlü yatı ile Boğaziçinde bir tenezzühte bulunmuşlardır. Bir Balıkesir heyeti, Reisi Cumhura arzı tazimat ederek kedilerini Balıkesire dâvet etmişlerdir.
9 Haziran 1928
Akşam üzeri saat 6 da otomobille şehir dahilinde bir tenezzühe çıkmışlardır. Refakatlerindeki zevat ile altı otomobilden mürekkep olan kafile Dolmabahçe, Kabataş, Tophane, Karaköy, Köprü, Eminönü, Sirkeci, Babıâli yokuşu, Aksaray üzerinden Fatihe gitmiş, oradan Bayezid tarikiyle Sultanahmede giderek Babı Hümâyundan Topkapı Sarayına uğramış, Reisi Cumhur Topkapı Sarayında biraz istirahat ettikten sonra parkın önünden Sirkeci yolu ile Beyoğluna geçmiş ve Şişli üzerinden Dolmabahçeye dönülmüştür.
10 Haziran 1928
Boğaziçinde bir tenezzühte bulunmuşlardır.
11 Haziran 1928
Akşamüzeri Beylerbeyi Sarayını teşrif etmişlerdir.
14 Haziran 1928
Motörle Marmarada Adalar civarında bir tenehzühte bulunmuşlardır.
15 Haziran 1928
Söğüdlü yatı ile Boğaz içinde bir tenezzühte bulunmuşlardır.
16 Haziran 1928
İş Bankasını ziyaret etmişlerdir.
17 Haziran 1928
Akşama kadar sarayda meşgul olmuşlardır. Akşamüzeri Ankara motörü ile Boğaziçinde bir tenezzühte bulunmuşlar ve saraya geç vakit avdet etmişlerdir.
20 Haziran 1928
Gündüz dairelerinde meşgul olmuşlar gece, sarayda temsil edilen “Asaletmeab” operetini temaşa etmişlerdir.
21 Haziran 1928
Ankara motörü ile Boğaziçinde bir tenezzühte bulunmuşlardır.
22 - 23 Haziran 1928
Dolmabahçe Sarayındaki dairelerinde meşgul oldular. Ayın 23 üncü günü akşamı Soğüdlü yatı ile bir deniz tenezzühünde bulundular.
24 Haziran 1928
Akşamüzeri Ankara motörü ile Boğaziçinde bir tenezzühe çıktılar.
25 Haziran 1928
Akşamüzeri Ankara motörü ile Boğaziçinde bir tenezzühe çıktılar.
26 Haziran 1928
Ihlamur Kasrını teşrif ettiler.
27 Haziran 1928
Otomobille İstanbul tarafında dolaştılar.
28 Haziran 1928
Akşamüzeri Büyükadaya giderek akşam yemeğini Yat Kulüpte yediler.
1 Temmuz 1928
Geç vakte kadar saraydaki dairelerinde meşgul oldular, öğle yemeklerini Başvekil İsmet Paşa, Fethi, Tevfik Rüştü ve Safvet Beylerle beraber yemişlerdir.
3 Temmuz 1928
Otomobille Taksim ve Şişli taraflarında bir tenezzühte bulunmuşlardır.
9 Temmuz 1928
İstanbul gazeteleri “Büyük Gazinin, Lâtin harflerinin istimalinde de rehber olduğunu” yazmışlardır. Kâbil sefaretine tâyin edilmiş olan Riyaseti Cumhur Başkâtibi Hikmet Beye (Hikmet Bayur) bugün bir fotoğraflarını hediye ederek altını Lâtin harfleriyle yazıp imzaladılar. Bu fotoğraf Gazinin Millî Mücadele esnasında Kocatepede büyük taarruz günü çekilmiş bir resimleri olup fotoğrafçı Vaynberg tarafından büyütülmüştür. Reisi Cumhur, bu fotoğrafa, Lâtin harfleriyle ilk imzalarından birini atmış ve unvanlarını “Ghazi” diye yazmıştır.
10 Temmuz 1928
Akşamüzeri, Söğüdlü yatı ile Boğaziçinde bir tenezzüh yapmışlar, Maarif Vekili Necati Beyi akşam yemeğine alıkoymuşlardır.
13 Temmuz 1928
Otomobille İstanbul ve Beyoğlu taraflarında dolaşmışlardır.
17 Temmuz 1928
Seyrisefain idaresi tarafından Reisi Cumhur için yaptırılmakta bulunan motör bitmek üzeredir, makineleri de Amerikadan gelmiştir.
20 Temmuz 1928
Boğaziçinde bir deniz gezintisi yapmışlardır.
22 Temmuz 1928
Otomobille İstanbul taraflarında dolaşmışlardır.
26 Temmuz 1928
Bütün gün sarayda meşgul olmuşlardır. Gece saat on birde, Söğüdlü yatı ile Fenerbahçe Belvüde verilen Himayeietfal balosunu teşrif etmişlerdir; maiyetlerinde bulunan zevat şunlardır: Büyük Millet Meclisi Reisi Kâzım Paşa, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Bey, Kolordu Kumandanı Şükür Naili Paşa, İstanbul Mebusu ve Fırka Müfettişi Hakkı Şinasi Paşa, Vali vekili ve Şehremini Muhiddin Bey, Riyaseti Cumhur Kâtibi Umumisi Tevfik Bey, Bozok Mebusu Salih Bey, Antep Mebusu Kılıç Ali Bey, Polis Müdürü Umumisi Şerif Bey. Gazinin Belvüye gelmesi, halk tarafından fevkalâde coşkun tezahürat ile karşılanmış, baloya fevkalâde bir hususiyet bahşetmiştir. Belvüde bir müddet oturduktan ve halka iltifat ettikten sonra maiyetleriyle beraber tekrar Söğüdlü yatına binerek Büyükadada Yat Kulübünde Maarif Cemiyeti balosunu teşrif etmişlerdir. Orada da aynı heyecan ve sürur ile istikbal edilmişlerdir. Gazi bahçede oturmayı tercih etmiş, çiçeklere müzeyyen bir masayı işgal etmişlerdir. Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, muharrir Yunus Nadi, Şehremini Muhiddin, Hamdullah Subhi, Ahmed Refik, İzzet Melih ve Naci Beylerle Şükrü Naili Paşayı, Fahrünnisa İzzet Melih ve Hidayet Naci Hanımefendileri masalarına davet etmişlerdir; dans eden çiftleri temaşa etmişler, masalarında bulunan zevat ile hasbihalde bulunmuşlar ve bilhassa müverrih müderris Ahmed Refik Beyle tarihî bahisler üzerinde konuşmuşlar. Gazetecilere de “gazete” hakkındaki noktai nazarını anlatmışlar; umumî neşeye iştirâk ederek masalarında bulunan Hanımefendilerle birkaç defa dans etmişlerdir. Yat Kulübünden sabaha karşı ayrılan Gazi, kendilerine iyi bir gece geçirttiklerinden dolayı Adalılara memnuniyetlerini beyan etmişler ve Söğüdlü yatı ile Dolmabahçe Sarayına dönmüşlerdir.
2 Ağustas 1928
Boğaziçinde motörle bir tenezzühe çıkmışlardır.
3 Ağustas 1928
Boğaziçinde Söğüdlü yatı ile bir tenezzühe çıkmışlardır.
6 Ağustos 1928
Motörle Boğaziçinde dolaşmışlardır.
9 Ağustos 1928
Gece saat on birde, refaketlerinde Maarif Vekili Necati Bey, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Bey, Anteb Mebusu Kılıç Ali Bey, Sinop Mebusu Receb Bey, Bozok Mebusu Salih Bey, Bolu Mebusu Falih Rıfkı Bey, Fırka Kâtibi Umumîsi Safvet Bey ve Seryaverleri Rusuhi Bey olduğu halde Sayyad motörü ile Sarayburnu parkını teşrif etmişler ve kalabalık bir halk kitlesi tarafından coşkun tezahüratla karşılanmışlardır. Bando İstiklâl Marşını çalmış, Halk “Yaşa!..” diye bağırmıştır. Türk Ocağı gençlerinin oynadığı zeybek oyunu, Gazi tarafından alkışlanmıştır. Bahçenin alt tarafında Eyyubsultan saz heyeti, Gazi heykeli önünde de Beyoğlu halk muzikası, içerde de cazband ve incesaz icrayı terennüm ediyordu. Birçok havai fişekler atılmıştır. Gazi, Lâtin harflerinin kabulü hakkındaki tarihî nutuklarını irad etmişler, nihayet, bir veya iki sene içinde bütün Türk heyeti içtimaiyesinin yeni harfleri öğreneceğini söylemişlerdir. Geç vakte kadar Sarayburnunda kalan Gazi, buradan motörle Büyükadaya gitmişlerdir.
Seyrisefain İdaresinin yaptırdığı “Gazi” motörü bugün denize indirilmiştir.
Mısırdan İstanbula gelmiş bulunan meşhur hânende Münire Mehdiye o gece Sarayburnu gazinosunda bir konser veriyordu.
11 Ağustos 1928
Akşama kadar dairelerinde meşgul olmuşlardır. Muallim İbrahim Necmi Bey tarafından, Dolmabahçe Sarayında, Reisi Cumhurun maiyetleri erkânına ve sarayda bulunan Mebus Beylere yeni Türk Harfleri hakkında bir konferans verilmiştir.
15 Ağustos 1928
Otomobille Boğaz içinde bir gezinti yapmışlardır.
17 Ağustos 1928
Maiyetlerinde bulunan mutad zevat ile Moda deniz yarışlarına gitmişlerdir. Cumhuriyet gazetesi bu havadisi yeni Türk harfleriyle neşretmiştir. Gece Belvüde Malûlgaziler balosunu teşrif etmişlerdir.
21 Ağustos 1928
Boğaziçinde, Söğüdlü yatı ile dolaşmışlardır.
22 Ağustos 1928
Gazi, Türk Hanımları Esirgeme Derneği namına, Taksim Bahçesinde 24 Ağustos cuma gecesi verilecek baloya davet edilmiştir. Hanımların davetiyesi yeni Türk harfleriyle yazılmıştı.
23 Ağustos 1928
Gazi, Tekirdağına gitmiştir.
24 Ağustos 1928
Gece Tekirdağından dönmüşlerdir.
26 Ağustos 1928
Bütün gazeteler, Gazinin, devamlı ve yorucu bir surette çalışarak Yeni Türk Harflerini tashih ve ıslah ile meşgul olduklarını yazmışlardır. Akşam yedide Söğüdlü yatı ile Boğaziçinde dolaşmışlardır.
27 Ağustos 1928
Günü birlik, Bursaya gidip gelmişlerdir.
29 Ağustos 1928
Gazinin huzuriyle, Dolmabahçe Sarayında büyük bir toplantı yapılmıştır. Türk irfanının en seçkin simalarının davetli bulunduğu bu toplantıda, yeni Türk harflerinin, Türk dilinin bütün ihtiyaçlarını tatmin ettiği esası kabul edilmiştir.
1 Eylûl 1928
Gazi Ertuğrul yatı ile Çanakkale ve havalisinde bir seyahate çıkmışlardır. Gazeteler bu havadisi yeni harflerle neşretmiştir.
4 Eylûl 1928
Şehirde otomobille dolaşmışlardır.
6 Eylûl 1928
Gazinin Karadeniz yolu ile Ankaraya dönecekleri haberi yayınlanmıştır.
11 Eylûl 1928
Gülhane Parkında dolaşmışlar, Topkapı Sarayına giderek hazine dairesini gezmişlerdir.
14 Eylûl 1928
İzmir vapuriyle Karadenize müteveccihen hareket etmişlerdir. İstanbuldan ayrılırken Şehremini Muhiddin Beye “Güzel İstanbulun muhterem halkına, aziz hemşehrilerime saadetler temenni ederim” demişlerdir.
6 Ağustos 1929
Tren ile Haydarpaşaya gelmişler ve oradan Dolmabahçe Sarayına geçmişlerdir.
7 Ağustos 1929
Akşamüzeri Söğüdlü yatı ile bir deniz tenezzühü yapmışlardır. Reisi Cumhura tazimatta bulunacak zevat için Dolmabahçe Sarayında bir defteri mahsus açılmıştır. İngiliz sefiri Sör Jorj Klark, İtalyan sefiri Sinyor Orisini Barone, Felemenk Sefiri Baron Piners ile İstanbul Mebusu Abdülhak Hâmid Bey, İstanbulda bulunan sair mebuslar, askerî rical ile büyük mülkiye memurları ve mütekait devlet ricali defteri mahsusu imza etmişlerdir.
9 Ağustos 1929
Öğleden sonra refakatinde bulunan mutad zevat ile şehirde otomobille bir gezinti yapmışlardır.
10 Ağustos 1929
Paris Büyük Elçisi Ali Fethi Bey (Fethi Okyar) Büyükderede ikamet ettiği yalıda Reisi Cumhur şerefine bir akşam ziyafeti vermiştir. Halk Gaziyi rıhtımda coşkun bir sevinç heyecanı ile karşılamış ve kesif bir kalabalık saatlerce yalının önünden ayrılmamıştır. Yemekten sonra, Reisi Cumhur yalının balkonuna çıkmış, Büyükderelilerle bir hasbihalde bulunarak ezcümle şunları söylemiştir:
“Benim için zahmet ediyorsunuz, mahcub oluyorum. Beni görmek demek behemehal yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir. Ankaradan buraya gelmeden evvel işittim ki hakkımda hastadır, eli ayağı tutmuyor, ölüme mahkûmdur demişler. (Halk, burada kahrolsun düşmanlarımız diye bağırmıştır). İşte karşınızdayım, sıhhatteyim, elim ayağım tutuyor. Kendi gözlerinizle görüyorsunuz ki sapasağlamım, kuvvetim yerindedir, sizlere eskidenberi olan muhabbetim yerindedir. (Halk burada Reisi Cumhuru uzun uzun alkışlıyarak var ol diye bağırmışlardır). Siz bu akşam benim karşımda milletin bir kütlesi, bir timsalisiniz. Size hitabederken bütün millete sesimi işittirdiğime kaniim. İşitiniz ve işittiriniz, sizin için sıhhatini; ömrünü vakf ve hasreden adam sıhhattedir ve sizin için çalışacaktır. O sizin için yaşıyor. (Halk burada Gaziyi dakikalarca alkışlamıştır). Benim kuvvetim size olan muhabbetim ve sizin bana olan muhabbetinizdir. Bu millet, bu memleket dünyanın en makbul bir mevcudiyeti olacaktır. Ben bunu kendi gözlerimle görmeden ölmiyeceğim. (Çok yaşayın, var olun sesleri). İstirahat ediniz”. Beyanatını bitiren Gazi, dakikalarca süren alkışlar arasında içeriye girmişlerdir. Gece Ertuğrul yatı ile Marmarada sabaha kadar bir mehtab âlemine çıkmışlar ve İstanbul radyo merkezine neşriyatlarının temdidi emrini vermişlerdir. Saat birde Seyrisefain Umum Müdürü Sadullah Beyden Radyo Müdüriyetine şu telsiz gönderilmiştir:
“İstanbul Telsiz Telefon Şirketine
Gazi Hazretleri, radyo heyetine arzı teşekkür ediyorlar ve kendi intihab edecekleri bir iki gazel ve şarkı okunacak olursa memnun olacaklarını ilâve buyurmuşlardır”.
11 ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesi şu notu ilâve etmiştir:
“Radyo, Üsküdar musiki heyeti ile orkestra terennümlerine devam ediyor. Reisi Cumhur Hazretlerinin sabahleyin saraya avdetleri muhtemeldir”.
12 Ağustos 1929
Gece, Tarabyada, Tokatlıyan otelinde birkaç saat kalmışlar ve saat dörtte Dolmabahçe Sarayına avdet etmişlerdir.
13 Ağustos 1929
Akşam saat on altıda refakatlerindeki mutad zevatla birlikte Sakarya motörü ile Marmarada bir cevelândan sonra Büyükadada İsplandid Palas otelini teşrif buyurmuşlar ve geç vakte kadar Adada kalmışlardır.
Adaya giderken, Caddebostanına uğramışlar, oradaki gazinoda bir müddet istirahat ederek halk ile hasbühalde bulunmuşlardır.
14 Ağustos 1929
Akşam saat onyedide refakatlerindeki mutad zevatla motörle Büyükadayı teşrif ederek bir müddet Yat Kulüpte istirahat etmişlerdir. Sonra, Kılıç Ali Beyin köşküne gitmişlerdir.
15 Ağustos 1929
Sakarya motörü ile ve refakatlerinde bulunan mutad zevatle birlikte Boğaziçinde gezinmişlerdir.
16 Ağustos 1929
Refakatlerinde Büyük Millet Meclisi Reisi Kâzım Paşa da bulunduğu halde Sakarya motorü ile Adalara doğru bir deniz tenezzühüne çıkmışlardır. Saat dokuzda saraya dönerek Ferid İbrahim tarafından alınan bir filmi temaşa etmişler, beğenmişler, bu meşhur fotoğrafçıya iltifatta bulunarak filmin Türkiyenin her tarafına gösterilmesini emretmişlerdir. Filmin mevzuu Gazinin çiftliklerindeki hayatıdır.
Reisi Cumhur için Seyrisefain fabrikasında seyyar bir deniz hamamı yapılmış ve Haliçten çıkarılarak Ertuğrul yatının yanında, sarayın karşısına bağlanmıştır. Hamamın içi kumla döşenmiş ve altına yüzenin akıntıya kapılmaması için bir tel kafes konulmuştur. Bu deniz hamamı, bir romorkörle istenilen yere nakledilebilecektir.
18 Ağustos 1929
Sakarya motörü ile Boğaziçinde bir deniz tenezzühü icra buyurmuşlardır.
19 Ağustos 1929
Refakatlerinde bulunan mutad zevat ve Dahiliye Vekili Şükrü Kaya ve Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Beylerle birlikte Ertuğrul yatı ile Yalovaya gitmişlerdir.
Gece saat 23 de Yalovadan Dolmabahçe Sarayına dönmüşlerdir. Maliye Vekili Saraçoğlu ve Londra sefiri Ferid Beyler Saraya giderek Reisicumhura arzı tazimatta bulunmuşlardır. Akşamüzeri de, refakatlerinde Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, Maliye Vekili Saracoğlu Şükrü, Londra sefiri Ferid Beyler ve diğer mutad zevat bulunduğu halde Ertuğrul yatı ile Yalovaya gitmişlerdir.
21 Ağustos 1929
Gece yarısından sonra saat üçte Yalovadan Dolmabahçe Sarayına dönmüşlerdir; ve akşamüzeri Yalovaya dönmüşlerdir. Cumhuriyet gazetesi şu notu ilâve etmiştir: Gazinin irşadları üzerine, derhal, Yalova kaplıcalarının imar ve ihyasına başlanacak, asrî hamamlar tesis edilecektir. İcabederse, sermaye, millî bankalarla hükûmet tarafından vazedilecektir. Mütehassıslardan mürekkep bir heyet yakında Yalovaya giderek tetkikatta bulunacaktır.
22 Ağustos 1929
Gece saat 21 de Ertuğrul yatı ile Dolmabahçe Sarayına dönmüşlerdir.
23 Ağustos 1929
Akşam üzeri Boğaziçinde bir tenezzühe çıkmışlardır.
24 Ağustos 1929
Dolmabahçe Sarayındaki dairelerinde meşgul olmuşlardır; Başvekil İsmet Paşa sarayda Reisi Cumhura mülâki olmuşlardır. Öğleden sonra refakatlerinde İsmet Paşa olduğu halde Ertuğrul yatı ile Yalovaya gitmişlerdir.
26 Ağustos 1929
Gece geç vakit Yalovadan İstanbula dönmüştür. Akşama kadar dairelerinde meşgul olmuşlardır. Yalovada kaldıkları müddet zarfında, bu su kasabasının ihyası ve imarı için bizzat emirler vermişlerdir.
27 Ağustos 1929
Akşama kadar saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır. Akşam yemeğini müteakip, sofralarında bulunan davetlilerine: “Arkadaş lâzımdır, kalkınız bakalım!” diye iltifat ederek refakatlerindeki mutad zevat ve Şükrü Kaya ve Saracoğlu Şükrü Beylerle birlikte Tokatlıyan otelini teşrif etmişler, otelde bulunan Darülfünun Emini Doktor Neş’et Ömer Beyi de refakatlerine almışlardır.
Otelin gazinosunda kendilerine hizmet edenler arasında bulunan metrdotel ki, Harbi Umumîde Suriyede Cemal Paşa merhumun sofracılığını yapmış ve bu vesile ile Gaziye hizmet etmiş bir adamdır, derhal tanımış ve kendisine iltifatta bulunmuştur ve bu arada otelin yemek salonuna giderek: — Seninle burada karşılaştım, anlak bakalım! demişlerdir. Gazinin metrdotele naklettirmek istediği vak’a şudur: Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı mütarekeyi müteakip lâğvedilince, Mustafa Kemal Paşa İstanbula dönmüştür. Payıtahtta, arkadaşlariyle beraber vatanın halâsı çarelerini aramaktadır; bir akşam, arkadaşlarını Tokatlıyanda yemeğe davet etmiştir; ve o akşam kendilerine bu metrdotel hizmet etmiştir. Metrdotel Tokatlıyandaki bu hâtırayı şöylece nakletmiştir: — Paşam efendimiz, işte bu masada oturuyordunuz, yanınızda bir de uzunca boylu, esmer bir misafiriniz vardı. (Bunun üzerine Gazi metrdotelin hafızasını takdir ederek ayni masanın kenarında aynı yere oturmuşlardır). Bendenize: “Çocuk, nasılsın? İyi misin? Ne yapıyorsun” buyurdunuz, bendeniz de: “Paşa hazretleri, Cemal Paşa memleketten gitti, bendeniz de tekrar buraya garsonluğa döndüm!” dedim. Bunun üzerine buyurdunuz ki: “Merak etme, onlar gittiler ama bugünkülerin hepsi de az zamanda buradan gideceklerdir”.
Reisi Cumhur yemek salonundan çıkmak üzere iken kendilerine arzı tazimat eden ve Umumî Harpte ihtiyat zabitliği yapmış oldukları anlaşılan iki ecnebi efendiye iltifatta bulunmuşlardır. Gazinin Tokatlıyanda bulunduğu şayi olunca otelin kapısı önüne kalabalık bir halk kütlesi birikmiş bulunuyordu. Reisi Cumhur otelden çıkınca, bir müddet halk arasında yaya yürümüşler ve halk tarafından coşkun bir sevgi tezahürü ile selâmlanmışlardır. Cumhuriyet gazetesinin pek yerinde olarak kullandığı tâbir ile “âlicenablığın ve demokratlığın müstesna nümunesi” Gazi otomobillerine binerek Taksim Bahçesini teşrif etmişler, bahçedeki numaraların son kısmını temaşa etmişlerdir. Burada da halk tarafından çılgınca alkışlanarak selâmlanmış ve saat birde Taksimden Tarabyadaki Tokatlıyan oteline gitmişlerdir.
Mevkiinin güzelliğini ve havasının letafetini bizzat tecrübe etmek üzere o geceyi bu otelde geçirmişlerdir ve ertesi günü, öğle yemeklerini yemek üzere motörle Dolmabahçe Sarayına dönmüşlerdir.
28 Ağustos 1928
Ertuğrul yatı ve refakatlerindeki mutad zevat ile Yalovaya gitmişlerdir.
29 - 30 Ağustos 1929
Gece saat 21 de Ertuğrul yatı ile Yalovadan Dolmabahçeye dönmüşlerdir. Yat saat 23 de Büyükada önünde demirlemiştir. Vaki davet üzerine Yat Kulüpte Hilâliahmer balosunu teşrif necabetini göstermişlerdir. İskeleden Yat Kulübe, Adalıların coşkun tezahüratı arasında araba ile gitmişlerdir. Baloda müteaddit defalar dans etmişler ve geceyi Yat Kulüpte geçirerek sabahleyin Sakarya motörü ile saraya dönmüşlerdir.
30 Ağustos günü akşama kadar saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır. Şükrü Naili Paşa, resmi geçidi müteakib saraya giderek, ordu namına,, Reisi Cumhura arzı tazimatta bulunmuştur.
3 Eylûl 1929
Öğleden sonra Ertuğrul yatı ile marmarada bir tenezzühe çıkmışlar ve Yalovaya geçmişlerdir.
4 Eylûl 1929
Gece Yalovadan dönerek Büyükada Yat Kulübüne uğramışlar, bir müddet istirahattan sonra Dolmabahçe Sarayına dönmüşlerdir. Bu 4 eylûl günü, sabahleyin sarayda meşgul olmuşlar, akşama doğru, motörle Boğaziçinde bir deniz gezintisi yapmışlardır.
5 Eylûl 1929
Bütün gün saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır.
6 Eylûl 1929
Geç vakte kadar saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlar, akşamüzeri Sakarya motörü ile Boğaziçinde bir deniz gezintisi yapmışlardır.
7 Eylûl 1929
Refakatlerinde mutad zevat bulunduğu halde otomobille İstanbul cihetinde dolaşmışlardır.
Saat onbirde Ayasofya Camiine giderek kayyum Mehmed Efendiye cami Türklerin eline geçtikten sonra ne gibi tesisat yapıldığını, sofaların, mermer küplerin ne zaman yapıldığını sormuşlar... Sonra cami avlusundaki meşhur kahveye uğrıyarak halk arasında oturmuşlar ve kahve içmişlerdir. Kahvede yirmi dakika kadar istirahat eden Gazi, mahşerî bir halk kütlesi tarafından coşkun tezahürat ile selâmlanarak Ayasofyadan ayrılmışlardır. Öğle yemeklerini Beyoğlunda Tokatlıyan otelinde yemişler ve iki saat kadar istirahat etmişlerdir. Saat 16 ya doğru Saraya dönmüşlerdir.
8 - 10 Eylûl 1929
Saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır ve bir yere çıkmamışlardır.
10 Eylûlde, Büyük Napolyonun generallerinden Murat’ın ahfadından Fransız edibesi prenses Murat’yı sarayda kabul etmişlerdir, Prenses Murat, Fransız Büyük Elçisi Kont dö Şombrönün akrabalarındandır. Prenses, Gaziyi yakından görmek iştiyakını izhar etmiş ve kabulleri için Paris Sefiri Fethi Beyin tavassutunu rica etmiş ve Gazi, bu rica ve tavassutu lütfen kabul etmişlerdir.
11 Eylûl 1929
Akşam üstü otomobille Şişli Sıhhat Yurduna gitmişlerdir. Biraz rahatsız bulunan mânavî kerimelerinin muaynesinde hazır bulunmuşlardır.
12 Eylûl 1929
Refakatlerinde bulunan mutad zevat ile ve Ertuğrul yatı ile Yalovaya gitmişlerdir. Gazeteler, Gazinin on gün kadar Yalovada istirahat buyuracaklarını yazmışlardır.
19 Eylûl 1929
Gece saat 24 de Yalovadan avdet etmişlerdir. Ve bütün gün saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır.
20 Eylûl 1929
Bütün gün saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır.
21 Eylûl 1929
Akşama kadar saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır. Akşamüzeri Beyoğlundaki Turkuvaz lokantasını teşrif etmişlerdir. Lokanta önü ve civarı sokaklar kesif bir hak kütlesi ile dolmuş ve Reisi Cumhur coşkun sevgi tezahürleriyle selâmlanmıştır. Geç vakte kadar burada istirahat buyurmuşlardır. Yalovada bir gün Gaziye yol gösteren sığırtmaç Mustafa adındaki çocuk bir hafta kadar evvel İstanbula getirilmiş ve sıhhatçe pek düşük bulunan bu çocuk Etfal hastahanesinde tedavi altına alınmıştır. Gazi, küçük mahmisini hastahanede ziyaret ederek hatırını sormak suretiyle bir eseri ulviyet göstermişlerdir. Bu ziyaret, hastahanede pek çok kimseyi ağlatmıştır; gazeteler, Reisi Cumhurun şefkati üzerinde lâyık olduğu ehemmiyetle durmuşlardır.
Bu ziyaret münasebetiyle hastahanede şöyle bir vak’a da cereyan eylemiştir: Reisi Cumhur hastahaneye geç vakit uğramışlar ve kapıyı kapalı bulmuşlardır. Gece bekçisi Osman adında bir adama kapıyı açması söylenmiş, bekçi: — Emir aldım, açamam! demiştir. Bunun üzerine bizzat Reisi Cumhur: — Ben Gaziyim! aç! emrini vermişler, bekçi: — Emir aldım paşam, açamam, nöbetçi tabibine haber vereyim! demiştir. Hastahane kapısı nöbetçi tabibine haber verildikten sora açılmış ve Gazi bu vazifeşinas gece bekçisini takdir etmiştir.
22 - 24 Eylûl 1929
Saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır. 24 Eylûlde İsmet Paşa ile birlikte Yalovaya gitmeleri mukarrer iken, havanın muhalefetinden yolculuk tehir edilmiştir.
25 Eylûl 1929
Gazinin vaktiyle Şişlide ikamet buyurdukları evin bir inkılâp müzesi haline konulması için icabeden hazırlıkları yapmıştır. Müzenin kapısına levhası ile Gazinin bu evde ikamet ettiğini gösteren hâtıra plâkı asılmıştır. Müze için bu tarihe kadar 10.000 liralık eser satın alınmıştır.
26 - 28 Eylûl 1929
Bütün gün saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır.
29 Eylûl 1929
Gazi, öğleden sonra saat dörtte, hususî trenleri ile Haydarpaşa garından Ankaraya mütevecciyen hareket buyurmuşlardır. Haydarpaşada kalabalık bir halk kütlesi tarafından fevkalâde tezahürat ile selâmlanmış, Vali ve Şehremini Muhiddin Beyle Kolordu Kumandanı Şükrü Naili Paşa, Raisi Cumhuru vilâyet hududuna kadar teşyi etmişlerdir.
Reisi Cumhur, Pendiğe kadar, tren yolu boyuna dökülen binlerce İstanbullu tarafından selâmlanmıştır.
11 Haziran 1930
Gazi, trenle İstanbula muvasalat etmişlerdir. İstikbal merasimi arzu etmemelerine rağmen, simasının müştakı olan binlerce İstanbullu tarafından pek hararetli tezahürat ile karşılanmışlardır.
12 Haziran 1930
Geç vakte kadar Dolmabahçe Sarayındaki dairelerinde meşgul olmuşlar ve akşamüzeri Boğaziçinde bir deniz tenezzühüne çıkmışlardır.
13 Haziran 1930
Şişli Etfal Hastahanesinde tahtı tedavide bulunan mânevi evlâdları Sığırtmaç Mustafayı ziyaret etmişlerdir. Tamamen iyileşmiş bulunan Mustafa, leylî mekteplerden birine yerleştirilecektir.
15 Haziran 1930
Maiyyetleri erkâniyle ve Ertuğrul yatı ile Gece Marmarada bir mehtap gezintisi yaparak sabaha karşı Yalovaya gitmişler ve gece saat 12 ye doğru Dolmabahçe Sarayına avdet buyurmuşlardır.
16 - 18 Haziran 1930
Saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlar, 18 Haziran gecesi Yalovayı teşrif etmişlerdir.
20 - 25 Haziran 1930
Yalovadan İstanbula gelmişlerdir. 25 haziran gecesi manevî kızı Rukiye Hanımla Jandarma Mülâzimi Hüsnü Beyin evlenmeleri münasebeti ile Dolmabahçe Sarayında bir süvare vermişlerdir. Reisi Cumhur, düğün davetlilerini muayede salonunda huzurlarına kabul buyurmuşlardır.
26 - 29 Haziran 1930
Saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır.
30 Haziran 1930
Ankara motörü ile Yalovaya gitmişlerdir.
30 Haziran 1930
Ertuğrul yatı ile sabaha karşı İstanbulu teşrif etmişler ve akşam geç vakte kadar istirahat buyurmuşlardır. Gece 11 de otomobille Büyükderede Necmeddin Molla Beyin evinde ikamet eden Paris Sefiri Fethi Beyi ziyaret etmişlerdir.
1 Ağustos 1930
Sabahleyin erkenden Yalovaya gitmişlerdir.
5 Ağustos 1930
Saat 17 de refakatlerinde Başvekil İsmet Paşa ve bazı mebuslar olduğu halde Ertuğrul yatı ile Dolmabahçe Sarayına dönmüşlerdir.
6 Eylûl 1930
Refakatlerinde Başvekil İsmet Paşa bulunduğu halde otomobille Beyoğlu - Halicin karşı kıyısı - Eyyub - Edirnekapı - Şehzadebaşı yolu ile Sarayburnu parkına gelmişler ve parkta on dakika kadar istirahat buyurmuşlardır. İki büyük devlet adamını hiç ummadıkları bir anda aralarında gören halk, coşkun bir sevgi tezahürü göstermiştir.
7 - 12 Eylûl 1930
Saraydaki bürolarında meşgul olmuşlardır.
13 Eylûl 1930
Öğleden sonra Serbest Fırka Reisi Fethi Beyi kabul etmişlerdir.
16 Eylûl 1930
Gazinin bugünlerde Ankaraya avdet buyuracakları şayi olmuştur. Serbest Fırka Lideri Fethi, Kâtibi Umumû Nuri ve Tahsin Beyler Dolmabahçe Sarayında Reisi Cumhuru ziyaret etmişlerdir.
19 Eylûl 1930
Hususî trenleri ile Ankaraya avdet etmişlerdir. Kendilerini teşyi edenler arasında bulunan Sığırtmaç çocuk Mustafanın elini sıkarak iltifat etmek büyüklüğünü göstermişlerdir.
1 Kânunuevvel 1930
Gazi, Ege vapuru ile İstanbulu teşrif etmişlerdir. 30 Teşrinisanide vapurdan İstanbula şu telgraf çekilmiştir:
“Güzel havada yolumuza devam ediyoruz. Deniz sakindir, yarın sabah İstanbuldayız”.
2 Kânunuevvel 1930
Harb Akademisini, Mülkiye Mektebini ve Galatasaray Lisesini ziyaret etmişler, talebelerin arasında oturarak dersleri dinlemişlerdir. Bilhassa Galatasaray çocukları Reisi Cumhura coşkun sevgi tezahürleri göstermişlerdir. Bu ziyaretten sonra Türkuvaz’ı teşrif eden Gazi caddeye nazır salonda halk arasında oturmuşlar ve çay içmişlerdir. Kendisini gören halk, fevkalâde tezahüratta bulunmuştur.
3 Kânunuevvel 1930
Nezleden rahatsız bulunan dişlerini tedavi ettirmekte bulunan Reisi Cumhurun, İstanbulda bir müddet daha kalacakları öğrenilmiştir.
Öğleden sonra ikide, refakatlerinde bulunan mutad zevatı ile Elhamra sinemasına gitmişler ve 17,10 a kadar hususî seansta gösterilen “Gazi Çiftliğinde” filmini temaşa etmişlerdir. Bu filim, müsaadeleriyle Foks şirketi tarafından çekilmiştir. Müteakiben, Gazinin Amerikalılara hitaben vaki beyanatlarına ait sesli film gösterilmiştir; ki bu filmde Amerikanın Ankara Büyük Elçisi ingilizce olarak Türk inkılâbını izah ediyor ve Gaziyi Amerikalılara tanıtıyordu; Gazi de türkçe iki demokrat milletin birbirlerine karşı olan muhabbetinden bahsediyordu.
4 Kânunuevvel 1930
Öğleden sonra bir buçukta, Dolmabahçe Sarayı rıhtımına yanaşın Denizyollarının Kalamış vapuriyle Yalovaya gitmişler ve gece saraya dönmüşlerdir. Bu seyahatlerinde, hemşireleri Makbule Hanımefendi refakatlerinde bulunmuştur.
5 -11 Kânunuevvel 1930
Saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır.
12 Kânunuevvel 1930
Öğleye doğru otomobille Beyoğlunda Diş Tabibi Sami Gönzberg Beyin muayenehanesine gitmişler ve öğle yemeğini dişlerini tedavi eden bu hazik tabibin muayenehanesinde yemişlerdir. Refakatlerinde Kâtibi Umumî ve Seryaverleriyle Sıhhiye Müsteşarı Hüsameddin Bey ve Kılıç Ali Bey bulunmakta idi. Dönüşte Nişantaşındaki Vali Konağına uğrıyarak bir saat kadar istirahat buyurmuşlardır.
14 Kânunuevvel 1930
Cerrahpaşa hastahanesini ziyaret etmişlerdir. Koğuşları dolaşarak hastaların hatırlarını sormuşlardır. Hastahane defterine şu notları kaydetmişlerdir: “Gördüklerimden memnun oldum. Temizlik, intizam, ciddî mesai takdire şayandır”. Hastahaneden ayrılırken ihtiyar bir kadının otomobile yaklaşmak istediğini görmüşler ve şoföre durmasını emrederek Münibe, ismindeki bu kadınla konuşmuşlar. Kendilerine bir istida sunan bu kimsesiz kadına yardım vaat ederek ve istidasını alarak ayrılmışlardır. Müteakiben Haseki hastahanesine uğramışlar, oradaki hastalarla yakından alâkadar olmuşlardır.
15 Kânunuevvel 1930
Saat 10 buçukta, refakatlerinde bulunan mutad zevat ile birlikte Darülfüununu ziyaret etmişlerdir ve Darülfünun gençliği tarafından emsalsiz bir sevgi ve hürmet tezahürleriyle karşılanmışlardır. Darülfünun eminliği odasında istirahatleri esnasında verilen izahatı dinlemişler ve müteakiben sınıflara girerek talebe arasında oturup ders dinlemişlerdir. Dersten sonra tekrar Eminlik odasında oturulmuş, müderrisler Reisi Cumhura takdim edilmiştir. Bir ara gitmeğe hazırlanan Gazi, mütebessim bir çehre ile: “Bu sıcak muhitten insan kolay kolay ayrılamıyor, biraz daha oturalım!” demişlerdir. Darülfünun Emini Muammer Raşid Bey.
— Onun içindir ki biz burada ölmek istiyoruz! deyince, Gazi:
— Hayır! demişlerdir, burada ölmek değil, yaşamak isteyiniz, şimdiki mefkûrede, asker bile ölmiyerek harbi kazanmak için çalışır.
Reisi Cumhur bir kahve içtikten sonra Darülfünunun hâtıra defterine şu satırları kaydetmiştir:
“16-12-1930
İstanbul Darülfünununda yüksek profesörler ve kıymetli gençlerle yakından tanıştığımdan çok memnun oldum. İlim timsali olan bu yüksek müessesemizin büyük hizmetleriyle iftihar edeceğimize şüphe yoktur,
Gazi M. Kemal”.
Darülfünundan ayrılırken talebe tarafından coşkun bir surette alkışlanmış ve ellerini öpmek isteyen gençlere müsaade etmişlerdir. Dönüşte Adapazarı Bez Fabrikası İstanbul şubesiyle Abdullah Hulisi Beyin Sebat Krepdöşin Fabrikasını ziyaret etmişlerdir. İşçilerle konuşmuş, fabrikanın satış yerinde bir müddet istirahat etmişlerdir.
16 Kânunuevvel 1930
Fabrikaları gezmişlerdir.
17 Kânunuevvel 1930
Öğleden sonra Darülâcezeyi ziyaret etmiş, buradaki düşkünlerle konuşmuş, dönüşte Kâğıthane köyüne uğrayıp köylülerle bir hasbıhalde bulunmuştur.
18 Kânunuevvel 1930
Şehir Meclisine giderek müzaheratı dinlemişlerdir.
19 Kânunuevvel 1930
Akşam üzeri, Trakyaya hareket etmişlerdir.
25 Kânunuevvel 1930
Gazi halkın samimî tezahürleri arasında Trakyadan İstanbula dönmüşlerdir. (Bugünler, Menemen irticaı vakasına rastlar).
28 Kânunuevvel 1930
Bugün Çarşıkapıdaki Kunduracılar Cemiyetine giderek kunduracı esnafının dertlerini dinlemişlerdir.
29 Kânunuevvel 1930 — 3 Kânunusani 1931
Saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır. Menemenden gelecek olan Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Beyden, irtica vakası hakkında mufassal malûmat ve izahat aldıktan sonra Ankaraya gidecekleri haberi neşredilmiştir.
3 Kânunusani akşamı Ege vapuriyle Mudanyaya müteveccihen hareket etmişlerdir. Gazeteler, oradan Bursaya geçeceklerini, iki üç gün Bursada kaldıktan sonra Ankaraya döneceklerini yazmıştır.
21 Temmuz 1931
Saat 10,5 ta hususî trenleriyle Ankaradan İstanbula gelmişler, mutad merasim ve İstanbulluların coşkun sevgi tezahürleriyle karşılanmışlardır. Söğüdlü yatı ile Dolmabahçeye geçen Reisi Cumhur, akşama kadar istirahat etmişler ve akşamüzeri motörle Boğaziçinde bir deniz tenezzühünde bulunmuşlardır.
22 Temmuz 1931
Ertuğrul yatı ile saat 16 da Yalovaya gitmişlerdir.
26 Temmuz — 24 Eylûl 1931
Müteaddit defalar Yalovaya gidip gelmişlerdir.
25 Eylûl 1931
Ertuğrul yatı ile Derinceye gitmişler ve oradan hususî trenlerine binerek Ankaraya dönmüşlerdir. Başvekil İsmet Paşa, Hariciye Vekili Tevfik Rüşdü Bey ve Dahiliye Vekili Şükür Kaya Bey de refakatlerinde Ankaraya gitmişlerdir.
12 Kânunusani 1932
Saat 10,30 da hususî trenleriyle Ankaradan Haydarpaşaya geldiler. Coşkun tezahürat ile karşılandılar.
13 - 17 Kânunusani 1932
Saraydaki bürolarında meşgul olmuşlardır. 16 Kânunusani günü şehir içinde otomobille bir tenezzühe çıkmışlardır. Ertesi gün de öğleden sonra Ayazağa köyüne gitmişlerdir.
18 - 19 Kânunusani 1932
Saraydaki bürolarında meşgul olmuşlardır. Ayazağa civarında otomobille bir tenezzühte bulunmuşlardır.
20 – 22 Kânunusani 1932
Saraydaki bürolarında meşgul olmuşlardır. 22 Kânunusani günü akşam 9,30 seansında Opera sinemasına giderek “Çanakkale” filmini temaşa etmişlerdir.
23 - 24 Kânunusani 1932
Saraydaki bürolarında meşgul olmuşlardır.
25 Kânunusani 1932
Gece Darülbedayie gitmişlerdir. Kendilerini tiyatroda karşılayan Belediye Reisi ve Vali Muhiddin Beyle Ruşen Eşref Beyi localarına almışlar ve “Yalova Türküsü” operetini temaşa etmişlerdir. Bu operet ancak bir aylık bir prova ile sahneye konmuş olmasına rağmen muvaffak olan sanatkârlar Gazinin takdiratına nail olmuşlardır.
26 - 31 Kânunusani 1932
Saraydaki bürolarında meşgul olmuşlardır, akşamları otomobille Beşiktaş, Ortaköy, Bebek, Şişli, Fatih ve Beyoğlu taraflarında dolaşmışlardır.
1 - 3 Şubat 1932
Saraydaki bürolarında meşgul olmuşşlardır, akşamüzeri otomobille Beyoğlu, Şişli, Maslak, Boyacıköy taraflarında bir tenezzühe çıkmışlardır.
4 Şubat 1932
Öğleye kadar saraydaki bürolarında meşgul olmuşlardır. Öğleden sonra Sakarya motörü ile Boğaziçinde dolaşmışlar ve Büyükdereye kadar çıkmışlardır. Gece, Maksim salonlarındaki Darülaceze balosunu teşrif etmişlerdir. Huzurlarında millî oyunlar oynanmıştır. Geç vakte kadar Maksimde kalan Gazinin refakatlerinde Başvekil İsmet Paşa da bulunuyorlardı.
5 - 10 Şubat 1932
Saraydaki bürolarında meşgul olmuşlardır. Hiçbir yere çıkmamaşlardır.
11 Şubat 1932
Gece Darülbedayie giderek ilk defa temsil edilen “Akın” piyesini temaşa etmişlerdir. Sanatkârları takdir buyurmuşlar, temsilin sonunda, piyeste İstemi rolünü oynayan Ertuğrul Muhsin Beyi yanlarına çağırtarak: — Çok muvaffak oldunuz, tebrik ederim! diye iltifatta bulunmuşlardır. Eserin müellifi Faruk Nafiz Beyi de huzurlarına kabul ederek takdir ve taltif etmişlerdir.
12 - 15 Şubat 1932
saraydaki bürolarında meşgul olmuşlardır.
16 Şubat 1932
Otomobille Maslak civarında tenezzühe çıkmışlardır.
17 Şubat 1932
Saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır.
18 Şubat 1932
Refakatlerinde Başvekil İsmet Paşa bulunduğu halde otomobille Maslak civarında tenezzühe çıkmışlardır.
19 - 21 Şubat 1932
Saraydaki bürolarında meşgul olmuşlardır.
22 Şubat 1932
Öğleden sonra 16,30 da otomobille Fatih ve Topkapı civarında dolaşmışlar, Şişli - Gümüşsuyu yolu ile saraya dönmüşlerdir.
23 Şubat 1932
Gece, maiyetleri erkâniyle beraber Elhamra sinemasını teşrif ederek “Kongre Eğleniyor” filmini temaşa etmişlerdir. Sinemadaki halk Gaziyi locada görünce coşkun tezahürat ile kendilerini selâmlamışlardır.
24 Şubat - 1 Mart 1932
Saraydaki bürolarında meşgul olmuşlardır. Martın birinci günü akşamı otomobille Bakırköyüne kadar bir tenezzühte bulunmuşlardır.
3 Mart 1932
İki güne kadar Ankaraya dönecekleri haberi neşredilmiştir. Hususî vagonları Ankaradan Haydarpaşa garına getirilmiştir.
4 Mart 1932
Akşam saat yedide, hususî trenlerinin arkasına bağlanan Riyaseti Cumhur vagoniyle Ankaraya müteveccihen hareket etmiştir. Vali Muhiddin Bey kendilerini vilâyet hududuna kadar teşyi etmiştir.
15 Temmuz 1932
Ankaradan İstanbula müteveccihen hareket eden Gazi, Derinceden Yalovaya geçmişlerdir.
18 Temmuz 1932
Gazi üç gündenberi İstanbulda bulunan misafir İtalyan filosunun kumandanını, Yalovada kabul buyurmuşlardır.
31 Temmuz 1932
Akşamüzeri Ertuğrul yatı ile Yalovadan İstanbula gelmişler, evvelâ Beylerbeyi Sarayına inerek bir müddet istirahat buyurmuşlar, sonra yine yatla Dolmabahçe Sarayına gitmişlerdir.
2 Ağustos 1932
Akşamüzeri, refakatlerinde Meclis Reisi Kâzım Paşa ve Fethi Bey bulunduğu halde Boğaziçinde bir tenezzühte bulunmuşlardır. Saat 5,30 da Sakarya motörü ile hareket etmişler, avdette Göksu kasrına uğrayarak bir müddet istirahat buyurmuşlardır. O günlerde dünya güzellik kıraliçesi seçilen Keriman Halis Hanım hakkında Cumhuriyet gazetesi sahibi ve başmuharriri Yunus Nadi Beye. Türk milleti bu güzel çocuğu şüphesiz samimiyetle tebrik eder! demişlerdir.
4 Ağustos 1932
Ertuğrul yatı ile akşamüzeri Yalovaya gitmişlerdir. Ada açıklarında bulunan Yavuz zırhlısı ile diğer harb gemileri Ertuğrul yatını topla selâmlamışlardır.
18 Ağustos 1932
Gazetelerden kendi hakkındaki beyanatını okuyan Keriman Halis Hanım, Avrupadan, Yalovada bulunan Gaziye şu telgrafnameyi göndermiştir:
“Gazi Hazretlerine;
“On beş gündür memleketimden hiçbir haber alamamıştım. Bugün Paris sefaretimizde lâyık olmadığım kıymettar iltifatınızı gazetelerde gördüm. Meserretimden ağladım. Bu muvaffakiyetim, sizin memleket kadınlığına telkin ettiğiniz fikir eseridir. Cenabı Hakkın sizi üzerimizden eksik etmemesi temenniyatını yâdetmekteyim. İhtiramatımın kabulünü rica ederim efendim.
Keriman Halis”.
1 Eylûl 1932
Dolmabahçe Sarayındaki bürolarında meşgul olmuşlar, akşam üstü Boğaziçinde bir tenezzüh yaparak Tarabyada bir müddet istirahat etmişlerdir.
2 Eylûl 1932
Reisi Cumhur, dünya güzellik kıraliçesi Keriman Halis Hanımın teşekkür telgrafına şu cevabı yollamışlardır:
“Keriman Halis Hanımefendi,
Fındıklı Apartmanı - Kabataş
“Telgrafnamenizi aldım. Mazhariyetiniz münasebetiyle memleketimiz ve Türk kadınlığı hakkındaki saygılı intibalarınızdan ve şahsıma dair kalbî sözlerinizden mütehassis oldum. Mütehalli olduğunuz maddî ve mânevî kıymet ve fazilet içinde mes’ud olmanızı dilerim kızım.
Gazi Mustafa Kemal”.
5 Eylûl 1932
Akşam üstü Beyoğlunda otomobille bir gezintiye çıkmışlar ve bu arada Beyoğlunda İpekiş mağazasını teşrif etmişlerdir. Mamulât hakkında beyanı takdirat etmişler ve istihsalât hakkında malûmat almışlardır.
6 Eylûl 1932
Akşamüzeri, Sakarya motörü ile Boğaziçinde bir tenezzühte bulunmuşlardır.
7 Eylûl 1932
Akşamüzeri otomobille Küçükçekmece ve Florya Pilâjına gitmişler ve bir müddet istirahat ettikten sonra Edirne trenine binerek Sirkeciye dönmüşlerdir. Gece, otomobille Beyoğlu ve Şişlide bir tenezzühten sonra Park Otele uğrıyarak bir müddet istirahat etmişlerdir.
11 Eylûl 1932
Marmarada bir deniz tenezzühü yaptıktan sonra geç vakit Dolmabahçe Sarayına dönmüşlerdir.
16 Eylûl 1932
Gece Beyoğlunda Glorya sinemasını (Saray Sinaması) teşrif ederek, Spa’da dünya güzellik kraliçesi intihabının filmi ile “Demir Kapı” isminde fransızca bir film temaşa etmişlerdir.
20 Eylûl 1932
Sabahleyin Sakarya motörü ile bir müddet Marmarada dolaşmışlar ve öğleden sonra saraydan çıkmıyarak bürolarında çalışmışlardır.
22 Eylûl 1932
Öğleden sonra, Dil Kurultayı müteşebbis heyetinin Dolmabahçe Sarayındaki toplantısına riyaset etmişlerdir.
Reisi Cumhur, vefat eden büyük muharrir Ahmed Rasim Beyin ailesine şu telgrafı göndermişlerdir:
“Merhum İstanbul Mebusu Ahmed Rasim Beyin kızları Rasime, Sadiye Hanımlara ve oğulları Şeyda ve Osman Beylere;
“Değerli babanızın ölümü büyük kayıptır. Çok acı duydum.
Reisi Cumhur: Gazi Mustafa Kemal.”
23 Eylûl 1932
Saat 11,30 da Tokatlıyan otelini teşrif ederek öğle yemeklerini orada yemişlerdir.
26 Eylûl 1932
Toplanan Dil Kurultayına şeref vermişler ve müzakereleri sonuna kadar takib etmişlerdir. (Bu günler, Dolmabahçe Sarayında Dil Kurultayı toplantılarına rastlar).
6 Teşrinievvel 1932
Akşamüzeri otomobille Büyükdereye doğru bir gezinti yapmışlardır.
7 Teşrinievvel 1932
Yalovaya gidip gelmişlerdir. Gazeteler, tahmin kaydı ile Ankaraya avdet edeceklerini yazmışlardır.
9 Teşrinievvel 1932
Akşama kadar dairelerinde çalışmışlardır. Akşamüzeri, üstü açık otomobille Tarabyaya kadar bir gezinti yapmışlar ve dönüşte Park otele uğrıyarak bir müddet oturmuşlardır.
10 Teşrinievvel 1932
Öğleden sonra, motörle Üsküdara geçmişler, oradan otomobille Şileye gitmişler ve Şileden Söğüdlü yatı ile dönmüşlerdir. Üsküdarda ve Şilede halk tarafından coşkun tezahürat ile karşılanmışlardır. Üsküdardan Şileye giderlerken Alemdağına çıkarak Taşdelen suyunun menbaına kadar gitmişler, bu güzel suyun menbaında gördüğü mühmel durumdan müteessir olmuşlar ve kendilerine Şilede iltihak eden Vali ve Belediye Reisi Muhiddin Beye bundan bahsetmişlerdir ve suyun Üsküdara indirilmesi arzusunu izhar buyurmuşlardır.
12 Teşrinievvel 1932
Gece, Marmarada Sakarya motörü ile bir gezintiye çıkmışlardır. Dönüşte, Vali Muhiddin Beyin Nişantaşındaki konağına giderek çocuklarının sünnet düğününü teşrif etmişlerdir.
13 -21 Teşrinievvel 1932
Dairelerinde meşgul olmuşlardır.
22 Teşrinievvel 1932
Ertuğrul yatı ile Derinceye gitmişler, oradan hususî trenlerine binerek Ankaraya dönmüşlerdir.
30 Haziran 1932
Hususî trenleriyle İstanbula gelmişlerdir ve İstanbullular tarafından büyük bir sevinçle karşılanmışlardır. Vali ve Belediye Reisi Muhiddin Bey, Kolordu Kumandanı Şükrü Naili Paşa ve Halk Partisi İdare Heyeti Reisi Cevdet Kerim Beyden mürekkep bir heyet Reisi Cumhuru, İstanbul şehri namına İzmitte karşılamışlardır.
Haydarpaşa garı, baştan başa bayraklarla donatılmıştır. Gazi, merasim yapılmamasını emir buyurmuşlarsa da, Kalabalık bir halk kütlesi, Pendikten Haydarpaşaya kadar demiryolu boyuna dökülerek kendilerini hararetle alkışlamış; Haydarpaşa garına saat 4,15 de ayak basan Reisi Cumhur Söğüdlü yatı ile Dolmabahçe Sarayına geçerken limanda bulunan vapurlar tarafından düdük sesleriyle selâmlanmışlardır.
1 Temmuz 1933
Darülfünuna giderek imtihanlara girmişler ve talebe arasına girip gençlerle hasbıhallerde bulunmuşlardır. 2 Tammuz tarihli İstanbul gazetleri büyük adamın Türk gençleriyle bu yakından temasını uzun bendlerle tesbit etmişlerdir.
3 - 5 Temmuz 1933
Dairelerinde meşgul olmuşlar, Yalovaya gidip gelmişlerdir.
6 Temmuz 1933
Akşamüzeri motörle Büyükadaya kadar bir deniz tenezzühünde bulunmuşlardır.
7 Temmuz 1933
Akşamüzeri motörle Boğaziçinde bir tenezzühte bulunmuşlardır.
8 Temmuz 1933
Otomobille Büyükçekmeceye kadar gitmişlerdir.
9 - 12 Temmuz 1933
Bir yere çıkmıyarak saraydaki dairelerinde meşgul olmuşlardır.
13 Temmuz 1933
Motörle Maltepe açıklarında bir deniz tenezzühüne çıkmışlardır.
14 - 15 Temmuz 1933
Ertuğrul yatı ile Çanakkaleye gitmişler, dönüşte Yalovaya uğramışlar ve akşamüzeri Dolmabahçe Sarayına dönmüşlerdir.
17 Temmuz 1933
Yalovaya gitmişlerdir.
25 Temmuz 1933
Yalovadan avdet buyurmuşlar, Maarif Vekili Reşid Galib Beyin geçirdiği deniz kazasını haber alarak yatlariyle Modayı teşrif edip Reşid Galib Beyin köşküne uğramışlar ve hatır sormuşlardır (B.: Reşid Galib Bey). Dönüşte bir müddet Modada iskele gazinosunda istirahat buyurmuşlar gelirken ve giderken, Modalılar tarafından coşkun tezahüratla selâmlanmışlardır.
27 Temmuz 1933
Bir kaç gündenberi İstanbulda bulunan sabık Afgan kıralı Amanullah Han, zevce ve baldızları Hanımfendilerle Dolmabahçe Sarayına giderek eski bir dost sıfatiyle Reisi Cumhur Gazi Mustafa Kemal Hazretlerini ziyaret etmişlerdir. Reisi Cumhur 2,30 da Yalovaya gitmişlerdir.
17 Ağustos 1933
Yalovadan Dolmabahçe Sarayına dönen Gazi, öğleden sonra Dil Cemiyeti toplantısına riyaset ettiler; ve bu toplantı hakkında bir tebliğ neşredildi.
18 Ağustos 1933
Boğaz içinde Anadolu ve Rumelikavağı köylerini teşrif ettiler.
19 Ağustos 1933
Yalovaya gidip döndüler.
20 Ağustos 1933
Büyükadayı teşrif ederek araba ile tur yolunda bir gezinti yaptılar.
21 Ağustos 1933
Boğaziçinde motörle bir deniz tenezzühü yaptılar. Ayni günde, İstanbulda misafireten bulunan sabık Fransız Başvekili Mösyö Heriot’yu Dolmabahçe Sarayında kabul ettiler. Reisi Cumhurun yanında iki buçuk saat kalan bu Fransız diplomat - edibi, mülâkattan sonra kendisini gören gazetecilere: “O, Gazi, çok uzağı ve en doğruyu gören adamdır” demiştir. Mösyö Heriot ayni gün, rukûbuna tahsis edilen Ertuğrul yatı ile Çanakkaleye gitmiştir.
30 Ağustos 1933
Erkâni Harbiyei Umumiye Reisi Müşir Fevzi Paşayı kabul buyurdular. Bilâhare Yalovaya gittiler.
4 Eylûl 1933
Yalovadan Heybeliadaya gelerek bir müddet istirahatten sonra Yalovaya döndüler.
6 Eylûl 1933
Yalovadan İstanbula döndüler ve otomobille Topkapı dışında dolaştılar ve Yeşilköye gittiler.
7 Eylûl 1933
Hususî trenleri ile saat 7,15 de Haydarpaşadan Ankaraya müteveccihen hareket ettiler.
12 Eylûl 1933
Hususî trenleriyle Ankaradan İstanbula geldiler ve Haydarpaşa garında mutad merasimle karşılandılar. Sakarya motörü ile saraya geçerken, limanımızda misafir bulunan Elli adındaki Yunan kruvazörü tarafından topla selâmlandılar; ki bu harb gemisi Yunan Başvekili Çaldaris’i Türkiyeye getirmiş, Gazi de, bu yabancı devlet adamını resmen kabul etmek üzere Ankaraya gitmişlerdi.
27 Eylûl 1933
Dolmabahçe Sarayında Amerikan generali Mak Artur’ü kabul ettiler.
30 Eylûl 1933
Maiyetindeki zevat ile beraber Yalovaya gittiler.
4 Teşrinievvel 1933
Yalovadan İstanbula dönen Gazi, misafirleri olan Yugoslavya Kıralı Aleksandr ile buluştular. İki devlet reisi arasında, sulhün takviyesi yolunda çok mühim bir mülâkat vuku buldu. Kıral ve kıraliçeyi Bulgaristandan getiren Yugoslavyanın Dobrovnik harb gemisini Boğaz haricinde Zafer ve Tınaztepe torpitolarımız karşılamış; saat 8 de Boğazdan giren Dobrovnik, Boğazı gayet hafif bir seyir ile geçerek Dolmabahçe Sarayı önünde demirlemiş, saat tam onda, refakatlerinde Başvekil İsmet Paşa bulunan Gazi, saray rıhtımına inmişler ve dost hükümdarların teşriflerine intizar etmişlerdir. Gemiden saraya getiren İstanbul motörü saray rıhtımına yanaştığı sırada, Gazi, Kıral Aleksandr’ın elinden tutarak rıhtıma çıkarmışlar, iki dost devlet reisi, bu mülâkattan fevkalâde memnun, beşuş bir sima ile müsafahada bulunmuşlar ve fransızca konuşarak saray bahçesine girmişlerdir. Gazi, İsmet Paşayı kırala takdim etmiş, sarayın büyük merasim salonunda kısa bir tevakkuftan sonra iki devlet reisi yalnızca bir salona girmişlerdir. Mülâkatı müteakip kıral gemiye dönmüştür.
Bir müddet sonra Gazi Dobrovniğe giderek kıral ve kıraliçeye iadei ziyarete bulunmuştur.
Gece muhteşem bir ziyafet verilmiştir. Ziyafet çok samimî bir hava içinde gece yarıma kadar devam etmiştir. Ziyafetten sonra saray rıhtımına kolkola çıkan iki reisi, maiyetleri erkâniyle beraber İstanbul motörüne binmişler, Reisi Cumhur, kıralı ve kıraliçeyi Dobrovniğe kadar götürerek teşyi etmişlerdir. Yugoslav harb gemisi, saat 1 de demir alarak Korfuya müteveccihen İstanbul limanından ayrılmışlardır.
6 Teşrinievvel 1933
İstanbulun kurtuluş bayramı münasebetiyle, Vali ve Belediye Reisi Muhiddin, Halk Fırkası İstanbul İdare Heyeti Reisi Cevdet Kerim, Şehir Meclisi Birinci Reisi Sadedin Ferid, Belediye Reis Muavini Şehir Meclisi âzasından Galib Bahtiyar ve Tevfik Âmir Beylerden mürekkep bir heyetin Dolmabahçe Sarayına giderek Reisi Cumhura İstanbulluların minnet ve şükranlarını arzetmişlerdir. Gazi, bilmukabele: “İstanbul halkının bu vesile ile de hakkımda izhar eylediğ samimiyet ve teveccühe karşı teşekkürlerimi arzediniz. İnşallah hep beraber uzun seneler bu bayramları kutlarız” buyurmuşlardır.
9 Teşrinievvel 1933
Hususî trenleriyle saat akşam yedide ve halkın samimî tezahüratı arasında Haydarpaşa garından Ankaraya müteveccihen hareket ettiler.
1 Mayıs 1934
Reisi Cumhur gece yarısından sonra, bire çeyrek kala refakatlerinde Başvekil İsmet Paşa olduğu halde hususî trenleriyle İstanbula gelmişlerdir.
Bugün akşama kadar Dolmabahçe Sarayında meşgul olmuşlar, akşam üstü İsmet Paşa ile beraber Maçkada Derviş Paşanın; Eyyubda Kemaleddin Sami Paşanın kabirlerini ziyaret etmişlerdir.
2 Mayıs 1934
Başvekil İsmet Paşa ile beraber Akay idaresinin Kalamış vapuriyle Yalovaya gitmişlerdir.
26 Haziran 1934
Yalovadan Ankaraya giden Gazi Mustafa Kemal, bugün Türkiyeye misafir gelen İran Şehinşahı Riza Şah Pehlevi ile birlikte Gülcemal vapuriyle İstanbulu teşrif etmişlerdir. Büyükşehir, bu vesile ile emsalsiz bir gün yaşamıştır (B.: Pehlevi, Şehinşah Riza).
İstanbul Ansiklopedisi, Atatürk’ün Büyük şehri bu teşriflerinden İran Şehinşahı ile beraber geçen saatlerini, Riza Şah Pehlevi maddesinde tesbit etmeyi uygun görmüştür.
27 Haziran 1934
Dolmabahçe Sarayını misafirleri Rıza Şah Pehlevinin ikametlerine tahsis eden Gazi Beylerbeyi Sarayında oturmaktadırlar. Saat 3,5 ta motörle Dolmabahçeye giderek Şehinşaha mülâki olmuşlardır.
29 Haziran 1934
Öğleden sonra Dolmabahçe Sarayına giderek mülâki olmuşlardır.
30 Haziran 1934
Motörle öğleden sonra Beylerbeyinden Dolmabahçeye geçerek misafirlerine mülâki olmuşlardır.
1 Temmuz 1934
Öğleden sonra saat üçte refakatlerinde Başvekil İsmet Paşa, Hariciye Vekili Tevfik Rüşdü Bey ve Türkiyenin Tahran Sefiri Enis Bey bulunduğu halde Sakarya motörü ile Beylerbeyinden Dolmabahçe Sarayına giderek misafirlerine mülâki olmuşlardır. Bugün, İran Şehinşahı memleketlerine avdet etmek üzere İstanbuldan ayrılmışlardır.
3 Temmuz 1934
16,30 da Ertuğrul yatı ile Yalovaya gitmişlerdir.
Not: Gazi, Yalovadan Ankaraya dönmüşlerdir.
18 Temmuz 1934
Hususî trenleri ile gece yarısından sonra saat ikide İstanbulu teşrif ederek Haydarpaşadan Dolmabahçe Sarayına geçmişlerdir.
19 - 20 Temmuz 1934
Dairelerinde meşgul olmuşlardır. 20 temmuz akşamı, refakatlerinde Dahiliye Vekili Şükrü Kaya olduğu halde Ertuğrul yatı ile Yalovaya gitmişlerdir.
18 Ağustos 1934
Dolmabahçe Sarayında ikinci Dil Kurultayı açılmış ve Reisi Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa huzur ve himayeleri ile bu büyük kurultayı şereflendirmişlerdir. Kurultayın bundan sonraki toplantılarında da hazır bulunmuşlardır (B.: Dil Kurultayı).
27 Ağustos 1934
Gece, İş Bankasının kuruluşunun onuncu yıldönümü münasebetiyle İzmir vapuriyle bir deniz tenezzühü tertib edilmiş ve Reisi Cumhur İzmir vapuruna gelerek İş Bankasına olan teveccühlerini izhar buyurmuşlardır. İktisad Vekili Celâl ve Nafia Vekili Ali Beyler de refakatlerinde bulunuyorlardı. Gezinti Boğazda ve Marmarada sabaha kadar devam etmiştir.
20 Eylûl 1934
Hususî trenleriyle ve Başvekil İsmet Paşa ile beraber Ankaraya dönmüşlerdir.
Atatürk Soyadı
Büyük Millet Meclisi, Malatya Mebusu Başvekil İsmet Paşa ile arkadaşlarının verdiği kanun teklifini müzakere ve kabul ederek 24 Teşrinisani 1934 de Reisi Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşaya “Atatürk” soyadını vermiştir.
22 Kânunusani 1935
Atatürk, refakatlerinde Başvekil İsmet İnönü ve mutad zevat ile beraber hususî trenleriyle İstanbula geldiler ve coşkun tezahürat ile karşılandılar.
23 - 25 Kânunusani 1935
Saraydaki dairelerinde meşgul oldular. 25 kânunusani gün akşamı otomobille Hürriyeti Ebediye civarında tenezzühe çıktılar.
3 Şubat 1935
Atatürk, Serbest Fırkanın kuruluşu münasebetiyle: “Serbest çalışacak samimî yurttaşların ulus kürsüsünden yapacakları tenkidlerle millî çalışmanın kuvvetleneceği kanaatindeyiz” mealinde siyasî bir beyanname neşrettiler.
8 Şubat 1935
Mebus seçiminde Halk Partisi namzetlerinin kazanması dolayısiyle millete bir beyanname neşrettiler ve milletin partiye olan güveninin kıymetini belirttiler.
9 Şubat 1935
Akşam üzeri Beyoğlu ve Şişlide otomobille bir tenezzühte bulundular, Şişli Nahiye Ocağı gençlerinin müsameresini teşrif ettiler ve gece de Perapalastaki Halk Partisi balosuna gittiler.
16 Şubat 1935
Garp vilâyetlerinde dolaşarak Ankaraya avdet etmek üzere İstanbuldan ayrıldılar.
25 Şubat 1935
Ege vapuru ile Marmaristen hareket eden Atatürk saat 21 de İstanbula döndüler.
27 Şubat 1935
Hususî trenleriyle Ankaraya müteveccihen İstanbuldan hareket ettiler.
18 Mayıs 1935
Hususî trenleriyle saat 11,25 de Haydarpaşaya muvasalat ettiler, Sakarya motöriyle saraya geçtiler. Akşamüzeri de Şişli ve Maslak taraflarında otomobille bir gezintiye çıktılar.
19 Mayıs — 20 Haziran 1935
Saraydaki dairelerinde meşgul oldular. 22 mayıs günü Kâğıthane sırtlarında yapılan bir askerî tatbikatta hazır bulundular.
28 Haziran 1935
Hususî trenleriyle Ankaraya avdet ettiler. Gazeteler henüz itimatnamesini takdim etmemiş bir iki elçiyi kabul ettikten sonra tekrar İstanbula geleceklerini yazmıştır. Reisi Cumhura bu seyahatlerinde Avrupadan dönen Hariciye Vekili Tevfik Rüşdü Aras refakat etmiştir.
1 Temmuz 1935
Hususî trenleriyle İstanbula gelen Atatürk, Haydarpaşadan saraya geçmişler, oradan hemen Floryaya giderek Büyükşehrin bu meşhur plâjındaki imar işlerini gözden geçirmişlerdir. Plâjda bulunan kalabalık bir halk kütlesi, Reisi Cumhuru hiç beklenilmeyen bir anda aralarında görünce, kendilerini coşkun hürmet ve sevgi tezahürü ile selâmlamışlardır.
Kendileri için, kıyıdan 70 metre açıkta yapılmakta olan deniz banyo köşkü bitmek üzeredir. Elini denize sokan Reisi Cumhur: “Sular sıcak!” dedikten sonra: “Buranın kumları da ne kadar ince! Florya her halde güzel bir yer olacak!” diye ilâve ettiler.
Sona Mebus Ali Kılıç’ın yeni yaptırttığı küçük köşkü teşrif ederek, akşama kadar burada istirahat buyurdular.
4 Temmuz 1935
Yeni teşekkül edip himayelerine aldıkları Moda Yat Kulübünün yaptırttığı kotra ile Moda deniz yarışlarına gittiler. Refakatlerinde Ekonomi Bakanı Celâl Bayar bulunmakta idi. Bir müddet yarışları seyreden Reisi Cumhur, kotra ile Adalar açıklarına doğru bir gezinti yaptılar. Gece de müretteb deniz şenlikleri münasebetiyle Ankara vapurundaki baloyu teşrif ettiler.
Ankara vapuru fevkalâde bir surette süslenmiş bulunuyordu. Üst güvertede bir caz, alt salonda da saz vardı. Gemi saat 9 da Tophane rıhtımından kalkmıştır. Saat 11 de de Atatürk gemiye gelmiştir. Refakatlerinde hemşireleri Makbule, öğretmen Afet, Celâl Bayar, Ali Kılıç, Ceved Abbas, Hacı Mehmet, Amiral Şükrü ve diğer bazı zevat bulunuyordu. Üst güverteye çıkarlarken istiklâl Marşı çalınmıştır. Müteakiben vapur demir alarak Karadeniz Boğazına doğru yollanmıştır. Boğaz açıklarından geri dönen vapur Marmaraya doğru açılmıştır. Atatürk, vapurda etrafını saran gençlerle, inkılâp devirlerinde vazifeler mevzuu üzerinde konuşmuştur. Bu arada denizcilerimizin vazife ve liyakatleri üzerinde durmuş, bu vesile ile Amiral Şükrü’ye iltifatta bulunmuştur. Adını “Şükür” e çevirerek “Okan” soyadını vermişlerdir. Amiral şükranını arzederek, daima muvaffakiyet yolunda yürüyeceğine andiçmiştir. Ankara vapuru şafak sökerken Florya açıklarında demirlemiş, Atatürk burada, Sakarya motörü ile ve alkış tufanı arasında vapurdan ayrılmıştır.
5 Temmuz 1935
Floryaya giderek denize girmişlerdir. Ertesi gün çıkan İstanbul gazeteleri, bu arada bilhassa Cumhuriyet, tarihî vesika kıymetini haiz çok güzel resimler neşretmişlerdir. Cumhuriyetin resimlerini, sanatkâr foto muhabiri Namık Görgüç çekmiştir.
6 - 7 Temmuz 1935
Floryaya giderek geceyi Ali Kılıç’ın köşkünde geçirmişlerdir. Ertesi gün de halk arasında dolaşarak denize girmişlerdir.
Gazeteler, Atatürk için yapılmakta olan deniz köşkünün on güne kadar biteceğini yazmışlardır. Köşkte geceli gündüzlü iki ekip çalışmaktadır.
Amerikadan gelen bir telgraf, yeni elde edilmiş sarı bir çiçeğe “Atatürk” adının verildiğini bildirmiştir. Bu haberin, Amerikada Türk dostluğunun süratle ilerleyip geliştiği, bu kıymetli sempatinin mihrakını da Reisi Cumhurun yüksek demokrat şahsiyeti teşkil ettiği ilâve edilmiştir.
9 Temmuz 1935
Moda deniz Kulübü açıldı, Reisi Cumhur, bu münasebetle hazırlanan töreni, huzurlariyle şereflendirdiler. Tertib edilen eğlence, gece geç vakte kadar devam etti.
10 Temmuz 1935
Yalovaya gitmişlerdir.
16 Temmuz 1935
Yalovadan Bursaya geçen Atatürk, Mudanya tarikiyle 23,30 da İstanbula dönmüşlerdir.
31 Temmuz 1935
Avrupa askerî at yarışlarında büyük muvaffakiyet gösteren genç zabitlerimize birer kol saati hediye etmişlerdir.
5 Eylûl 1935
Atatürk, dişlerini tedavi ettirmekte olan Başbakan İsmet İnönü’nü Heybeliadadaki evinde ziyaret etmişler ve geç vakte kadar orada kalmışlardır.
21 Eylûl 1935
Atatürk, Başbakan İsmet İnönü ve İstanbulda bulunan Bakanlardan bazılariyle hususî trenleriyle Ankaraya dönmüşlerdir.
17 Mayıs 1936
Atatürk İstanbula geldi. Mutad merasim ile vilâyet hududundan karşılandı.
28 Mayıs 1936
Harb Akademisi tarafından yapılan ve sabahleyin erkenden başlayan tümen tatbikatını ve bu arada bilhassa tayyarecilerin gece harekâtını takib ve teftiş etmek üzere saat 24 de tatbikat sahasına gittiler. Bu takip ve teftişleri, harekâtın bütün devamınca, otuz altı saat devam etmiştir. Muvaffakiyetlerinden dolayı talim ve kumanda heyetini tebrik ettiler.
3 Haziran 1936
Refakatlerinde Trakya Müfettişi General Kâzım Dirik olduğu halde otomobille Çorluya gittiler; ve oradan Trakyada bir tetkik seyahatine çıktılar. Hususî trenleriyle gece yarısı Trakyadan İstanbula avdet ettiler.
9 Haziran 1936
İstanbuldan Ankaraya müteveccihen hareket ettiler.
15 Haziran 1936
Gece hususî trenleriyle İstanbula geldiler. Haydarpaşada kendilerini karşılayanlar arasında hemşireleri Bayan Makbule de bulunmakta idi. Akşam yemeğini, Vali ve Belediye Reisi Muhiddin Üstün Üstündağ’ın davetlisi olarak maiyetleri erkâniyle Parkotelde yediler.
16 Haziran 1936
Tayyare ile Ankaradan İstanbula gelen Başvekil İsmet İnönü, Adliye Vekili ve Hariciye Vekili Şükrü Saraçoğlunu, Bayındırlık Vekili Ali Çetinkaya’yı ve Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’yı Floryadaki deniz köşkünde kabul ederek kendilerini öğle yemeğine alıkoydular. Yemekten sonra Başvekil ve vekiller devlet işleri üzerinde çalıştılar, hükûmet erkânı geceyi de Atatürk’ün misafiri olarak köşkte geçirdiler.
18 Haziran 1936
Atatürk, Yeşilköy hava meydanına giderek, tayyare ile Ankaraya dönen Başvekil ile vekilleri teşyi ettiler. Florya köşküne avdetlerinden sonra, geç vakit, Dil kurumu âzasından bazılarını kabul ettiler.
19 Haziran 1936
Atatürk, bugün, mayo ile bindikleri ve bizzat idare ettikleri bir motörbot ile Marmaraya açıldılar bir saat kadar dolaştılar, sahile yakın bir yerde de, motörbottan bir sandala geçerek kürek çektiler ve Solarum plâjına çıktılar. Bir müddet kumsalda halk arasında oturdular. Sonra otelin taraçasına geçerek kahve içtiler, akşama doğru da yaya olarak deniz köşküne döndüler. Kendilerine arzı tazimata gelen bazı arkadaşlarını akşam yemeğine alıkoydular.
20 Haziran 1936
Floryada, kendileri kürek çekerek sandalla dolaştılar, sonra plâja çıkarak kum ve güneş banyosu aldılar, akşama doğru da yaya olarak plâj sahilinde bir müddet dolaştılar.
13 Temmuz 1936
Ankaradan tayyare ile gelen Başvekil İsmet İnönünü Florya deniz köşkünde kabul ettiler
14 Temmuz 1936
Atatürk, Floryada yaz ve deniz sporlarına devam etmektedir. Her gün deniz ve güneş banyosu yapmakta ve kürek çekmektedir. Gazeteler, büyük devlet adamının Floryadaki hususî hayatına ait kıymetli resimler neşretmişlerdir. Cumhuriyet gazetesi, Atatürk’ün saatlerce süren ilmî ve siyasî mesaisi ile ve spor hayatının âhenkli imtizacını “büyük adamın kendisine has bir sehli mümteni” olarak belirtmiştir. (Bugünlerdedir ki Montreux Muahedenamesi imzalanmıştır).
28 Temmuz 1936
Öğleye kadar Florya köşkünde meşgul olmuşlardır. 14.30 da refakatlerinde mutad zevat bulunduğu halde Sakarya motörü ile Haydarpaya geçmişler ve hususî trenleriyle Ankaraya müteveccihen hareket etmişlerdir.
3 Ağustos 1936
Hususî trenleriyle Ankaradan Derinceye gelen Atatürk, Akay idaresinin Heybeliada vapuriyle İstanbula gelmişlerdir. Refakatlerinde bulunan Dahiliye Vekili Şükür Kaya ile Londra Büyük Elçisi Fethi Okyar’a veda ederek Büyükadaya çıkmışlar, oradan, refakatlerindeki mutad zevat ile Florya köşküne geçmişlerdir.
10 Ağustos 1936
Gece Moda Kulübünün Ege vapurunda verdiği baloyu teşrif etmişlerdir. Başvekil İsmet İnönü, İktisad Vekili Celâl Bayar, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, Adliye Vekili Şükrü Saraçoğlu, Londra Büyük Elçisi Fethi Okyar, Bükreş Elçisi Hamdullah Subhi Tanrıöver kendilerine refakat etmişlerdir. Atatürk ve yanındaki devlet adamları, Egeye Ertuğrul yatı ile gelmişlerdir.
24 Ağustos 1936
Atatürk’ün huzuru ile Üçüncü Türk Dil Kurultayı açılmıştır. (Bugünlerde Atatürk Dil Kurultayı mesaisi ile meşguldürler ve toplantıları büyük bir dikkatle takib etmektedirler).
4 Eylûl 1936
İngiltere Kralı Majeste Sekizinci Edouard, Nahlin yatı ile İstanbula gelmişler ve Atatürk’ün misafiri olmuşlardır. Bugünlerin hâtırası, İstanbul Ansiklopedisinde bu hükûmdarın adı ile tesbit edilmiştir (B.: Edouard VIII; İngiltere Kralı).
20 Eylûl 1936
Heybeliadaya Başvekil İsmet İnönü’nü ziyarete gitmişlerdir. Bir müddet adada yaya olarak dolaşan iki büyük devlet adamı, halk tarafından fevkalâde coşkun hürmet ve sevgi ile selâmlanmışlardır.
22 Eylûl 1936
Haydarpaşa garına giderek, Ankaraya dönen Başvekil İsmet İnönü’nü teşyi etmişlerdir.
6 Teşrinievvel 1936
Atatürk, 10,30 da Dolmabahçeden motörle Haydarpaşaya geçmiş ve oradan hususî trenleriyle Ankaraya müteveccihen hareket etmişlerdir.
31 Kânunuevvel 1936
Gece hususî trenleriyle Haydarpaşaya gelmişler, hükûmet ve parti erkânı ve kalabalık bir halk kütlesi tarafından büyük bir tezahürat ile karşılanmışlardır. Akay idaresinin Kalamış vapuru ile Dolmabahçe Sarayına geçmişler ve oradan otomobille Park Otele gitmişlerdir.
3 Kânunusani 1937
Bugünlerde Yunanistandan gelen Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras’ı kabul etmişler ve bir müddet görüşmüşlerdir. Sonra, vekili yanına alarak şehir içinde otomobille bir tenezzühte bulunmuşlar, motörle Haydarpaşaya geçerek Ankaraya giden Doktor Aras’ı teşyi etmişlerdir.
6 Kânunusani 1937
Atatürk sabah üçte (gece yarısından sonra) hususî trenleriyle İstanbuldan ayrılmışlardır. Gazeteler Reisi Cumhurun şimdilik Konyaya gitmekte olduğunu yazmışlardır. (Bugünler, Atatürk’ün Hatay dâvasını büyük bir dikkat ve hassasiyetle takib ettiği günlerdir).
10 Kânunusani 1937
Refakatlerinde hemşireleri Bayan Makbule ve diğer mutad zevat olduğu halde, hususî trenleriyle Haydarpaşaya gelmişler ve halk tarafından coşkun tezahürat ile karşılanmışlardır. İstasyondaki karşılayıcılar arasında generaller, parti ve hükûmet erkânı ve Hataylılar Cemiyeti âzaları bulunmakta idi. Akay idaresinin Kalamış vapuru ile Dolmabahçe Sarayına geçmişlerdir.
16 Kânunusani 1937
Ticaret ve İktisad Mektebi Âlisinin 54 üncü yıldönümü münasebetiyle gece, Perapalas salonlarında bir müsamere verilmiş, mektebin heyeti talimiyesi, mezunların ve bugünkü talebesi adına bir heyet, Dolmabahçe Sarayına giderek bu tarihî toplantıya huzurlariyle şeref bahşetmeleri için Atatürk’ten, bilvasıta istirhamatta bulunmuştur. Atatürk, daveti kabul ederek müsamereye gitmişler ve bu yüksek ilim müessesesinin toplantısında bulunmakla çok mütehassis olduklarını söylemişlerdir. Bu arada, Cenevreye gitmekte olan bir Türk heyeti murahhasasını huzurlarına davet ederek Hatay dâvası üzerine son direktiflerini vermişler ve hayırlı bir yolculuk temennisinde bulunmuşlardır. Bundan sonra, mektep mezunlarından bir gencin yanlarına getirilmesini emretmiş, Meliha Nuri Tunca, Atatürk’ün huzuruna çıkmıştır. Reisi Cumhur, muhabbet ve şefkat dolu hislerini bu genç kıza beyan ederek, arkadaşları arasında hissiyatına tercüman olmasını söylemiştir. Bayan Tunca’ının çok necib duygular taşıyan sözlerini de dikkatle dinliyerek: “Sözlerinizdeki kıymeti ve onun genişliğini anlıyorum. Size inandığımı söylemekle bahtiyarım.” demiştir. Bundan sonra, bu yüksek mektebin talim heyeti ile musahabede bulunmuş, gençliğin fikrî terbiyesi ve inkişafı hakkında beliğ irşadlarda bulunmuştur. Konuşurken birçok defalar fevkalâde heyecanlanmış, büyük devlet adamının, bu coşkun alâkası, müsamerede bulunanların üzerinde ebediyen yaşayacak izler bırakmıştır.
29 Kânunusani 1937
Hatay dâvamızın lehimize halledilmesi üzerine Atatürk’e Türkiyenin her tarafından on binlerce telgraf yağmaktadır. Fevkalâde mütehassis olan Reisi Cumhur teşekkürlerini millete iblâğına Anadolu Ajansını tavzif etmiştir.
19 Şubat 1937
Öğleden sonra Floryayı teşrif etmişler, deniz köşkünde bir müddet istirahattan sonra etrafta kısa bir gezintiyi müteakib saat 17 de saraya dönmüşlerdir.
20 Şubat 1937
Hariciye Vekili Doktor Aras, Hatay işi için Cenevreye gitmek üzere Ankaradan gelen Hariciye Vekâleti Kâtibi Umumîsi Numan Menemencioğlu ile beraber Başvekil İsmet İnönü’nü ziyaret etmişler, bir müddet sonra üç devlet adamı Dolmabahçe Sarayında Atatürk’e mülâki olmuşlardır. Sarayda, Reisi Cumhurun riyasetinde üç saat süren bir toplantı yapılmıştır.
21 Şubat 1937
Reisi Cumhur, öğle yemeğini perapalas otelinde yemişler ve bu otelde ikamet etmekte bulunun Hariciye Vekilini sofrasına davet etmişlerdir.
9 Mart 1937
Hususî trenleriyle Haydarpaşadan Ankaraya müteveccihen hareket etmişlerdir. Halkın, coşkun hürmet ve sevgi tezahüratı ile uğurlanmışlardır.
5 Haziran 1937
Atatürk öğleden sonra hususî trenleriyle İstanbula gelmişlerdir. Hatay zaferinden sonra ilk gelişleri olduğundan fevkalâde bir istikbal merasimi tertip edilmiş, bu merasime İstanbul limanına gelen Türk donanması da iştirâk etmiştir. Harb gemilerimiz, Reisi Cumhuru topla selâmlmış, kırk kadar tayyare de merasime iştirâk etmiştir. Atatürk’ü Haydarpaşada karşılayanlar arasında Türkiyenin misafiri bulunan Ürdün Emiri Majeste Abdüllah da bulunuyorlardı. Hataylılar, ellerinde cemiyetlerinin ismini taşıyan baraklarla gelmişlerdi. Hatay anayasasının müzakeresindeki muvaffakiyetinden dolayı Hariciye Vekâleti Siyasî Müsteşarı Numan Menemencioğlu, garda bulunanlar tarafından hararetle tebrik edilmiştir. Atatürk’ün treni garda görüldüğü anda Haydarpaşayı dolduran binlerce İstanbullunun yürekten kopan “Yaşa!” avazesi, tüyler ürperten bir ulviyet halini almıştı. Bando, İstiklâl marşını çalarken, büyük adam vagonundan çok beşuş bir sima ile inmişti. Üzerlerinde, jaketatay bulunmakta idi. Evvelâ majeste Abdullahın elini sıkan Reisi Cumhur, misafir hükümdara hatır sorduktan sonra karşılayıcılar arasında bulunan mânevî kızı tayyareci Sabiha Gökçen’e hitaben: “Ne zaman geldin?” diye sordular. Sabiha Gökçen Atatürk’ün treni Eskişehirden ayrıldıktan sonra tayyaresi ili İstanbula hareket etmiş ve iki saat kadar evvel Büyükşehre muvasalat etmiş bulunuyordu. Garda bulunan ricalin ellerini ayrı ayrı sıkan ve hepsine iltifatta bulunan Atatürk merasim kıtasını da teftiş ederek: “Merhaba asker!..” diye hitabettiler. Gardan rıhtıma doğru ağır adımlarla ilerlenirken: Yaşa Atatürk!..” sesleri, âfakı tutuyordu. Reisi Cumhur, misafirleri ve devlet ricali ve maiyetleri erkânı ile beraber Ertuğrul atına bindiler. Ertuğrul, filonun önünden geçerken de topla selâmlandı. Halkı taşıyan “Akay” vapurları, hususî ve resmî romorkörler, istimbotlar, küçük motörler ve kayıklardan mürekkep büyük bir kafile de yatı takibetti. Dolmabahçe Sarayı önünde demirleyen Ertuğruldan evvelâ Emir Abdullah Sakarya motörü ile Beylerbeyi Sarayına, sonra Atatürk, İstanbul motörü ile Dolmabahçe Sarayına geçmişlerdir, gece, büyük bir deniz donanması ve fener alayı tertip edilmiştir.
8 Haziran 1937
İzmir vapuru ile Trabzona müteveccihen İstanbuldan ayrılmışlardır. Atatürk bir Şark seyahatine çıkmıştır.
13 Haziran 1937
İzmir vapuru ile Trabzondan avdet etmişlerdir. Vapur Kavaklardan geçerken, askerî merasimle selâmlanmıştır. Mânevî bababasını tayyare ile karşılayan Sabiha Gökçen birkaç defa geminin güverte seviyesine inerek Atatürk’ü eliyle selâmlamış, sonra bin metreden fazla yükselerek akrobasi numaraları yapmıştır. Bu seyahat boyunca İzmir vapuruna Zafer torpidosu refakat etmiştir. İzmir vapurunu gören Boğaziçi halkı, sahil boyuna üşüşerek ve yalıların pencerelerinden Atatürk’ü mendille ve bayraklarla selâmlamışlardır.
15 Haziran 1937
İstanbula gelen Başvekil İsmet İnönü, Dolmabahçe Sarayında Atatürk’e mülâki olmuş ve iki devlet adamı Floryaya gitmişlerdir.
16 Haziran 1937
Ankaraya dönen Başvekil İsmet İnönü’nü Floryadan motörle Haydarpaşaya geçerek uğurlamışlardır.
19 Haziran 1937
Refakatlerinde mutad zevat ile ve Ertuğrul yatı ile Yalovaya gitmişlerdir.
20 Haziran 1937
Şirketi Hayriyenin 71 numaralı vapuru ile Çınarcığa bir tenezzüh tertip eden İstanbul Muallimleri dönüşte Yalovaya üç kişilik bir heyet göndererek Reisi Cumhura tazimatlarını arzetmişler, Atatürk bu heyeti kabul ile iltifatta bulunmuş ve Büyükşehir muallimlerine istikbal için muvaffakiyetler dilemiştir.
28 Haziran 1937
Yalovadan Floryaya dönen Atatürk bir müddet deniz köşkünde istirahat etmiş ve denize girmiştir.
25 Temmuz 1937
Bir aya yakın Florya deniz köşkünde istirahat eden Atatürk, bu tarihte Moda deniz yarışlarına gitmişler ve yarışları alâka ile takip etmişlerdir. Huzurları, Moda yarışlarına ve deniz bayramına fevkalâde bir revnak vermiştir.
28 - 29 Temmuz 1937
Otomobille Boğaziçinde Paşabahçeyi, Polonez ve Beykoz köylerini teşrif etmişler, halk ile yakından temas ederek dertlerini dinlemişler, Mustafa adında bir köylüye bir sigara vermişler, Mustafa kendisinin tütün içmediğini, fakat bu sigarayı hayatının sonuna kadar kıymetine paha biçilmez bir hâtıra olarak saklıyacağını söylemiştir. Memnu mıntakada vazife gören bir kır bekçisinin vazifeşinaslığını da takdir ederek iltifatta bulunmuşlardır.
10 Ağustos 1937
Sinan köyüne gitmişlerdir. Kendileri ile çok yakından alâkadar olan Reisi Cumhura köylü meyva ikram etmiş ve ayrılırken: “İnşallah gene buyur, her zaman bekleriz.” yollu, samimî temennilerle uğurlanmıştır.
16 Ağustos 1937
Gece hususî trenleriyle Trakyaya hareket etmişlerdir. (Büyük Trakya manevraları günleridir).
7 Eylûl 1937
Trakya manevralarından geçen ay sonunda avdet eden Atatürk Yeşilköyde Devlet Havayolları idaresinin yeni getirttiği dört motörlü büyük bir yolcu tayyaresini tetkik etmiştir.
15 - 16 Eylûl 1937
Profesör Pikar’i kabul etmişler ve akşam saat yedide hususî trenleriyle Ankaraya dönmüşlerdir.
19 Eylûl 1937
Hususî trenleriyle Ankaradan İstanbula dönmüşlerdir.
20 Eylûl 1937
Atatürk’ün huzuru ile Dolmabahçe Sarayında büyük Tarih Kurultayı açılmıştır. (Atatürk bugünlerde dikkat ve alâka ile Tarih Kurultayı toplantılarında bulunmuş ve müzakeratı takibetmişlerdir).
26 Eylûl 1937
Profesör Bayan Afet’in Beylerbeyi Sarayında tarih muallimlerine verdiği çay ziyafetine teşrif etmişlerdir.
29 Eylûl 1937
Mezuniyet alan Başvekil İsmet İnönü’nü Garbi Anadoluda yapılacak askerî manevralara davet etmişlerdir. Gazeteler manevralarda bulunacak olan Atatürk’ün İzmire gideceğini yazmışlardır.
1 Birinciteşrin 1937
Beyoğlunda bir gezinti yapmışlar ve öğle yemeğini Perapalas otelinde yemişlerdir. Hariciye Vekili Dr. Aras ile Dahiliye Vekili ve Parti Genel Sekreteri Şükrü Kaya da Reisi Cumhurun sofrasında bulunmuşlardır.
3 Birinciteşrin 1937
Ertuğrul Yatı ile Yalovaya, oradan da Derinceye giderek kasabanın demiryolu istasyonunda kendilerini bekliyen hususî trenlerine binerek Ankaraya dönmüşlerdir.
22 İkincikânun 1938
Hususî trenleriyle Ankaradan Derinceye gelen ve oradan Yalovaya geçen Atatürk yeni açılan Termal otelinin ilk misafiri olmuşlardır.
3 Şubat 1938
Yalovadan Bursaya giden Reisi Cumhur, Mudanya iskelesinden Ege vapuru ile İstanbula avdet etmişlerdir.
4 Şubat 1938
Geceyi Ege vapurunda ve Kalamış açıklarında geçiren Atatürk öğle üzeri Dolmabahçe Sarayını teşrif etmişlerdir. Bu seyahatlerinde Başvekil Celâl Bayar, Dahiliye Vekili Şükrü Kaya, Nafia Vekili Ali Çetinkaya, diğer mutad zevat ile beraber refakatlerinde bulunmuşlardır.
24 Şubat 1938
Heybeliada vapuru ile Dolmabahçeden Haydarpaşaya geçmişler ve hususî trenleriyle Ankaraya dönmüşlerdir. İsmet İnönü, bu seyahatlerinde Reisi Cumhura refakat etmişlerdir.
27 Mayıs 1938
Hususî trenleriyle Ankaradan İstanbula gelmişlerdir. Haydarpaşaya saat on buçukta ayak basan Reisi Cumhur, Dolmabahçe Sarayına Acar motörü ile geçmişlerdir.
28 Mayıs 1938
Akşama kadar hususî dairelerinde meşgul olmuşlardır. Akşamüzeri otomobille Floryaya kadar bir gezinti yaparak dönüşte Beyoğlu ve Şişliden geçmişler ve güzergâhlarında halk tarafından fevkalâde coşkun tezahürat ile selâmlanmışlardır.
1 Haziran 1938
Atatürk için satın alınan Savarona yatı İstanbul limanına gelmiştir. Reisi Cumhur, bugün yata giderek tetkikatta bulunmuşlardır. Gazeteler, dünyanın en büyük yatlarından biri olan gemiye “Güneş-Dil) adının verileceğini yazmışlardır (B.: Savarona).
3 Haziran 1938
Atatürk akşamüzeri Savarona ile Marmara açıklarında ve Boğaziçinde bir gezintiye çıkmışlardır.
5 Haziran 1938
Akşama kadar sarayda meşgul olmuşlar ve akşamüzeri Savaronaya geçerek Marmarada bir tenezzühte bulunmuşlardır.
12 Haziran 1938
Reisi Cumhur Savarona yatında Başvekil Celâl Bayar, Hariciye Vekili Dr. Aras ve Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’yı kabul etmişlerdir.
14 Haziran 1938
Atatürk, Savarona yatında istirahat etmektedirler. Gazeteler, Reisi Cumhurun yattaki hayatını gösteren fotoğraflar neşretmişlerdir. Bu resimler, Reisi Cumhurun ciddî bir surette hasta oldukları hakkında endişeler uyandırmıştır. Fakat gazeteler, bu hususta hiçbir şey yazmamış, halk arasında endişe ve heyecan gözle görünür bir hale gelmiştir.
16 Haziran 1938
Reisi Cumhur Savarona yatında Başvekil ile Hariciye, Dahiliye ve Maliye vekillerini kabul buyurmuşlardır.
19 Haziran 1938
Dahiliye ve Hariciye vekilleri Savarona yatında Reisi Cumhuru ziyaret etmişlerdir.
24 Haziran 1938
Savarona yatı ile Marmarada bir gezinti yapmışlardır. Erdeğe kadar gitmişler ve orada bulunan Türk donanması tarafından selâmlanmışlardır.
27 Haziran 1938
Gazeteler, Reisi Cumhurun Savorana yatında istirahat etmekte bulunduğunu yazmışlardır. Gazeteler, bugün Atatürk’ün en son iki portresini neşretmişlerdir. Bu iki resim Türkiye tarihinin çok kıymetli iki vesikasıdır. Bundan böyle büyük adamın başka bir resmi Türk matbuatının sayfalarına geçmiyecektir.
9 Temmuz 1938
Savarona yatında ve Atatürk’ün riyasetinde Vekiller Heyeti toplantısı olmuş, geç vakte kadar devam etmiştir.
10 Temmuz 1938
Savarona yatı ile Floryada Acar motörüne geçen Atatürk, Floryada ve Boğaziçinde bir gezinti yapmışlardır. Acarın etrafını sandallar ve motörlerle saran halk, Cumhurreisine karşı coşkun sevgi ve hürmet tezahüründe bulunmuştur.
23 Temmuz 1938
Savorana ile Florya açıkalrında bir cevelânda bulunan Atatürk, plâjlarda bulunan çok kalabalık bir halk kütlesi tarafından coşkun sevgi tezahüriyle selâmlanmışlardır. Akşam üzeri Savarona, Boğaziçinde Büyükdereye kadar çıkmış, sahillere yığılan halk Atatürk’ü alkışlamıştır.
7 Ağustos 1938
Atatürk’ün hastalığı hakkında İstanbulda ve bütün memlekette inanılır kaynaklardan sızan endişe verici haber yayılmaktadır. Fakat hükûmet, bu hususta henüz resmî bir tebliğ neşretmemiş, gazetelerde de bu hususta hiçbir şey yazılmamıştır. İlk defa olarak Tan gazetesinin 1176 numara ve 7 ağustos 1938 tarihli nüshasında Ahmed Emin Yalman “Türk kalb ve ruhlarını birleştiren sevgi bağları” başlıklı bir makale yazmış ve hükûmetten Atatürk’ün sıhhati hakkında resmî bir tebliğ neşrederek milletin malûmattar edilmesini taleb etmiştir. Celâl Bayar hükûmeti, bu gazeteyi ve Yalman’ın makalesini kısmen nakleden Haber gazetesini kapatmıştır. Bu makale, muharririn tarihe geçecek bir yazısıdır.
8 - 22 Ağustos 1938
Savaronadan Dolmabahçe Sarayına geçen Atatürk bugünler içinde vekiller ve İstanbulda bulunan Cumhuriyet Büyük Elçileri ile müteaddid mülâkatlar yapmışlardır. 22 Ağustosta Savarona yatı ile Bandırmadan İstanbula gelen Başvekil Celâl Bayar, Reisi Cumhura mülâki olmuş ve seyahati hakkında maruzatta bulunmuştur.
23 Ağustos — 6 Teşrinievvel 1938
Dolmabahçe Sarayından hiçbir yere çıkmayan Atatürk bugünlerde İstanbulda bulunan Türk devlet adamları ile müteaddit mülâkatlarda bulunmuşlardır. 6 Teşrinievvelde İstanbulun kurtuluş günü münasebeti ile İstanbullulara bir teşekkür ve saygı mesajı göndermişlerdir.
7 - 17 Teşrinievvel 1938
Atatürk’ün hasta olduğu hakkındaki zan ve rivayetlere dair, gazetelerde her ne kadar hiçbir kayda rastlanmamış ise de Büyükşehir halkını, çok ciddî bir endişeye düşürmüştür.
18 Teşrinievvel 1938
Atatürk’ün sıhhî durumu hakkında ilk resmî tebliğ neşredilmiştir.
“Riyaseti Cumhur Umumî Kâtipliğinden:
1 Reisi Cumhur Atatürk’ün sıhhî vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabibler tarafından bu sabah saat 10 da verilen rapor ikinci maddededir.
2 — Atatürk’ün umumî vaziyetinde bir değişiklik yoktur. Geceyi daha iyi geçirdiler. Nabız 90 - 100 arasındadır. Teneffüs 18, hararet derecesi 36,4 tür.”
Gece neşredilen ikinci tebliğ.
“Riyaseti Cumhur Umumî Kâtipliğinden:
1 — Reisi Cumhur Atatürk’ün sıhhî vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabibleri tarafından bu akşam saat 20 de verilen rapor ikinci maddededir.
2 — Reisi Cumhur Atatürk’ün rahatsızlığı ayni halde devam etmektedir. Nabız 120, teneffüs 22, hararet derecesi 38 dir”.
19 Teşrinievvel 1938
Gündüz neşredilen üçüncü tebliğ.
“Riyaseti Cumhur Umumî Kâtipliğinden:
1 — Reisi Cumhur Atatürk’ün sıhhî vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabibleri tarafından bu sabah saat 10 da verilen rapor ikinci maddededir.
2 — Umumî vaziyette değişiklik yoktur. Geceyi rahatça geçirmişlerdir. Nabız muntazam 88, teneffüs 18, hararet derecesi 36,4 tür”.
Gece neşredilen dördüncü tebliğ:
“Riyaseti Cumhur Umumî Kâtipliğinden:
1 — Reisi Cumhur Atatürk’ün sıhhî vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabibleri tarafından bu akşam saat 20 de verilen rapor ikinci maddededir.
2 — Asabî arızalarda hafif fakat aşikâr bir iyilik vardır. Umumî hal daha iyidir. Nabız muntazam 108, teneffüs 20, hararet derecesi 36,9 dur.”
20 Teşrinievvel 1938
Gündüz neşredilen beşinci tebliğ.
“Riyaseti Cumhur Umumî Kâtipliğinden:
1 — Reisi Cumhur Atatürk’ün sıhhî vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabibleri tarafından bugün saat 10 da verilen rapor ikinci maddededir.
2 — Geceyi çok rahat geçirdiler. Asabî arızalar zail olmak derecesinde azalmıştır. Umum hal daha iyidir. Nabız 102, teneffüs 20, hararet derecesi 36,8 dir.”
Gece neşredilen altıncı tebliğ.
“Riyaseti Cumhur Umumî Kâtipliğinden:
1 — Reisi Cumhur Atatürk’ün sıhhî vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabibleri tarafından bu akşam 20 de verilen rapor ikinci maddededir.
2 — Asabî arızalar tamamen geçmiştir. Umumî salâh artmaktadır Nabız muntazam 94, teneffüs 20, hararet derecesi 37,1 dir.”
21 Teşrinievvel 1938
Gündüz neşredilen yedinci tebliğ.
“Riyaseti Cumhur Umumî Kâtipliğinden:
1 — Reisi Cumhur Atatürk’ün sıhhî vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabibleri tarafından bugün saat 10 da verilen rapor ikinci maddededir.
2 — Geceyi rahat geçirdiler. Umumî salâh artmaktadır. Nabız muntazam 94, teneffüs 20, hararet derecesi 36,9 dur.”
22 Teşrinievvel 1938
Gazeteler “Millete müjde” serlevhası altında büyük adamın bir hafta evvel başlayan buhran devresini tamamen atlattığını yazmışlardır ve Riyaseti Cumhur Umumî Kâtipliğinden sekizinci bir tebliğ neşredilmiştir.
“Riyaseti Cumhur Umumî Kâtipliğinden:
1 — Reisi Cumhur Atatürk’ün sıhhî vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabibleri tarafından bu akşam saat 20 de verilen rapor, ikinci maddededir.
2 — Bir hafta evvel zuhur eden arızalar tamamiyle geçmiştir. Nabız muntazam, kuvvetli 80, teneffus 19, hararet derecesi 36,8 dir. Hastalık, normal seyrine avdet etmiştir. Günlük tebliğ neşrine lüzum kalmamıştır.
Müdavi doktorlar: Profesör Neşet Ömer İrdelp, Profesör doktor Nihad Reşad Belger, M. Kemal Öke.
Müşavir doktorlar: Profesör Dr. Âkil Muhtar Özden, Profesör Dr. Hayrullah Diker, Profesör Dr. Süreyya Hidayet Serter, Dr. Abravaya Marmaralı. Dr. Mehmet Kâmil Berk.
29 Teşrinievvel 1938
Ankarada kutlanan Cumhuriyet Bayramına on beş senedenberi ilk defa olarak Atatürk iştirâk etmemiştir. Bu millî bayram 1938 senesinde yurdun her tarafında büyük adamın geçirmekte olduğu ağır hastalığın ıztırabı duyularak tes’id edilmiştir. Ankaradaki merasimde Reisi Cumhura vekâlet eden Başvekil Celâl Bayar, orduya hitaben Atatürk’ün bir masjını okumuşlardır, ki bu mesaj Atatürk’ün orduya ve dolayısiyle Türk milletine son hitabıdır. İstanbul Ansiklopedisi, bu mesajı aynen neşretmeyi tarihî vazifesinden bilir. İnanılır kaynaklardan nakledildiğine göre mesaj, direktifleri üzerine kaleme alınmış ve Atatürk yatakta bitkin bir halde iken bu mesajı bizzat tashih etmiştir.
Orduya mesaj
Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu;
Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felâket ve musibetlerden ve düşman istilâsından nasıl korumuş ve kurtarmış isen Cumhuriyetin feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silâh ve vastalariyle mücehhez olduğun halde vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.
Bugün, cumhuriyetin 15 inci yılını mütemadiyen artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden Türk milletinin huzurunda kahraman ordu, sana kalbî şükranlarımı beyan ve ifade ederken büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.
Türk vatanının ve türklük camiasının şan ve şerefini dahilî ve haricî her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeyi her an ifaya hazır ve âmade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silâhlar ile bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir feragati nefs ve istihkarı hayat ile her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim. Bu kanaatle kara, deniz, hava ordularımızın kahraman ve tecrübeli komutanları ile subay ve eratını selâmlar ve takdirlerimi bütün ulus müvacehesinde beyan ederim.
Cumhuriyet Bayramının on beşinci yıldönümü hakkınızda kutlu olsun.
8 Teşrinisani 1938
Atatürk’ün sıhhî vaziyeti normal seyrini takibederken, rahatsızlık birdenbire tekrar vehamet kesbetmiş ve resmî tebliğlerle raporların neşrine başlanmıştır:
Dokuzuncu tebliğ.
“Riyaseti Cumhur Umumî Katipliğinden:
1 — Bugün ikinciteşrinin sekizinci salı günü saat 23 de, Reisi Cumhur Atatürk’ün sıhhî vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabibleri tarafından verilen rapor ikinci maddededir.
2 — Bugün saat 18.30 da hastalık birdenbire normal seyrinden çıkarak şiddetlenmiş ve sıhhî vaziyet yeniden ciddiyet kesbetmiştir. Hararet derecesi 36,4 nabız muntazam 100, teneffüs 22 dir.
Müdavi tabibler: Profesör Dr. Neşet Ömer İrdelb, Profesör Dr. M. Kemal Öke, Dr. Nihat Reşad Belger.
Müşavir tabibler: Profesör Âkil Muhtar Özden, Profesör Dr. Hayrullah Diker, Profesör Dr. Süreyya Hidayet Serter, Dr. M. Kâmil Berk, Dr. Abravaya Marmaralı.”
9 Teşrinisani 1938
Gündüz neşredilen onuncu tebliğ.
“Riyaseti Cumhur Umumî Katipliğinden:
1 — Reisi Cumhur Atatürk’ün sıhhî vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabibleri tarafından bu sabah saat 10 da verilen rapor ikinci maddededir.
2 — Geceyi rahatsız geçirdiler. Umumî hallerindeki vaziyet ciddiyeti muhafaza etmektedir. Hararet derecesi 36,8, nabız muntazam 128, teneffüs 28 dir.”
Gece neşredilen on birinci tebliğ.
“Riyaseti Cumhur Umumî Katipliğinden:
1 — Reisi Cumhur Atatürk’ün sıhhî vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabibleri tarafından bu akşam saat 20 de verilen rapor ikinci maddededir.
2 — Bugünü yorgun ve dalgın geçirdiler. Umumî ahvaldeki ciddiyet biraz daha ilerlemiştir. Nabız muntazam dakikada 128, teneffüs 40, hararete derecesi 37,6 dır.”
Gece neşredilen on ikinci tebliğ.
“Riyaseti Cumhur Umumî Katipliğinden:
1 — Reisi Cumhur Atatürk’ün sıhhî vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabibleri tarafından bu gece saat 24 de verilen rapor ikinci maddededir.
2 — Saat 20 den itibaren dalgınlık artmıştır. Umumî ahval vehamete doğru seyretmektedir. Hararet derecesi 37,6, nabız 132, teneffüs 33 tür.
10 Teşrinisani 1938
Atatürk ufûl etmiştir. Bu elîm haber, millete on üçüncü tebliğ ile bildirilmiştir.
“Riyaseti Cumhur Umumî Katipliğinden:
Atatürk’ün müdavi ve müşavir tabibleri tarafından verilen rapor suretidir:
Reisi Cumhur Atatürk’ün umumî hallerindeki vehamet dün gece saat 24 te neşredilen tebliğden sonra her an artarak bugün 10 ikinciteşrin 1938 perşembe sabah dokuzu beş gece şefimiz derin koma içinde terki hayat etmiştir.
Müdavi tabibler: Profesör Dr. Neşet Ömer İrdelb, Profesör Dr. M. Kemal Öke, Nihad Reşad Belger.
Müşavir tabibler: Profesör Dr. Âkil Muhtar Özden, Profesör Dr. Süreyya Hidayet Serter, Dr. M. Kâmil Berk, Dr. Abravaya Marmaralı.”
Büyükşehir, bu acı haberi saat onda öğrendiği zaman, perişan olmuştur; ve derhal sessiz göz yaşları ile, sinemalar, gazinolar, barlar ve meyhaneler gibi ne kadar eğlence yeri varsa, sahipleri Türk ve gayri Türk, Müslüman ve gayri müslim, kapılarını kapamış, kepenklerini indirmişlerdir. Mekteplerde muallimler ders verememiş, talebeler feryat ve figana başlamış ve muallimler çocuklara, metanetin asalet şanından geldiğini, büyük kahraman adamın ruhunu şâdetmek için metin olmak gerektiğini anlatmışlardır.
Atatürk’ün hastalığı, son günleri ve ufulü
“Bu yazı, tabibi müdavilerinden İstanbul Mebusu Profesör Operatör M. Kemal Öke tarafından Niyazi Ahmed Banoğlu’na verdiği bir mülâkattır ki ilk olarak Yedigün mecmuasında neşredilmiştir).
Sayın Profesör, Atatürk’ün hayatına ait hâtıralarını anlattıktan sonra onun tedavisine başladığı günlere geçecekti. Bu geçiş, Mim Kemal’in yüzünü bir anda o kadar değiştirdi ki... Atanın harikulâdeliğini anlatırken gözleri onun kudretinden ruhuna sinmiş bir ateş saçıyor gibiydi. Şimdi bu ateş sönmüş, doktor bir hasta haline dönmüştü:
— Suadiyede, evimde oturuyordum, diye söze başladı. Bir telefon... Yarın saat dokuzda sarayda bulunmaklığım lüzumunu tebliğ ediliyordu. Geceyi, rahatsız bulunan Ataya acaba yapılacak bir şey mi var. Üzüntüsüyle geçirdim. Uyuyamadım. Ertesi günü Atatürk’ün hakkında Almanyadan Fon Rihman, Viyanadan Epinger isminde iki profesörün bulunduğu bir konsültasyon yapılacağını öğrendim. Bu konsültasyonda Neşet Ömer, Süreyya Hidayet, Nihad Reşad, Mehmed Kâmil, Sıhhiye müsteşarı Asım, Abravaya ve ben bulunuyorduk. Âkil Muhtar hasta olduğu için gelememişti.
Bir çok müzakere ve münakaşalardan sonra Atatürk’ün hastalığının neden ibaret olduğu hakkında Türk hekimlerinin noktai nazarı aynen kabul edildi.
Yalnız hekimlerin konsültasyonundan evvel Atatürk evvelâ benimle konuşmak istediklerini tebliğ ettiler. Hemen gittim. Ellerini öptüm. Oturtular. Odada Başvekil Celâl Bayar ve Şükrü Kaya vardı. Atatürk:
— Kemal Bey, buyurdular, şimdi konsültasyon yapılacak.. Su almak icabederse ne olacak? Bana evvelce yaptığın ameliyatlarda hiç, hiçbir şey hissetmemiştim. Bu da böyle olabilir mi, Barsak delinmez mi? Kanla karışmaz mı?
Cevap olarak:
— Atam... Bu onlardan daha basittir. Hiçbir şey duymazsınız, yine o usulle yaparız. Barsakların delinmesi, kan damarının yaralanarak kanama olması usulü dairesinde yapılan bir su alma ameliyesinde varit değildir. Siz müsterih olunuz... Takdir buyuracaksınız ki, bu ilk Pinksiyon’dan sonra şayet yapılmasına ihtiyaç görülürse, ondan sonrakilerinde bu endişelerden hiç birini hissetmiyeceksiniz.. dedim.
Ben hem Atayı duydukları endişeden kurtarmıya, hem de ondan sonra yapılacak Ponksiyonlara hazırlanmıya çalıştım. Atatürk evvelce kendisine, bilemiyorum kim tarafından; “Dikkat edilmezse oradaki damarlardan biri yaralanabilir ve barsak zedelenebilir..” denilmiş olacaktı. Bu, telâşını mucib olmuştu. Benim sözlerim kendisini çok müsterih etmiş:
— Artık bu müdahaleden çekinmiyorum.. kolaymış. Buyurdular.
Profesör Epinger’in rejim hakkındaki tavsiyesi pek iyi netice vermedi, Atatürk bundan biraz sarsıldı. Bütün tedbirler üzerine ittifak edildi ve bunlardan sonra sırası gelince karnından su alınması da kararlaştırıldı. Fakat bu tedbirler, Atatürk’ün sıhhati üzerinde salâh temin edemedi. Karnında gittikçe miktarı artan su, kendisini rahatsız etmeğe başladı. Bir akşam yine Suadiyede idim. Neşet Ömer saraydan telefon etti:
— Kemal Bey, yarın saat dokuzda sarayda bulun... Fisenjer geliyor. Suyu alırız olmaz mı? dedi.
Bu, beklediğim bir netice idi. Ertesi gün saraya gittim. Neşet Ömer ve Kalemi Mahsus Müdürü Süreyya, kalemi mahsus müdüriyeti odasında buluştuk. Atatürk’ün karaciğerinde kifayetsizlik olduğu için herhangi bir zehirli maddeye tahammül edemiyeceğini nazarı dikkate alan müdavi hekim Neşet Ömer, evvelâ Ponksiyonun hissi iptal edilmeksizin yapılmasına ve suyun az miktarda alınmasına taraftardı. Belki Neşet Ömer bu noktai nazarda ısrarda haklı idi. Fakat Atatürk’ün çok hassas olduğunu yakından bilen bir cerrahın bu işi iptalsiz temin etmesine imkân yoktu. Nitekim cilt altına yapılan en ince iğne bile ancak hissini iptalle yapılabilirdi. Bu böyle iken benim, bu elem veren daha kalın bir iğneyi tecrübe edemiyeceğim pek aşikârdı.
Fisenjer de teklifimi mahzursuz gördü. Ben de esasen hazırlığımı ona göre yapmış, her türlü tertibatı almıştım. Ponsiyonu yaptım. Bu, çok tabiî ve hastaya bir ıztırab vermeksizin seyretti. On buçuk kilo su alındı. İstirahate, derin, sakin bir nefes almağa mütehassir olan Atatürk:
— Oh.. çok rahat ettim.
Buyurdu.
Su, şişelerden aktarma edildikçe:
— Bu kadar su aşağı yukarı bir gaz tenekesini doldurur. Karın içinde taşınabilir mi? İğneyi bana gösterin... Buyurdular.
Hemen ince bir iğne gösterdim:
— Aman bu kazma anestezisiz nasıl batırıldı.
İptalsız yapılması için telkinat yapılmış olacak ki, Atatürk:
— Birkaç defa anestezi yapılmadan bu yapılamazdı. Fakat bir diğeri icabederse rica ederim daha incesini intihap edelim... Buyurdular.
Su alındıktan sonra bacaklardaki şişlikler “ödem” azaldı, fakat karın ertesi günü, tekrar şişmiye başladı. Neşesi biraz azalmış ve bu şişmeden tabiî olarak memnun olmamış görünüyordu. Fakat biz kendisini bunun tabiî olduğuna, bu işin ancak tedricen tabiî bir hale geleceğine, sabır ve tahammül lâzım geldiğine iknaa çalışıyorduk. Nitekim Fisenjer de kendilerine ilk Ponksiyonların on gün fasıla ile, ondan sonrakilerin aylık fasılalarla yapılmak suretiyle fasılaların yavaş yavaş uzatılacağını arzetmişti.
Şişlik yavaş yavaş artmış ve on altıncı günü eski ıztırabları verecek dereceye gelmişti. Tekrar ertesi günü su almıya karar vermiştik. Biz bir gün evvelinden her şeyi hazırlamıştık. Öğle üzeri bizi, emretti, huzurlarına getirtti.
— Ben çok muztaribim, hemen suyu alın... Buyurdular.
Neşet Ömer:
— Efendimiz, yarın yapılacak, her şey hazırlanıyor, dedi.
Atatürk:
— Bugünle yarın arasında ne fark var? Hemen yapınız, buyurdu.
Bu ısrarı üzerine biz de hemen ponksiyonu yine anestezi altında yaptık. Ayni miktarda su çıkarıldı. Kendisi mütemadiyen:
— Hepsini alın.. hiç kalmasın. Vaziyetimi değiştirin de orada burada kalanları da alınsın.. buyurdular.
İkinci su alma da Atayı çok rahat ettirdi:
— Oh.. ne kadar rahat ettim. Bir sigara verin içeyim.. buyurdular. Bir de kahve içtiler.
Atatürk’ün velev kısa bir zaman için de olsa istirahatine şahit olmak hepimizin içinde bir neşe uyandırıyor, biz de onun kadar seviniyorduk. Çünkü muztarip insanlara ümit ve cesaret veren, onların refah ve saadeti için yorulan, bazen manevî iztıraplar çekerken Atanın birkaç dakika veya saat için olsun sıhhatini görmek bizi bir an teselli ediyordu.
Bu su almaların kendisine mahsus arıza ve tehlikeleri vardır. Onun için nabız ve tansiyon daima Neşet Ömer, Nihad Reşad tarafından kontrol edilirdi. Ponksiyonlar ne tansiyonda ne de nabızda en ufak bir tahavvül göstermedi. Gayet tabiî seyretti. Bundan çok memnun oluyorduk.
Mim Kemal’i nefes almadan dinliyordum. Acı, feci hakikat bir rüya kasırgası gibi önümüzden geçmiş, Atamızın fâni vücudu ebediyete göçmüştü. Fakat bunu hiç düşünmüyordum. Muhterem profesörün anlattığı bu kalbime birer ok gibi saplanan sözlerin sonunda:
— Bir gün, son iğneyi yaptık, birkaç dakika sonra ulu Ata derin rüyasından uyandı. Gerindi ve enerji saçan gözlerini bütün kudretiyle açarak bizlere gülümsedi. Demesini bekledim.
Mim Kemal’in bir dakika sükûtu içine sığdırabildiğim bu hulyalarım çok sürmedi. Devam ediyordu:
— Bir gün dedi, muayenehanemde hastalarımla meşguldüm.. Telefon... Neşet Ömer:
— Ufak bir ârıza oldu. Kan durdurucu ilâçlar alarak saraya gel...
Diyordu.
Telâşla bu ilâçları eczaneden yaptırarak saraya koştum.
Diş protezi, diş etinde bir et kabarıklığı yapmış, dişçi arkadaşımız hastalığın esasını ve bu hastalıkta kan durmasının müşkülâtını bilmediği için bu kabarık eti kesmiş veya koparmış. Müthiş bir kanama olmuş. Dişçi korkmuş, benim hemen getirilmekliğimi söylemiş. Bir taraftan da yapılması icabeden tedbirini tatbik etmeyi unutmamış, kan durmuş.
Atatürk, en tehlikeli zamanlarda bile muhitini teşçi edecek vaziyet alır. İşte bu da etrafında telâş edenlere sükûnet tavsiye etmek suretiyle itidalini muhafaza ediyordu. Hem de ehemmiyetsiz bir müdahalenin beklenilmiyen bu neticesi karşısında telâş eden, korkan dişçiyi teşci ediyormuş. Ben geldiğim vakit, kan tamamen durmuştu. Tamponun kaldırılmasına ihtiyaç yoktu. Onu yerinde bıraktık. Ondan sonra kanama tekrarlamadı.
Profesör, günlerce devam eden tedavinin en mühim safhalarını anlatmakta olduğu için zaman zaman zihnini yokluyordu:
— Bir gün dedi, Atatürk geceyi ihtilâç içinde geçirmişti. Biz ertesi günü gördüğümüz vakit:
— Ben dün gece büsbütün başka bir adam olmuştum, değişmiştim.. bu neydi? Ne tuhaf.. ben asıl dün gece hastaydım buyurdu.
Bu, karaciğer kifayetsizliğinin hafif geçen bir tezahürü idi. Bu da geçti. Fakat Atatürk, alınan bütün hekim tedbirleriyle hayatı uzatılan bir hasta idi. Günden güne eriyor.. hattâ bu erime her gün kendisiyle temasta bulunan etrafının, hekimlerin de gözlerine çarpacak kadar barizdi. Koca bir enerji sönüyor, ordusunu zaferden zafere götüren azimkâr büyük kumandan, kılıcıyle, ateşin hitabeleriyle millete enerji saçan koca bir insan eriyor. Kapıda bekliyen ölüm, ona her dakika yaklaşıyordu. O yine metindi. Öleceğini hissetmiş olabilir, fakat etrafına katiyyen hissettirmemiştir. O daima Ankaraya gideceğinden, epeydir millete görünmediğinden, görünmek ihtiyacını duyduğundan bahsederdi. Nitekim ölüme çok yakın bir zamana kadar, 15 inci yıldönümüne hazırlanmakta idi. İlk ponksiyonundan 5-6 gün sonra Ankaraya gidebileceğini ve 100 metre yürüyebileceğini ona vaadeden Fisenjer’in sözlerini dikkatle hatırlıyordu. Fakat zaman geçtikçe gitmek kudret ve kuvveti azalıyordu. Hekimce bu arzularını yerine getirmeğe imkân yoktu. Fakat bazı manevî tesirlerin hastalığın seyri üzerine fena tesir edeceğini düşünen hekimler, gitmesine mâni olmak mesuliyetini üzerine almak istemiyorlardı.
Hükûmetçe gitmesine ihtiyaç varsa ve kendileri de buna musır iseler, hekimlerin muvafakatlerinin tabiî olduğu alâkadarlara arzedildi.
Ankara seyahati düşünülürken ikinci bir kriz daha yetişti. Ata, çok şiddetli ihtilâç içinde, kısmen etrafını tanıyamıyacak bir halde... Suadiyede idim. Telefonla hemen saraya gelmem bildirildi. Kadıköyüne gönderilen İstanbul motörleriyle doğru saraya gittim. Atatürk oturmuş, mütemeadiyen bağırıyor, ihtilâçlar gösteriyor.
— Bırak, bırak.. diyor. Yatırılmasına şiddetle muhalefet ediyordu.
Neşet Ömerle birlikte hemen oturduğu vaziyette göğsüne serom şırıngaları yaptık:
— Bırak, bırak.. çabuk, kelimelerini mütemadiyen tekrar ediyorlardı. Zorla yatırdık.
Ondan sonra işin daha ciddileştiğini, karaciğer kifayetsizliğinin tehlikeli ihtilâtlarından olan komaya girmek üzere olduğu icabedenlere bildirildi.
Tevfik Rüşdü’nün. bir konsültasyon yapılmasının vaziyet icabı doğru olacağını söylemesi üzerine hemen Süreyya Hidayet, Âkil Muhtar, Abravaya, Hayrullah, Mehmed Kâmil davet edildiler. Yapılan istişarede siyah kan damarına serom glikoz ve diğer bazı ilâçlar şırınga edilmesi kararlaştırıldı. Bu seromun yapacağı şiddetli, bazan tehlikeli olabilen şokları nazarı dikkate alındı. Fakat ne olursa olsun Akil Muhtar’ın ısrarı ile bu seromlar tarafımdan yapıldı.
Bu koma krizi esnasında Atatürk mütemadiyen:
— Aman “Dil” veya “değil” dil efendim dil, aman yarabbi.. gibi kelime ve eksik cümleler tekrarlıyordu.
Arasıra kaşıkla su veriyorduk, soğuttuktan sonra yutuyordu. Pek seyrek gözlerini açıyor, bakıyor.. ve son zamanlara doğru da:
— Su ister misiniz?
Sualine başiyle veya kaşiyle müsbet veya menfi cevap veriyordu. Bu nöbet 3 gün sürdü.
Sabah saat 6 da Hayrullah, ben ve Kılıç Ali, büyük salonda oturuyorduk. Bay Ridvan geldi:
— Efendim oturmak istiyor, gözlerini açtı. Ne yapayım dedi.
Telâşa meydan vermemek için bunun, yalnız ben giderek nezaretim altında yapılması muvafık bulundu. Hemen koştum. Bay Ridvan bana gelinceye kadar Ata, kendiliğinden oturmuş... Beni görünce, dikkatle baktı:
— Tuhaf şey. Bana ne oldu? Buyurdu.
Ben işimi bitirince salona avdet ettim ve bu vaziyeti tebşir ederken, Bay Ridvan tekrar geldi:
— Kemal Beyi tanıdı, dedi. Mim Kemal değil miydi. Burada ne işi var. Niçin burada? diye sordu, dedi.
Atatürk muhtelif tesirler altında kanamadan çok korktuğu veya korkutulduğu için benim orada bulunuşumun bu işlerle münasebetini araştırmak istiyordu. Başından geçen hâdisenin kendisine herhangi bir suretle söylenilmesi kararlaştırılmıştı. Atatürk vaziyetin içyüzünü etraftakilerin yüzlerinden, sözlerinden istihraç etmek istiyordu. Benim bulunuşum onun çok dikkatini celbetmiş, olacak ki, sık sık:
— Kemal Bey burada mı? diye soruyordu.
Neşet Ömerle aralarında şöyle bir muhavere geçmiş:
— Kemal Bey burada mı yatıyor?
— Evet...
— Niçin?
— Vapuru kaçırmış..
Bu cevapların hiç biri onun isteklerini tatmin edemiyordu. Fakat o, hakikati pekâlâ gözlerinden anlıyordu.
Her gün istişare ile tâyin edilen bir rejim, karaciğer hulâsası, serom fiziyolojik, serom glikoze ve diğer bazı tedbirler tatbik edilmekte idi. Arasıra beklenilmeyen iyilik görülüyordu. Fakat bunların hepsi ümit verici, aldatıcı iyiliklerdi. Atatürk, gözlerimizin önünde ölümün pençesinde mücadele ve kendisini müdafaa ediyordu. Arasıra görülen salâh, şiddetli bir komadan muvaffakiyetle kurtuluş bu hastalığın cidden kaydedilen halleridir. Nitekim Fisenje yazdığı mektubunda komadan kurtulmasını harikulâde bir hâdise telâki ediyor ve şimdiye kadar ancak iki defa gördüğünü ilâve ediyordu.
Sanki ölüm Atatürk’e kıyamıyordu, sanki ölüm de ondan korkuyordu. Bütün hastalığın seyri esnasında kalb ve böbrekleri tabiiliğini muhafaza etti. Atanın mukavemeti hikmetini de orada aramak lâzımdı. Hattâ kendisi bir gün:
“— Beni kalbim kurtarıyor, buyurmuştu.
Bu defa karnında su çok ağır toplandı. 32 inci günü ancak üçüncü ponksiyona mecburiyet hâsıl olmuştu. Derhal hekimleri çağırıyor. Kızgın ve asabî bir halde suyun hemen alınmasını emrediyordu. O gün ben Gülhaneye derse gelmişti, bulunamadım:
— Kemal Bey yok, yarın alırız, diyerek ponksiyonu tehire uğraşan arkadaşlarıma kızıyor ve:
— Mim Kemal alsın.. buyuruyorlar.
Bizzarure yine hemen 10,5 litre su alınıyor. Bu son ponksiyondu. Ondan sonra hafif bir buhran daha geçirdiler. Fakat diğerleri gibi şiddetli ve sürekli olmadı. Hemen serom yapmak ve icabeden diğer ilâçları vermek üzere tertibat alındı. Serom yapılırken, tamamen açılmıştı. Hattâ bu müdahale esnasında:
— Ben yine uyudum galiba.. buyurdular.
Ben de:
— Hayır Atatürk.. böyle bir şey vaki olmadı.. dedim.
— Acayip.. ben uyudum zannettim... mukabelesinde bulundular.
Atatürk, geceyi rahatsız geçirdiler. Ertesi gün karaciğer kifayetsizliğinin en vahim ârızalarını göstermeğe başladı. Bu defa geçen seferki gibi kelimeler söylemiyor, hakikî ihtilâçlar göstermekle beraber daha sakin bulunuyordu. Fakat gittikçe ârazlar şiddetlendi; en nihayet hâleti nezi âlâmetleri başladı.
Mim Kemal’e bir sual sordum:
— Hiç ıztırap duydular mı?
— Hayır, dedi. Hattâ ilk koma esnasında Şükrü Kaya ile bir de münakaşamız oldu.
Şükrü Kaya:
— İnliyen, hareketler yapan bir insanın ıztırab duymamasına imkân olabilir mi demişti.
Fakat o, bunu bir hekim gibi değil, bir mantık işi olarak izaha çalışıyordu. Bereket versin ki, Atatürk bize ayıldığı zaman bir şey hissetmediğini söylemekle sözlerimizi teyid etmişti. Sadece:
— Bana ne oldu? Hiç bir şey bilmiyorum... Allah Allah.. çok şey. Gibi sözler söyledi.
Eğer koma içinde de ıztırap, elem mevzuubahs olsaydı, onun başucunda en ufak bir sarsıntıdan, en basit bir vecibeden kurtarılmasını düşünen hekimler ne kadar muztarib ve müteellim olacaklardı.
— Perşembe günü idi. Sabahleyin saat 8,30 da Akil Muhtar, Mehmed Kâmil, Abravaya ve ben Atatürk’ün yanında idik. Tekrar serom glıkoze yapılması kararlaştırıldı. Bunu da yaptık. Derin bir huşû ve tazimle huzurunda durduğumuz Atatürk, Türk milletine veda etmek üzere idi. Mehmed Kâmil, arkamda, omuzlarıma dayanarak hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Akil Muhtar, oksijen doldurmakla meşguldü.
Mim Kemal derin bir nefes aldı. Korkulu bir rüya görür gibi silkindi. Anlıyorum ki, sözlerine devam edemiyordu. Hafızasında kaybolmuş bir hâtıra arar gibi gözlerini sabitleştirdi.
— İlim ve fen, dedi, işte aciz içindedir. O, sanata, ilme ve fenne ne çok hürmet ederdi. İlmî salâhiyetlere daima hürmetkârdı. Hiç unutmam bir baloda gece yarısından sonra Neşet Ömerle birlikte müsaadelerini almağa gittiğimiz vakit muayede salonunda bir zamanlar saçak öptüren padişahların oturdukları yer tahtının yanında bir koltukta oturuyorlardı. Yanında Hakkı Tarık Bey vardı. Bize hitaben:
— Şuraya oturun.. burası padişahlara mahsus taht değil, ilim adamlarına mahsus bir yerdir.. buyurdu.
Bu, Atanın bize karşı itimadını, sevgisini ifade etmekle beraber, ilme verdiği kıymeti de veciz kelimelerle anlatmıştı. Atatürk’ün insanlığa karşı şefik düşünüşleri vardı. Fazilet ve insanlık prensiplerini muhite telkin etmek için hiçbir fırsat ve vesile kaçırmazdı.
Mim Kemal koltuğundan fırlak gibi ayağa kalktı. Denizin dalgın dalgalarını yalıyarak villâya dolan sonbahar rüzgârlarını derin derin içine çekti. Sonra:
— Başka ne söylememi istiyoresun. Anladın mı? demek ister gibi yüzüme baktı.
Sonra tarihin bu en acı safhalarını ağır ağır anlattı:
— O vakte kadar dedi, metanetini muhafaza eden Kâtibi Umumisi Hasan Rıza da hıçkırmaktan kendini alamadı. Atatürk’ün yüzü gittikçe rengini değiştiriyor, hançeredeki hırıltı artıyordu. Artık insafsız ölüm Atanın hayatına son darbeyi indiriyordu.
Sert bir asker baş çevirişi gibi başını birdenbire bize çevirdi. Bize bir şey ihtar ediyormuş gibi gözlerini açtı, baktı. Bu son hayat eseri, son nefesi idi.
Atatürk, 9,5 da ebediyet âlemine intikal etmiş bulunuyordu. Hasan Riza geldi. Elini öptü. Biz de bu son tazim vazifesini ifa ettik.
Bu ne feci bir tablo idi. Sonsuz bir enerji kaynağı, kudretli bir varlık heykelinin bir hiçe mağlûb olup sönmesine şahit olmak ne büyük bedbahtlıktır. İşte biz bu bedbahtlığı herkesten evvel duyduk ve ben fazla olarak onun asîl çehresine haşmet veren o mavi gözlerini de kapamak bedbahtlığına uğramış bir insanım karşınızda.
Mim Kemal, sözlerini, gözyaşları ile kesmiştir.”
İstanbullular, Dolmabahçe Sarayında Atatürk’ün mânevi huzurunda
(Muharrir Salâhaddin Güngör’ün kalemiyle)
Boşlukta hıçkıran sesler, ağırlaşmış hava zerreleri üstüne birer yumruk gibi indi. Dan.. dann.. dannn!..
Dolmabahçe kulesinin ihtiyar saati dokuzu çalıyor. Acı feleâketten sonra, kalbi durup hareketten kesilmiyen bu duygusuz saate içim sızlayarak baktım ve sonra denizin, maviliğinden bir şey kaybetmiyen rengine, saray bahçesinde sıkılmadan öbek, öbek açan çiçeklere başımı çevirdim.
Bütün bir milletin; onu tavaf etmeğe hazırlandığı şu tarihî dakikalarda, ne kadar isterdim ki yaşlarla sislenmiş gözlerim önünde, güzelliği ifade eden ne varsa perde perde silinsin ve ben, bugün ondan başka hiçbir şey görmeyim.
Hayat!... Yelkovanlar, akrebleri, akrebler, yelkovanları takibediyor ve zaman denilen, ırmak, hep böyle saatleri saatlere, günleri günlere boşaltarak şarıltısız, akıp gidiyor.
Atlı ve motosikletli polislerle çevrili saray kapısında sırmalı büyük üniformaları, güneşe karşı ışıldıyan yüksek rütbeli subaylar, dünyanın en büyük kumandanı huzurunda yapacakları son geçid resmine çıkmak üzereydiler.
Atatürk de hazırdır!
Estetik zevk sahibi vatandaşların, nezareti altında onun tabutunu bütün gece, sabaha kadar süslediler.
Orgeneral başta olduğu halde, kurduğu orduyu, rektörü, dekanları ve profesörleriyle yetiştirdiği münevver gençliği ve bu arada yedisinden yetmişine kadar, hasretinin ateşiyle tutuşturduğu şehir halkını, artık huzuruna kabul edebilir.
Bazen, ayakları dolaşan hâtıralarım, geri geri gidiyor ve kendi kendime:
— Bugün, ne var?.. Onun mütemadî bir hareket ve mütemadî bir yaratma kaynağı olan genç dimağının artık sönmüş olabilmesini, havsalam bir türlü almıyor. Şu yarım gövdesiyle, direkte asılmış gibi sallanan bayrak bile her şeyi ifşa ettiği halde, gene içimde şüphe var: Sanıyorum ki, beklenmedik bir zamanda, vaziyet birdenbire değişecek ve Atatürk, şu mermer merdivenlerin basamaklarında, lüzumsuz telâşımızı gülerek yüzümüze çarpacak!..
Ne yazık ki, ondan beklenen bu mucize, ilk defa olarak vukua gelmedi ve biz biçareler, on bir sene evvel, halk mümessillerini büyük muadeye salonunda, Atatürk’ün ancak manevî huzurunda kabul edilmek şerefine erebildik!
Kapıdan içeri girdiğim zaman, tesiri altında kaldığım his, tarif edilemez bir ürpermeden ibaret oldu.
Burada ürperen yalnız canlı mahlûklar değildi. Koca salon salkımları içinde gözyaşı damlaları gibi parlıyan geniş avizesinden tutunuz da yerlere kapanır tesirini veren muhteşem mermer sütunlarına kadar, tepeden tırnağa ürperme içinde idi.
Gözlerimdeki yağmur bulutları sıyrıldığı zaman görebildiğim manzara şu oldu: Atatürk, salonu ilk Dil Kurultayı toplantılarını heybetli bakışlariyle ihata ettiği, her zamanki köşesinde idi.
Fakat, Onun yüzünü artık göremiyorduk.
O, şimdi şerefini kurtardı Türk bayrağı ile örtülmüş bir abanoz sanduka içinde idi. Bu sandukanın etrafında altı meş’ale nurdan perdeler örerek, durmadan yanıyorlardı.
Atanın varlığını ihata etmek için, partisinin bu mânalı altı okundan daha mânalı remiz bulunamazdı.
Zaten kendisi de hayatında, Türk milletinin en büyük meşalesi değil miydi? Ona gitgide yaklaşıyorum ve yaklaştıkça, yüreğimin şiştiğini, gözlerimin büyülendiğini hissediyorum.
Ellerinde çekilmiş kılıçlariyle, Atatürk huzurunda şeref nöbeti bekliyen genç subaylar ve tunç yüzlü Mehmetçiklere, şakaklarımda, uğultusunu duyduğum bir heyacanla baktım. Ordular yaratan adama, ancak böyle kılıçlı türbedarlar yaraşırdı!
Üsteğmen Fuad Kaleci, asteğmen Sami Küçük, asteğmen Avni Eksiz, asteğmen Lûtfi Amas, asteğmen Bezmi Kişmirli...
İçeri girdiğim sırada, ordu namına andiçer gibi, dimdik vaziyet alarak, büyük ölünün başında nöbet bekliyenler, işte bunlardı.
Şu dakikada, tarif edilmez bir gurur içindeyim. Kalbim, mahfazasına sığmayacak gibi çarpıyor:
“Atatürk.. Atatürk.. diye bağırmak istiyorum, bugün seni bekliyen ordu, bize bıraktığın mukaddes emaneti de böyle bekliyor Atatürk!.. Hiç bir kuvvet, Türk milletini, bu emanetin başından ayıramaz.
Senin adını taşıyan bayrak, şimdi sevgili arkadaşın İsmet İnönü’nün elinde eskisi kadar keskin bir silâhtır.
Türk milleti, bir nöbetçiden, diğer bir nöbetçiye devredildi. Emanet ise, yerli yeriende duruyor.
Müsterih ol! Vatan istikametinden kulağına hiçbir yırtıcı ses gelmiyecek ve seni derin uykudan uyandırmıyacak. Silâh ve ülkü arkadaşın İsmet İnönü, milletin, senin kadar güvendiği adam, iş başındadır!”
Atatürk de, sanki, şu dakikada, yahut güllerin ve türlü çiçeklerden örülmüş tacının ortasında altı meşalenin birbirine karışan ışığını içerek, bizi dinliyor, bizim içimizi dinliyordu.
Onun allara bürünen ebedî köşkünün bir hususiyeti de, üzerinde yası hatırlatacak hiçbir renk ve hiçbir nişane bulunmaması idi. Baştan başa koyu kırmızı kumaşlarla döşenmişti.
Türk milleti, onu başında gördüğü gündenberi, tatmamağa, yaslı olmamağa ahdetmiş değil miydi?
Onun, okadar acı olan ölümü bile, bize karalar bağlatmadı.
Saat 10... Muayede salonu kapısında kılıç ve mahmuz şakırtıları duyuldu: Ordunun “teşrifata dahil” olan erkânı geliyor!
En başta Orgeneral Fahrettin Altay... Daha geçen seneki manevralarda Atatürk’le yanyana görmeğe o kadar alıştığımız kumandan... Ve arkasında akademisinden başlıyarak, topçusu, piyadesi, makineli tüfeği süvarisi, nakliyesi, denizi ve havası ile bütün bir ordunun güzideleri...
Ebedî Şefin bulunduğu tarafa göz gezdiriyorum: Sandukanın üstündeki ipek bayrak, sanki arada bir kımıldıyor ve Atatürk, kapandığı penceresiz hücresinin içinden harikulâde tevazuu ile, gruplar halinde ziyaretine gelenlere, “buraya kadar niçin zahmet ettiklerini” soruyordu.
Nöbetler bu sırada gene değişti. Ve iki general, biri Osman Tufan, öteki Nuri Yamut, kılıçlarını kınından çıkararak, Atatürk’ün tabutu etrafında yer aldılar.
İşte çelenkleri getiriyorlardı. En başta Cumhur Reisi İsmet İnön’nün çelengi var. Biraz sonra, Büyük Millet Meclisinin, Meclis Reisinin, Başvekil ve Mareşalin çelenklerini de getirdiler.
Atanın dizleri dibinde yatan bu çiçek şekline girmiş sevgi sembolleri, onun manevî şahsiyetine:
— İşte biz buradayız!... Senin yanındayız!.. Görüyorsun ya, sana Ankaranın kalbini getirdi!.. der gibi ve tabutuna sarılıp onu teselli eder gibi idiler.
Büyük ölünün ziyaretçileri, program sırasiyle salonun kule kapısını geçerek bahçeyi dolaşıyor, muayede salonuna giriyor ve Atanın huzurunda eğildikten sonra öteki kapıdan çıkıyorlardı.
Geniş avizenin altında, çiçeklerin birbirine karışan kokusu ile burası bir kış bahçesine dönmüştü.
Daha sonra akşama doğru, Orgeneral Fahreddin Altay’ı da, nöbet yerinde, çekilmiş kılıcı ile gördük.
Türbesi, şerefli Türk ordusunun, şerefli kumandanları tarafından birer emirber neferei gibi, beklenilen bu büyük ölünün, ne kadar şerefli bir adam olduğuna bu manzaradan daha canlı şahid mi aranırdı?
Ordunun geçişini, sivil erkânın geçişi takibetti ve nihayet, Rektör Cemil Bilsel’in yaşlı gözleriyle piştarlığın yaptığı büyük irfan kafilesi. Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençlik göründü. Yüksek tahsil gençliği!.. Üniversiteli çocukların, hep bir arada, yüzleri, sandukaya dönük, yalnız gözlerini ve ruhlarını konuşturarak Atayı huşû ile öyle bir tevaf edişleri vardı ki, bu gençliğe güvenmemek, nankörlüklerin en büyüğü olurdu.
Biraz sonra, orta tahsil çağındaki Atatürk kızları bu acıklı sahnenin dekoru arasında göründükleri zaman kimse kendini tutamadı.
Şimdi, muayede salonunun geniş kubbesi altında, hıçkırıklarla sarsılan göğüslerinin iniltisi var! Bu hıçkırıklar, bize de sirayet etmekte gecikmiyor. Ve hep birlikte, kız erkek, ihtiyar, dünküler bugünküler, hattâ biraz sonra, yarinlikler başbaşa verip paylaşmağa çalıştığımız müşterek büyük acı için ağlaşıyoruz.
İşte bir adam ki; onun huzurunda iğilmek için, kıt’alar aşarak gelmiş: Eski Efgan Kralı Amanullah Han... Gözlerine sıçrıyan ruhunun ateşiyle âdeta kavrulmuş halde... Ona yaklaşırken sendeliyor. Nihayet o da boşandı.
İpek bayrağın kolları arasında ebedî uykusuna varan Atatürk’ü, namaza duran bir mümin vecdi ile, rükû edercesine selamladı ve sonra, gözlerinde iri yaş damlaları ile, mütevazi, sessiz kalabalık arasına karıştı.
Londradan Pekine, Nevyorktan Transuval’e kadar, beş kıt’anın alâka ve sevgisini Ankaranın üzerinde, kendi kalbiyle birleştiren Büyük adamın ölmediğine, ölmiyeceğine bu alâka ve sevginin engin tezahürlerini göstererek, müsterih olmak hakkımız değil midir?
Yalnız, bu ara, mazur görsün bizi.. Taşkınız. İçimiz gam yükü ile doldu ve gözlerimiz, damla damla zehirle dolu birer kâse oldu. Bıraksın, bizi ağlıyalım! Halk, yavaş yavaş içeri doluyor. Çarşaflarını sırtından attığı, kafes ardından aydınlığa çıkardığı haminneler, avaz avaz, sarsıla sarsıla:
— Atamız! Atamız! diye bağrışıyorlar.
Aralarında bayılanlar da var. Bazıları sandukanın üzerine kapanmak isterken, güçlükle menediliyor. Fakat asıl, mühim olan şey, bu acıklı matem sahneleri geçerken, hiçbir intizamsızlık vukua gelmiyor. Onu daha evvel görmek kaygusu ile, itişip kakışanlar yok!..
(Muharrir bu müşahedesinde yanılmış: İzdihamdan ölenler olmuştur):
Kudüsteki meşhur Süleyman mabedinin ayakta kalan tek duvarı önünde, tarih kurulduğu gündenberi, belki bu kadar ağlıyan olmadı! Ve Atatürk, geçmişte, gelecekte hiçbir kumandana hiçbir kahramana, hiçbir hükümdara, hiçbir fatihe nasip olmıyan bir manevî saadetle, bütün bir milletin önünde baş kesip, yaş döktüğünü, ruhunun aynasından seyreden, tek bahtiyar Şef olarak tarihin huzuruna çıktı!
Atütürk’ün muhterem ve aziz nâşi İstanbuldan ebediyen ayrılıyor
19 teşrinisani 1938
(Bu intibalar Cumhuriyet muharrirlerinden Faik Güneri tarafından tesbit edilmiştir).
Aziz ve ebedî şefimiz Atatürk dün İstanbuldan, bir daha dönmemek üzere ebediyen ayrıldı.
İstanbullular bu elîm acıyı yürekler parçalayıcı levhalar içinde gördüler ve duydular. Onun mukaddes naşını günlerdenberi bir Kâbe gibi tavaf eden İstanbul halkı dün Atasından ebediyen ayrılmayı bir türlü havsalasına sığdıramıyor, ölümün elinden aldığı Atasını geri çevirmek ister gibi feveran ederek tabutuna sarılıyor, içine nasıl sığdığına akıl erdiremediği sandukasını örten bayrağa yüzünü sürüyordu.
Evvelki gece İstanbul, tarihte misli görülmemiş fevkalâde bir gece yaşadı. Gece yarısına doğru, her zaman şehrin tenhalaştığı bu saaterde caddelerin bilâkis kalabalıklaşmağa başladığı görüldü. Atasını son bir defa daha görmek içen İstanbulluların geçit yerlerinde, kaldırımlarda yer aldığı, kümelendiği görülüyor, saatler ilerledikçe bu kalabalığın kesafeti de artıyordu.
Şehirde fevkalâde inzibat tedbirleri alınmış, polis kuvvetlerine yardım etmek üzere geçit yerleri askerî kuvvetlerle tutulmuştu. Bilhassa dar caddelerde halkın durması ve geçmesi menedilmiş, ancak müsait yerler halka tahsis olunmuştu.
Saat dörtten itibaren caddeler büyük bir kalabalıkla dolmuş bulunuyordu. Kucağında iki aylık çocuğu ile Türk anası, en masum yaşındaki Türk yavrusu, güçlükle yürüyen ihtiyar Türk ninesi ve Onun cumhuriyeti emanet ettiği Türk gençliği, hepsi bu gecede Onun için uykularını bırakmışlar, Onunla veda için, Onu son bir defa selâmlamak için caddelere sıralanmışlardı.Şurada çiseleyen yağmurdan sığınmak için bir şemsiye altında toplananlar, ötede bir mangalın etrafında toplanarak soğuğa mukavemete çalışanlar, beride kaldırımın kenarını yastık yapanlar görülüyordu.
19 ikinciteşrin 1938 sabahında güneş ilk ışıklarını yayarken bu şehir, halkını ayakta Atasını beklerken buldu. 1927 senesinde de İstanbul onu böyle iştiyakla beklemişti.
Sarayda: Saat yediye yaklaşıyor. İstanbul matbuatı mümessilleri sessiz adımlarla Dolmabahçe sarayının kapısından iç bahçeye doğru ilerliyorlar. Korkarak yürüyoruz. Onun mânevî huzurunu rahatsız etmekten çekiniyoruz. Henüz aydınlanmıya başlıyan bahçeye sarayın büyük pencerelerinden elektrik ışıkları sızıyor; bahçede gölgeler kımıldanıyor.
Birden önde giden arkdaşlar, duraklıyorlar. Hepimiz toplanıp bakıyoruz. Mukadder bir şey olduğu halde gözlerimize inanmak istemiyerek tekrar terkkrar bakıyoruz:
Sarayın büyük kapısının önünde bir top arabası bekliyor. Onu alıp aramızdan ebediyete götürecek araba...
İki Mehmedin, önünde nöbet beklediği arabaya yaklaşıp bakıyorum: üzerine konulan sehpada şöyle bir tarihî plâka:
“Atatürk’ün top üstüne nakline konulan sehpa, 19-11-1938”
“— 43 üncü alayın bu 10,5 luk obüsü müzeye konulacak.” diyorlar. Bu tarihî obüsün numarasını arıyorum: 18.
On buçukluk, sarayın merdivenlerinin önünde duruyor. Onun her zaman beşuş çehresiyle göründüğü merdiven insan gene onu görecekmiş, şu büyük kapıdan çıkıp heybetli çehresiyle tekrar görünecekmiş gibi geliyor.
Sarayın bahçesinde çıt yok. Gözler yere inik. Son vazifeler gürültüsüzce yapılıyor.
Büyük ölümün huzurunda: Saat 7,58. Günlerdenberi İstanbulluların ziyaretgâhı olan büyük merasim salonundayız. Büyük Ölünün huzurunda bir defa daha el bağladık. 6 meş’alenin alevinden fışkıran ziya kubbede hüzünlü âkisler bırakıyor.
Onun en sevdiği ve güvendiği arkadaşları şimdi her zamanki gibi Onun etrafında toplanıyorlar. bu defa Onun tabutunu kaldırmak için.
Orgeneral Fahrettin Altay, Korgeneral Halis Bıyıktay, Salih Omurtağ, General Kurt Cebe, Ekrem Baydar, Osman Doğan, Hakkı Özgener, Zeki Erkoçay, Mustafa Hayri Ertoy, Salim Cevad Ayalp, Kemal Balıkesir, Enis Erkoçay, Ziya Erkinci, İshak Avni Akdağ, Nuri Yamut.
Salonun diğer cephesine zabitlerden mürekkep bir ihtiram müfrezesi mevki almış. En baştaki zabitin elinde Onun son örtüsü olan atlas bayrak. Bir tarafta Onun İstiklâl madalyası, bir levha üstünde kırmızı ve yeşil kordelâsiyle duruyor.
Meş’aleler artık son ışıkları saçıyor. Koca kumandanlar gözyaşlarını tutamıyorlar. Salonda herkesin gözü yaşlı.
Namazı kılınırken: Tabut kolları takılarak salonun ortasına getirildi. Dinî merasim yapılacak ve cenaze namazı kılınacaktı. Tabutun arkasında saflar bağlandı.
İmamete İslâm Tetkikleri Enstitüsünden Ordinaryüs Profesörü Şerafeddin Yaltkaya geçti müezzinliği de Hafız Yaşar Okur aldı.
Namaz kılınırken salonun sessizliği içinde yalnız ağlıyanların hıçkırıkları duyuluyordu. Generaller ve Muhafız Bölüğü erleri Onun tabutunu ihtiramla Dolmabahçe sarayından son defa çıkardılar. Saat tam 8,1. Uzaktan silueti gözüken filomuzdan ilk top sesi duyuldu. Merdivenler ağır ağır iniliyor. Merasim salonu kapısı önünde mevki alan kıt’a kumandanı keskin bir kumanda verdi.
— Süngü tak, tüfek as!..
Dünyanın en büyük kumandanı karşısında, Onun yarattığı kahraman ordu tekrar selâm duruyor.
Eller üzerinde yükselen tabut, tarihî top arabasının üzerine konuluyor.
Arabaya koşulu 6 siyah at, bu mukaddes tabutu taşımak istemiyormuş gibi yerlerinde tepiniyor, hırçınlaşıyordu. En büyüğümüzün kaybı bu hayvanları bile teessüre sevketmişti. 18 numaralı obüsün kumandanı Teğmen Kemal kılıçla selâm vaziyetinde duruyor.
Bu sırada Eskişehirden gelen hava alayına mensup tayyareler sahanın üzerinden geçmeğe ve büyük ölüye karşı son ihtiram vazifesini ifaya başladılar.
Kara, Deniz ve Hava ordusu zabitleri tabutu arabaya yerleştiriyorlar. İhtiram kıt’ası el’an selâm vaziyetinde duruyor, donanma, topla Büyük Ölüyü selâmlıyor, havadan filomuz merasime iştirâk ediyor.
Sehpaya yerleştirilen tabutun üzerine vişne çürüğü renginde kadife örtü ve ipek bayrak tekrar örtülüyor. Artık her şey tamam, Büyük ölünün etrafını önde birer sıra zabit ve birer sıra er, top arabasının iki yanında Generaller yer aldı.
Arabanın hemen arkasından Muhafız alayından bir manga ve bundan sonra Büyük Başkumandanın kırmızı yeşil kordelâlı İstiklâl madalyasını taşıyan Tüm General İlyas Sami Aydemir, bundan sonra Riyaseti Cumhur Başkâtibi Hasan Rıza Soyak. Başvekil Celâl Bayar ve arkasında Kalemi Mahsus müdürü Baki Sedesle yaveri, Büyük Millet Meclisi namına gelen heyet ilerliyor. Biraz geride Atatürkü candan seven eski Afgan Kıralı Amanullah Han ve mihmandarları geliyor ve ondan sonra Trakya Umumî Müfettişi Kâzım Dirik, Vali Muhiddin Üstündağ, Üçüncü Kolordu Kumandanı Salih, İstanbul Kumandanı Halis Bıyıktay, diğer mülkî ve askerî erkân duruyor.
Merasim kumandanı Fahreddin Altay önde olduğu halde mevkib hareket etti.
Sarayın yan bahçesinden ön bahçesine geçildiği zaman Ebedî Şefin en yakın dostları büyük ölüyü hürmetle selâmlıyorlar, Merdivenin ön basamağından bir Kuleli talebesi dimdik selâm alıyor:
— Çoban Mustafa.
Gözlerinden sicim gibi yaşlar akan Mustafa, bu, 17 milyondan biri, Atasına ağlıyor ve onu son defa selâmlıyor.
Saraydan çıkılırken: Sarayın kapısında çıkıldığı sırada Dolmabahçenin tarihî saat kulesi dokuz buçuğu çaldı. İstanbulun senelerce bağrında, şu binada misafir ettiği büyük insan son defa kapıdan çıkarılıyor.
Dolmabahçenin büyük kapısından iki hademe göründü. Eski bir millî âdete uyularak ellerindeki süpürgelerle kapının önünü süpürdüler ve iki büyük kanadı göz yaşları içinde kapadılar.
Alay hareket ediyor: Bu esnada caddede en önde bir atlı polis kıt’ası bunun arkasından mızraklı süvari kıt’ası, başlarında alay sancağı bulunduğu halde bir piyade kıt’ası, alay bayraklariyle topçu alayı olarak askerî birlik vücude gelmiş, bunun arkasına sayısı bine yaklaşan çelenkler sıralanmıştı. Çelenklerin en önünde Cumhurreisimiz İsmet İnönü ve Meclis Reisi Abdülhâlik Rendâ’nın çelenkleri, bunun arkasında da Başvekilin ve Büyük Millet Meclisinin çelenkleri gidiyor. Hepsi büyük bir itina ile hazırlanış olan, çelenklerin içinde cidden fevkalâde olanları vardı.
Gelenklerin arkasında gelen top arabasını takibeden zevattan sonra kor diplomatiğe mensup zevat, ordu erkânı, Şehir Meclisi, Vilâyeti Belediye ve hükûmet erkânı, Üniversite talebesi, başlarında kumandanları General Ali Fuat bulunduğu halde Harb Akademisi profesörleri ve talebesi, sitajdaki zabit vekilleri, Topçu binicilik okulları, Şehir bandosu, başlarında bayraklar olduğu halde izciler, Yedek Subay Okulu ve diğer kıt’alar geliyordu.
Alay hareket ettiği anda sarayın karşısındaki bahçelerin içinden canhıraş feryatlar yükseldi. Deniz bandosunun çaldığı Şopen’in matem havasının ağır âhengi içinde alay ilerliyor.
Askerî bir inzibatla yollarda fevkalâde intizami göze çarpıyor, İstanbul, bir tek ağız halinde Atasına feryat ediyor, bir tek kalb halinde Atası için yanıyor. Her adımda bir feryat yükseliyor.
Güzergâhtaki heyecan: Büyük ölüyü hâmil olan top arabasının her geçtiği yerde bir tufan havası esiyor, halk onun tabutunu daha yakından görmek, Ona yüz sürebilmek için büyük bir tehalük gösteriyor. Hemen her adımda bayılan insanlar, feryat edip kendini yere atanlar görülüyordu.
Bilhassa Tophanede bir ihtiyar ninenin ezilmeyi de göze alarak Onun tabutuna atılarak sarılmak istemesi, beş altı yaşlarında bir çocuğun tabutun üzerine örtülen bayrağı, yerinden bir anda fırlıyarak yüzüne sürmesi bu heyecanın ne dereceye yüksek olduğunu gösteriyordu.
Yollarda bulunan talebenin gösterdiği hassasiyet her türlü tasvirin fevkinde idi. İstanbul Kız Lisesinin hemen bütün talebeleri, Onun tabutu geçerken kendilerini yerlere atıyorlar, göz yaşlarını zaptedemiyorlardı. Bir evin penceresinden sarkan aksaçlı bir kadın bağrını döverek bağırıyor:
— Ah yavrum...
Cenaze alayı ağır ağır ilerliyor, Tophane ve civarı görülecek bir manzara teşkil ediyordu. Boğazkesen yokuşunda göz alabildiğine insan başından başka bir şey görülmüyor. Karaköyden Yüksekkaldırıma bakıldığı zaman İstanbulda hiçbir zaman görülmemiş bir kalabalığın dekoriyle karşılaşılıyordu. Karaköy ve Eminönü meydanında da askerlerimiz cidden örnek olacak bir intizam tesis etmişlerdi. Burada yer yer yükselen feryatlar Başbakan Celâl Bayarı da büyük bir zorlukla göz yaşlarını tutamıyacak bir hale getirmişti.
Dördüncü Vakıflar Hanının önüne gelindiği sırada müthiş bir feryat yükseldi. İki tarafa sıralanan kız mekteplerinin bütün talebesi, hep birden ağlıyorlar. Kendilerini top arabasının altına atmak için çırpınıyorlardı.
Biraz önden ilerliyoruz. Tıbbi Adlînin önündeki kalabalık gözleri yolda bekliyor. El’an inanamaz görünüyor. El’an Atasını kaybettiğine gönlü kail olmuyor. Albayrağa sarılmış tabut, Soğukçeşmeyi döndüğü zaman bu kalabalığın içinden bir feryat daha yükseldi:
— Atam... diye ağlıyordu.
Gülhanede: Saat 12,17. Büyük ölü Gülhane Parkının kapısından giriyor.
Parkın kumlu yollarında iki sıralı duran ihtiram kıt’aları arasından top arabası ağır ağır ilerliyor ve rıhtımda bekliyen Zafer torpidosuna yaklaşıyor.
Sarayburnunda: Ufuktan alaca karanlık sıyrılırken Türk ve misafir harb gemilerinin arasından Zafer muhribi süzülerek Salıpazarı önüne kadar geldi ve oradan manevra yaparak Sarayburnu rıhtımına konulmuş olan dubaya yanaştı. Muhripte Büyük Atanın tabutunun konulacağı sancak cihetindeki yer hazırlandı. Arka tarafa yakın olan yerde menekşe rengi bir kadife örtü örtüldü.
Deniz zabitlerimiz, temiz, büyük üniformalarını giymişlerdi. Bu sırada Fransızların Emil Bertin kruvazörü merasim zamanına yetişmiş bulunuyordu. Şehri topla selâmladı. Selimiye mukabele etti. 19 tayyareden mürekkep bir hava filomuz bu umumî mateme iştirâk etmek üzere İstanbulun matemli afakında dolaşıyordu. İstanbul motörü ile tabutun top arabasından kolaylıkla indirilmesini temin için gönderilmiş olan bir masa ve halılar indirildi. Halılar yerlere serildi. Bir müddet sonra Donanma Kumandanı Amiral Şükrü Okan, Harb Filosu Kumandanı Amiral Mehmed Ali Ülgen geldiler. Sarayburnu Parkının köprü kısmından itibaren sahilde yer almış olan Deniz Harb Akademisi talebeleriyle Deniz Gedikli Erbaş Hazırlama Orta Okulunu teftiş ettiler. Hazırlıkları gözden geçirdiler.
Bir müddet sonra bu talebeler de tamamiyle parkın içine çekildiler. Saat on ikiyi geçmişti. Hemen dünynın her köşesinde bu merasimi takib için gelmiş olan yabancı sinemacılar, fotoğrafçılar Sarayburnunun deniz kıyısında çalışabilmek için yer intihap ediyorlardı. Saat on ikiyi yirmi geçe ellerinde yüzlerce çelenk bulunan gençlik kafilesi göründü. Alayın önündeki kıtaat Sarayburnu Parkı kapısına geldikleri zaman orada tevakkuf etmişler, yalnız cenazenin bulunduğu top arabasını takibeden merasime dahil zevat ile genç zabitlerin ve Üniversite talebesinin parkın içerisine girmelerine müsaade edilmiştir. Beş dakika sonra cenazeyi Ankaraya götürmeğe memur merasim kumandanı Orgeneral Fahreddin Altay ile muavini General Cemil Cahid at üzerinde sahile geldiler.
Biraz sonra top arabasının üzerinde mukaddes ölünün şanlı sancağımıza sarılmış tabutu göründü. Top arabası evvelce hazırlanan binek taşının yanındaki masanın önünde durdu. Cenazeyi takibedenler muhribe giden yolun iki tarafına dizildiler. Marmara istikametinde cenazeyi takip için Büyük Millet Meclisi namına gelmiş olan heyetle Atatürk’ü tedavi eden doktorlardan bazıları ve Atatürk’ün evvelce maiyetlerinde bulunan mebuslara mukabil kısmında ise Başvekil, Riyaseti Cumhur Başkâtibi Hasan Rıza, Seryaver Celâl ve diğer yaverleri, etrafta gençlik ve genç zabitler yer almışlardı. Donanma kumandaniyle Amiraller Zafer muhbirinin önünde mukaddes tabutu tesellüme intizar ediyorlardı.
Generallerin yardımiyle ceviz sandukanın üzerindeki ipek Türk sancağının çıkarılmasına çalışılıyordu. İpek sancak bu mukaddes ölüden ayrılmak istemiyormuş gibi iyice yapışmıştı. Bir müddet sonra sanduka da arabanın üzerinde çözüldü. Gençler son borçlarını ödemek, son vazifelerini ifa etmek üzere ateşli bir atılışla sandukanın müteharrik kolları yerinde oynadıkça tabut geriye kaçıyor. Sanki bu çok sevdiği şehirden ve kendisini çok seven şehirlilerden ayrılmak istemiyordu. Biraz sonra sanduka gene Onun yaratıcı kudretiyle ihya edilmiş olan Türk donanmasına mensup Zafer muhribinin sancak kısmında hazırlanan mahalline konuldu. İpekli büyük sancak da sandukanın üzerine örtüldü. Başvekil, Amirala Atatürk’ün aziz naaşlarının İzmite kadar donanmaya teslim edildiğini söyledi. Amiral, ona baş üstünde ve hürmetle her hizmetin yapılacağını söyledi.
Cenazeyi takibedecek olan Başvekille Büyük Millet Meclisi heyeti, Generallerle gazeteciler de Zafere sindiler. Çiçeklerden bir kısmı tabutun etrafına konuldu.
Tam saat birde Zafer, gözyaşları içinde Sarayburnundan ayrıldı.
Ebediyyen giden büyük ölü: Yaşlı gözler, Atasına son hasret yaşını döküyor. Onun en çok güvendiği ve övündüğü gençlik. Sarayburnunun rıhtımında sıralanmış başlarında sert rüzgâra uyarak dalgalanan bayraklarının altında Ebedî Şeflerini son defa selâmlıyor ve hıçkırarak ağlıyorlar.
Bir taraftan Martı ve diğer taraftan Kuş hücumbotları tarafından takibedilen Zaferin üzerinde uçan tayyareler ona çiçekler atıyor. Kalbi yaralı İstanbullular, kara, deniz ve hava orduları onu selâmetliyor.
İki sahili hıncahınç dolu, ihtiyar kürenin iki eski kıtası Avrupa ve Asyanın bu kalabalığa dayanamıyacağı, çökeceği, bu matemle eriyeceği zannolunuyordu.
Yavuzda: Saat 13,27. Zafer, Yavuza yanaşıyor. Yavuz zabitan ve efradı selâm vaziyetinde, Evvelâ Büyük Millet Meclisi âzaları Yavuza geçtiler ve sonra cenaze denizcilerimizin eleri üstünde Yavuza alındı ve mor kadifelerle hazırlanan sehpaya konuldu.
Yavuzdan atılan yüzbir pare top sesi Marmaranın engin ufuklarında akisler bırakıyor. Bu esnada dost memleketlerden gelen gemiler de top atarak dünyanın büyük insanına son hürmetini gösteriyor.
Suvat, Sus, Şirketi Hayriye ve Denizbankın 11 numaralı vapuru filonun arkasında dizilmişler, vapurlardaki halk, Ebedî Şefinin tabutunu olsun son defa görmek için çırpınıyor.
Şemsipaşa açıklarında motörler, takalar, kayıklar muntazam bir rota üzerine dizilmiş, Deniz Ticaret Müdürlüğü teşkilâtı cidden takdir edilecek bir şekilde denizde intizamı temin ediyor.
Büyük emaneti bırakan Zafer, Yavuzun yanından ayrıldı. Çelenklerin de Yavuza naklinden sonra saat 15,40 da Yavuzdan hareket işareti verildi.
Yavuz, mukaddes emanet sinesinde olduğu halde İstanbul sularından hareket etti. Arkasından Hamidiye harekete geçti; onun dümen suyunu İngilterenin Malaya, Sovyet Rusyanın Moskova, Almanyanın Emden, Yunanistanın Hidro, Fransanın Emil Bertin, Romanyanın Recina Maria harb gemileri takibediyor. Biraz sonra Savarona yatı Yavuzun önüne geçti. Sus, Suvat ve halkı hamil diğer vapurlar harb gemilerinin iki tarafında yer aldılar.
Bu suretle alay Adalar açığına kadar ilerledi ve buradan bütün gemiler Türkün Ebedî Şefini son defa selâmlıyarak ayrıldılar.
Geri dönerlerken İstanbul kıyılarında sıralanan halk gözleri Marmaranın geniş ufuklarında, bağrından doğan ve ancak ölümün aman vermez eliyle cismi arasından alınan Büyük Şefine ağlıyor, ağlıyor, ağlıyordu.
Atatürk’ün öldüğü günden naaşının İstanbuldan ayrıldığı güne kadar İstanbul gazete ve mecmualarında imzalı ve imzasız şu makaleler yayınlanmıştır:
10.XI.1938
Kemalizm Türk milletinin kalbinde, Akşam; Cekmez kürenin sırtı bu tabutu cesimi!.. Haber; Türkün kalesi, Burhan Cahid - Son Posta; Atatürk kalbimizdedir, Gavsi Halid Ozansoy - Uyanış; Atatürk.. Ebedî Türk, Halid Fahri Ozansoy - Uyanış; O bizim içimizde yaşıyor, Ercümend Ekrem Talû - Son Posta; Atamızı kaybettik, Ahmed İhsan Tokgöz - Uyanış.
11.XI.1938
İnsanlar fâni, eserler bakidir, A. C. - Yeni Sabah: En büyük acı, Nurullah Ataç - Haber; Onun arkasından daha çok, Muhiddin Birgen - Son Posta; Onu kaybetmiş olmanın ıztırabı, Cumhuriyet; O yaşıyor, Abidin Daver - Cumhuriyet; Bütün dünyanın hürmet ettiği, Ömer Rıza Doğrul - Tan; Herkes gibi, B. Felek - Tan; Yarıya kadar çekilmiş bayrak, File - Son Telgraf; Vatan en büyük evlâdını, Hakkı Süha Gezgin - Kurun; Atatürk, İsmet Hulûsi - Son Posta; Atatürk millî bir mefhum, Ali Naci Karacan - Bugün; Büyük Şefin ölümü önünde, Yunus Nadi - Cumhuriyet; Atatürk, Orhan Seyfi Orhon - Bugün; Atatürk, Necmeddin Sadak - Akşam; Atatürkümüz, Peyami Safa - Cumhuriyet; Ölümü O da yenemedi, Naci Sadullah - Tan; Büyük matemimiz, M. Zekeriya Sertel - Tan; Türkiyenin Büyük adamı, Sabiha Zekeriya Sertel - Tan; En büyük matemimiz, Murad Sertoğlu - Yeni Sabah; Mukaddes Atatürk’ün altın devri, Vâ-Nû - Akşam; Millî matem, Hüseyin Cahid Yalçın - Yeni Sabah; Korku bilmiyen adam, Mahmud Yesari - Tan; Atatürk, Âsım Us- Kurun.
12.XI.1938
Büyük İnsan, Nurullah Ataç - Haber; Babamızı kaybettik, Cumhuriyet Çocuğu; Atatürk ve Şark âlemi, Ömer Rıza Doğrul - Tan; Atatürk son nefesine kadar, Naci Sadullah - Tan; Ağlıyan bir millet, Sabiha Zekeriya Sertel - Tan; Atatürk’e dair, Vâ-Nû - Akşam; Büyük acı, Yavru Türk.
13.XI.1938
Atatürk ve dünya, Muhiddin Birgen - Son Pasta; Gençliğin teessürü, B. Felek - Tan; İki millî vazifemiz, Abidin Daver - Cumhuriyet; Ona eller ağlıyor, Hakkı Süha Gezgin - Kurun; Atam, Muzaffer Güral - Son Telgraf.
14.XI.1938
Tarihi zenginleştiren Türk, Niyazi Ahmed - Kurun; Hüsuftan sonra, Fazıl Ahmed Aykaç - Cumhuriyet; Gençliğin tezahüründeki, Ethem İzzet Benice - Son Telgraf; Atatürk’ün en orijinal tarafı, Muhiddin Birgen - Son Posta; Atatürkümüzü kaybettik, Çocuk Sesi; Saniyelere beslenen acımız, Hakkı Süha Gezgin - Kurun; İşte yetiştirdiği gençlik, A. N. Karacan - Bugün; Büyük acı karşısında, Kırmızı - Beyaz; En büyük eseri, Nadir Nadi - Cumhuriyet; Gençliğin matemi, S. T. Öğet - Kırmızı - Beyaz; Kara gün, Cemal Refik - Akşam; Hariçteki akisler, M. Zekeriya Sertel - Tan; Atatürkün ölçüsü, Sabiha Zekeriya Sertel - Tan; Atatürk çocukları, Murad Sertoğlu - Yeni Sabah; Büyük Kayıb, Yaşar Sihay - Çocuk Sesi; Gene O, E. Talû - Son Posta; Acı kayıp önünde, Muvakkar Ekrem Talû - Kırmızı-Beyaz; Atatürkün ölümü, Hasan Reşid Tankut - Son Telgraf; O ölmez, Hamdi Varoğlu - Cumhuriyet.
15.XI.1938
Atatürkün dünyaya verdiği, Muhiddin Birgen - Son Posta; Atamız bir idealdir, ölmez, Faruk Nafiz Çamlıbel - Yedi Gün; Atamızın ruhunu şâd eden an, Abidin Daver - Cumhuriyet; Bütün ölüler ve Atatürk, Sadri Ertem - Kurun; Yabancıların teessürü, Ahmed Şükrü Esmer - Son Posta; Gençlik milletin tercemanı koldu, B. Belek - Tan; Gençliğin andı, Hakkı Süha Gezgin - Kurun; O nasıl bir insandı, İ. Alâeddin Gövsa - Yedi gün; Atatürk, Reşad Nuri Güntekin - Yedi Gün; Perşembedenberi, İsmet Hulûsi - Son Posta; O ve ötekiler, Kadircan Kaflı - Son Posta; Atatürkün muazzam eseri, Yunus Nadi - Cumhuriyet; Atatürk; Nizameddin Nazif - Haber; Ayni yolda, Orhan Seyfi Orhon - Bugün; Atatürk ve dünya. Peyami Safa - Cumhuriyet; Atatürk ve gençlik, Sabiha Zekeriya Sertel - Tan; Onun fecri, M. Turhan Tan - Cumhuriyet; Düşmansız adam, Vâ-Nû - Akşam; Türkün ebedî Atası, Hüseyin Cahid Yalçın - Yeni Sabah; Ölmiyen Atatürk, Yedi Gün.
16.XI.1938
Atamızın ebedî mahfazası, Sedat Çetintaş - Cumhuriyet; Dünyanın gösterdiği teessür, B. Felek - Tan; Kendi kendini tavaf, Hakkı Süha Gezgin - Kurun; Ağlamanın ardındaki enerji, Halk Filozofu - Son Telgraf; Onun geçtiği bir yol, Osman Cemal - Kurun; Ulu mâtem, Meliha Madencioğlu - Son Telgraf; Asrın en büyüğü, Necmeddin Sadak - Akşam; Atamız, Naci Sadullah - Tan; Onun manevî huzurunda, Selâmi Sedes - Akşam; Atatürk ve halk, Sabiha Zekeriya Sertel - Tan; Ondaki kullanma kudreti, Vâ-Nû - Akşam; Ecnebi matbuat, Hüseyin Cahid Yalçın - Yeni Sabah.
17.XI.1938
Gözyaşları, A. C. - Yeni Sabah; Sevgili Atamızı kaybettik, Afacan; En büyük eseri, Nurullah Ataç - Haber; Atatürk yaratan adam, Ateş; Atatürkü seviyorsak, Muhiddin Birgen - Son Posta; Ulu Başbuğumuzu kaybettik, Çocuk Duygusu; Bayraklar ileri? Daha ileri, Sadri Ertem - Kurun; En beliğ mersiye gözyaşlarımızdır, B. Felek - Tan; Halkın kucağında. Hakkı Süha Gezgin - Kurun; Atatürk gözlerini dünyaya, H. F. - Akşam; Tabutu önünde, Halk Filozofu - Son Telgraf; Onun yolunda yürüyeceğiz, Neriman Hikmet - Uyanış; Kara haber, İbrahim Hoyi - Uyanış; Bir mezar taşı, Cahid İren - Uyanış; En büyüğümüz için, İrfan Emin Kösemihaloğlu - Uyanış; Mustafa Kemal, İzeddin Mete - Uyanış; Hıçkırırken, Enver Naci - Uyanış; Ata-mı görmeğe geldim, Orhan Seyfi Orhon - Bugün; Dünyanın kaybı, Y. Z. Ortaç - O. S. Orhon - Akbaba; Millet müthiş hakikate inanmadı. Feridun Osman - Tan; Büyük, hepsinden büyük, Gavsi Halid Ozansoy - Uyanış; Milletin selâmladığı kudret, Naci Sadullah - Tan; Onun sesini ilelebed duyacağız, Selâmi Sedes - Akşam; Görüşler, Sabiha Zekeriya Sertel - Tan; Atatürk’ün ardında. Yaşar Sihay - Uyanış; Türk kadını ve Atatürk, Hatice E. Tâlu - Son Posta; Türk kadını ve Atatürk, K. Tuğcu; Köylü ve Atatürk, Hasan Âli Yücel - Kurun.
18.XI.1938
Ölümünden sonra bile, A. C. - Yeni Sabah; Atatürk’ün en büyük mucizesi, Ruşeni Barkın - Kurun; Atatürk ve islâm dünyası, Ömer Rıza Doğrul - Tan; O’nun huzurunda, Hakkı Süha Gezgin - Kurun; Atatürkün hürriyet âbidesi, Ahmed Sabri İnhan - Tan Asil ideal, Nadir Nadi - Cumhuriyet; O ölmedi, Selâmi Sedes - Akşam; Me’yus olabilirdik; fakat, M. Zekeriya Sertel - Tan; Ağlıyan cihan, Murad Sertoğlu - Yeni Sabah; İki teklif, E. Talû - Son Posta; O’nun emsalsiz cesareti, Vâ-Nû - Akşam; Uluyu ziyaret ettim, B. Felek - Tan.
19.XI.1938
Atatürk, Nurullah Ataç - Resimli Hafta; Tanrılaşan Atatürk, İzzet Ulvi Aykut - Son Telgraf; İki gidiş arasındaki fark, Ethem İzzet Benice - Son Telgraf; Ağlamayınız; iftihar ediniz, Muhiddin Birgen - Son Posta; Gözyaşı, Bürhan cevad - Son Telgraf; Gidiyor, Abidin Daver - Cumhuriyet; Atatürk’ün ölümü, Ali Rıza Erem - Son Telgraf; O’nu da kaybettik, Celâl Ergun - Modern Türkiye; 20 yaşındaki Mustafa Kemaller, Sadri Ertem - Kurun; Ata gidiyor, Hakkı Süha Gezgin - Kurun; İnsanlığın büyük kaybı, Server Ziya Görevin - Kurun; Yeri orasıdır, İsmet Hulûsi - Son Posta; Bu ne muazzam levhadır, A. N. Karacan - Bugün; Ağlıyoruz, ağlıyacağız, Said Kesler - Modern Türkiye; Atamızı kaybettik, Modern Türkiye; Gidiyorsun, Peyami Safa - Cumhuriyet; Atamız için, Ömer Selim - Yeni Sabah; Kâbe, Cafer Seno - Cumhuriyet; Atatürk kızları, Sabiha Zekeriya Sertel - Tan; Gidiyor, M. Turhan Tan - Cumhuriyet; O neş’e kaynağının matemi, Vâ-Nû - Akşam; Son ayrılık, H. C. Yalçın - Yeni Sabah; Başkumandan - Büyük inkılâpçı, Sabri Yaman - Son Telgraf; Hepimiz “O” nun neferleriyiz, Mahmut Yesari - Modern Türkiye.
20.XI.1938
Ağlıyan şehir, A. C. - Yeni Sabah; Eşsiz Büyük Adam, Abidin Daver - Cumhuriyet; Ölen yaşar mı?, Celâl Ergun - Yeni Sabah; Atatürk Giderken, Fa. - Kurun; Gıpta edilen yegâne ölü, B. Felek - Tan; Atanın arkasından, Hakkı Sûha Gezgin - Kurun; O’nun cenazesinde, Halk Filozofu - Son Telgraf; Son gün, İbrahim Hoyi - Son Posta; Atatürk’den ayrılış, Nadir Nadi - Cumhuriyet; O, Ankaraya gitti, Selâmi Sedes - Akşam; Ne bahtiyar ölü, M. Zekeriya Sertel - Tan; Atatürk’e son vazife, Sabiha Zekeriya Sertel - Tan; Bahtiyar adam, Cahid Sıtkı - Cumhuriyet; Onun tabutu ardında, M. Turhan Tan - Cumhuriyet; 19 İkinciteşrin 1938, H. Tarık Us - Kurun; Atatürk’e dair halkın hâtıraları, Vâ-Nû - Akşam.
21.XI.1938
Matem günü, Nurullah Ataç - Haber; O geliş, bu geliş, Sezai Attilâ - Tan; Atatürkün son hizmeti, M. Birgen - Son Posta; Tabutu önünde, Abidin Daver - Cumhuriyet; Sen ölmedin F. Demirelli - Cumhuriyet; Altı meş’ale, Sadri Ertem - Kurun; Resimlere bakarken, Hakkı Süha Gezgin - Kurun; Üç dakika, Halk Filozofu - Son Telgraf; Atatürk Ankaranın kucağında, Yunus Nadi - Cumhuriyet; Atatürk ve Ankara, Peyami Safa - Cumhuriyet; Atamızın yüce izinde, Recai Sanay - Son Telgraf; Ankara ağlıyor, E. Ekrem Talû - Son Posta, O, Ankarada, M. Turhan Tan - Cumhuriyet; O, Ankarada, Asım Us - Kurun; 19, Vâ-Nû - Akşam; Büyük Şefe son merasim, H. C. Yalçın Yeni Sabah.
22.XI.1938
3 dakika, Fikret Âdil - Kurun; Asıl kabri, F. A. Aykaç - Cumhuriyet; Dehâ nedir?, İ. H. Baltacıoğlu - Bugün; Atatürk diktatör değildi, M. Birgen - Son Posta; Atatürk diktatör değildi, Nusret Safa Coşkun - Son Posta; smet İnönü’nün göz yaşları, Abidin Daver - Cumhuriyet; İstiklâl madalyası, T. Demiray - Ateş; Değmez bu dünya, B. Felek - Tan; Ölü İstanbul, Hakkı Süha Gezgin - Kurun; Acı ve keder içinde şeker bayramı, Haber; Matem ve bayram, Halk Filozofu - Son Telgraf; Ah!, Agâh İzzet - Yeni Sabah; Son gidiş, Nizameddin Nazif - Tan; En elemli gecemiz, Cemal Refik - Akşam; Yaratılan yeni ruh, Murad Sertoğlu - Yeni Sabah; Ankaradaki cihanşümul hâdise, Asım Us - Kurun; “El iydi ekber eyledi..”, Vâ-Nû - Akşam; Son vecizesi, Hamdi Varoğlu - Cumhuriyet.
23.XI.1938
Yaslı ve kara, Cumhuriyet; Ata’sız bayram, Abidin Daver - Cumhuriyet; Cumhuriyet ebedîleşti, Sadri Ertem - Kurun; Celâl Bayar’ın yaşları, R. N. Güntekin - Tan; Atatürk Tarih Kurumu binası, A. Sabri - Kızılay; Atatürk’e dair bütün yazılar, A. Sabri Kızılay.
(Bu makaleler Fatih Halkevi tarafından “O’nun İçin” adlı bir kitapta toplanmıştır; Başarı Basımevi, 468 sayfa İstanbul 1938).
KRONOLOJİ
(Doğumundan Ölümüne kadar)
1881 Atatürk Selânik’te doğdu.
1904 Erkânıharp yüzbaşısı olarak mektepten çıktı.
1907 Kolağası oldu.
1912 Binbaşı oldu.
1914 Kaymakam oldu.
1915 Miralay oldu.
1916 General oldu.
1916 İkinci Ordu Kumandan Vekili oldu.
1917 Hicaz kuvvei seferiye kumandanı oldu.
1918 Yıldırım Orduları Grubu Kumandanı oldu.
15 Mayıs 1919 Üçüncü Ordu Müfettişi oldu.
19 Mayıs 1919 Kemal Atatürk Samsun’a çıktı.
23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi açıldı.
4 Eylûl 1919 Sıvas Kongresi açıldı.
7 Eylûl 1919 Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti kuruldu.
27 Aralık 1919 Kemal Atatürk Ankaraya geldi.
23 Nisan 1920 Türkiye B.M.M. Ankarada açıldı.
24 Nisan 1920 Kemal Atatürk B. M. Meclisi Reisliğine seçildi.
9 Ocak 1921 Birin İnönü Muharebesi.
20 Ocak 1921 İlk Teşkilâtı Esasiye Kanunu kabul edildi.
30 Mart 1921 İkinci İnönü Muharebesi.
5 Ağustos 1921 Kemal Atatürk Başkumandan seçildi.
23 Ağustos 1921 Sakarya Meydan Muharebesi.
19 Eylûl 1921 Kemal Atatürk’e B.M.M. “Gazi” unvanını ve “Müşir” rütbesi verildi.
26 Ağustos 1922 Afyon Cephesinde büyük taarruz başladı.
30 Ağustos 1922 Dumlupınar’da Başkumandan Meydan Muharebesi.
1 Eylûl 1922 Kemal Atatürk: “Ordular ilk hedefiniz, Akdenizdir, ileri!” emrini verdi.
9 Eylûl 1922 Ordu İzmir’e vardı.
11 Ekim 1922 Mudanya mütarekesi.
1 Kasım 1922 Saltanat kaldırıldı.
24 Temmuz 1923 Lozan Muahedesi imzalandı.
9 Ağustos 1923 Halk Partisi kuruldu.
2 Ekim 1923 İstanbul İtilâf devletleri işgalinden kurtarıdı.
6 Ekim 1923 Türk Ordusu İstanbul’a girdi.
13 Ekim 1923 Kanunla Ankara devlet merkezi oldu.
29 Ekim 1923 Cumhuriyet ilân edildi.
29 Ekim 1923 Kemal Atatürk Birinci Cumhur reisi seçildi.
3 Mart 1924 Türkiye Büyük Millet Meclisi hilâfetin ilgası, tedrisatın tevhidi Şer’iye ve Evkaf Vekâletlerinin kaldırılması kanununu yaptı.
3 Mart 1924 Hanedan hudut haricine çıkarıldı.
20 Mart 1924 Cumhuriyetimizin Teşkilâtı Esasiye Kanunu yapıldı.
10 Kasım 1924 Halk Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi namını aldı.
3 Ekim 1926 Sarayburnunda ilk Atatürk heykeli dikildi.
15-20 Ekim 1927 Parti Kongresinde Umumî Reis Kemal Atatürk büyük nutkunu okudu.
10 Nisan 1928 Teşkilâtı Esasiye Kanunundan dine ait maddelerin Büyük Millet Meclisince çıkarılması.
24 Mayıs 1928 Beynelmilel rakamlar kabul edildi.
9 Ağustos 1928 Kemal Atatürk İstanbul Sarayburnu Parkında harf inkılâbını müjdeleyen nutkunu söyledi.
3 Kasım 1928 Türk harfleri kanunu Büyük Millet Meclisinde kabul edildi.
23 Mart 1931 Türk çocuklarının ilk tahsillerini Türk mekteplerinde yapmaları kanunu kabul edildi.
15 Nisan 1931 Türk Tarih Kurumu kuruldu.
12 Eylûl 1932 Türk Dil Kurumu kuruldu.
26 Eylûl 1932 Türk Dili Kurultayı toplandı.
1 Ağustos 1933 Eski İstanbul Darülfünunu yerine Türk Üniversitesi kuruldu.
29 Ekim 1938 Cumhuriyetin 10 uncu yılı büyük tezahüratla kutlandı.
1 Ocak 1934 Türk İnkılâbı dersleri bütün yüksek tahsilde başladı.
18 Ağustos 1934 İkinci Türk Dil Kurultayı Dolmabahçe Sarayında toplandı.
2 Kasım 1934 Büyük Önder’e (ATATÜRK) soy adı verilmesi hakkındaki kanun Mecliste kabul edildi.
27 Kasım 1934 Lâkap ve unvanların kaldırılması hakkındaki kanun Mecliste kabul edildi.
8 Ekim 1934 Türk kadınlarına mebus seçme ve seçilme hakkını veren Teşkilâtı yapıldı.
5 Şubat 1937 Partinin altı ana vasfı Teşkilâtı Esasiye Kanununun ikinci maddesine kondu.
30 Mayıs 1937 Hatay’ın istiklâli Cenevre’de tasdik edildi.
14 Haziran 1937 Cenevre’de tasdik edilen Hatay istiklâli Mecliste de kabul olundu.
10 Kasım 1938 Perşembe saat 9.05 te Atatürk öldü.
Atatürk’ü sihhatli yıllarında İstanbul sularında gezdirmiş motörler ve yatlar; yukarıdan ve soldan sağa: Ankara, İstanbul motörleri, Söğütlü yatı, Sakarya motörü, Ertuğrul yatı.
(Resim Behcet Elver)
Atatürk’ün içine hasta olarak bindiği Savarona yatı
(Resim Behcet Elver)
Müşir Gazi Mustafa Kemal Paşa
(Resim: Sabiha Bozcalı)
Dolmabahçe Sarayında Atatürkün katafalkı
(Resim: Fotoğrafdan Sabiha Bozcalı eli ile)
Dolmabahçe Sarayında Atatürk’ün vefat ettiği târihî oda.
(H. Y. Şehsüvaroğlu’nun “Asırlar Boyunca İstanbul” adlı eserinden).
1937 de Atatürk
(Resim: Fotoğrafdan Sabiha Bozcalı eli ile)
10 Kasım günü Türkiyenin bir matem günüdür, O gün İstanbul gazeteleri Türk milletinin Atatürke olan hürmetkâr bağlılığını bütün belâgati ile bildirir; Onbeşinci Ölüm yıldönümünde Yeni Sabah gazetesinin ilk yaprağı
(aslı 42X58 santim eb’adındadır; Kompozisyon Ratip Tahir Burak’ındır.)
Theme
Person
Contributor
Behcet Elver, Sabiha Bozcalı, Ratip Tahir Burak
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030053
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Behcet Elver, Sabiha Bozcalı, Ratip Tahir Burak
Description
Volume 3, pages 1199-1248
Note
Image: volume 3, pages 1206, 1207, 1221, 1222E1, 1235, 1239, 1245
See Also Note
B.: Reşid Galib Bey; B.: Pehlevi, Şehinşah Riza; B.: Dil Kurultayı; B.: Edouard VIII; İngiltere Kralı; B.: Savarona
Theme
Person
Contributor
Behcet Elver, Sabiha Bozcalı, Ratip Tahir Burak
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.