Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ATÂ BEY (Tayyarzâde Ahmed)
Kendi adına nispetle veyahut “Enderun Tarihi” diye anılan meşhur eserin müellifi (B. : Âta tarihi); 1810 (H. 1225) da İstanbulda doğdu; babası, Enderuni Hümâyundan yetişmiş ve Üçüncü Selim tarafdarlığı ile tanınmış Tayyar Ağa’dır (B. : Tayyar Ağa). Âtâ Bey, henüz dört yaşında iken mahalle mektebine verilerek “taallümi hurûfü heca” ya başlamış ve henüz beş yaşında iken de, 1815 (H. 1231) de muhasebe kalemine bir kâtip fidesi olarak alınmıştı; 1823 (H. 1239) de, on üç yaşında da Tophane kalemine kâtip oldu. Burada, devrin değerli kalem memurlarından Beylerbeyli Hasan Efendi ve biraderi Halil Efendi, Hilmi Efendi Kerestecizâde Ârif Efendi gibi zevatın himmetiyle, bir buçuk senede “usulü kaleme meleke” hâsıl etti ve 1825 te (Hicrî 1240 Ramazanında), tesadüf eseri, babasının yetiştirdiği Enderuni Hümâyuna alındı ki, Atâ Bey on beş yaşında idi, hayatının bu dönüm noktasını, yıllarca sonra, ihtiyarlığında yazmağa başladığı meşhur eserinde şöyle nakleder:
Kırk tarihi Ramazanında bir gün pederimin Ayasofya Camii şerifine esnâyi âzimetinde Divanyolundaki Acı Hamam hizalarına vusulünde, cennetmekân Sultan Mahmud Han Efendimiz kâtip kıyafetinde ve yanlarında bulunan meşhur müsahib Said Efendi zaim heyetinde tebdil oldukları halde birlikte Sultan Bayazıd Camii şerifine müteveccihen teşrif buy...
⇓ Read more...
Kendi adına nispetle veyahut “Enderun Tarihi” diye anılan meşhur eserin müellifi (B. : Âta tarihi); 1810 (H. 1225) da İstanbulda doğdu; babası, Enderuni Hümâyundan yetişmiş ve Üçüncü Selim tarafdarlığı ile tanınmış Tayyar Ağa’dır (B. : Tayyar Ağa). Âtâ Bey, henüz dört yaşında iken mahalle mektebine verilerek “taallümi hurûfü heca” ya başlamış ve henüz beş yaşında iken de, 1815 (H. 1231) de muhasebe kalemine bir kâtip fidesi olarak alınmıştı; 1823 (H. 1239) de, on üç yaşında da Tophane kalemine kâtip oldu. Burada, devrin değerli kalem memurlarından Beylerbeyli Hasan Efendi ve biraderi Halil Efendi, Hilmi Efendi Kerestecizâde Ârif Efendi gibi zevatın himmetiyle, bir buçuk senede “usulü kaleme meleke” hâsıl etti ve 1825 te (Hicrî 1240 Ramazanında), tesadüf eseri, babasının yetiştirdiği Enderuni Hümâyuna alındı ki, Atâ Bey on beş yaşında idi, hayatının bu dönüm noktasını, yıllarca sonra, ihtiyarlığında yazmağa başladığı meşhur eserinde şöyle nakleder:
Kırk tarihi Ramazanında bir gün pederimin Ayasofya Camii şerifine esnâyi âzimetinde Divanyolundaki Acı Hamam hizalarına vusulünde, cennetmekân Sultan Mahmud Han Efendimiz kâtip kıyafetinde ve yanlarında bulunan meşhur müsahib Said Efendi zaim heyetinde tebdil oldukları halde birlikte Sultan Bayazıd Camii şerifine müteveccihen teşrif buyururlar iken tesadüfen rast gelip pederim Zâti Hümâyunu gördüğü gibi gayet temkin ve meskenetle kaldırımdan aşağı bir tarafa girîz etmek istediğini gösterir bir hal alup edebî ubûdiyeti arz ettikte Hakanı huld âşiyan karşısına teşrife rağbetle: — Said Efendi! Maaşallah Tayyar Efendi pek ihtiyarlamamış, gördüğüme hâz ettim! İltifatı âliyyesiyle tevakkufen isticvabı işrâb eder bir hal irae buyurduklarında, pederim kaldırımdan aşağıda durarak: — Efendim, bu iltafatı şâhanenizin ve peyderpey müstagrak olduğum atâyâyı mülûkânenizin teşekkür ve cevabını (her seher) huzuri hazreti bâride arzi münâcât ile ifâdan gayri sermayei teşekküre malik (değil iken) neş’ei iltifatı seniyyei mülûkânenizle (lisanı ubûdiyet nişânım lâl oldu), Rabbim kâffei dilhâhı hümâyununuzun ihsaniyle esdikai bendegânı şâhânenizi müftehir ve şâdan buyursun! sözünü arz ettiğini müteakip: — Üç evlâdın olduğunu İmam Abdülkerim Efendi söylemişti, onları saraya alalım! Buyurduklarına cevaben:
— Rabbim fendimize müebbeden ömür ve âfiyet ihsan buyursun, en sonraki evvelce gitti, ikisi ber âfiyettir, dedikte: İstersen onları Sarayı hümâyuna çırağ edeyim.. buyurduklarında, çünkü ol vakit doksan dört yaşında olmakla her ne kadar dinç ve tâmüşşuur ise de muktezayı sinnü sâl bu iltifatı velinimet kendisini kemâli sürurundan mebhut ettiği manzûri hümâyun oldukta bin rub’iyye atiye ihsanını emir ile vedâ buyurdukları gibi sokakta bir müddetceğiz âramı hümüyun ile âlâmelâinnas fevkalhad nâil olduğu tebşiri hoşnudi velinimetin dâvet eylediği giryei ıztırarı ve kemâli şevk ve şâdi ile ârız olan sürür ve hayret, meşyü harekete mecalden bî kudret bırakıp hemen oradaki (tütüncü dükkânına girip ve kendisini toplayıp) hanesine avdet etmiştir.”
Ertesi günü Silâhdar Girildi Ali Ağanın “saka” tâbir edilen gedikli hizmetkârı Yakub Ağa gelip Âta Beyle biraderinin Enderuni Hümâyunda Kileri Hâs koğuşuna kabul edildiğinin puslasını ve otuz bir kuruş çıraklık akçesini getirir. Bir hafta sonra da çocuklar saraya giderler. Tayyarzâdelerin Enderuna girdikleri zaman Enderun teşkilâtının kökten değiştiği devre rastlar. Atâ Bey bir müddet Asâkiri Mansûrei Muhammediyeye zâbit yetiştirilmek üzere ayrılan ağalar arasına katılır, meydanlarda kırlarda, bizzat padişahın nezâretinde talimler yapılır. Bu arada sarayda bir bando teşkil edilir, kardeşi Halil Bey de bandoya ayrılır. Enderun takımının ekserisi ötedenberi cündilik ve tokmakbazlık ile meşgul “ve bu fenlerde çapik ü cessur olduklarından” piyâde taliminden ziyade süvari talimine heves ve istidatları nazara dikkate alınarak sarayda iki süvari bölüğü tertip olunur. Bu sefer Atâ Bey de süvari olur ve meşhur Fransız Rüstem Bey kendilerine muallim tâyin edilir (B. : Rüstem Bey). Süvari taliminde epeyce tahsil ve melekeye muvaffak ve; “ortası tuğralı şîmden mamûl dairei şemsin nısfı resminde olan bir çift nişan ile” süvari onbaşısı vekili olur. Süvari talimi arasında, ekseriya cumartesi günleri tebdili kıyafet ederek mesire yerlerinde dolaşan İkinci Mahmuda, kavas kıyafetinde refakat eder. İkinci Mahmudun Râmi Kışlasında bir yıl ikameti esnasında, (B. : Mahmud II; Asâkiri Mansûrei Muhammediye; Râmi kışlası; Târihi Livâ). Atâ Bey de bir süvari olarak maiyeti seniyede bulunur. 1828 (H. 1244) yılında Râmi Kışlası hayatından bahseden Tayyarzâde Atâ Bey, “çapiksüvaranı meydanı hünerverî tirendâzîde yegânei rüzigâr olan cündî ve kemankeş üstadım Şişman Mehmed Efendiden edindiğim talim ile hemen yedi yüz adıma kadar ok atmağa meleke hâsıl olmuş idi” diye bir hâtıra kaydediyor, ve, o zaman arkadaşlarından olup Baş Çuhadar bulunan Damad Said Paşa, Çavuş Haşim Bey, sonra Mabeyinci olan Selim Efendi, Kırımlı Mustafa Ağa ve Çerkes Abdi Paşa ile birlikte pâdişahın maiyetinde Okmeydanı Tekkesine giderek huzuru hümüyunda kabze kavrayıp atıcılık müsabakası yaptıklarını naklediyor.
Râmi kışlası dönüşünde, Enderuni Hümâyun Ağaları “iltifatı velinimetten mehcur” olmuşlar, üstlerinden asker esvapları alınmış, bunun üzerine, Atâ Bey, bazı arkadaşlariyle birleşek arapça okumağa karar vermiş; devrin ulemasından olup halk ağzında evliyalığı söylenen Zihneli Ömer Efendiden haftada üç gün ders vermesi rica edilmiş, “sarf” ı bitirdikten sonra “nahiv” e başlamışlar, bir taraftan da yazı dersi almışlar. Bir kısım arkadaşları ise askerliğe heves edip Asâkiri Mansûreye küçük zâbit kaydolunmuşlar ve az zamanda ilerleyip yükselmişler; bir sene sonra, hocaları Ömer Eefendi ölmüş; fakat diğer saray hocalarından ve bu arada bilhassa İsmetbeyzâde Ahmed Ârif Hikmet Bey ile Hafız Mehmed Emin Efendiden tahsillerini ikmâl etmişler (B.: Arif Hikmet Bey). Denizlili Yahya Efendiden de “Halebî” ve “Mültekaa” okumuşlar:
1249 Ramazanından bir gün evvel Tayyar Efendi ölmüş (1833), ev halkından “alil ve alile bir takım ihtiyar ve amelimânde yirmi kadar bîçaregân” Atâ Beyin eline baka kalmış. Atâ Bey de 1250 saferinde (İkincikâunn 1834) hazine kethüdası Bekir Efendinin ruhsat tezkeresini alarak saraydan çıkmış ve Üsküdarda akrabasından bir zatın hânesine misafir olarak kalabalık aile efradını geçindirebilecek bi iş kollamış. O zamanlar Tophane Müşîiri olan Ali Riza Efendinin Atâ Beye teveccühü varmış, ki bu zat Ayasofya Camiinde esrarengiz bir cinayete kurban olmuştur; efendinin delâletiyle Koca Yusuf Paşa biraderzâdesi Sadreddin Beyin dostluğunu kazanmış, iltizam işleriyle meşgul olan Sadreddin Beyin yanında Anadoluya giderek Amasya, Keban Madeni, Harput, Malatya, Dârende, Sivas, Maraş, Elbistan, Tokad, Turhal, Zile, Ankara, Çankırı, Tosya, Osmancık, Çorum, Sinop, Ereğli, Şile, Amasra, Bafra, Samsun, Merzifon, Lâdik, İskilip, Sungurlu, Sandıklı, Haymana, Nallıhan, Vezirköprü, Boyabad ve daha bir çok Anadolu köy ve kasabalarını dolaşmış ve bu âlicenap hâminin vefatından sonra İstanbula dönmüş. Bir kaç gün sonra, devrin vezirlerinden Mehmed Tayyar Paşaya sokakta rastlamış, açıkta olduğunu öğrenince Atâ Beyi alıp Serasker kapısına götürmüş, Halil Paşanın huzuruna çıkarmış, devrin seçkin sîmalarından Hacı Reşid Paşa da Seraskerin yanında imiş ki; bu zatın İlmiyeye mensup olan babasının müderrisliğe tâyinine vaktiyle Atâ Beyin babası Tayyar Efendi delâlet etmiş imiş, Hacı Reşid Paşa bunu unutmamış, Serasker Paşaya o da ayrıca rica etmiş ve Atâ Bey ileride açılması karar altına alınmış olan Dâri Şûrayi Askeriye, beş yüzden yüzü açıldığı zaman ödenmek üzere dört yüz kuruş maaşla mükayyit tâyin edilmiş; pek az sonra da Dâri Şûrayi Askerî teşekkür ederek vazifesine başlamış.
1837 (H. 1253) de Kürdistanda çıkan bir isyanı bastırmağa memur Hafız Paşaya pırlantalı Tasviri Hümâyun nişanını götürmeğe memur edilen Hüseyin Paşanın maiyetinde deniz yolu ile Samsuna ve oradan beş günde Malatyaya giderek bu şehirde Hafız Paşaya mülâki olduktan sonra Dârende, Sivas, Tokod, Turhal, Amasya, Merzifon, ve İzmit üzerinden yedi ünde Üsküdaara dönmüş, yolda, jurnal tarzında yazdıklarını tebyiz ile Serasker Paşaya takdim etmiş ve 1840 (H. 1256) da gayret ve hizmetini takdiren mücevherli bir kıta Hamse nişanı ile taltif edilmişti.
1839 (H. 1255) da Tayyar Paşa maiyetine memur edilerek Nizib muharebesi arifesinde Orduyu Hümâyunda bulundu; bu arada orduda yakalanan Mısırlı iki casus yüzünden Serdar Hafız Paşanın haksız olarak sert bir hitabına maruz kaldı, ki İstanbulda da bir hayli faaliyet göstermiş olan Mısırlı İbrahim Paşanın casusları hakkında, Atâ Bey, tarihinde şu notları tesbit etmiştir:
Birecik yanından Murad suyunu geçmişler, İsmail Paşa livasında kaymakam olan Kavaklı Mehmed Bey çadırına akşam yemeğine davet etmiş, arkadaşlarından Nedim Efendi, Emin Bey ve Zarif Efendi de orada imiş... O gün ordunun karakol zâbiti Mehmed Bey imiş.. Yemek esnasında bir çavuş gelip: — Karakol merkezine iki çıplak adam geldi, Serasker Paşayı görmek istiyorlar, ne emriniz olur? diye sormuş...
Atâ Bey merak edip söze karışmış:
Haydi çavuş ağa o çıplakları buraya getir, Hafız paşaya ben götüreceğim! demiş..
Kaymakam Mehmed Bey bu teklifi reddedememiş, çıplaklar gelmiş, fakat içeri girmeyip çadır kapısında durmuşlar, “birkaç fener şûlesinde arzı lehce ve endam etmek istemediklerini sezen” Atâ Bey:
— Ağa biraderler, beriye gelin! deyince şaşırmışlar ve ancak birer adım atmışlar. Bunun üzerine Atâ Bey kalkmış, çıplaklar ve muhafızları ile beraber Hafız Paşanın çadırına doğru yürümeğe başlamış... Serasker çadırı civarında bir maş’ale yanıyormuş... Atâ Bey, meş’ale ışığında çıplakları dikkatle muayene etmiş.. vücutları o taraf ahalisi gibi esmer olmayıp beyaz imiş.. ve tendürüst imiş... Bu adamların, Mısırlı İbrahim Paşanın casusları olduğu hakkındaki şüphesi kuvvetlenmiş... Paşanın huzuruna girip keyfiyeti arzetmiş, Tayyar Paşa ile Birecik mütesellimi Ayıntablı Battal Bey de Seraskerin yanında imişler... Verilen emir ve müsaade üzerine çıplaklar da çadıra alınmış ve bir tanesi şöylece nakletmiş:
— Efendim, biz buraya iki saat mesafede Mezar kariyesi ahalisindeniz, değirmene un övütmek üzere gelmiştik. Mısır ordusunun atlıları yolumuzu kesti, zâbitleri bize Osmanlı askeri Murad suyunu beri tarafa geçti mi diye sordu; geçtiler dedik, ne kadar asker olduğunu işittiniz mi dedi, suyu bu tarafa geçenler elli bin ve geriden gelmekte olup geçecekler yüz elli bin olduğunu tevâtüren işittik dedik; bunun üzerine Mısırlılar unumuzu döktüler, hayvanımızı aldılar, bizi de soyup dövdüler.. demiş...
Bunun üzerine Paşa elini kesesine atıp çıplaklara bir avuç altın ihsan etmiş ve:
— Evlâdım, ben sizin zâyiatınızı yakın vakitte onlardan ziyâdesiyle alırım, siz hemen köyünüze dönün ve pâdişahımıza dua ile meşgul olun!.. demiş...
Bunun üzerine Atâ Bey kendisini tutamamış:
— Efendim, vukuat dedikleri gibi ise, mağduriyetlerine mukabil lutuf ve ihsan buyurmuş oldunuz, ancak irâde buyurur iseniz bu gece Birecik mütesellimi Battal Bey bendenizin yanında misafir olsunlar, yarın ahvalleri bir soruşturulsa münasip olur gibi geliyor... demiş.
Hafız Paşa hiddetlenmiş, Tayyar Paşaya hitaben:
— Paşa Hazretleri! Sizler gibi kıymetli zevatı böyle nâzik işlere memur ederler de maiyetlerinize böyle çoluk çocuğu katarlar, onlar da Devleti Aliyyenin bizim gibi emektar adamlarına akıl öğretmeğe çalışır, ne garip şeydir! Der.
Atâ Bey de:
— Mükâfata mukabil tahkire duçar olduğuma müteessif oldum amma bu elemi dahi mukadderata hamlederim! deyip huzurdan çıkmış.
Bu vakadan birkaç gün sonra Hafız Paşa ordusu Nizibdeki bozguna uğramış... Aradan yıllar geçmiş, Mısır meselesi kapanmış, Mısır ordusundan bir çok zâbitler Osmanlı ordusuna geçmişler... Atâ Bey Üsküdarda Mirahorda oturuyormuş, komşularından Derviş isminde bir zât kızını Mısırlı zâbitlerden birine vermiş, Atâ Beyi de düğüne dâvet etmiş, fakat bey bir özür dileyip düğüne gitmemiş.. Bir cuma günü, o semtteki Hacıahmedpaşa Hamamına gitmiş... Hamamın soğukluğunda oturup dinlenirken çıplak bir adamın endâmı gözüne yabancı gelmemiş.. ve gözlerini o adama dikmiş... Beriki bunu fark edince renkten renge girmeğe başlamış ve nihayet tahammül edemiyerek Atâ Beyin yanına gleip dehâlet ve eski cürümlerinin affiyle şefaat rica etmiş.. Derviş Ağanın kızını alan kendisi imiş, Mısır ordusunda kaymakam olup adı da Hurşid Bey imiş.. Hafız Paşa Halebe doğru ilerlerken bir binbaşı ile beraber İbrahim Paşa tarafından casusluğa memur edilmiş.. Köylü kıyafetinde Malatyaya gelmişler.. Kendisi gözlemcilik, arkadaşı da börekçilik sanatlarını bildiklerinden ve yaptıklarını da gayet ucuz sattıklarından “canım bizim İzzet Ağanın gözlemesi veyahut Ahmed Ağanın böreği pek güzeldir” diyen ordu zâbitaniyle temas etmişler... Kendi kendilerini soyup Biricek civarında da orduya girmeğe muvaffak olmuşlar, fakat, Hafız Paşanın huzurunda Atâ Beyin şüphesi üzerine korkarak ertesi sabah alaca karanlıkta kaçmışlar...
Atâ Bey, bir müddet Dâri Şûrayi Askerîde kaldı; Halil Rifat Paşanın reisliğinde maaşı 800 kuruşa çıktı, tayın bedeli ile eline, o zamanlar için mühim sayılabilecek 1500 kuruş geçti. Girid valisi Mustafa Paşaya divan kâtibi tâyin edildi. Giritte birkaç defa eşkıya muharebelerine iştirâk etti; fakat 1843 (H. 1259) de, münafıklar yüzünden vâli paşa ile arası açıldı, paşanın suikastından korkarak bir gece, Kandiye limanından bir küçük kayığa atlayıp adadan kaçtı, on gün Akdenizde çalkanarak ve ölüm tehlikeleri atlatarak İzmire, oradan bir Fransız posta vapuru ile İstanbula geldi. Bir ay kadar evinde boş oturdu; bir gün, Seraskerlik kapısı yoklama kalemi kâtiplerinden Ârif Efendi geldi: “Dâri Şûra Müsteşarı Bostancıbaşızâde Hacı Edhem Efendi, Giritten belki avdet edersiniz diye maaş ve tayınatınızı hazineye alıkoymuş idi” dedi. Atâ Bey, bu suretle eski memuriyetine döndü ise de, reis İşaretçi Osman Paşanın sert muamelelerine dayanamadı, istifa etmedi ıse de memuriyetine de devam etmedi; açıkta kaldı, 1845-1846 (H. 1263) arasında Adana Malmüdürlüğünde bulundu, 1847 de Haleb malmüdürü oldu ise de Vâli Zarifi Paşa ile geçinemedi, İstanbula döndü, 1848 (H. 1262) de İstanbul ordusu muhasebeciliğine tâyin edildi; 1852 (H. 1269) de memuriyeti üzerinde kalmak üzere Tunus Valissi Ahmed Paşanın hastalğı münasebetiyle devlet namına istifsârı hâtıra memur edildi. Ayni yıl içinde Rusya harbi başlayınca Rumeli ordusu muhasebecisi oldu; fakat, müdahaleler yüzünde vazifesine devam imkânını bulamadı, dört yıl açıkta kaldı; ailesi kalabalık olduğundan, her ay 15.000 kuruş almak üzere sarraf Aslanoğlu Avanese 3000 kese borçlandı; borcuna karşılık babadan kalma bağını ve evini sarrafa terketti; Sadrâzam Mustafa Reşid Paşayı ziyaretinde Cebeli Lübnan mutasarrıfı tâyin edildi ve bir müddet sonra vezirlik rütbesiyle Haleb Valiliğine tayin edileceği vâdini aldı, fakat bir hafta sonra büyük devlet adamının ölümü ile bu vaad yerine getirilemedi.
1856 (H. 1273) da Beyruta giden Atâ Bey 1859 (H. 1276) da Cezayiribahrisefid mutasarrıfı oldu ve mutasarrıflık merkezi olan Rodos adasına gitti; Adada otuz dokuz ay kaldı. Ordu muhasebecilikleri zamanında yolsuzluklar olduğu ihbarı ile mahkemeye verildi, azledilip İstanbula çağırıldı. Uzun ve üzücü bir muhakemeden sonra beraet etti. 1865 (H: 1282) de Filibe mutasarrıfı oldu, burada da otuz üç ay çalıştı, birçok imar işleri arasında bilhassa, Bulgaristanda gülyağcılığı tâmim etti; fakat halk üzerindeki nüfuz ve itibarını çekemiyenlerin fesâdı ile azledildi. Bir yıl açıkta kaldı; birikmiş parası yoktu, elinde avucunda para edebilecek nesi varsa satmak zaruretinde kaldı, fevkalâde sıkıntı çekti; 1869 (H. 1286) da İzmit mutasarrıfı oldu, fakat ancak iki ay kalabildi, hastalandı, istifa etti; aynı yıl içinde sekiz ay kadar da Karasi mutasarrıflığında bulundu, fakat Bursa valilerinin “iltifatları ile tahsili rızalarına” muvaffak olamadı; nihâyet merhameti celbederek 5000 kuruş mâzuliyet maaşiyle inzivâya çekildi ve eserini yazmağa başladı; itmamından bir müddet sonra 1877 (H. 1293) de Haremi Nebevi müdürlüğüne tayin edildi, Hicaza gitti ve orada öldü.
Tayyarzâde Atâ Bey
(Resim: H. Çizer)
Theme
Person
Contributor
H. Çizer
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030029
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
H. Çizer
Description
Volume 3, pages 1181-1185
Note
Image: volume 3, page 1181
See Also Note
B. : Âta tarihi; B. : Tayyar Ağa; B. : Rüstem Bey; B. : Mahmud II; Asâkiri Mansûrei Muhammediye; Râmi kışlası; Târihi Livâ; B.: Arif Hikmet Bey
Theme
Person
Contributor
H. Çizer
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.