Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÂŞİYAN, ÂŞİYAN MÜZESİ
Rumelihisarında, kayalar mezarlığının üstüne rastlıyan sırtta, Hisarın cenup bedeni dışında Edebiyatı Çedidenin en parlak siması büyük şair Tevfik Fikretin evi; İstanbu Belediyesi tarafından zevcesi Fatma Nâzime Hanımefendiden on bin liraya satın alınmış ve 1946 yılında bir müze olarak açılmıştır; içinde, Edebiyatı Cedide şairleri ile mübeşşirlerinin hâtıraları, metrûkâtı toplanmaktadır. Fikret, Âşiyanda ömrünün son dokuz yılını geçirmiş ve bu köşkte ölmüştür.
Bebekten gelindiğine göre, Kayalar mezarlığının başından oldukça dik ve yılankavi bir yol ile çıkılır; yol, Belediye tarafından paket taşı ile döşenmiştir. Âşiyan, büyük denilemiyecek bir bahçe içinde üç katlı mütevazi bir yapıdır; bodrum katı ve şimale bakan duvarı kâgir, üst tarafı ahşaptır.
İçinde sahibinin oturduğu zamanlardaki Âşiyanı, Ruşen Eşref, 1919 da Sûdi Kütüphanesi tarafından neşredilen “Tevfik Fikret” inde şu satırlarla tasvir ediyor:
“Demir parmaklıklı ufak kapının yanında sizi evvelâ o tombul ağaç karşılar: hafif ıtrı, müebbed yeşilliğiyle genç bir ada çamı! Âşiyanın Hisara nâzır duvarı - taşları iltizamî bir kabalıkla yontulup üst üste yığılmış gibi duran koyu gümüşî duvar - içinize vahuş bir kovuğa girecekmişsiniz duygusunu verir. Hayâlinizi insâniyetin iptidaî devrine çıkarın: Yalnız bir tepe üstünde, hay...
⇓ Read more...
Rumelihisarında, kayalar mezarlığının üstüne rastlıyan sırtta, Hisarın cenup bedeni dışında Edebiyatı Çedidenin en parlak siması büyük şair Tevfik Fikretin evi; İstanbu Belediyesi tarafından zevcesi Fatma Nâzime Hanımefendiden on bin liraya satın alınmış ve 1946 yılında bir müze olarak açılmıştır; içinde, Edebiyatı Cedide şairleri ile mübeşşirlerinin hâtıraları, metrûkâtı toplanmaktadır. Fikret, Âşiyanda ömrünün son dokuz yılını geçirmiş ve bu köşkte ölmüştür.
Bebekten gelindiğine göre, Kayalar mezarlığının başından oldukça dik ve yılankavi bir yol ile çıkılır; yol, Belediye tarafından paket taşı ile döşenmiştir. Âşiyan, büyük denilemiyecek bir bahçe içinde üç katlı mütevazi bir yapıdır; bodrum katı ve şimale bakan duvarı kâgir, üst tarafı ahşaptır.
İçinde sahibinin oturduğu zamanlardaki Âşiyanı, Ruşen Eşref, 1919 da Sûdi Kütüphanesi tarafından neşredilen “Tevfik Fikret” inde şu satırlarla tasvir ediyor:
“Demir parmaklıklı ufak kapının yanında sizi evvelâ o tombul ağaç karşılar: hafif ıtrı, müebbed yeşilliğiyle genç bir ada çamı! Âşiyanın Hisara nâzır duvarı - taşları iltizamî bir kabalıkla yontulup üst üste yığılmış gibi duran koyu gümüşî duvar - içinize vahuş bir kovuğa girecekmişsiniz duygusunu verir. Hayâlinizi insâniyetin iptidaî devrine çıkarın: Yalnız bir tepe üstünde, hayatın maddî ihtiraslarına yabancı bir mûtekif ömrü süren, eski kâhinlerden birinin mâbedine ulaştınız sanırsınız. Sâde, fakat nazirsiz bir güzelliği bulunan bahçenin ince kumlu yollarını biraz kırıp çiğnersiniz. Eliniz çıngırağa hafifçe dokunur!.. Kapının önünde epeyi ayakta kalacaksınızdır. Rüzgârlarla ağaçların sesinden başka hiçbir sese alışmamış tenha Âşiyan çıngırak ihtizazlarına geççe cevap verir: İhmal belki size o şâhikadan Boğazın en seyrine doyulmaz bir parçasını, büklüm büklüm suları, yer yer nefti, kızıl yamaçları, basık küçük yalıları, açılmış birer zambak gibi iki sarayı - Beylerbeyi ve Göksu - ile en zengin parçasını göstermek içindir.
“Nihayet çekingen bir el kapıyı açar. Küçük kız sizi salona alır. O kzın her evdeki hizmetçide rastgelinmiyen temiz bir giyinişi, dikkatle taranmış saçları, yüzünün daimî bir tebessümü vardır.
“Hiç umulmıyan tarzı tefrişi, tezyiniyle her ziyarette size ilk defa görüyormuşsunuz hissini veren salonun neresinde yer beğeneceğinizi tayinde acemileşirsiniz. Güzelliğe meshuf bir ruhun tekemmül etmiş in’ikası olan salonun her noktası, zihni saatlerce yormadan düşündürür:
“Rengârenk camları gotik mâbetleri hatırlatır. Sâde, çiçek gırlantlı duvarları, hafif inhinalı tavanı kadim Yunan evlerini andırır. Sedef kakmalı, kadife döşeli sediri, kanapeleri bundan yirmi sene evvelki İstanbul zevkini uyandırır. Cilâlı tahtalara serilmiş zarif seccadeler hayalinizi Buhâraya, İrana kaçırır. Şu yüksek tirşe lâmba, şu fağfur kâseler ihtiyar Çinin metâıdır; siyah zemin üzerine sarı sırma kartal işlemeli paravana, ince resimli küpler, volkanlar ve padgodalar adalarına mensuptur. Loş, minimini bir girintinin bir tarafındaki ocak, karşısındaki uzun minderi, şal örtüleri, işlemeli yastıkları, ayet levhaları, tavandan sarkan Arabesk lâmbasiyle zihninizi asırlar arasında dolaştırarak tâ kurunu vusta İslâm şarkının efsanevî odalarına götürür. Sedefli, oymalı sigara iskemleleri Bağdadı, Şamı düşündürür.
“Duvarlar tablolarla örtülmüştür. Münasip yerlere nefis cildler, içlerinde her gün tâze çiçekler yaşayan Sevr vazoları konulmuştur; öteye beriye heykeller, çevreler serpiştirilmiştir. Hasılı bu yer, tenevvü içinde bir vahdet misali, imtizaç etmiş bir âhenk âlemi, bütün bir hüsün iklimidir. Denilebilir ki hakikatte birbirine zıt, rakip milletlerin - yüzlerce senedir yürütüp getirdikleri - sanatları bu âsûde salonda uyuşmuşlar! Ve o beynelmilel güzellikler, şairin, ruhunda yaşattığı barışık insaniyet hayalinin bir timsalı gibi bu lâneyi süslemiştir! Buradaki en ehemmiyetsiz şeyin üzerinde bile derin bir vukufi sanat titiz titiz işlemiştir. Siz oturduğunuz iskemleyi kıpırdatmağa bile kail olamazsınız; fakat her gün bir yenilik arayan sahibinin elleri altında o nefis hurdalar yerlerini sık sık değiştirir.
Edmond Rostand’ın Kambo’daki sayfiyesini ziyarete çıkan bir muharrir, Henri Bordeau, kaarilerine: “Şairin tâbilerce mechul bir mühim eseri de Arnaga villâsıdır.” diyor. O muharrir güzellik arayan ruhunu birkaç zaman da sehhar Şarkımızın firûze seması altında gezdirip Âşiyana da yolu düşseydi: “Bu vakur münzevinin, bu tabiat meftunu şairin herkes tarafından bilinmiyen bir şâheseri de Âşiyandır” derdi.
Âşiyanın mimarı Fikret, odalarının nâzımı Fikret, duvarlardaki tabloların ressamı Fikret, eşyasını intihap eden, bahçesinin tarhını çizen Fikret, ruhu, her şeyi Fikrettir.
“Siz, muhayyilenizi kamaştıran bu sükûn, bu saadet penâhında dalmışken o, geniş göğsü, parlak siyah gözleri, açık alniyle kapıların birinden yavaşça görünür. Pek büyük bir adam huzurunda bulundu iseniz, kalbinizi azametle karışık bir hicap içinde çırpındıran o tesiri eğer duymuşsanız Fikreti gördüğünüz vakit mevcudiyetinize yapılan o râşeyi hakkiyle anlarsınız. O, kuvveti ifham eden serî adımlarla yaklaşır, - tombul parmaklarının ucu sivri - elini size uzatır, ve elinizi samimiyetle sıkar. Kanapesine oturur. Parmaklarını kenetler. Ellerini uğuşturur. Ve nazarların önüne eğerek o vücutta hiç ummadığınız nâzik bir sesle hatırınızı sorar.
“Âşiyanda zevkten doğan bir zenginlik var. Bir zenginlik ki liraların mahsulünü solgunlaştırıyor. Meselâ ortada nârin bir seccade örtülü masada Japonkâri yüksek tirşe bir lâmba duruyor. Etrafında donuk siyah tunçtan bir çember var. Çemberin bir kenarından yine tunç bir kurbağa tirşelere doğru tırmanıyor. Fakat o kadar sanatla yapılmış ki... İyice görmek için tâ yanına gittim. Meğer hakikî bir kurbağa kurusuymuş. Muhakkak ya bir yol kıyısında bulmuştur, ya bir çalı kenarında... Fakat onu buraya koyabilmek için bu adamın zihninde eşyası, teferruatına kadar; ne kuvvetle yer tutuyor. Gezdiği zamanlarda bile beyni nasıl sanatkârane âhenkler arıyor, düşünüyor, görüyor, buluyor. Yine ayni masanın üstünde bazı yerleri hafifçe yosun tutmuş bir taş var. Öyle taşlardan bir çoğunu deniz kıyılarında gezdikçe siz de ben de görmüşüzdür; fakat hiçbirimiz onun bir kenarına tunçtan küçücük bir heykel koyuvermeyi, o incecik yosunlar arasına da çiy daneleri gibi gayet küçük bir iki inci kırıntısı serpiştirivermeği düşünmeyiz. Bu güzel ve ucuz biblo yalnız onu tahayyül edebilen zekâya mev’uddur. Köşede abanoz renkli, sedef menevişli bir koca taht var. Üst kenarlarından büzme büzme şallar sarkıyor. Hele o türlü yollu yollu, koyu çubuklu şallar bana tabutları ve cenazeleri hatırlatır da hiç sevmem. Fakat orada o sedefle o tahtaya o kadar uygundu ki... Sonra ince yuvarlak sütuna kabzası beyaz, kıvrık bir eski zaman kılı asmış fevkalâde zarif... Koyu mavi zemin üzerine yaldızla yazılmış sülüs levhalara, tahini ipekten büzme büzme çerçeveler yaptırmış. Maamafih bu güzel şeylerin yanında insanı gülümseten tuhaf, yapmacık şeyler de var. Meselâ karşılıklı iki camekânın içinde iki fujer yetiştiriyorlar. Saksının orta yerine, nebatı düz tutsun diye bir kamış dikmişler. Ucunda da ya yapma, ya da dolma bir kuş oturuyor. O kuş da, Cemil Paşanın nefîs bahçesindeki letafeti berbat eden o iki sun’î leylek gibi sinirime dokundu. Fakat umumî âhengin içinde bu teferruat o kadar göze çarpmıyor. Zira oda o kadar mânidar ki. Yalnız ev ve süs aşkının değil, aile ve ahlâk aşkının da iyi bir nümunesi.. Tahtın yanı başındaki şömineli hacleyi babasının hâtırasına hasretmiş. Yağlı boya ile babasının resmini yapmış... Belki oradaki örtüler, levhalar, beyaz dal işlemeli pembe atlas seccade, küçük sedef çekmece hep pederinden yadigârdır. Az ötede baba aşkına hoca aşkı refakat ediyor. Recai zade Ekrem Beyin buruşuk mavi bir pas partu içinde başı açık bir fotoğrafisi asılı. Kitap dolabının üstündeki vazoda her vakit o resme doğru uzayan zarif ve taze bir demet bulunur. Salonun bir köşesini de Halûk’un çocukluk hâtırası, refikasının oğlu ile bir arada çıkarttığı resimler işgal ediyor. Fikret bize mektepte edebiyat dersi vermişti. Burada da salonu bir ev ve bir aile aşkı, bir ahlâk ve terbiye dersi veriyor.
“Kendisi yanımıza biraz geç geldi. Bahçe ile uğraşıyormuş.
— Meşguldüm. Çabuk kurtulacağım zannediyordum. Sizden mahrum kalmak da istemiyordum. Onun için alıkoydum... diye özür diledi.
“Ne kadar munis adam! Kendisi söylemiyor ama anlaşılıyor ki bu yalnız yerde yaşamaktan biraz canı sıkılıyor. Kendisi Âşiyanı “meşguliyetli bir inziva” diye tarif ediyor.
........................................
“Gümüş zarf fincanlarda kahve geldi. Fakat Âşiyanda işler o kadar muntazam, o kadar sessiz görülüyor ki, içinde canlı mahlûk yok gibi... Ayak sesi, fincan şıngırtısı bile duyulmuyor... Sonra ne kadar tertip var. Bu evde erkeğinin arzusuna refakat eden intizamperver bir kadın ruhu seziliyor. Tuhaf bir rşey söyleyim. Gümüş zarflar ekseriya insanın elini yakar değil mi? Âşiyanda yakmıyor. Biraz ılıtıp da mı getiriyorlar, yoksa bizim hüsnü kuruntumuz mu?
........................................
“Evinin her tarafı salonu gibi. Bizim memleketimizin sanayine çok meftun. O eski gümüş el aynaları, eski sırma ve ipek işlemeli yastıklar, abâni kumaştan perdeler, eski divitler, kalemdanlar, kalemtıraşlar, rahleler, arabesk sandalyeler, el yazısı kitaplar Âşiyanın her tarafında görülür. Fakat en çoğu salonun yanındaki küçük odada, tavanı eski Türk evlerinin tavanları gibi müdevver, üstü enginar gibi nebatlar resmedilmiş kahve rengi kâğıt kaplı o oda çok koyu, ve ilhamkâr. Gayet basit birer rafa eski ciltler içinde el yazısı divanlar, farisî, arabî kitaplar dizilmiş... Salonun kapısından o odanın duvarındaki kalkan, karğı, miğfer, zırhlı kolluklar gayet heybetli gözüküyor. Fakat benim en ziyade, kitap odası hoşuma gidiyor. Meyilli, dirsekleri çıkık, hâre hâre zeytunî boyalı bir tavan; koyu vişne rengi duvarlar; orta kapıya karşı geniş minderin üstünde dar, uzun, camları rengârenk bir pencere ve altında kitap dolu bir raf... Sonra bahçeden üç cephedeki balkona ve kitap odasına medhal olan, köprüye karşı geniş, her yanı açık gayet sade bir yazıhane, arkalığı oymalı geniş, sarı bir sandalye, etrafta yine kitap dolu raflar ve bahçeye nâzır kapının iki tarafında da dört mainî direk arasına dizilmiş şık ve basit raflarda kitaplar... Yemek odası en alt kattadır. Pencereleri yüksekte kalır. İçlerinden birer saksı fujer sarkıyor. Büfesi, duvarların içine yapılmış kabarık gül oymalı, fevkalâde zarif ve boydan boya uzun birer yerli dolaptır. Sofrası son derece temiz, süslü, tertipli... Uzun bir sofradır. Cidden bu adam ev hayatına tapıyor. Her tarafına birer isim bulmuş. Meselâ salona girilecek dış kapının sahanlığı altında sarmaşıklara bürülü, iğri taşlı bir pencere vardır. Ona Sokratın penceresi demiş. Bahçede Boğaziçine nâzır sedlere eski zamanlardaki gibi kayalar içine sedirler oymuş. Taş taş üstüne koyup kaya parçalarından masalar, kanapeler yapmış. Onların civarında sıra ile dikili üç nârin servi vardırı. Onlara “Les Trois-Grâces” diyor. Salonun yanındaki küçük odaya üçü Anadoluhisarına, üçü de Beylerbeyi tarafına nâzır çıkıntılı ve dılılı altı pencere yaptırmış. Onları birer panorama gibi telâkki ediyor. Hangi birini açsanız Boğazın ayrı bir köşesini görüyorsunuz. Hasılı Âşiyan biraz oyuncaklı, fakat o kadar yektâ, o kadar nezih bir şey ki onu size benim acemi kalemim değil, kuvvetli bir sanatkâr kalemi iyi anlatabilir. Hepsinden iyisi, kendiniz görmelisiniz.
........................................
“Renklerden tirşeyi pek severdi, Salondaki ve kitap odasındaki lâmbaları, abajurları tirşeydi. Yol halıları tirşe, yemek tabaklarının çiçekleri tirşe idi. Salonun duvarları tirşeye yakın bir renktedir. Bu zevkini evinden mektebe de teşmil etmişti. Mektebi Sultaninin musiki salonundaki duvar da tirşeyi andırır bir renktedir. Kapılar da o renge yakındır. Tirşenin imtizacından hasıl olan açık ve koyu renkleri, - donuk, yeşillere kadar – diğerlerine tercih ederdi. Kumaşlardan da kadifeyi sevdiği aşikârdı. Zira salonunun döşemesi kadife, yeleği kadife, köşe yastıklarınden bazıları kadife, evde giydiği takke kadife, gömlek kadife idi.”
Âşiyan İstanbul Ansiklopedisi adına 1947 de ve 1959 da iki defa ziyaret edilmiştir; aşağıdaki notlar bu ziyaretlerde tesbit edilmiştir.
Âşiyan bina olarak tarâvetini muhafaza etmektedir; fakat, Rûşen Eşrefin tasvir ettiği Fikretin eliyle tanzim edilmiş olan içi, birkaç parça eşya müstesnâ, tamamen değişmiştir, bu değişiklik de şâirin ölümü ile Âşiyanın İstanbul Belediyesince satın alınarak bir müze haline getirildiği zaman arasında olmuştur.
Eski gaz lâmbalraının yerini elektrik tesisatı almıştır.
Şâirin kütüphanesi de yoktur. Maarif Vekili Necati Beyin imzası ile şâirin zevcesi Nâzime Hanıma gönderilmiş bir teşekkür mektubundan kitapların Galatasarayı Lisesine bağışlandığı anlaşılıyor; fakat mezkûr lisenin kütüphane kayıtlarında buna dair hiç bir işaret yoktur; kalb huzuru için Galatasayı Lisesi kütüphanesinde umumî tasnîfe tâbi tutularak dağıtılmış olmasını kabul etmek lâzımdır, şunun bunun elinde kaldığını düşünmek de pek hâzindir.
Binanın müze olarak açılan yerleri birinci kattaki salon ve bir oda ile ikinci kattaki yatak odası ve mesâi odasıdır.
Bahçedeki iki şamfıstığı için zevcesiyle şâirin diktiği söylenir; havuz kenarındaki kaba taştan masa ve sedir eski halindedir. Havuzun arkasındaki kayalıkta şâirin kendi eli ile yazıp taşçıya oydurttuğu mısralar kırmızı boya ile boyanmıştır. Rübabı Şikeste’nin ikinci tab’ında mevcut olan bu mısralar, Balkan Harbinden evvel söylendiğini gösterir.
Halbuki 1947 de müze gezdirilirken Balkan harbinde Edirnenin Bulgarlar tarafından işgalinden duyduğu teesürle yazılmış olduğu anlatılmıştı. Bizce böyle bir rivâyet varsa bu kayanın üstüne kazılmasının o kara güne rastlamasından doğduğudur. Mahkûk mısralar şunlardır:
Ey taş! Sen ey kitâbei jengini kün fekân
Bir ser şikeste heykeli Bülhevli andıran
Vaz’ınla seyri hilkat idersin pür iştibâh
İttin mi bâri sen o büyük sırrı iktinah?
Sen bâri anladın mı, sen ey kalbi zî huzur
Hep taş yüreklerin neye âlemde nasibi şevkü sûr?!
1947 de Âşiyan İstanbul Ansiklopedisi adına gezilirken yazı ailemizi nezaketle karşılayan müzenin eski memuru Bay Zeki Afşin Tevfik Fikretin Eyyubda bulunan kemiklerinin de Âşiyanın bahçesine nakledileceği tasavvurundan bahsetmişti ayni düşüncenin 1959 da da devam ettiği görülmüştür. Âşiyanın lûgat mânası düşünülürse bahçesinde velev ki sahibinin dahi olsa bir kabrin bulunması herhalde şairâne güzelliğine halel verir, Tevfik Fikretin ruhu Eyyubsultandan hoşlanır denebilir. Bahçeyi daha ziyade tunçtan dökülmüş bir heykel süsleyebilir.
İstanbul Ansiklopedisi müzenin 1947 deki memuru çok nazik Bay Hayrullahın adını buraya kaydetmekten bir zevk duymuştur; 1959 da Belediye müzeleri müdürü ve vazifesinin ehli sayın Ethem Sezdi ile müzenin pek aydın memuru Bayan Jalenin ve müzede çalışan değerli şâir Ali Vecdi Bingölün İstanbul Ansiklopedisini tenvir için gösterdikleri yakınlığı da şükran ile kaydetmek bu ansiklopedinin şiârindandır.
Âşiyan Müzesi — Âşiyanın, Boğaza bakan kapısından girildiğinde, alt kattaki salon Abdülhak Hâmid’e tahsis edilmiştir. Burada bulunan eşyanın hemen hepsi büyük şâirin son refikai hayatı Lüsyen Hanım tarafından verilmiştir. Bu hâtıralar 1947 de şöylece tesbit edilmişti:
Duvarlarda asılı resimler: Kapıdan girince sağdaki fotoğraf Hâmid’in etrafında toplanmış Türk edebiyatının beş güzîde sîmâsı; Âkif, Cenab, Süleyman Nazif, Sami Paşazade Sezai, Midhat Cemal ve Midhat Cemalin yanında küçük oğlu.
Sağdaki bölmenin karşı duvarında Lüsyen Hanımın portesi, kapının karşısındaki bölmenin büyük orta duvarında Halife Abdülmecidin Şâiriâzama khediye edilmiş yağlı boya Kurbağalıdere peizajı (Bu tablo için Göksu diyenler de vardır.) Yazıhânenin üstünde üç fotoğraf: Bebekte Hekimbaşı köşkünde Tahran elçisi müverrih Hayrullah Efendi ve karşısında havuz başında iki oğlu, Nasuhi Bey ve yedi yaşında Hâmid Bey, Abdülmecidin fırçasından çıkmış ve aynı salonun diğer bölmesinde bulunan yağlı boya Abdülhak Hâmid portresinin fotoğraf röprodüksiyonu. Üst sol köşede ressamın el yazısı ile “Büyük Hâmid’e.” ibâresi ve imzası; altında şu satırlar; şiir Tevfik Fikretindir:
Dehâ: ey neyyiri esrârı füshatzârı ilhâmın
Senin pişanii Hamid midir evrengi ârâmın?
Güler, ey Dahii Âzam, serin fevkinde ecramın
Olur meşhudi fikrim yâde geldikçe büyük nâmın
Derin bir cevvi lâhuti, geniş bir darbei şehber
Üçüncü fotoğraf on beş on altı yaşlarındaki Hâmid, ailesi arasında; babası, iki teyze hanım, annesi, kızkardeşi Fahrünnisa Hanım.
Bu bölmeyi soldaki bölmeden ayıran duvarın önünde heykeltraş Nijad’ın Abdülhak Hâmid başı, Soldaki bölmenin sağ duvarında şâire ölümiyle Makberi yazdırtan Fatma Hanımın büyütülmüş fotoğrafı; bu ince ve harikulâde dilber genç kadın resminin altında Beyruttaki kabrinin fotoğrafı; bu bölmenin karşı duvarında Hâmidin Fatma Hanımdan doğmuş çocukları. Hüseyin Beyle; 1946 da yetmiş iki yaşlarında vefat eden Hâmide Hanımın fotoğrafları ki bu hanımefendi Profesör Fâhirin annesidir; Hüseyin Bey ise Şâiriâzamın hayatında genç yaşında vefat etmiştir. Ayni bölmenin sol duvarında Halife Abdülmecidin büyük yağılı boya ve tam boy Abdülhak Hâmid porteri (yazıhâne üstündeki fotoğrafın aslı), ressamın imzası ve 1333 tarihi vardır. Ayni duvarda Abdülhak Hâmidin Fatma Hanımdan sonra evlendiği İngiliz Nelli Hanımın ve Londradaki kabrinin fotoğrafları; soldaki odanın kapı yanındaki duvarında iki yağlı boya portre: Şairin babası Hayrullah Efendi ve dedesi Hekimbaşı Abdülhak Molla. Salonun methal kapısının soluna düşen küçük duvar parçası üzerinde Emin Şükûhi Bey; kapının hemen solundaki duvarda Behçet Efendi.
Salounun ortasındaki vitrin: Üst gözde Abdülhak Hâmidin eserlerinin orijinal müsveddeleri: (sıra numaraları eserleri ayırt etmek için konulmuştur) 1 — Cünunu aşk, ilk müsveddeden altmış iki sahife ve içinde bir iki not. 2— Hâkan, ikinci defter, seksen sekiz sahife. 3— Liberte, nâtamam müsvedde 47 sahife. 4— Ruhlar, ilk müsvedde iki defterde elli yedi sahife. Hâmidin yazısiyle, üçüncü defter başkası tarafından tebyiz edilmiş. 5— İlhan, tam müsveddesi 166 sahife. 6— Arzîler, tam müsveddesi 75 sahife. 7— İbni Musa, son defter 229 uncu sahifeden 290 ıncı sahifeye kadar. 8— Finten müsveddesinden müsveddesinden üç sahife. 9— Tezer, tam müsveddesi 86 sahife. 10— Yabancı dostlar, baştan on iki sahifesi mükerrer olmak üzere yetmiş küçük sahife. 11— Zeyneb, ilk müsvedde 114 sahife. 12— Zeybep, tam ve katî müsvedde iki yüz dört sahife. 13— Tayıflar geçidi, ilk üsvedde 95 sahife. 14— Tarhan, ikinci defter 56 ıncı sahifeden 104 üncü sahifeye kadar. 15— Tezer ve Sahranın ilk müsveddeleriyle Mutekif ve Mütehassir manzumeleriyle sair birkaç manzume, 111 sahife.
Vitrinin bu üst katında Hâmide gönderilen bir iki telgraf, şâire ait birkaç perâkende mektup ve manzume ve bu arada hâmidin el yazısı ile genç yaşında vefat eden Türkoloğ Kip hakkında bir kıt’ayı ihtiva eden bir kâğıt vardır, kıt’a şudur:
Cümle yârânı vefasıyla ederken tatyip,
Kendi ömründe vefa görmedi ol zati edip,
Genç iken olmuş idi evci kemâle vasıl
Ne olurdu yaşamış olsa idi mister Kip
Bu vitrinin alt kısmında Hâmide ait bazı eşya teşhir edilmiştir: Yazı hokkası, yazı kurutma tamponu kalemler nişanlar, küçük bir tiyatro dürbini, tek gözlüğü, tesbihi, saati, kartvizitleri ve mebusluk hüviyet varakaları, gayet zarif ve küçücük bir dama takımı, son hastalığında verilen ilâç ve ölümünden birkaç saniye evvel bu ilâçla doldurulup ağzına götürülen kaşık.
Salonun methal kapısından girildiğine göre karşıdaki bölmede şöminenin yanında bir satranç masası ve satranç takımı, orta duvarın önünde Şâiriâzamın yazıhânesi, sol duvarın önünde bir etajer.
Soldaki bölmenin orta duvarının önündeki vitrin: Şâiriâzamın esvapları, sağda lâcivert bir kostüm, ceketin üst cebinde beyaz keten mendil, alt cebinde beyaz eldivenler, sağ kenarında fes. Ortada Bâlâ üniforması, göğsünde nişanlar, belinde kılıç, solda kadife yakalı lâcivert paltosu, köşede silindir şapka; vitrinin alt kısmında bir çift rugan iskarpini, şemsiyesi ve kamış bastonu.
Salonun methal kapısından girildiğine göre sağdaki bölme içinde gümüşî zemin üzerine çiçekli İtalyan kadifesinden iki koltuk bir kanape, Şâiriâzamın Londrada ikamet ettiği sıralarda kullanıldığı rivayet edilmektedir.
Âşiyanın alt katındaki soldaki oda Abdülhak Hâmid salonuna nisbetle pek fakirdir. Burada keydedilmeğe değer hemen yegâe kıymet, Recaizâde Ekrem Beyin Halife Abdülmecid tarafından yapılmış büyük yağlı boya portresidir. Bir duvarda Edebiyatı Cedide şair ve ediplerinin el yazılarını ihtiva eden küçük bir vitrin vardır ki bu arada Cenab’ın, Süleyman Nazif’in, Saffeti Ziya’nın, Halid Ziya’nın, Faik Âli’nin yazı ve imzaları ile haftalık Servetifünun gazetesinin bilâ müddet kapatıldığını sahibi imtiyazı İhsan Beye bildiren 10 teşrinievvel 1317 tarihli bir tebliğnâme görülmektedir. (B.: Serveti Fünun).
Âşiyanın üst katı tamamen Tevfik Firkete tahsis edilmiştir. Bu kat da müze haline konulan üç bölmeden mürekkep bir mesai odası ile bir yatak odasıdır. Mesai odasına girilince hemen karşıda Halife Abdülmecidin fırçasından çıkmış yağlı boya büyük bir sis peizajı vardır. Prens ressam ilhamını şairin meşhur şiirinden almış ve tablosunu “Muhibbi azizim Tevfik Fikret Beye” cümlesini yazarak imzalamıştır. 1326 tarihini taşıyan bu tabloda Abdülmecid muvaffak olmuş bir sanatkârdır; duman altında râkit bir deniz, duman arasından sıyrılır gibi olan belirsiz güneş, durgun sularda uçucu akisler, bir balıkçı kayığı, kayığın önünde elini siper ederek ilerisini seçmeğe çalışan bir adam. Duman içinde görünüp kaybolur gibi İstanbul silueti. Abdülmecidin tablosunun üstünde ressam Mihrî Hanımın Tevfik Fikret portresi, Türk edebiyatı tarihinin en kıymetli vesikalarından birisidir.
Ruşen Eşref nakleder, Fikret son günlerinde bu profil portre hakkında: “Bakın bu ne güzel resim, benim başımı ne harikulâde gösteriyor, şöyle buruna doğru geldikçe incele bir baş. Şu burnum biraz daha uzarsa bir fil başı gibi olacağım!” der imiş.
Duvarda sis tablosunun iki yanına rastlıyan yerinde iki küçük niş ve bunların arkasında iki küçük camlı dolap vardır. Bu nişlerden sağdakinin üzerinde fanuslu büyük konsol saati Tevfik Fikretin ölüm anında durdurulmuştur, alaturka on ikiyi on sekiz geçe.
Salonun sağındaki çıkıntı önünde şairin büyük yazı masası ve yerinde bir tâbir ile şiir tahtı olan gayet geniş, rahat koltuğu. Vaktiyle şilte ve yastıklar ile döşendiği muhakkak olan koltuk çıplaktır. Üzerine küçük bir meşin yastık konmuştur. Yazı masası cidden zariftir. Gayet geniş olup üzeri bir hayli evrakı perişan taşıyabilir, orta kısmını Mısır hasırı ile kaplatmıştır. Rivayet edildiğine göre bu koltuk ve masa vaktiyle Edebiyat Fakültesine hediye edilmiş, Fakülte binadan binaya göçüp dolaşırken menşei unutulan bu iki kıymetli hâtıra bir ara ambara atılmış, uzun zaman orada kalarak bir hayli yıpranmış, Âşiyan müze haline konulurken Fikretin arkadaşlarından biri tarafından hatırlanarak haber verilmiş ve Edebiyat Fakültesi dekanı Profesör Hâmid Ongunsun’nun araştırmasıyle meydana çıkarılmış ve eski yerine konulmuştur.
Mesai odasının bu bölmesinin sol köşesinde tunç taklidi boyanmış Fikretin alçı büstü rivayet edildiğine göre: Robert Kollejli bir Bulgar genci tarafından yapılmıştır. Bu bölmenin duvarlarında Tevfik Fikretin fırçasından çıkmış yağlı boya iki natürmort vardır ki birinde ayvalar, diğerinde şeftaliler vardır. Biri hattat Saminin, diğeri Yesârizâdenin, siyah üzerine yaldızla yazılmış iki tâlik levha vardır.
Mesai odasının solundaki bölme şöylece tanzim edilmiştir:
Orta duvarın merkezinde şairin, zevcesi Fatma Nâzime Hanımefendi ile çektirttiği bir boy fotoğrafının büyütülmüşü, Hanımefendi çarşaflıdır. Onun üstünde şâirin babası Hüseyin efendinin portresi; sağında ve solunda şairin fırçasından çıkmış iki küçük “Çocuk Halûk” portresi, Halûkun portrelerinin yanında yine şairin fırçası eseri iki kopya yağlı boya manzara.
Bu bölmenin sağ duvarında, Fikretin eliyle yapılmış üç resim: Fatma Nâzime Hanımefendinin portresi; Âşiyan civarında Boğazın görünüşü (bu yağlı boya peyzaj tereddütsüz bir nefisedir); bir çamın altında oturmuş olan çarşaflı hanım (şâirin zevcesidir); kara kalemle genç balıkçı portresi (bu resim de şairin hayatı bakımından kıymetlidir; Fikret bu resmi Galatasaray Sultanisinin son sınıfında iken yapmıştır. Üst sol köşesinde “Mehmet Tevfik” imzasiyle şu satırlar okunmaktadır: Tecrübei kalem olmak ve son sene imtihan salonuna vazolunmak üzere dapre natür tersim kılınmıştır. Mektebi Sultanî 1888).
Bu bölmenin sol duvarında Fikretin iki yağlı boyası: “Fırtınalı bir günde Boğaz ve Anadoluhisarı”, güzel bir peyzaj; ve bir natür mort: Mandalinalar.
Mesai odasının solundaki bu bölme önünde iki katlı bir vitrin vardır; vitrinin üst, gözünde, Fikret’in üç küçük fotoğrafı ile bir hâtıra defteri, kıymetli vesikalardır. Bu defterin, açık sahifesinde şu satırlar okunmaktadır:
“19 Ağustos 1918 pazartesi tavafı tahatturunda bulunmakla mübahi perestişkâranı Fikret.
Faik Âli, Süleyman Nafiz, M. Kemal”.
Sonuncu imza, Atatürk’ün, Lâtin harflerinin kabulünden evvelki imzasıdır ki, Sakarya muharebesinden sonra kendilerine “Gazi” ünvanı verildiğinde bu imzanın m = mim harfinden evvel unvanlarını yazarlardı.
Vitrinin alt katında, şaire ait ufak tefek eşya, bu arada kalemleri, yazı takımları, kalemtıraşları, resim fırçaları ve paleti bulunmaktadır.
Âşiyanın bu üst katında yatak odasına gelince:
Kapıdan girilince, hemen solda bir komodin ve bir ağaç karyola vardır; bu karyola, müzeye, sadece bir dekor tamamlamak için koulmuştur; baş ucunda, duvarda asılı duran bir fotğrafı da pek aydın şehadet ettiği gibi, ki şairi ölüm döşeğinde göstermektedir, Fikretin içinde öldüğü oymalı ceviz karyola değildir. Aslı bulunamadığına göre karyolanın, bu fotoğrafa göre yeni olarak yaptırılması, muhakkak ki çok daha uygun bir iş olurdu.
Fikretin, ölümüne takaddüm eden günlerden birinde, asabî bir kriz anında elini karyolanın demirine çarptığı bir hakikati tarihiyedir. Fotoğrafdaki karyolaya teslimi ruh ettikten sonra yatırıldığı kuvvetle tahmin olunabilir.
Komodinin üzerinde büyük ve saplı bir bardak vardır ki, müzeyi ziyaret edenlere, şâirin, son hayat deminde bu bardak ile turşu suyu içtiği söylenmektedir. Karyola, fotoğraf karşısında kıymetini kaybedince, gayet ağır ve kenarları çok kalın olan bu bardak da müzeye lâübâli eller tarafından konulmuş şüphesini veriyor; Âşiyanın büfesinden ziyade bir turşucu dükkânında bulunacak şeydir denilebilir; büyük şâirin ateşle kavrulmuş dudaklarına sunulacak birkaç yudumluk turşu suyu, her halde bir fincan veya küçücük ve ince bir bardak içine konmuş olacaktır. Fikretin son günlerini tesbit eden Ruşen Eşref, bu turşu suyu fıkrasını kaydetmiyor (B. : Tevfik Fikret).
Bu odada, karyolanın baş ucuna rastlayan duvarda, şairin eliyle ve kurşunkalemiyle yapılmış babası Hüseyin Efendinin bir portresi vardır, altında şu satırlar yazılıdır:
Melek babacığım
“Benim gözümde bugün haizi şehadetsin
Şehidi sıdk-u hamiyet, şehidi gurbetsin.”
Onun altında, küçük bir vitrin içinde fesi teşhir edilmiştir; deniz tarafıdaki duvara da, ölüm döşeğinde iken Ressam Mihrî Hanım tarafından alınmış mask’ın bir kopyası vardır; bu maskın aslının Profesör Adnan Adıvar’da olduğu rivayet edilmekte idi; bu satırları yazıldığı sırada tahkikine imkân bulunamadı.
Gazanferağa Belediye Müzesinin değerli Müdürü Edhem Sezdi 1953 yılı ortasında belediyeye bağlı bütün müzelerin bu arada Âşiyan Müzesinin de başına getirildikten sonra aslâ küçümsenmiyecek işler başarmıştır, 1956 da vukua gelen ve Âşiyan için müstakbel büyük bir tehlike teşkil eden dağ kaymasını önlemek üzere 400.000 liralık tahsisat alarak heyelâna karşı takviye duvarı yaptırmıştır. Binanın tâmiri için de 1959 mâlî yılı büdcesinde 150.000 liralık yeni bir tahsis temin etmiştir; Âşiyana şehir telefonu almış, paratoner tesisatı yaptırmıştır. Yine onun himmeti ile Âşiyanda Edebiyatı Cedide şâir ve nâsirlerinin şimdilik yalnız fotoğraf portrelerini ihtiva eden yeni bir oda açılmıştı ki, ileride Edebiyatı Cedide sîmâlarının bütün hâtıralarının Âşiyanda toplanması şayanı temennidir.
Seçkin kadın şâirlerimizden Nigâr binti Osman Hanımefendi Âşiyanın komşusu idi; 1 nisan 1918 de vefat etti (B.: Nigâr binti Osman Hanım); oğlu Feridun Nigâr Bey muhterem vâlidesinin 1000 cildlik kütüphanesini Âşiyana hediye etmiştir. Hanımefendinin el yazısı ile bir hâtıra defteri de kilidli ve mühürlü bir çekmece-sandukçe içinde yine oğulları Feridun Nigâr ve Salih Kerâmet Nigâr beyler tarafından Âşiyana verilmiştir ki sâhibesinin vasiyeti üzerine ölümünden elli sene sonra, yâni 1 nisan 1968 tarihinde açılacaktır.
Âşiyan yolunun sonu ve Âşiyan
(Resim: Reşad Sevinçsoy)
Âşiyan ve Fikretin eliyle dikdiği fıstık çamı, 1947
(Resim: Abdullah Tomruk)
Âşiyan, zemin katı
(Plân: Reşad Sevinçsoy)
Âşiyan, orta kat
(Plân: Reşad Sevinçsoy)
Âşiyan, üst kat
(Plân Reşad Sevinçsoy)
Âşiyan bahçesinde taş masa ve geride, üstüne Fikretin mısraları kazılmış olan kaya
(Resim: Reşad Sevinçsoy)
Theme
Building
Contributor
Reşad Sevinçsoy, Abdullah Tomruk
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM030002
Theme
Building
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Reşad Sevinçsoy, Abdullah Tomruk
Description
Volume 3, pages 1161-1170
Note
Image: volume 3, pages 1161, 1162, 1163, 1164, 1165, 1166
See Also Note
B.: Serveti Fünun; B. : Tevfik Fikret; B.: Nigâr binti Osman Hanım
Theme
Building
Contributor
Reşad Sevinçsoy, Abdullah Tomruk
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.