Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ARTİN AĞA (Kazaz)
İkinci Mahmud devrinin maliyecilerinden, namus, liyakat ve sadakati ile bu hükümdarın itimadını kazanmış Ermeni ricalinden; Ermeni muhitinde Bezciyan soyadı ile anılır; aşağıdaki satırlar, muharrir Diran Kelekyanın Tarihi Osmanî Encümeni mecmuasındaki makalesinden alınmıştır:
10 Nisan 1771 de İstanbulda doğmuştur; babası Hacı Boğos adında fakir bir adamdı; Aslı Karslı olup 1768 de İstanbula hicret etmiş, dokumacılık yapan Karabet isminde bir hemşehrisinin yanına sığınmış, Karabetin tezgâhları mamulâtını sokaklarda ve Büyük Kapalı Çarşıda satmağa başlamış, bu sebeple “Bezci Boğos” diye tanınmış, bir müddet sonra hemşehrisi ve patronu Karabetin kızını alarak bu izdivaçtan evvelâ Artin, sonra Maryam ve Hamaspiyor adında iki kızı dünyaya gelmiştir. Artin, yedi yaşında, Kumkapı Ermeni patrikhanesine bağlı Ermeni sıbyan mektebine gönderilmiş, kıraat, hüsnühat ve hesap öğrendikten sonra bir ipekçinin yanına çırak olarak verilmiştir; “Kazaz” lâkabını da bu sanata intisabından ötürü, çocukluğunda almıştır. Artin uzun yıllar çıraklık ettikten sonra, efendisinin dükkânına ortak olarak girmiş; bir müddet sonra da ortağından ayrılarak çarşıda kendi hesabına dükkân sahibi olmuştur.
1802 de Büyükşehrin namlı sarraflarından Düzoğlu Ohannes Amira (B. : Düzoğulları; Amira) hükûmetten ipek resmini ...
⇓ Read more...
İkinci Mahmud devrinin maliyecilerinden, namus, liyakat ve sadakati ile bu hükümdarın itimadını kazanmış Ermeni ricalinden; Ermeni muhitinde Bezciyan soyadı ile anılır; aşağıdaki satırlar, muharrir Diran Kelekyanın Tarihi Osmanî Encümeni mecmuasındaki makalesinden alınmıştır:
10 Nisan 1771 de İstanbulda doğmuştur; babası Hacı Boğos adında fakir bir adamdı; Aslı Karslı olup 1768 de İstanbula hicret etmiş, dokumacılık yapan Karabet isminde bir hemşehrisinin yanına sığınmış, Karabetin tezgâhları mamulâtını sokaklarda ve Büyük Kapalı Çarşıda satmağa başlamış, bu sebeple “Bezci Boğos” diye tanınmış, bir müddet sonra hemşehrisi ve patronu Karabetin kızını alarak bu izdivaçtan evvelâ Artin, sonra Maryam ve Hamaspiyor adında iki kızı dünyaya gelmiştir. Artin, yedi yaşında, Kumkapı Ermeni patrikhanesine bağlı Ermeni sıbyan mektebine gönderilmiş, kıraat, hüsnühat ve hesap öğrendikten sonra bir ipekçinin yanına çırak olarak verilmiştir; “Kazaz” lâkabını da bu sanata intisabından ötürü, çocukluğunda almıştır. Artin uzun yıllar çıraklık ettikten sonra, efendisinin dükkânına ortak olarak girmiş; bir müddet sonra da ortağından ayrılarak çarşıda kendi hesabına dükkân sahibi olmuştur.
1802 de Büyükşehrin namlı sarraflarından Düzoğlu Ohannes Amira (B. : Düzoğulları; Amira) hükûmetten ipek resmini iltizam etimş, bu işlerden anlar bir zatın nezareti altında çarşıda bir idarehane açmağa lüzum görmüş ve bu vazifeyi, yakın dostları tarafından tavsiye edilen Kazaz Artine bırakmıştır.
Bu sıralardadır ki, Üçüncü Selim tahttan indirilmiş, Dördüncü Mustafa hükümdar olmuş ve Yeniçefilerin şımarıklığı azgınlık derecesine varmıştı; Üçüncü Selim devri ricalinden bir kısmı feci bir surette öldürülürken, Ocak erkânı, akalliyetlerden tanınmış birkaç kişiyi idam, mal ve mülkünü müsadere ederek halkın gözünü yıldırmayı düşünmüş, Ermenilerden “Nizam ustası” lâkabı ile anılan Ekmekçibaşı Artin, Ermeni katoliklerinden Düzoğlu Ohannes, Rumlardan meyhaneci Todoraki ve Musevilerden şapkacı alınmıştı. Bunun vaktinde haber alan Kazaz Artin, kızkardeşi Maryamın kocası Nuriyan Ohannesin Ocak erkânından Kazancı Hacı Mustafa ile yakın dostluğundan istifade ederek Ohannes ile beraber Hacı Mustafayı almışlar, Aksaraydaki Yeniçeri kışlasında odasına götürerek çok rica ve istirham edip bir hayli de para vererek her döndünün hayatını kurtarmağa muvaffak olmuşlardı. Kazancı Mustafa Orta Camiye gidip ayakdaşlarına evvelce tanzim edilen iylâmı yırttırarak, “merkum dört şahsın idamı her ne kadar evvelce kararlaştırılmış ise de, bu cezaya şayan bir şey yapmamış oldukları tahkikat neticesinde anlaşıldığından Yeniçeri ocağının şerefine hayatları bağışlandığını” dellâla ilân ettirmişti. Düzoğlu Ohannes, Yeniçerilerin kendi hakkındaki kararını haber almış, evinde cellâdları beklerken Kazaz Artinin müjde ile gelmesi üzerine, Kirkor, Serkis, Karabet, Mikail, Agob ve Boğos adındaki altı oğlunu toplamış, bundan böyle Kazaz Artini de bir evlâd gibi tanıdığını ve kendilerinin de Artini böyle tanımalarını söylemişti.
İpek vergisinin iltizam müddeti bitince Düzoğlu Ohannes Kazaz Artinin hesaplarını tetkik etmiş, hesaplarında en küçük bir yolsuzluk görmeyince Artini evine kâhya olarak almıştı. Düzoğulları, ayni zamanda Darphane sararfı olduklarından Artini mübayaa memurluğuna tâyin etmişlerdi; Artin de Yaldız Hanında bir iş odası açmıştı; az sonra da Ohannes ölmüş, Darphane sarraflığı oğullarına kalmış, bütün muamelelerinde de Kazaz Artin en nüfuzlu müşavirleri olmuştu. Fakat Darphane idaresinin ucun ucun intizamını kaydederek bozulduğunu, bazı erkân ve memurinin menşei meçhul gelirlerle israf ve sefahate daldıklarını görünce, evvelâ Düzoğullarına samimî bazı ihtarlarda bulunmuş, sonra Darphane mübayaacılığından istifade ederek hiç bir ilişik ve zimmeti kalmadığı hakkında Düzoğullarından bir ibrânâme almış ve bunu Derphane Emini Abdürrahman Feyzi Beye de mühürletip tasdik ettirmişti.
1819 da, Halet Eefendinin nüfuzu ile Abdürrahman Bey yerine Darphane Emini olan Hayrullah Efendi, işe Düzoğullarının hesaplarını tetkik ettirmekle başlamış, 29 Ağustosta sandık odaları mühürlenmiş, iki gün sonra da kadınlı erkekli bu zengin sarraf ailesinin bütün efradı tevkif edilmişti. İkinci mahmudun gözde müşavirlerinden Berberbaşı Giridli Ali Ağa Darphane sarraflığına ermeni milletinden diğer münasip bir zatın bulunmasına Sarayı Hümayun yapı kalfası Balyan Kirkor Ağayı memur etmiş o da mücessem namus bildiği Kazaz Artini tavsiye etmişti; Artin, evvelâ efendilerinin felâketinden istifade etmek istemediğini beyan ile kabul etmemişti, fakat Mimar Kirkor, hesaplarını yoluna koymak suretiyle efendilerini kurtarmak için bu vazifeyi kabul etmesi gerektiğini söylemiş, Artin de razı olarak Kirkorla beraber Ali Ağaya gitmiş, 5 Eylül tarihli bir iradei seniye ile Darphanei Âmire sarraflığına tâyin edilmişti. Artin bütün gayretlerine rağmen, Düzoğullarını idamdan kurtaramamıştı; 4 Teşrinievvel sabahı Düzoğlu Kirkor ile Serkizin Babıhümâyun önünde boyunları vurulmuş, Mikail ile amcaları Mıgırdıç, Yenikapıdaki yalılarının penceresinde asılarak idam olunmuştu. Bu vukuatın cereyanı, Ermenilerin ve bilhassa Ermeni zenginleri arasında katolik mezhebinin yayıldığı devre rastlar ki katoliklerle Kumkapı patrikhanesi arasında ve iki fırkaya ayrılarak ermeni katolikleri arasında yekdiğerinin ölüm felâketine kadar varan kin ve nefret uçurumu açmıştı. Kazaz Artin, efendileri katolik olduğu halde Kumkapı kilisesine bağlı kalmış ve Patrik Boğos Efendinin de mutlak itimadını kazanmıştı. Hükûmette ermeni cemaatını patriğin manevi kefaleti altında tanıdığını beyan ederek, ermeniler arasındaki ayrılığa son verilmesini, şayet kendisine itaat etmeyenler bulunursa Babıâliye bildirilmesini Patrik Boğos Efendiye emretmişti; bunun üzerine Sermimar Kirkor, Kazaz Artin, Canik, Aznuvar Karabet ve Ergenyan Ohannes ile konuştuktan sonra katolikleri müzakereye dâvet etmişti. Katolikler bu dâveti kabul etmişler, müzakereler neticesinde dinî merasim ve itiyadlarda katolikleri memnun edecek kararlar verilmiş, 1820 yılı Nisanın on dokuzuna rastlayan Pazar günü de, katolik rahiplerin iştirakiyle Kumkapı kilisesinde büyük bir ekseriyeti bundan hoşnud olmamıştı, mutaassıb muhafazakârlar, katolik itiyatlarının kabulü hükmünde buldukları yeni kararlara itiraz etmişler, böyle bir meselei ruhaniyenin ancak Ermeni kilisesinin en büyük siması olan Açmiyazın katogikosunun riyaseti altında toplanabilecek bir Piskoposlar ve Baş Piskoposlar meclisinde hallolunabileceğini, Kumkapı kararlarının avam hissiyatını rencide ettiğini beyan etmişlerdi. Mutaassıb katolikler de, Ermeni kilisesiyle her hangi bir uzlaşmayı kendi selâmetlerine uygun bulmamışlar, muhafazakârların cehlinden istifade ile onları alet edip Kumkapı Patriği Boğos Efendiye karşı 7 Ağustos 1820 kıyamını hazırlamışlardı. Şöyle ki: Ayaktakımı ile Ermeni esnafından büyük bir kalabalık, bir Pazar gününe rastlayan bu tarihte Kumkapı kilisesini basmış: “Sen bizi akıbet katolik mi edeceksin? Daha ne olacak!..” diye Boğos Efendinin üzerine hücum etmiş, Patrik güçle kaçarak gizlenmiş, vakaya civardaki Yeniçerileri kolluğu müdahale etmiş nümayişçiler Yeniçerileri de taşa tutmuş iş büyümüş, nümayişçilerin başında bulunan Deli Bağdasar ile birkaç ayakdaşı tevkif edilmişti. Sorguya çekilen Deli Bağdasar, müşavvik olan Kayserili Karabet adında bir rahib namzedini ele vermiş; Kayseriyeli Karabet de, kendisinin bu işe, muhafazakâr Ermeni zenginlerinden Sakaoğlu Kirkor ile Sakaoğlunun akrabasından Azarya ismindeki şabıemred bir delikanlı, Arpayaryan Mıgırdıç ve Karakâhya Abraham tarafından memur edildiğini söylemişti. Seksen yaşında bir ihtiyar olan Sakaoğlu, nefsini feda ederek bütün mesuliyeti tek başına yüklenmek istemiş ise de diğerlerini kurtarmağa muvaffak olamamış, Sakaoğlunun Kumkapıda Ermeni kilisesinin kapısı önünde boynu vurulmuş, muhbir rahib namzedi, Deli Bağdasar kollukta boğdurulmuş, diğer mevkuflardan sarraf Mıgırdıç Arpayaryan İstanköye, Gölgüloğlu Boğos Limniye, Boğos Makaryan Rodosa sürülmüş, Karakâhya Abraham da Mısırkapı Kethüdası Necib Efendinin himayesi ile kurtulmuştu. Sadrâzam Hacı Ali Paşa, Patrik Boğos Efendiyi bir gece gizlice Babıâliye davet ederek, zatı şahanenin, Kumkapı kıyamına sebep olan katoliklerle 19 Nisan anlaşmasının kimlerin eseri olduğunu öğrenmek istediğini söylemiş, Patrik de Mimar Kirkor, Kazaz Artin, Papasyan Canik, Erganyan Ohannes ve Aznavur Karabet ile müşavede bulunduğunu söylemişti. Ertesi gün de bu zevat tevkif edilerek muhtelif yerlere sürgün edilmişlerdi. Kazaz Artin, Darphaneye ait bütün hesaplarnı tevkifi anında derhal ve ter temiz takdim etmiş, hükûmetten bir ibrânâme almış ve Limniye gönderilmişti; öyle ki sürgün emri âlisi de: Darphaneye ait vazifesini hüsnü ifa etmiş ve hesapları muvafıkı matlûp bulunmuş ise de milleti umuruna karışarak nifak ve şikaka sebep olduğundan sairlere ibret olmak üzere nefiye müstahak görülmüştür” suretinde yazılmıştı. Kazaz’ın Darphane sarraflığına Bilezikçioğlu Boğos tâyin edilmişti.
Kazaz Artin sürgünde bir sene kadar bile kalmamıştı. 1823 yılı başlarında İstanbula davet edilmiş, evvelâ Cebi Hümâyun sarraflığına, bir müddet sonra Darphane Eminliğine tâyin edilmiş bu tarihten itibaren de, İkinci Mahmudun sonsuz emniyeti kazanarak, sadakat ve namusiyle bu emiyetini ölümüne kadar muhafaza etmişti. Nüfuzunu evvelâ eski efendilerini kurtarmak yolunda kullanmıştı; Düzoğullarından hayatta kalanları affettirmiş, vakada, devlete olan borçlarına karşılık müsadere edilmiş bulunan Kuruçeşmedeki yalılarını miriden satın alarak, döşetip dayattıktan sonra hediyelik nefîs limonları ihtiva eden bir sepet içinde Düzoğlu Ohannesin felâketzede kızları Yeranuhi ve Diruhi Hanımlara kendi kız kardeşi Hemaspiyor Hanım ile göndererek aile ocaklarının yeniden ihyası müjdesini vermişti.
Kazaz Artin, cinvanmertliğinin bir güzel örneğini de Mimar Kirkora karşı göstermişti. 1827 de sarayı hümâyuna yaptığı bir hamam yüzünden gazabı hümâyuna uğrayan Mimar Kirkor Kayseriye sürülmüştü. Kirkor için “sebebi ikbalimdir” diyen Artin, kalfaya bir mektup yazarak nefsi hümayuna mahsus en âlâ nevinden pastırma yaptırıp göndermesini tavsiye etmiş, pastırmalar gelince de saraya takdim etmişti; İkinci Mahmud bu nefîs pastırmayı nereden aldığını sorunca da:
— Efendimizin sadık bendesi Kirkor kalfa köleleri bilhassa nefsi melûkâneleri için gönderdi! demiş ve hemen o anda Mimar Kirkoru affettirmişti.
Katolikler tarafından kundaklanıp yakılan Kumkapı kilisesinin yeniden inşası müsaadesini de zarafeti ile elde etmişti.
Artin Ortaköyde otururdu, fakat yıkanmak için Yenikapı Hamamına giderdi. Bu hamam, hem denize nazır, hem de iç tertibatı bakımından Artinin hoşuna giderdi. Bir gün hamamda iken padişah tarafından aranmış, iradeyi tebliğe memur olanlar, Artinin hamamda olup gelmek üzere bulunduğunu arzetmişlerdi. Sultan Mahmud da huzuruna çıkan Darphane Eminine:
— Artin! Hamam rahat mı idi?.. diye iltifat etmişti. Kazaz Artin fırsattan istifade ederek:
— Muhterik kilisemiz el’an viran, Pazar duası açıktı, yağmur altında okunuyor, köleniz âyinimiz icabınca başım açık duruyorum, üşüyüp nezle oldum, onun için hamama gitmiştim! cevabını vermiş ve Kumkapı kilisesinin evvelkinden daha mükellef surette inşasına izin almıştı. 1830 da kendi mezarını da, ihyasına sebep olduğu bu kilisede yaptırmıştı; bu müsaadeyi nükteciliği sayesinde almıştı; bir gün saraya davet edilmiş kilisede bulunan Kazaz saraya biraz geç gelmişti. Padişah:
— Artin nerede idin? diye sormuştu Kazaz:
— Efendimizin müsaadei mülûkâneleri ile inşa olunan kilisede idim, efzunii ömrü şevketi mülûkâneleri için dua ediyordum! deyince Sultan Mahmud:
— Hay kilisede kalaydın!..
Derdemez padişahın ayaklarına kapanmış:
— Efendimiz fermanını ihsan buyurunuz da vefatımdan sonra kilisede kalayım! demişti.
1827 Rus Seferinın ilânından bir buçuk yıl kadar sonra İstanbulda bird kıtlık olmuştu. Vak’anüvis Lütfi Efendi 1829 da, Büyükşehrin halini şöylece tasvir eder:
“Rusya sefinelerinin Karadeniz Boğazı civarlarına doğru yaklaşması ve Akdeniz Boğazının ablukası sebebiyle Dersaadate gelecek zahire ve erzak gemilerinin ardı kesilmiş ve iç vilâyetlerden gelecek zahire için hayvan tedarikindeki zorluklar İstanbulda bir kıtlık doğurmuştu. İstanbul, Eyyub, Üsküdar ve Galata kadılıkları hududu içinde derhal bir sayım yapılmış, tanzim edilen defterlerden Büyükşehrin hüfusu 359,089 olarak tesbit edilmişti; bunun için de fırınlara haftada 40.000 kile zahire vermek lâzımdı. Boğazlar kapanınca bunun ancak yarısını tedarik etmek mümkün oldu. Beylik anbarlardaki ihtiyat zahire ise, ihmal yüzünden değiştirilmemiş, yıllardanberi kokmuş, çürümüş, külçeleşmişti, Nüfus başına bir ekmek, cami mescid ve kiliselerde defterle dağıtılmağa başladı. Yumruk kadar simsiyah somun idi ki, Rabbim bir daha göstermesin, yenilir şey değil... Fırınların ekmek çıkardığı vakitlerde önlerine biriken ahalinin izdihamından sokaklardan geçmek mümkün olamazdı. Hükûmet bekâr takımından ve en çok on yıldanberi İstanbulda oturanların memleketlerine gönderilmesi, Büyükşehir nüfusunun bu suretle azaltılarak sıkıntının kısmen önlenmesini kararlaştırmıştı”. Vak’anüvisin kaydettiği bu tedbir, gayrı müslimler hakkında da tatbik edileceğinden, memleketlerine gönderileceklerin tesbiti akalliyet cemaatlerine bırıkalmıştı. Kazaz Artin, bu maksatla Kumkapı kilisesinde toplanan meclise iştirâk etmiş, fukaranın seyahati müşkül, sefalet ve felâketlerine sebep olacağını söyliyerek zenginlerin bir fedakârlık yaparak İstanbulu muvakkat bir zaman için terketmelerini teklif etmiş ve teklifini de kabul ettirmişti. Sonra, o sıralarda Rami kışlasında oturan İkinci Mahmudun huzuruna çıkmış, teklifinin müslümanlar ve diğer akalliyetler hakkında da aynen tatbikini arzetmiş, ancak o zaman da, erbabı ticaretin dağılması ile İstanbul iktisadiyatının sarsılacağını belirtmiş, kıtlığın, şehir nüfusunu azaltmak ile değil, buğday ve un ithalinin serbest bırakılmasiyle, herkesin kendi malını istediği fiat ile satmasiyle önlenebileceğini anlatmış, mütalealarını padişaha kabul ettirerek, herkesin istediği yerden un ve buğday getirmesi, arzu ettiği fiyatlarla satması, gümrük ve ihtisabiye resimlerinin alınmaması hakkında bir ferman çıkmıştı. Süratle tamim ve ilân edilen bu fermandan on iki gün sonra İstanbulda kıtlıktan eser kalmamıştı. Padişah Kazaz Artine:
— Ekmeğim sana helâl olsun!
Diye iltifat etmişti.
1830 Edirne Muahedesi ile Rusyaya ağır bir harb tazminatı ödenmesi ve bunun üç taksitte verilmesi kabul edilmişti. İkinci taksitin zamanı geldiği halde, hazinede para yoktu. Hükûmet müşkül bir durumda idi. Kazaz Artin, padişahtan izin aldıktan sonra bütün İstanbul sarraflarına toplamış, onlardan dahilî bir istikrar yapmış, tazminat parasını üç gün içinde toplayarak teslim etmiş ve Rusya elçiliğinden alınan makbuzu da İkinci Mahmuda takdim etmişti. Bu hizmetine karşılık da, İkinci Mahmud, Kazaz’ın göğsüne “Tasviri Hümâyun” nişanını kendi eli ile takmış ve makbuzu, Babıâlide içtima halinde bulunan heyeti vükelâya götürmesini söylemişti.
Kazaz Artin, padişah tarafından gönderildiğini söyliyerek içeri girdiği zaman, o zamanın âdetince Sadrâzamın ayağını öpmek üzere eğilmiş, fakat göğsünde Tasviri Hümâyunu gören vükelâ kendisini ayağa kalkarak karşılamış, padişahın emri ile akdettiği dahilî istikrazdan bu suretle haberdar olan heyeti vükelâ da, Kazaz Artine bu vatan hizmetinden ötürü ayrıca teşekkür etmişti.
İstanbul limanına gelen ilk buharlı gemi Swift adında bir İngiliz gemisidir ki, Türkiye hakkında meşhur bir seyahatnamenin müellifi Charles Mac Ferlane’i de İstanbula getirmiştir, Büyükşehir limanına 20 Mayıs 1828 de demir atmıştı. Bu vapur Kazaz Artinin temsil ettiği bir tüccar grupu tarafından satın alınmış ve Türk bayrağı çekilerek İkinci Mahmuda hediye edilmiştir ki, Türkiyenin ilk buharlı gemisi olmuştur.
İkinci Mahmud’un 1831 Mayıs içinde Gelibolu ve Edirneye yaptığı bir seyahatte, padişahın hâs bendegânından biri sıfatiyle maiyetinde Kazaz Artin de bulunmuştu. Bu seyahatten az evvel, bir Ramazan günü Büyükçarşıyı dolaşan Sultan Mahmud, Kazası yine yanına almıştı.
Edirne seyahatından dönüşünde, Kumkapı kilisesindeki fukara sandığını tesis etmişti; o gün kilisede bu münasebetle bir hitabede bulunmuş: “İstanbula bir fakir delikanlı olarak geldim. Bir yaz günü aç kaldım. Bugün Cenabı Hakkın lûtfu ile zenginim. Fakat nice zenginlerin de düştüklerini, nânpareye muhtaç olduklarını gördüm. Elimizde varken fukaraya verelim, biz de düşersek bize verirler” demişti ve sandığa senede 10.000 kuruş taahhüt etmişti. Hastahanelere, mekteplere, yoksul balıkçı ailelerine, kiliselere yaptığı yardımlar ve teberrüler ise pek çoktur; öyle ki, kendisini çekemiyenler, servetinin kaynağı neresi olduğunu sorarlardı. Vak’anüvis Lûtfi Efendi de, Kazaz Aritini: Ermeni mutaassıplarından zâhirde devlete sadakat, mânada hemmezheblerine hizmet eder” bir adam olarak tasvir eder. Tahsili yoktu. Birçok işlerinde, mahmisi ve nedimi muallim Paştemalcıyan Efendi müessir olmuştur derler. Kendisi gayet sade bir surette yaşamıştır. Nefsine sarfettiği, orta halli bir adamın halinden aşağı idi. İkinci Mahmudun sık sık ihsanlarına nail olurdu. Gençliğinde tuttuğu ipek ve iplikli kumaş ticaretine de adamları vasıtasiyle devam etmişti ki o devrin en kârlı, zengin işlerinden biri idi.
Kazaz Artin bütün hayatını çalışmakla geçirmiş, sinni de ilerlemiş olduğundan sıhhati bozulmuş, istiskadar muztarib olmağa başlamıtı. Tabibler Bursa kaplıcalarını tavsiye etmişler, hususî tabibi Nikolâki ve Rahib Kalost ile Bursaya gitmiş, İkinci Mahmudun emriyle parlak bir surette karşılanmış, vilâyet konağını ziyaretinde askerî merasim yapılmıştı. Fakat Bursanın ne havasında ne de hamamlarından istifade edememiş, ancak sekiz gün kadar kalarak İstanbula bitkin bir halde dönmüş ve yatağa düşmüştür. İkinci Mahmud bir gece, saat dört sularında yanına mabeyincilerinden Ali Rıza ve Mehmed Ali Beyleri alarak Kazazın yalısına gitmiş, hizmetçiler başka bir merdivenden daha evvel yetişerek efendilerine padişahin geldiğini haber vermişler, Kazaz Artin de yatağından oda kapısına koşmuş ve padişahı orada karşılayarak ayaklarına kapanmıştır; Sultan Mahmud Kazası eli ile tutup kaldırmış ve yatağına girmesini rica etmiş, kendisi de baş ucunda bir koltuğa oturmuş; hal ve hatır sorarak iltifat etmişti. Ertesi gün bu ziyareti haber alan vükelâ da Kazaz Artini ziyaret etmişlerdi.
Hastalığının gittikçe şiddetlendiğini gören Kazaz Artin, İkinci Muhmuddan Darphane Eminliğinin Düzoğlu Agob Çelebiye verilmesini rica etmişti, ki ölümünden sonra bu ricası yerine getirilmiştir.
Yalı rütubetli olduğundan, ölümünden iki ay kadar evvel, doktorların tavsiyesi ile, yüksekte, ermeni zengilerinden Ohannes Pişmişyanın köşküne kaldırıldı. Mabeyini hümâyun incesaz takımına da her gün bu köşke giderek Kazazı eğlendirmesi emredildi.
Kazaz Artin 3 Kânunusani 1834 de öldü. Ölüm haberi İkinci Mahmuda Düzoğlu Agob Çelebi tarafından verildi; Agob Çelebi Tesviri Hümayun nişanı ile diğer nişanlarını padişaha takdim etmişti. Sultan Mahmud fevkalâde müteessir olarak:
— Son sadık bir bendemi kaybettim!
Demiş ve Kazaz Artine mutantan cenaze merasimi yapılmasını emretmişti. Tabut, Ortaköyden Beşiktaş Sarayı yanındaki iskeleye getirilecek, oradan bir kayığa konularak Kumkapıya götürülecekti. Ermeni Patriğı İstepanos Efendi ile Karabet ve Asfazador isminde iki Baş Piskopos tabutun önünde, Düzoğlu Agob Amira, Canik Amira, Ergenyan Amira tabutun arkasından, Ortaköyden Beşiktaşa kadar yaya gelmişlerdi. Padişahın emriyle, tabutu taşıyan kayık, sarayın pencereleri altından geçmiş, İkinci Mahmud, sadık bendesinin yüzünü pencereden, son defa olarak temaşa etmişti.
Yenikapı kilisesindeki merasim de gayet parlak olmuş bir askerî kıt’a ile bütün devlet erkânı cenaze merasimine iştirâk etmişti. Yıllardanberi Kazazın lûtfunu görmüş binlerce Ermeni fukarasının feryad ve figanı ile Kumkapı bir mahşer yerine dönmüştü. Bu büyük adamın cenaze merasimini görmek için de o gün, Büyükşehrin her tarafından muazzam bir kalabalık Kumkapıya akın etmişti.
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM020840
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 2, pages 1070-1075
See Also Note
B. : Düzoğulları; Amira
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.