Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
ARKADİOS SÜTUNU
İstanbulun eski âbideleri arasında sütunlar veya dikilitaşlar mühim bir yer işgal ederler. Bunların halk arasında birer tılsım olarak tanındıklarını, Evliya Çelebi zarif üslûbu ve insanı gülümseten malûm izah tarzı ile anlatmıştır. Halk arasında kendilerine verilen ehemmiyet dolayısiyle zamanımıza kadar bir çokları muhafaza olunabilen bu sütunların, inşa tarzı itibariyle şüphesiz en mühimleri, bir zamanlar Avrat taşı adını dahi taşıyan Arkadios sütunudur.
Arkadios sütunu, Cerrahpaşa Caddesini takiben Aksaraydan Kocamustafapaşa istikametinde giderken, Cerrahpaşa Camiini geçtikten sonra sağ kolda ikinci sokağın içindedir. Hasekikadın adını taşıyan bu sokağa girip bir kaç adım ilerleyince sağda, evlerin içine sıkışmış bir mermer harabe görülür ki bu, Arkadios sütununun kaide kısmıdır. Sütunun içine girebilmek için yegâne çare sol taraftaki 31 numaralı evin kapısını çalıp müsaade istemektir. Eğer ev sahibi razı olursa, ziyaretçi evin bütün alt katını boydan boya katettikten sonra bahçeye ve buradan İstanbulun en şayanı dikkat âbidelerinden birinin içine girebilir.
Bizansın on ikinci bölgesinde (Region) bulunan ve Xerolofos (Kserelofos) adını taşıyan yedinci tepenin üzerinde yükselen Arkadios sütunu bir meydan yani bir Forumun ortasında bulunuyordu.
(A. Schneider: Byzans, Berlin 1935,...
⇓ Devamını okuyunuz...
İstanbulun eski âbideleri arasında sütunlar veya dikilitaşlar mühim bir yer işgal ederler. Bunların halk arasında birer tılsım olarak tanındıklarını, Evliya Çelebi zarif üslûbu ve insanı gülümseten malûm izah tarzı ile anlatmıştır. Halk arasında kendilerine verilen ehemmiyet dolayısiyle zamanımıza kadar bir çokları muhafaza olunabilen bu sütunların, inşa tarzı itibariyle şüphesiz en mühimleri, bir zamanlar Avrat taşı adını dahi taşıyan Arkadios sütunudur.
Arkadios sütunu, Cerrahpaşa Caddesini takiben Aksaraydan Kocamustafapaşa istikametinde giderken, Cerrahpaşa Camiini geçtikten sonra sağ kolda ikinci sokağın içindedir. Hasekikadın adını taşıyan bu sokağa girip bir kaç adım ilerleyince sağda, evlerin içine sıkışmış bir mermer harabe görülür ki bu, Arkadios sütununun kaide kısmıdır. Sütunun içine girebilmek için yegâne çare sol taraftaki 31 numaralı evin kapısını çalıp müsaade istemektir. Eğer ev sahibi razı olursa, ziyaretçi evin bütün alt katını boydan boya katettikten sonra bahçeye ve buradan İstanbulun en şayanı dikkat âbidelerinden birinin içine girebilir.
Bizansın on ikinci bölgesinde (Region) bulunan ve Xerolofos (Kserelofos) adını taşıyan yedinci tepenin üzerinde yükselen Arkadios sütunu bir meydan yani bir Forumun ortasında bulunuyordu.
(A. Schneider: Byzans, Berlin 1935, sayfa 79 ve 86; Xerolofos hakkında bk. A. Vogt: Le livre des Cérémonies, Paris 1933, cild I commentaires, sayfa 88 - 89; G. Millet, Mémorial Louis Petit, Paris 1948). Bu meydan umumiyetle “Forum Arcadii” adı ile tanınmış fakat beşinci asırda bir müddet “Forum Arcadii” adı ile tanınmış fakat beşinci asırda bir müddet “Forum Teodosiacum” adını almış ve sonraları yine en eski ismi olan Xerolofos’a rücu etmiştir. Sütun da tabiatiyle üzerinde bulunduğu Forumun adını almıştır. (J. Strzgowski: Die Säule des Arkadius in Konstantinopel, Jahb. d. Ins. Berlin 1893, cild 8, sayfa 230).
Bu sütun eski metinlerden ve bilhassa tarihçi Teofanes’den öğrenildiğine göre 403 yılında Doğu Roma devletinin ilk İmparatoru Arkadios veya Arcadius (Arkadius) (imp. 395 - 408) tarafından, babasının ve kendisinin barbarlara karış zaferlerini tebcilen inşa ettirilmeğe başlanmıştı. (Bu sütunla ilgili belli başlı eski metinlerin toplu bir halde Almanca tercemeleri şu eserde vardır. Unger: Quellen der byzanti nischen Kunstgeschichte, Wien 1878, sayfa 179). Glycas ve Marcelliuns’a göre bu sütunun tamamlanması Arkadios’un oğlu Teodosios II ye (imp. 408 - 450) müyesser olmuştur. Bu imparator sütunun üzerine babası Arkadios’un bir heykelini koydurmuş ve sütunun 421 yılı Temmuzunda açılma töreni yapılmıştır. (Reinach: Description des oevres d’art..., Rev. d. ét. gr. 1896, sayfa 78 - 82).
Arkadios sütunu tip itibariyle yeni bir şekil arzetmiyordu. Daha evvel Romada yapılan Traianus ve Antoninus (Columna Trajani ve Columna M. Aurelii Antonini; bu sütunların birer resimleri şu eserde vardır: N. Theil. Dictionnaire classique... Paris 1884, sayfa 533 ve 534) sütunları bu tipin ilk nümunelerini teşkil ediyorlardı. İstanbulda ise Arkadius’ün babası Teodosius I (imp. 378 - 395) şimdiki Bayazıd Hamamının yerinde (B. : Bayazıd Hamamı) 386 yılında yine bu tipte bir sütun yaptırmıştı. Traianus, M. Aurelius Antoninus, Teodosius sütunları gibi Arkadios sütunu da dört köşe bir kaidenin üzerinde yükselen içi oyuk ve merdivenli bir gövde kısmından ve en üstte de küçük bir balkon ile imparatorun heykelinden ibaretti. Ayrıca kaide ve gövde kısımları, spiral halinde yukarı kadar çıkan müselsel kabartmalarla süslenmiş bulunuyordu. Bu cins sütunların çok daha yeni devirlere ait nümunelerine Avrupada rastlamak kabildir. (Meselâ Viyanada Karlskirche’nin kuleleri Londrada Trafalgar anıtı ve Pariste Vendome sütunu). Bundan başka Topkapı Sarayı, Mecidiye köşkünde böyle bir sütunun maketi mevcuttur. (Topkapı Sarayı Rehberi, İstanbul 1933, resim 25).
Tarihçi Kedrenus’a göre Büyük İustinianos (imp. 527-565) zamanında, 542 yılında vuku bulan bir zelzelede sütunun üzerindeki heykelin bir eli kopmuş; ve Teofanesle Malalas’ın bildirdikleri üzere, yine onun zamanında, 549 da gayet şiddetli bir fırtınada sütunun üst kısmı oldukça zedelenmiştir. (Unger: Quellen... Sayfa 180. İki asır kadar sonra da, 740 da büyük bir zelzele İmparator Arkadios’un zaten hayli zedelenmiş olan heykelini tamamen yere devirmiştir (Unger: Quellen... sayfa 96).
Her ne dense pek itinalı bir surette muhafaza edilmediği anlaşılan bu sütun, Bizans halkının nazarında efsanevî bir mahiyet almağa başlamıştı. Cahil halk bunun üzerindeki kabartmaları kendilerine göre bir takım tefsirlerle izah ediyordu. Gerek Bizanslı Kodinos’a isnad olunan eserde ve gerek Dördüncü Haçlı seferiyle 1204 de İstanbula gelen Günther de Pairis (Günter dö Peri) ve Robert de Clari (Rober dö Klari), eserlerinde şehrin içinde, üzerleri kabartmalı iki sütunun mevcut bulunduğunu ve bu kabartmaların bir takım kehanetleri ihtiva ettiğini kaydederler. Bizans halkına göre bu kabartmalarda İstanbulun ne olacağı ve ne şekilde bir muhasaradan sonra zaptedileceği temsil edilmekte idi ve bu yüzden, G. de Pairis’in ifadesine göre Lâtinler tarafından şehir muhasara edildiği zaman, felâkete mâni olabilmek için Bizanslılar bu kabartmaların bir kısmını gûya kazımışlardı. (G. de Pairis: Hist. Cons. 21; A. Geoffroy: La colonne d’Arcadius à Constantinople, Fondation E. Piot Monuments et memoires, Paris 1895; cild 2 sayfa 121). R. de Clari ise İstanbulda böyle içleri merdivenli iki sütunun mevcut olduğunu görmüş ve bunların tepelerinde birer kişişin yaşamakta olması dikkat nazarını çekmiştir. Bu müellif de kabartmaların şehrin başına gelecekleri temsil ettiğine inananlardandır. (R. de Clari: La Conquete de Constantinople, Paris 1939, bahis 92).
İstanbulun Lâtinler tarafından ele geçirilmesi arifesinde İmparator genç Aleksios IV öldürülerek, kısa bir zaman içinde idareyi eline alan Aleksios V Murzuflos (imp. 1204) şehir Haçlı ordusu tarafından zaptedildiği zaman kaçmış ise de yakalanmış ve Lâtinler onu idama mahkûm etmişlerdir. Bir “ibreti misal” olarak öldürülmesine karar verilen eski İmparatorun mevkii gözönünde tutularak yüksek bir yerden aşağı atılarak hüküm yerine getirilmiştir. Geoffroy de Villehardouin (Jeofrua dö Vilharduen) ve R. de Clari, Aleksiyos’un “dışı resimli bir sütunun üzerine çıkarılarak” buradan aşağı atıldığını yazarlar. (G. de Villehardouin: La conquéte de Constantinople, col. Bel. - Let. Paris 1939 bahis 307 - 308 ve R. de Slari, bahis 109). Fakat İstanbulda “dışı resimli” ve içi merdivenli iki sütun olduğuna göre, Aleksios’un bunlardan hangisinden atılarak öldürüldüğü tesbit edilememekle beraber bu olayın Bayazıd’dakinde cereyan ettiği akla daha yatkın gelir.
İstanbulda Bizans hâkimiyetinin son günlerinden geçen asra kadar şehri ziyaret eden bir çok seyyahlar Arkadiyus sütunu hakkında muhtelif kıymetlerde yazılar yazmışlardır. Biz burada bu seyyahatnameleri birer birer etraflıca tetkik etmeği lüzumsuz görüyoruz. Burada sadece en mühimlerinden kısaca bahsederek ve diğerlerinin isimlerini vermekle iktifa edeceğiz’ Zaten bu hususta, bazı eksiklerine rağmen Ebersolt’un küçük kitabında güzel bir liste mevcuttur. (J. Ebersolt: Constantinople Byzantine et les voyageurs du Levant, Paris 1918, muhtelif sayfalarda).
Bu sütunu daha Bizans zamanında 1350 de ziyaret eden Novgorotlu Etyen’den sonra on beşinci asır başında İstanbula gelen Floransalı C. Buondelmonti, bugün şehrin en eski plânlarını teşkil eden resimlerinde bu sütunu göstermiştir.
Fetihten sonra ise, Fatihin ressamı meşhur Gentile Bellini 1479 İstanbula gelerek fırsat buldukça bir sütunun resimlerini yapmıştır. (Ebersolt: sayfa 67; Dr. A. S. Ünver: Fatih külliyesi, İstanbul 1946 sayfa 257). Fakat Bellini’nin, Arkadios veya Teodosios sütunundan hangisinin resimlerini yaptığı henüz katiyetle anlaşılamamıştır. 1544 - 1547 senenelerinde İstanbul âbidelerini tetkik eden Pierre Gilli veya Gilles, d’Alby (Albili Piyer Jili). Arkadios sütununun bilhassa iç kısmını gayet etraflı bir surette tetkik ederek en ince teferrüatına kadar ölçülerini almıştır. Ayni tarihlerde d’Aramon ve birkaç sene sonra Nicolas de Nicolay (Nikola dö Nikole) sütunu oldukça sağlam bir halde görerek seyahatnamelerinde buraya bir kaç satır ayırmışlardır. 1555 - 1562 yıllarında elçi olarak Türkiyede bulunan Ghislen ve Busbecq (Gislen dö Buzbek) Arkadiyus sütununu görmüş (Busbecq: Türk mektupları, H. Cahid Yalçın tercemesi, İstanbul sayfa 56) ve pek muhtemel olarak onunla birlikte bulunan Flensburglu Melchior Lorch veya Lorich (Melhiyor Lorh - Lorih) 1557 de sütunun bir resmini yapmıştır. (Oberhummer: Konstantinopel unter Süleyman der Grossen, München 1920, levha 12) 1573 de Ph. de Fresne - Canaye (Dü Fren - Kane); 1573 - 1578 de Stephan Gerlach (Stefan Gerlah); 1578 - 1581 de Salomon Schweigger (S. Şvayger); 1579 da H. Jacop von Buochenbah (Yakob fon Buohenbah); 1582 de Jean Palerne (Jan Palern); 1587 de M. Heberer von Bretten (H. fon Breten); 1595 e doğru Van der Does (Van der Döz); 1600 e doğru Wilhelm Dilich (Vilhelm Dilih) Arkadios sütununu eserlerinde zikretmişler veya bunun resmini çizmişlerdir. Fakat bu sütunu tamam bir halde gören bu seyyahların verdikleri bilgiler ekseriyetle sathidir. On yedinci asır seyyahları da sütunu yıktırılmadan evvel görebilmişlerdir. Bunların arasında 1603 de İstanbula gelen François Arnaud (Fransua Arno); 1605 de Henry de Beauvau (Hanri Dö Bovo) hayli zedelenmiş ve çemberlerle takviye edilmiş bir halde olan bu sütunu ziyaret etmişlerdir. 1610 da George Sandys (Corc Sendis) de bir resmini yapmıştır. Ayni tarihlerde Otavio Sapiencia (O. Sapyençia); 1617 de Adam Werner (A. Verner); 1621 de Louis Deshayes (Lui Dehe) Arkadiyus sütununu henüz oldukça tamam bir halde görenlerdir. Yalnız 1615 de Pietro della Valle sütunun bir zelzelede yıkılmış olduğunu kaydetmiştir ki bu bilgiye hakikat nazariyle bakmağa imkân yoktur. 1630 da Baudouin de Launay de Stochove (Boduen dö Lone dö Stohov); 1639 - 1641 senelerinde Du Loir (Dü Luar); 1656 da Jean de Thévenot (Jan dö Teveno); 1658 de Quiclet ekikle); 1672 de Laurent d’Arvieux (Loran d’Arviyö); ayni tarihlerde meşhur G. Joseph Grelit (Jozef Grölo):
1674 de J. Spon, Arkadios sütununu görmüşlerdir. Bunlardan sonuncusu ilmî tetkiklerde bulunmaktan ziyade anlaşılan Türklerle alay için sütunun tepesine çıkmış ve burada bir takım maskaralıklar yapmıştır. (A. Geoffroy: Sayfa 112). Britsh Museum’da İstanbula 1674 de gelen J. Grelo’a izafe olunan bir elyazmasında (MSS. Add. 22, 9122) Arkadios sütununun henüz yıkılmadan önceki halini gösteren güzel bir resim bulunmaktadır (W. Hasluck, Topographical drawings... “An. of the Brit. S.”, XVIII, 1911 - 1912, 273, resim 1). Ayni yılda Jean-Baptiste Tavernier (Jan Batist Taverniye) bir takım müphem malûmat vermektedir. 1672 de İstanbula gelen Cornelio Magni bu sütunu oldukça harap bir halde bulmuştu. Artık bu tarihlerden itibaren bu âbide günden güne daha harap olmakta ve her seyyah onu, kendinden evvelkinden daha fena bir vaziyette bulmaktadır. Magni’nin kaydettiği gibi sütunun ortasının çok zedelenmiş olduğunu, Ebersolt’un eserinde zikredilmeyen bir seyyah da teyit etmektedir. 1666 yılında İstanbulda bulunan rahip Robert de Dreux (Rober dö Drö) bu sütunu görmüş ve içine de girmiş ise de ortalarda merdivenler yıkıldığından yukarı kadar çıkamamıştır. (R. P. Robert de Dreux: Voyage en Turqui et en Grèce, Paris 1925, sayfa 50). Bütün seyyahların üzerinde birleştikleri bir nokta varsa o da, Arkadios sütununun on yedinci asrın ortalarında bir yangında çok zedelenmiş olmasıdır. 1670 e doğru Th. Smith; 1678 de Cornelius de Bruyn (Korneliyus dö Bruin); 1680-1684 de G. Battista Donado; 1690 da Du Mont (Dü Mon), artık yıkılmak üzere olan Arkadios sütununu son görenlerdir. 1711 de memleketine dönen Aubry de La Motraye (Obri dö la Motre) ise bu âbidenin birdenbire yıkılıp bir kazaya meydan vermemesi için, kendisi İstanbuldan ayrıldıktan sonra yıktırılmış olduğuna işaret etmektedir. (Ebersolt: sayfa 168). De La Motraye ile Pitton de Tournefort (P. dö Turnöfor) dan sonra artık hiçbir seyyah burasını tamam görememişlerdir. 1718 de meşhur İngiliz sefiresi, bir mektubunda kendisi İstanbula gelmeden iki sene evvel bu sütunun yıktırılmış olduğunu yazar. (Lady Montague - Lady Montegü: Şark Mektupları, A. Refik tercemesi, İstanubl 1933, sayfa 127, mütercim yanlış olarak Teodosios sütununu göstermiştir ki ayni yanlışlığı H. Cahid Yalçın da Busbecq tercemesinde yapmıştır). Sütunun büyük bir kısmının Ahmed III (1703 - 1730) zamanında yıktırıldığı anlaşılmaktadır. (Constantinos: Constantiniade, İstanbul, 1846, sayfa 72; ve J. von Hammer: Constantinopolis und der Bosporus, Pesth 1822, cild 1, sayfa 181). Nitekim Veliyüddin Efendi Kütüphanesindeki 3191 sayılı mecmuadaki bir kayıttan (İbtidâi hedmi dikili taş der kurbi Cerrahpaşa, fî 16 şevval 1123) bu anıtın 1711 de yıktırıldığı anlaşılmaktadır (S. Ünver, Avratpazarı dikilitaşı, “Tarih Dünyası” II. sayı 1950). Lady Montague’yü teyid eden, 1720 - 1724 yıllarında İstanbulda oturan de Saumery (Dö Someri) den sonra 1738 de Lord Sandwich (Sandviç) âbideyi yarı yıkılmış bir vaziyette görmüştür. On sekizinci asrın son senelerinde burayı ziyaret eden R. Pococke (Pokok) ve J. B. Lechevalier (Löşövaliye) Arkadios sütununu şimdiki haline yakın bir vaziyette görmüşlerdir. Bu esnada ressam Cassas, kalan kaidenin bir resmini yapmıştır. On dokuzuncu asrın başında (1812 ye doğru) Ch. Pertusier bu kaideyi oldukça etraflı bir surette tetkik etmiş ve “o zamana kadar kimsenin dikkat nazarlarını çekmemiş bir noktayı ilk defa olarak” kendisi eserinde kaydetmiştir. (C. Pertusier: Prombenades pittoresques à Constantinople, Paris 1815, cild 3, sayfa 229; bir çok müellifler yanlış olarak başka bir cildi gösterirler).
Modern seyyahları burada zikre lüzum görmüyoruz. Yalnız Unger, Geoffroy ve bilhassa J. Strzygowski’nin bu sütun hakkındaki makaleleri, âbide hakkında toplu ve etraflı malûmat veren yazılardır.
Türk müelliflerine gelince, Evliya Çelebi Arkadios sütununu aşağıda temas edeceğimiz gibi bir tılsım olarak izah etmektedir. Celâl Esad, eserinde bu âbideden birkaç satır ile bahseder. (Celâl Esad: Eski İstanbul) fransızca tercemesi, Constantinople, Paris 1909 sayfa 139; A. Saim Ülgen küçük kitabında buraya temas etmiştir. (A. Saim: İstanbul ve eski eserleri, İst. 1933, sayfa 109 - 110).
Arkadios sütunu kademeli ve bir küp şeklinde olan bir kaideden ve bunun üzerinde yükselen, helezonî kabartmalarla süslü bir gövde kısmından ibaretti. Kaidenin dışarı açılan bir kapısından başka içinde küçük höcreler vardı. Gövdenin üsütned cami şerefelerini andırır bir balkon ve en tepede de imparatorun heykeli bulunuyordu. Bugün hâlâ mevcut olan Trayanus sütunu bu hususta bir fikir verebileceği gibi Gurlitt’in yaptığı resim de bazı hatalarına rağmen faydalı olabilir. (C. Gurlitt: Die Baukunts Konstantinopels, Berlin 1912; ayni resim şu kitapta da vardır. E. Mamboury: Guide de Constantinople. İstanbul, ikinci tabı, 1929, sayfa 187).
A. Geffroy tarafından 1895 de yukarıda adı geçen makalesinde neşredilen resim her bakımdan alâkayı üzerine çekecek kadar mühimdir. Robert de Gaignières koleksiyonunda Paris Millî Kütüphanesine geçen bu büyük resim Arkadios sütununun yıkılmadan evvelki halini oldukça mükemmel bir surette göstermektedir. Resimde sütunun gövdesinin yer yer çatlamış olduğu ve alt kısımlarda demir takviye çemberleri görülmektedir. (Geffraynın verdiği malûmatı Ebersolt: sayfa 67-68, ile karşılaştırınız). Arkadios sütunu eski halinde, kaide kısmından başlığa kadar kabartmalarla süslenmişti. Kaide ile gövdenin birleştiği kısımda taşa bir çelenk ve dal kıvrımları motifleri işlenmişti ki bunları el’an görmek kabildir. Başlığa az bir mesafe kala kabartmalar nihayetlendiklerinden, bu kısımda sütun gövdesine amudî yivler yapılmıştı. Sütunun eski hali hakkındaki ölçüler umumiyetle P. Gylli’nin verdiği rakamlara dayanır. Traianus sütununun 39 metre; Antoninus sütununun 41 metre olmasına mukabil Arkadios sütununun tahminî yüksekliği 47 metreyi buluyordu. Gylli, sütunun içinde 233 basamak ve merdivenleri aydınlatan 56 küçük pencere saymış ve umumî yüksekliği 147 ayak olarak hesaplamıştır. Şimdiki halde bu muazzam eserden 8-9 metre kadar yükseklikte kaide kısmı mevcuttur. Gayet harap bir halde bulunan büyük mermer blokları yangınlarda çatlamış ve parçalanmıştır. Evvelce bunların üzerlerini kaplayan kabartmalardan ise hiç bir iz kalmamıştır. Zaten kaidenin ancak bir cephesi kolaylıkla tetkik edilebilecek vaziyettedir.
Arkadios sütunu hakkında çok etraflı bir tetkik Y. Kollvitz tarafından yapılarak anıt hakkındaki bütün müşahedeler toplu olarak neşredilmiştir (Oströmische Plastik der theodosianischen Zeit, Berlin 1941).
Arkadios sütununun Bizans sanatındaki yeri hakkında umumî sanat tarihlerinde bilgi verilmiştir. (O. Wulff. Byzantinische Kunst, Potsdam 1912, sayfa 168 ve Nachtraf 1935, sayfa 20; Ch. Diehl: Manuel d’art byzantin, Paris 1925, cild I, sayfa 280). Biz burada sütunun umumî durumuna bir göz atmakla iktifa edeceğiz. Kaldewey ve Strzygowski’nin müştereken yaptıkları, sütunun kaidesinin içinin plânı kesiktir. Bütün müelliflerin bildirdikleri gibi bu plânı yapanlar da, her neden ise içeride yalnız bir oda daha doğrusu höcre görmüşlerdir. Halbuki bu yazımızla birlikte neşredilen ve Yüksek Mimar Dündar Beyce’nin yardımiyle yapılan plândan da anlaşılacağı gibi burada methal sofasından başka iki höcre vardır. Bu medhal sofasının tavanını teşkil eden yekpâre levhanın üzerine enteresan bir tezyinat işlenmiştir. Solda bulunan dar höcre bir kapı ile ikinci ve daha geniş bir höcreye açılmaktadır. Ekseri müellifler bu odanın mevcudiyetinden haberdar olmamışlardır. Burası solda dar bir mazgalla aydınlatılmakta ve sağda geniş bir niş bulunmaktadır. Mezar odaları olarak yapılmış olmaları muhtemel görülen bu höcreler, eski seyahatnamelerden öğrendiğimize göre uzun zaman mesken olarak kullanılmışlardır. Böylece ikinci odanın neden gizli kaldığının sebebi kolayca anlaşılır. Medhal sofasının sağından yukarı çıkan merdiven her köşede bir sahanlığa sahiptir. Şimdi örtülü olan ve tam ortada bulunmayan pencere herhalde sonraları genişletilmiştir. Sütun gövdesinin başladığı yerden itibaren bu merdiven ayni bir minare merdiveni gibi devam etmektedir. Gövdenin kabartmalı kısmından 60 santim kadar yüksekliğinde bir parça hâlâ durmaktadır. Bunun üzerinde oldukça bozulmuş bir halde bazı kabartmaları farketmek kabildir. Sütunun gövde kısmı, mihver ve basamaklar dahil, birbirine girift dört büyük bloktan ibaret tabakalar halinde yapılmıştır. Ortadaki mihverin kutru bir metre kadar olup, basamakların genişliği ise 80 santim kadardır. Taşların burada kenetleniş tarzı bilhassa dikkati çeker. Marmara adası (Prokonnesos) mermerinden olan bu muazzam blokların yerlerine tesbit edilirken palangaya takılabilmeleri için bırakılan çıkıntlar el’an görülmektedir.
Bugün sütundan kalan kısmın en üstüne kadar çıkmak kabildir ve buradan oldukça güzel bir manzara vardır.
Gerek sütun gövdesindeki ve gerek kaidenin üç cephesindeki (dördüncü cephe de kapı bulunuyordu) kabartmaların mahiyetlerini ancak eski resimlerden öğreniyoruz. A. Grabar tarafından neşredilen ve Cambridge’de Trinity College’de bulunan eski bir resimde bu sütunun kaidesindeki kabartmaları görmek kabildir. (A. Grabar: L’Empereur dans l’art byzantin, Paris 1936, levha 13 - 15). Bugün tamamen kaybolan bu kabartmalar hakkında izahat vermeyi lüzumsuz görüyoruz. Fakat daha etraflı tetkiklerde Geoffroy ve Grabar tarafından neşredilen resimler en ön plânda ele alınması icabeden kıymetli vesikalardır. Kaide kabartmalarında bir çelenk taşıyan ve uçar vaziyette temsil edilen Nike yani zafer meleklerinden başka muzaffer imparator, askerler, saray memurları, mağlûplar ve esirlerle ganimetler tasvir edilmişlerdir. Gerek çelenklerin içinde ve gerek askerlerden bazılarının kalkanlarının üzerinde Hazreti İsanın işaretiyle bir haç görülmektedir. Burada göze çarpan A ve ω harflerine sütunun içinde de el’an rastlamak kabildir. Bunların bir zamanlar zannedildiği gibi Arkadios ve karısı Evdokia’nın adlarının ilk harfleri olmadıkları anlaşılmıştır. Bunlar gerek alfabesinin ilk ve son harfleri olan A (alfa) ve ω (omega) olup İsa’yı sembolize etmektedir.
Sütunun asıl gövde kısmı kabartmalarından da burada bahsetmiyeceğiz. Bunlarda uzun uzadıya İmparator Teodosios ve Arcadios’ün Gotlara karşı yaptıkları muharebeler ve kazandıkları zaferler temsil olunmuştu. Zaten uzun müddet bu âbide bu yüzden “Oyuk sütun” adıyla birlikte “Tarihli sütun” (Columnam historialens, Columna historiala; Colonne historiale; Colonne historiée) ismiyle de tanınmıştı. Bu kabartmaların üzerlerindeki harp ve muhasara sahnelerinin halk tarafından ne şekilde tefsir edildiklerine yukarıda temas etmiştik. Bellini’nin eserleri olduğu söylenen ve Banduri tarafından neşredilen bir takım büyük resimlerde Arkadios sütunun kabartmalarının temsil edildikleri iddia edilmiştir (A. Banduri: Imperium Orientale, Parisiis 1711, cild 2, sayfa 509 dan itibaren 18 levha). Bu resimlerin Bellini ile ilgileri olmadığı ve Arkadios sütunu kabartmalarını temsil etmedikleri ileri sürülmektedir. (E. Müntz La colonne théodosienne à Constantinople, Rev. d. et gr. 1888, cild 1, sayfa 318-325; bu hususta Ebersolt: sayfa 68 de küçük bir hulâsa vardır).
İstanbul Arkeoloji müzesinde bulunan üç mermer parçasının Arkadios sütununa ait oldukları tahmin edilmektedir. Bunlardan Arkadios sütununa âidiyetine muhakkak nazarı ile bakılan tek parça 660 numaralı olanıdır. Bu, 1874 de Davudpaşa kapısı civarında denizden çıkarılarak Müzeye getirilmiş bir metre kadar boyunda oldukça aşınmış bir kabartma parçasıdır. Bunun üzerinde biri kalkanlı iki askerle bir atın sağrısı ve arka ayakları görülmektedir. Mendel’in de işaret ettiği gibi böyle bir sahneye Geoffroy tarafından neşredilen resmin üzerinde, sütunun yedinci spiralinde rastlamak kabildir. 1315 ve 1316 sayılı parçaların ise nerede bulunmuş oldukları malûm değildir, zaten bunlar çok ufak taşlardır. Bu sonuncuların Teodosios sütununa ait olmaları büyük bir ihtimal dahilindedir. (Bu mermerlerin etraflı bir tarifleri için bk. G. Mandel: Catalogue des sculptures, İst. 1912, 1914, cild 2, sayfa 442 ve cild 3, sayfa 523 - 524; Resimli Rehber, İst. 1934, salon 20).
Kaidenin içinde ve medhal sofasının tavanında üzeri tezyinatlı bir levhanın bulunduğunu yukarıda söylemiştik; bu levha sütunun süslerinden yerinde kalabilen yegâne eserdir (Bir müellif yanlış olarak bu levhanın mezar odasının tavanında bulunduğunu yazmaktadır. H. Barth Constantinople, Paris 1906, sayfa 160). Mustakil şeklinde olan bu levhaya bir main termis edilmiş ve bunun ortasına da bir çelenk işlenmiştir. Bu sonuncusunun içinde bulunan haç, Hıristiyanlığın ilk alâmetlerinden P harfini teşkil eden muhtelif şekillerle süslenmiş bulunmaktadır. Haçın kollarının arısnda görülen A ve ω harfleri muhtelif şekillerde tefsir edilmiştir. (Dethier: Der Bosphor und Constantinopel, Wien 1873, sayfa 46). Pertusier’nin bunları İmparator Arkadios ve karısı Evdokia’nın adlarının ilk harfleri olarak kabul etmesi yanlıştır. Bunlar yukarıda da işaret edildiği gibi “Alfa” ve “Omega” dır. Üçgen şeklindeki boşluklar ise, Pertusier’nin mübalâğalı bir surette “berbat bir zevk mahsulü” olarak tavsif ettiği dal kıvrımları ve palmet motifleriyle süslenmiştir.
Celâl Esad, Arkadios sütununda yazıların mevcut olduğunu ileri sürmektedir. ki bu bir yanlışlık olsa gerektir. Zira burada görülen yegâne yazı iki harften ibarettir.
Arkadios sütununun Bizans sanatı bakımından büyük ehemmiyeti ve tesirleri hakkında A. Grabar etraflı bilgi vermiştir (A. Grabar: L’empereur dans l’art byzantin, Paris 1936, sayfa 42, 75-80, 82 ve 157).
Bizanslıların, bu sütunun bazı kehanetleri itiva ettiğine inanmalarına mukabil Türkler zamanında da halk arasında bir takım hurafeler ortaya çıkmıştır. kadınlara mahsus bir pazarın (Avrat pazarı) bu civarda bulunması yüzünden sütun “Avrat taşı” adını almıştır. (Burasını Fatihteki Kıztaşı = Markianus sütunu ile karıştırmamak lâzımdır).
Evliya Çelebiye göre (Seyahatname, İst. 1314, cild 1, sayfa 61) İstanbulun birçok tılsımlarından bir tanesini bu sütun teşkil etmektedir. Gûya bunun üzerinde bir maksurecik bulunmakta ve bunun üstünde güzel bir kız heykeli durmakta imiş. Bu kız senede bir canlanır bir sayha koparırmış; uçan kuşların çoğu bu sayha üzerine yere düşermiş. (Bu hikâyenin tercümesi için bk. H. H. Russack: Byzanz und Stambul, Sagen und Legenden, Berlin 1941, sayfa 136 ve bu hikâyenin aynen nakli için bk. Yürük Çelebi = Vâ-Nû: Eski itikadlar, Akşam gazetesi 5 Ağustos 1939). Evliya Çelebi bu sütunun dışında İmparatorun Hindistan (!) seferine gidişinin temsil edilmiş olduğunu yazar ve bunun tepesinden rahipler düşmanın gelişini haber verirlermiş. Peygamber dünyaya geldiği zaman bir zelzele vuku bulmuş ve bu sütun parçalanmış ise de tılsımlı olduğundan dağılmıyarak Çelebinin zamanına kadar gelmiş!!!
Başka bir rivayete göre de İstanbulun muhtelif yüksek yerlerine koyun ciğerleri konarak, ne kadar bir zamanda tefessüh ettiklerine bakılarak o semtin havasının iyilik derecesi tâyin edilmiş. Bu tecrübeye göre Arkadios sütununa konan ciğer en geç olarak bozukluğundan İstanbulda en iyi havanın Cerrahpaşa semtinde olduğu anlaşılmış. (Bay Reşad Mimaroğlu’nun İstanbul Ansiklopedisine verdiği notlardan).
Geoffroy ve Ebersolt’un işaret ettikleri gibi Arkadios sütununun etrafında toprak kazıldığı takdirde kabartma parçalarından büyük bir kısmının bulunması ihtimali vardır. Fakat Ahmed III devri gibi, büyük inşaat yapılan bir zamanda yıktırılan bu sütunun taşlarının kullanılmış olması da mümkündür. Neticesinin ne olacağı belirsiz hafriyatlardan önce yapılması gereken ilk iş, şüphesiz, kaidenin etrafını açarak onu çıkarmak ve ev sahibi kadar ziyaretçiye de nâhoş gelen zoraki misafirliğe artık bir son vermektir.
Semavi Eyice
Arkadios Sütununun 1610 daki hali
(Resim: G. Sandys)
Arkadios Sütunu yıkıldıktan sonra
(Resim: L.F. Cassas, 1784)
Arkadios Sütununun 1946 daki hâli
(Resim: Semavi Eyice)
Arkadios Sütunu
(Plân: Semavi Eyice)
Tema
Yapı
Emeği Geçen
G. Sandys, L.F. Cassas, Semavi Eyice
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Yazar/Üreten
Semavi Eyice
Kod
IAM020765
Tema
Yapı
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Emeği Geçen
G. Sandys, L.F. Cassas, Semavi Eyice
Tanım
Cilt 2, sayfalar 1012-1019
Not
Görsel: cilt 2, sayfalar 1013, 1014, 1015
Bakınız Notu
B. : Bayazıd Hamamı
Tema
Yapı
Emeği Geçen
G. Sandys, L.F. Cassas, Semavi Eyice
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.