Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
ÂRİFOĞULLRININ PAYTONLARI (Çeşmemeydanlı)
Bu satırların yazıldığı sırada İstanbulda kira paytonu kalmamıştır denilse yeridir; hattâ payton kalmamıştır diyebiliriz. Yerini otomobillere vermeden, İstanbulun namlı kira paytonları Çeşmemeydanlı Ârifoğullarının paytonları idi ki, bu dört kardeşin en namlısı da en büyükleri Kâzım Bey idi; Zeki bir iş adamı ve o devrin ayni zamanda en namlı bir at cambazı idi.
Piyasada işleyen arabalarından ziyade, devlet ricaline, zenginlere Payton, Kupa ve Landon satarak para kazandığı söylenir. Arabaları için Macaristandan, Rusyadan at getirtir; İstanbul at yarışlarında şöhretlerinden beklenilen muvaffakiyeti göstermiyen hayvanlar da onun ahırına gelir, kuyruk ve yeleleleri kesilerek arabaya koşulurdu.
Kâzım Beyin araba sandıklarını, rivayete göre, Fındıklılı Aşot usta yapardı, bu zat da İstanbulun namlı bir sanatkârıdır; arabacılıkta eşsiz bir “ince marangoz” idi. Bugün araba yapıcılığı da İstanbulun ölmüş sanatları arasındadır. Payton körükleri deve derisinden yapılırdı. Çamurluklar rugan, minderler maroken olurdu. Kâzım Beyin arabalığında, akşamları, koşumlar sabun ile yıkanıp güderiyle parlatılır, maroken döşemeler yağsız süt ile silinirdi ve yine güderilerle oğulurdu. Kamçılar, “Balina” denilen ve Avrupadan gelen bir balık kemiğinden idi, civatalı sapları çıkarılınca, kıvrılıp cebe konu...
⇓ Devamını okuyunuz...
Bu satırların yazıldığı sırada İstanbulda kira paytonu kalmamıştır denilse yeridir; hattâ payton kalmamıştır diyebiliriz. Yerini otomobillere vermeden, İstanbulun namlı kira paytonları Çeşmemeydanlı Ârifoğullarının paytonları idi ki, bu dört kardeşin en namlısı da en büyükleri Kâzım Bey idi; Zeki bir iş adamı ve o devrin ayni zamanda en namlı bir at cambazı idi.
Piyasada işleyen arabalarından ziyade, devlet ricaline, zenginlere Payton, Kupa ve Landon satarak para kazandığı söylenir. Arabaları için Macaristandan, Rusyadan at getirtir; İstanbul at yarışlarında şöhretlerinden beklenilen muvaffakiyeti göstermiyen hayvanlar da onun ahırına gelir, kuyruk ve yeleleleri kesilerek arabaya koşulurdu.
Kâzım Beyin araba sandıklarını, rivayete göre, Fındıklılı Aşot usta yapardı, bu zat da İstanbulun namlı bir sanatkârıdır; arabacılıkta eşsiz bir “ince marangoz” idi. Bugün araba yapıcılığı da İstanbulun ölmüş sanatları arasındadır. Payton körükleri deve derisinden yapılırdı. Çamurluklar rugan, minderler maroken olurdu. Kâzım Beyin arabalığında, akşamları, koşumlar sabun ile yıkanıp güderiyle parlatılır, maroken döşemeler yağsız süt ile silinirdi ve yine güderilerle oğulurdu. Kamçılar, “Balina” denilen ve Avrupadan gelen bir balık kemiğinden idi, civatalı sapları çıkarılınca, kıvrılıp cebe konurdu.
Kâzım Beyin araba sürücüleri de eli yüzü düzgün, bindikleri arabaların zarafet, temizlik ve güzelliğine denk seçme delikanlılardı. Birinci Cihan Harbi içinde bunların en namlısı da Japon Rıza idi. Japonluğu, emsali arasında yaşının küçüklüğünden gelir.
Bu satırların yazıldığı sırada Göztepede oturan ve nakkaşlık yapan, köyde “Kolpucu” lâkabı ile Rıza, kırk beş yaşlarında, sohbeti tatlı, dilbaz, herkesin sevdiği bir adamdır.
Kâzım Beyin sürücüsü iken henüz on beş on altı yaşlarında, klâsik tâbiriyle “günşe ya doğ ya doğayım diyen” bir nevcivan idi. Başında vişne çürüğü tulumbacı fesi, sırtında sarı mâdenî düğmeli lâcivert forma, ayağında sarı iskarpinler, ellerinde beyaz eldivenler, kumral saçlı, kirpikleri devrim devrim bir arabacı güzeliydi.
Yetmiş beşlik seksenlik ihtiyar Feride Sultan Arabacılar Cemiyetinden bir sürücü ister, Cemiyet Reisi Kâzım Bey de gözbebeği olan Rizayı, kendi adamı olup Suntana lâyık bir sürücü buluncaya kadar hizmet etmek üzere gönderir. Çocuk, bohçası koltuğunda Bebekteki sahilsarayın kapısına gelir. Kapıda çam yarması gibi pürsilâh Sırplı bir kavas Sultanın Başağası Şahabeddin Ağaya haber verir: Şahabeddin Ağa, bir çocuğa bir de elindeki mektuba bakıp “Sübhanallah!” der. O akşam kendisine tahsis edilen odada yatan Japon, ertesi gün Sultanın landosunu koşarak binek taşına çeker; iki haremağasının koltuğunda inen ihtiyar Sultan, yeni sürücüsüne şöyle bir nazar eyledikten sonra, arabasına biner ve yalıya döndüğünde Başağasına: — Şu çocuğun başından kurşun döktürün... Allah kem nazardan saklasın! diye emreder.
Tema
Kişi
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM020753
Tema
Kişi
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Tanım
Cilt 2, sayfa 1010
Tema
Kişi
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.