Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ÂRİF BEY (Kanunî Hacı)
Geçen asır sonlarının bestekâr ve büyük saz üstadlarından; aşağıdaki satırlar oğlu Zeki Ârifoğlu’nun İslâm - Türk Ansiklopedisine intişar etmiş makalesıdir:
“İstanbulda Yemişiskelesi civarında zindankulesinde medfun Baba Caferin ahfadındandır. 1278 (M. 1861) de İstanbulda Hobyar mahallesinde doğmuştur. Tahsilini Kocamustafapaşa Askerî Rüşdiyesinde ikmal ettikten sonra 1301 de Posta ve Telgraf Nezareti muhasebe kalemine memur olmuş, on senelik memuriyet hayatı İstanbulda geçmiş, 1311 de Yemen Posta ve Telgraf Başkâtipliğine tâyin kılınmış, altı sene Yemende kaldıktan sonra İstanbul Posta ve Telgraf Nezaretine nakledilmiş, 1326 da tekrar eski vazifesiyle Yemene gitmiş, 1327 de Yemenin Menaha kasabasında 49 yaşlarında olduğu halde koleradan vefat eylemiştir.
Gençliğinde musikimizin saz âletlerinden kanuna heves ederek Posta ve Telgraf memurlarından Sarı Talât Beyden birkaç sene ders almış, pek az zaman zarfında üstadının hayret ve takdirini mucib olacak derecede ilerlemiştir. Yemen de de saziyle çok meşgul olmuş, İstanbula avdetinde san’âtın şahikasına yükselmiş bulunuyordu. Kanunu mandalsız çalardı. Bunun sebebini bir gün babamdan sordum. Dedi ki: “Kanun esasen mandalsız çalınır. Fakat güçtür, Bu güçlüğü yüzündendir ki mandal ihdas olunmuştur. Bâzı parçalar vardır ki orada tatbik e...
⇓ Read more...
Geçen asır sonlarının bestekâr ve büyük saz üstadlarından; aşağıdaki satırlar oğlu Zeki Ârifoğlu’nun İslâm - Türk Ansiklopedisine intişar etmiş makalesıdir:
“İstanbulda Yemişiskelesi civarında zindankulesinde medfun Baba Caferin ahfadındandır. 1278 (M. 1861) de İstanbulda Hobyar mahallesinde doğmuştur. Tahsilini Kocamustafapaşa Askerî Rüşdiyesinde ikmal ettikten sonra 1301 de Posta ve Telgraf Nezareti muhasebe kalemine memur olmuş, on senelik memuriyet hayatı İstanbulda geçmiş, 1311 de Yemen Posta ve Telgraf Başkâtipliğine tâyin kılınmış, altı sene Yemende kaldıktan sonra İstanbul Posta ve Telgraf Nezaretine nakledilmiş, 1326 da tekrar eski vazifesiyle Yemene gitmiş, 1327 de Yemenin Menaha kasabasında 49 yaşlarında olduğu halde koleradan vefat eylemiştir.
Gençliğinde musikimizin saz âletlerinden kanuna heves ederek Posta ve Telgraf memurlarından Sarı Talât Beyden birkaç sene ders almış, pek az zaman zarfında üstadının hayret ve takdirini mucib olacak derecede ilerlemiştir. Yemen de de saziyle çok meşgul olmuş, İstanbula avdetinde san’âtın şahikasına yükselmiş bulunuyordu. Kanunu mandalsız çalardı. Bunun sebebini bir gün babamdan sordum. Dedi ki: “Kanun esasen mandalsız çalınır. Fakat güçtür, Bu güçlüğü yüzündendir ki mandal ihdas olunmuştur. Bâzı parçalar vardır ki orada tatbik edilmek lâzımgelen seslerde, bilhassa şetlerde mandal âciz kalır. O sesleri bulmak üzere behemehal parmak tırnağını perdelerde kullanmak mecburiyeti hâsıl olur. Onun için mandalsız kanun çalmak başlangıçta çok güçse de sonunda sanatkârı o güçlüklerden vâreste kılar. Mandallı kanun ise başlangıçta kolay iken sonunda çok güçlük tevlid eder. Ben bunun için tâ iptidanberi mandalsız çalıyorum”.
Merhumun çalış tarzı kendine mahsus, gayet lâtif ve âhenkdar idi. Bir kere çok serî akord ederdi. Sonra perdelerin gam haklarını bütün şumûli hassasiyetiyle, en küçük bir hata ve falsodan âri olarak temin eylerdi. Kanununu çalarken perdelerde icabeden bemol ve diyezleri — çeyrek seslere varıncaya kadar — sol elinin baş parmağının tırnak kısmı ile tabiî ve net sesler çıkartmak suretiyle yapardı. Bilhassa taksimlerde yine sol elinin fiske darbelerini mızrablara uydurarak makamın seyri dairesinde hazin ve samia nevaz, şakrak ve selsebil gibi akıp giden nağmeler icad ederdi. Onun bu harikulâde mahareti, sâmilerini vecd içinde bırakırdı. Bilhassa taksim esnasında, meselâ dügâh perdesinden muhayyer perdesine bir anda ve bir hamlede geçmek için sol elinin baş parmağı tırnağı ile, perdelikten kanunun köprüsü istikametinde, yani soldan sağa doğru dügâh perdresi üzerindeki yıldırım çekisi ile muhayyer kamını buluşu, bir şelâle akışıyle en tatlı, en kıvrak ve şakrak nağmelerle tekrar muhayyer perdesinden dügâh perdesine kadar inişi cidden görülecek sanat harikalarından idi. Onun en mühim bir hüneri de mandalsız kanunda her makamın seyrine göre perdelerde bemol, diyez veya naturel seslerle akord edilerek, meselâ hicaz makamında do naturel (Çargâh) perdesini do diyez ve si naturel (segâh) perdesini si bemol akord etmek ve fa naturel (acem) perdesini değiştirmemek, yani fa diyez (eviç) yapmamak ve her hangi bir beste veya şarkının terennümünde fa diyez (eviç) perdesi geliyor ve geçiyorsa, yahut da naturel (Çargâh) ve si naturel (segâh perdelerini göstermek icabediyorsa sol başparmağı tırnağiyle kanundaki perdeliğin kenarından fa naturel (acem) perdesine basmak ve si naturel (segâh) perdesi üzere ise tecrübeli iki baskı ile hem do natürel (Çargâh), hem de si natürel (segâh) gamlarını yapmakla maksadın temini asıl olduğundan bu suretle makamın seyri dairesinde çalarken diğer her hangi bir makamdaki fasla geçilmek istenilince od makamın seyrine muvafık olan akordun yapılmasına zaman ve imkan olamıyacağını takdir ederek makamın seyri icabı değiştirilmesi lâzımgelen bütün gamları parmağı ile mükemmel bir surette yapar ve arkadaşları ile hemdem olarak o makamın faslına devam ederdi. Bazan da pek neş’eli olursa taksimlerde sol elinin baş parmağının tırnağı yerine kanunun akorduna mahsus olan anahtarı perdeler üzerine fiske darbeleri tarzında kullanarak gönülleri tutuşturan ve hıçkırıkları andıran yanık nağmelerle dinliyenleri vecd içinde mütehassis ve giryan eylerdi.
Hacı Ârif Bey, zamanında yetişmiş olan ve kanun çalanların ötedenberi yeksenak ve hemen ayni tavır ve eda ile icrayı hüner ettikleri sistem haricinde olmak üzere kanunda bir san’at inkılâbı yapmış ve bir mektep vücuda getirmiştir. Kanunî Nâzım, merhumdan feyz alan en değerli Nazım, merhumdan feyz alan en değerli talebelerinden biriydi. Harbiye Nezareti memurlarından Kanunî Tahsin, Kanunî Sarı Talât Bey, merhunda bulunduğu meclislerde arkadaşlarının o kadar rica ve ısrarlarına rağmen kat’iyyen kanun çalmazdı. Merhum, İstanbulda bulunduğu müddetçe Bebekte Validei Hidivî sarayında güzide ve musikişinas hanımlardan mürekkep heyeti musikiyenin şefliğini deruhte etmiş, senelerce bu heyete meşkederek değerli talebeler yetiştirmiştir. Memleketimizde ilk defa “Darülmusiki” unvaniyle bir musiki cemiyetinin teessüsüne Hacı Ârif Bey âmil olduğu gibi, Türk musikisini, Tanburî Cemil, Neyzen Tevfik, Santurî Edhem, Udî Nevres vesair zevat ile birlikte Darülmusikide teşkil eylediği bir konser heyetiyle Tepebaşındaki tiyatroda umuma dinleten de o olmuştur. Merhum, muasır bulunduğu Zekâi Dede, Hacı Faik, Yeniköylü Hasan, Lâmekâni Mustafa, Hacı Kirami, Bolahenk Nuri Efendiler vesair musikişinas üstadları ile devamı münasebete çok ehemmiyet vermiş ve bu zevattan çok istifade etmiştir. Musikimizin eski bazı yüksek parçalarını Hacı Kirami Efendi merhumdan geçmiş olduğu gibi merhum da bazı eserleri Hacı Kirami Efendiden geçmiş olduğundan her iki üstad bulundukları mecliste birbirlerine “Hocam, üstadım!” diye hitab eylerlerdi. Üstad hanende Kaşı Yarık Hüsameddin Bey ile de aralarında çok sevgi vardı.
Hacı Ârif Bey kanundaki sanatkârlığı kadar bestekârlıkta da temayüz eylemişti. Merhumun başlıca bestelediği mühim eserleri şunlardır: 1. Kürdili hicazkâr zincir usulünde; “Yâr ne kadar yâreledi gamzelerin bak bedenim”, 2. Lenk fahte beste olarak: “Dil mest-i hüsnün oldu ey turrei taravet, Sensin bu bezm içinde nev bâvei nezaket”, 3. Yürük semai “Yâd eyle beni sevdiğim bâşın için olsun”, 4. Hicaz makamından lenk fahte nakş beste olan “Çıktıkça sûz-i dilden câna figan-ü nâle, geldikçe yâde hicrin zehrab olur piyale”, 5. Rast makamından yürük semai: “Âmâde olur zevk-i çemen, zümrei rindan”, 6. Sultanî yegâh makamından ağır aksak: “Hayli demdemler ıztırab-ı aşkını çekmişken”, 7. Acem aşiran ağır aksak: “Kahr-ü mihnet yaktı bu cism-ü teni”, 8. Düyek. “Ey mâder-i devletpenah buldun cihanda izz-ü şan”, 9. Yine ağır aksak: “Vakt-i firkatte tahayyül eyledikçe cism-ü teni”, 10. Sengin semai: Âkıbet mecnun edip düşürdün beni aşka”, 11. Türk aksağı: “Yandı aşka bu can-ü ten”, 12. Hüzzam makamından aksak: “Hayli demdir görmedim dilber seni”, 13. Sengin semai: “Dil hastasıyım bu dile hep ah gelecektir”, 14. Ağır aksak: “Hicrin ile yaktın beri”, 15. Müstear makamından devr-i hindî: “Can dayanmazmış veda-ı firkate”, 16. Hicaz ağır aksak: “Hami-i cüd-ü seha lütf-ü kerem”, 17. Aksak: “Caiz mi bulutlarla güneş müstetir olsun”, 18. Mahur ağır aksak: “Canıma kastetmek ister sevgilim cânâ benim”, 19. Düyek: “Serv-i nazım sensin ancak âleme dâd-ü penah”, 20. Aksak: “Senle durmak derdinâk eyler beni”, 21. Rast ağır aksak: “Geçmiyor eyyam-ı mihnet gitmiyor benden melâl”, 22. Aksak: “Söyle doktor kârın nedir cefadan”, 23. Devr-i hindî: “İltifatın eyledi beni ihya”, 24. Sûzinâk ağır aksak: “Gitti elden yâd-i mâzi bilmez oldum hâlimi”, 25. Hüseynî sengin semai: “Yaktın dili âteşlere ey şuh-ı sitemkâr”, 26. Hicaz aksak: “Mecnun işitip derd-ü dilim dağlara düştü”, 27, Kürdili hicazkâr devr-i hindî: “Genc-i gamde yârelendi yüreğim el’aman”, 28. Sofyan usulünde: “Zevkin ne ise söyle hicab eyleme benden”, 29. Devr-i hindî: “Bir gün görmesem bana ölümden beter”, 30. Ağır aksak: “Âteş-i aşkın senin ey mehlika”, 31. Ferahnâk makamından ağır aksak: “Titriyor cismim görünce sevdiğim ruhsarını”, 32. Yürük semai usulünde: “Gerçi aşka müptelâ dünyada sade ben değil” şarkıları, 33. Sultanî yegâh muhammes usulünde peşrev, 34. Aksak semai usulünde saz semaisi, 35. Devr-i kebir usulünde sûzinâk peşrevi, 36. Aksak semai usulünde saz semaisi, 37. Fahte usulünde hüseynî aşiran ve şehnaz peşrevi, 38. Devr-i kebir usulünde yine şehnaz peşrevi, 39. Kürdili hicazkâr saz semaisi, 40. Gülzar saz semaisi, 41. Hüseynî saz semaisi, 42. Dügâh saz semaisi, 43. Bestenigâr saz semaisi, 44. İsfahan saz semaisi, 45. Saba saz semaisi, 46. Nihavend sirto saz eserleri. Bunlardan maada müstear, karcağar, muhayyer, tahir, uşşak, ferahnâk, nühüft, rast vesair makamlardan birçok eserleri daha vardır. Külliyat-i âsarı doksandan fazladır, cümlesi de bende mevcut ve mahfuzdur”. (İslâm - Türk Ansiklopedisi).
Kanunî Hacı Ârif Bey
(Resim: Nezih)
Kanunî Hacı Ârif Beyin Sultânî Yegâh Sazsemâisi
(O. Zadoryanın piyasa tavrında yazılmış nota mecmuasından)
Theme
Person
Contributor
Nezih
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM020723
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Nezih
Description
Volume 2, pages 989-991
Note
Image: volume 2, pages 989, 990
Theme
Person
Contributor
Nezih
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.