Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ARABACI GÜZELİ
Eski bir İstanbul masalıdır; ilk defa on sekizinci asrın namlı meddahlarından Sükkerî Salih Çelebiden dinlenmiştir, sanatkârın, zamanında olmuş bir vak’ayı süsleyerek bir masal yapmış olması da muhtemeldir.
Arabacı Deli Veysel on altı on yedi yaşında, genç irisi âfeti devran bir şehbazdır. Mat beyaz tenli, kara gözlü, kara saçlı, bıyıkları duman gibi yeni terlemiş, keçe külâhın üstüne sardığı çenberin kenarından alnına bir tutam kara kâkülü döktüğü zaman dilber yüzü kara bulut ardından çıkan aya benzerdi. Kavak fidanı gibi ince uzun boylu, hırpanî kıyafeti içinde yakışıklı, güllü mintanının düğmeleri daima çözük, sine uryan, mintan üstünde çaprast belin, belde al kuşak, mavi şalvarı yamalı, yalın ayağında yarım papuç... Fakat güzellikte ve alımda çalımda beğzadeler ve paşazâdeler bu arabacı şehbazının ellerine değil ayaklarına bile su dökemezler. Bir çift kır at koşulu yük arabası sürerdi. Deli lâkabi ele avuca sığmaz uçarılığından verilmiş.. Üç telli saz çalar, sazı da daima arabasında asılı durur.. Elini uzatsa ellisi, parmağını oynatsa tellisi, arabacı güzeli Deli Veysele gönül vermiş kızların sayısı oğlanın saçı telleri kadar.. İşte bu kızların biri de Alacalı Mehmed Paşanın kızı Gülbeyaz Bânu idi.
Kız da bir içim su idi; on dördünde, onbeşinde; Veyseli, Karagümrükteki Havuzl...
⇓ Read more...
Eski bir İstanbul masalıdır; ilk defa on sekizinci asrın namlı meddahlarından Sükkerî Salih Çelebiden dinlenmiştir, sanatkârın, zamanında olmuş bir vak’ayı süsleyerek bir masal yapmış olması da muhtemeldir.
Arabacı Deli Veysel on altı on yedi yaşında, genç irisi âfeti devran bir şehbazdır. Mat beyaz tenli, kara gözlü, kara saçlı, bıyıkları duman gibi yeni terlemiş, keçe külâhın üstüne sardığı çenberin kenarından alnına bir tutam kara kâkülü döktüğü zaman dilber yüzü kara bulut ardından çıkan aya benzerdi. Kavak fidanı gibi ince uzun boylu, hırpanî kıyafeti içinde yakışıklı, güllü mintanının düğmeleri daima çözük, sine uryan, mintan üstünde çaprast belin, belde al kuşak, mavi şalvarı yamalı, yalın ayağında yarım papuç... Fakat güzellikte ve alımda çalımda beğzadeler ve paşazâdeler bu arabacı şehbazının ellerine değil ayaklarına bile su dökemezler. Bir çift kır at koşulu yük arabası sürerdi. Deli lâkabi ele avuca sığmaz uçarılığından verilmiş.. Üç telli saz çalar, sazı da daima arabasında asılı durur.. Elini uzatsa ellisi, parmağını oynatsa tellisi, arabacı güzeli Deli Veysele gönül vermiş kızların sayısı oğlanın saçı telleri kadar.. İşte bu kızların biri de Alacalı Mehmed Paşanın kızı Gülbeyaz Bânu idi.
Kız da bir içim su idi; on dördünde, onbeşinde; Veyseli, Karagümrükteki Havuzlu Konaklarının yapısı bitip de içine taşındıkları günlerde görmüş ve uçarı oğlana bu bir görüşte gönül vermişti. Fakat Paşa babasının bir tanesi o inci danesi derdini kimseye açamamış.. Külhaniyi unutamamış, nasıl unutsun ki Deli Veysel, günde iki sefer, bir sabah bir akşam arabasiyle konak önünden geçer ve geçerken de ahû gözleriyle kafeslere doğru şöyle bir bakar.. Gönül gönüle karşıdır derler, arabacı güzeli de o eşya nakli günü gördüğü paşa kızını sevmiştir.
Kız derdini dadısına çıtlatır. Dadı kadın:
— Aman sus kızım.. der... Yerin kulağı vardır, burası İstanbuldur, dümbül düdük âleme rezil oluruz, hiç paşa babanın tabanı yarık arabacı kopuğunu damadım diye karşısına alır mı? Etrafta duyulursa kısmetin kapanır, evde kalırsın!..
Dadı, kaş bastısını sarar, hanımına koşar ve bu kara haberi ulaştırır... Hanımefendi düşer bayılır, ayılır, yine bayılır. Fakat meseleyi paşaya aksettirmezler.. Emektar ve sadık kâhya ile konuşulur, o da: “Ben o külhâniye bir görüneyim!..” der ve o günden sonra da arabacı Veysel Havuzlu Konağın önünden geçmez olur.
Fakat otuz iki dişten çıkan sır, otuz iki ağıza yayılır; konakta Gülbeyaz Bânû’nun gönül derdini bilmiyen yalnız Mehmed Paşa kalır..
“Paşanın kızı Deli Veyseli seviyormuş!..” dedikodusunu konaktan mahallye, mahalleden semte düşer.. ve kızcağız böylece dile düşer.. Arabacı güzelini kimi yere çalar batırır, kimi de: “Ekmeğini namusu ile, alnının teri ile kazanıyor.. Mehmed Paşa da anasından paşa doğmadıya..” der. Günde kırk kapının eşiğinden atlıyan kurşuncu Bâhire Dudu, bir gün Havuzlu Konakta Gülbeyaz kızı bir köşeye çeker:
— Sen bohçanı hazırla.. Yükte hafif pahada ağır mücevherlerini de koynuna doldur; ben oğlana işi açtım, seni kaçırmağa dünden razı.. Bir gece konakta kalırım, sabah namazı vakti çıkar giderim.. Bir kaç gün sonra yine gece yatısına gelirim. Feracemi gizlice sana veririm. Sabah namazı vakti çıkar, kaçarsın, kimse şüphelenmez; kurşuncu Bahire zanneder... Veysel de seni arabası ile bekliyecek.. Edirneye kaçıracak... Siz baş göz olunca paşa babanla hanım annen affetmiyecekler de ne yapacaklar?! Darı dünyada biricik evlâtlarısın!..
Bir sabah, İstanbulda sabah ezanları okunurken arabacı güzeli Deli Veysel, koltuğunda boğaçası ile ve yeşil feracesi ile kendisini bekliyen kızı Karagümrükte Çınarlı çeşmenin önünden arbasına atar, üstüne de bir hasır, bir kilim, bir kaç da çuval serip dolu dizgin Edirne’nin yolunu tutar...
Veysel yalınayaklı arabacı kopuğu, İstanbul külhânisiydi ama namuslu oğlandır.. Yolda helâlı olmıyan kızla bir kelime konuşmaz, elini eline değdirmez. Edirnede arabasını doğruca Paşa Konağının önüne çeker ve Edirne paşasının huzuruna çıkıp ayağa düşer.. Paşa oğlanı dinledikten sonra.
— Bir de kızı görelim, dinleyelim...
— O garip.. Sen garip... Düğününüzü ben yapacağım! der..
İmam çağrılır, nikâh kıyılır; o gece de zifaf olur.
Arabacı Veysel gelinin yüzünden duvağı kaldırınca âfeti devran bir güzel kızla karşılaşır ama, Havuzlu Konağın sahibi Alacalı Mehmed Paşanın kızı değil!..
Bu kız, Gülbeyaza çehiz halayığı olarak alınmış Târânidil’dir, arabacının ayaklarına kapanır:
— Beni affet ve helâlın olarak kabul et Veysel Ağa!.. !.. der!..
Meğer küçük hanımı ile beraber arabacı güzeline âşık olan bu câriye, kurşuncu Bâhireden şüphelenmiş.. Gülbeyazla konuşurken kapı ardından dinlemiş.. ve kaçmak için kararlaştırılan günde, küçük hanımından evvel davranıp Çınarlıçeşme önüne gelmiş.. Tahmin ettiği gibi de arabacı güzelini bekler bulunca, arabaya atlamış..
İstanbulda da daha o gün arabacı Veyselin Havuzlu Konaktan bir kız kaçırdığı mahalle kahvesi dedikodusu olmuştu:
— İyi ki Gülbeyaz Bânû bir hoppalık yapmadı.. Meğer çapkın arabacı, câriye ile oynaşırmış.. Aslında yalın ayaklı kopuk paşa damadı olacak değildi ya...
Gülbeyaz Bânû da bir altın tas getirtmiş, Veysele verdiği gönlünü o tasa kusmuş... Paşa babası da kâhyanın kaşı gözü yerinde, eli ayağı düzgün oğlunu damad edinip hareme almış...
Beride ise, fıkır fıkır oynak ve dilbaz Târâmdili aguşuna basan Deli Veysel “Ne yapayım.. demiş.. kısmetim bu imiş!..”
Karısı bir gün:
— Veysel ağa.. demiş!.. Araba üstünde dahi saz çalardın.. düğün günü duvara astın, bir daha eline almadın.. ne olur, sen çalsan ben de söylesem..
Deli Veysel boynunu bükmüş:
— Yosmam.. demiş.. o saz evvelce gelin kız, hanım kız diye öterdi.. şimdi soğan tuz diyor!..
Arabacı Veysel
(Resim: S. B.)
Theme
Folklore
Contributor
S. B.
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM020620
Theme
Folklore
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
S. B.
Description
Volume 2, pages 919-921
Note
Image: volume 2, page 920
Theme
Folklore
Contributor
S. B.
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.