Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ANEMAS ZİNDANI VE KULESİ
İstanbulun Bizans zamanından kalan eski eserleri arasında en enteresan ve en az tetkik edilenlerden biri olan ve Anemas zındanı adıyla tanınan bina bakiyelerini, burada tam bir surette tetkik etmek imkânsızdır. Biz bu bina, daha doğrusu binalar hakkında burada umumî bir fikir vermeğe çalışacağız.
Anemas zindanını ziyaret etmek oldukça zor ve zahmetlidir ve hemen hemen buradan bahseden bütün müellifler bu halden şikâyet etmişlerdir. Hattâ o kadar ki, içlerinden bazıları bu husustaki düşüncelerini oldukça zarif bir surette bildirmekten kendilerini alamamışlardır. (G. Young - Constantinople, Paris 1934 sayfa: 116) Meşhur Dr. A. Mordtmann ise 1878 tarihlerine doğru Fuat Paşa türbesi civarında izleri keşfedilen eski bir Bizans hapishanesinin yanında bu Amenas zindanının âdetâ bir “sayfiye evi” (!) olabileceğini kaydetmişse de, bu düşüncenin biraz mübalâğalı olduğu muhakkatır. (Mordtmann: Justinian und d. Nika Aufstand. - Mit. d. deut. Ausf, ver. 1898 Folge II Heft 4 sayfa 15) İstanbulu gezerken ekseriyetle kullanılan Mamboury’nin seyyah rehberinde Anemas zındanını ziyaret edeceklere, Eğrikapı civarında ve surların yanında bulunan İvaz efendi camii (bk: İvaz efendi camii) avlusundaki yıkık kemerlerin altından geçmeleri icabettiği bildirilmektedir. Ziyaretçiler ancak çok kuvvetli bir lâ...
⇓ Read more...
İstanbulun Bizans zamanından kalan eski eserleri arasında en enteresan ve en az tetkik edilenlerden biri olan ve Anemas zındanı adıyla tanınan bina bakiyelerini, burada tam bir surette tetkik etmek imkânsızdır. Biz bu bina, daha doğrusu binalar hakkında burada umumî bir fikir vermeğe çalışacağız.
Anemas zindanını ziyaret etmek oldukça zor ve zahmetlidir ve hemen hemen buradan bahseden bütün müellifler bu halden şikâyet etmişlerdir. Hattâ o kadar ki, içlerinden bazıları bu husustaki düşüncelerini oldukça zarif bir surette bildirmekten kendilerini alamamışlardır. (G. Young - Constantinople, Paris 1934 sayfa: 116) Meşhur Dr. A. Mordtmann ise 1878 tarihlerine doğru Fuat Paşa türbesi civarında izleri keşfedilen eski bir Bizans hapishanesinin yanında bu Amenas zindanının âdetâ bir “sayfiye evi” (!) olabileceğini kaydetmişse de, bu düşüncenin biraz mübalâğalı olduğu muhakkatır. (Mordtmann: Justinian und d. Nika Aufstand. - Mit. d. deut. Ausf, ver. 1898 Folge II Heft 4 sayfa 15) İstanbulu gezerken ekseriyetle kullanılan Mamboury’nin seyyah rehberinde Anemas zındanını ziyaret edeceklere, Eğrikapı civarında ve surların yanında bulunan İvaz efendi camii (bk: İvaz efendi camii) avlusundaki yıkık kemerlerin altından geçmeleri icabettiği bildirilmektedir. Ziyaretçiler ancak çok kuvvetli bir lâmbanın yardımıyla burada ilerliyebilirler. Anemas zındanını en kolay şekilde görmek için Eğrikapıdan surların dışına çıkıp, surlara muvazi olarak Halice doğru inmek lâzımdır.
Sağ tarafta, üzerleri kısmen yeşilliklerle kapalı biri alçak, diğeri daha yüksek ve birbirine bitişik bir çift kule görülür. Bu masif bir blok teşkil eden çift kulelerden Eğrikapı tarafındaki (yâni Eğrikapıdan itibaren sekizinci) Angelos, buna bitişik olan ve Haliç cihetindeki ise Anemas kulesidir. Bu sonuncunun yanında, Haliçe doğru uzanan cephesi mazgallı ve payandalı duvar ise Anemas zindanları denen, koridorlu binanın cephe duvarını teşkil etmektedir. Angelos kulesinin bâriz bir hususiyeti de, dışarı doğru konsol şeklinde çıkan ufkî mermer sütunlarını mevcudiyetidir. Anemas zındanına, bu kısımda sur duvarlarının eteklerini kaplıyan bir bostandan geçilerek yaklaşılabilir. Anemas kulesi ile yanındaki duvarın köşe teşkil ettiği yerde 2 kapıdan içeri girmek kabildir. Eğer ziyaretçi pek karanlık yerlerden hoşlanmıyorsa, plânda “giriş” olarak gösterilen kapıdan içeri girip ve gene aynı yerden çıkmak şartiyle burası hakkında umumî bir fikir edinebilir. Daha cesaretli ziyaretçilerin plânda gösterdiğimiz yolu takip etmeleri, bir rampadan kulenin orta katına kadar çıktıktan sonra, çıkış olarak gösterilen dar koridor ve kapıdan dışarı çıkmaları nisbeten tavsiye olunabilir. Fakat bu gezinti için çok kuvvetli bir lâmba elzemdir. (Ceb ve vasat büyüklükteki el lâmbaları kifayetsizdir).
Son yıllarda burasını kolay ziyaret edilebilir turistik bir yer hâline getirmek için teşebbüslere geçilmiş, hattâ elektrik tesisatı dahi döşenmiş ise de bunlar harabede barınanlar tarafından tahrib edilmiştir. Son aylarda bu tesisatın tamiri ve harâbenin temizlenmesi tekrar ihâle edilmiştir.
Anemas zindanından ilk defa olarak bahseden meşhur Patrik Konstantios’dur. Eserinde (Constantiniade - 1846; sayfa 13) bu hapishanenin bir tarihçesini yazdıktan sonra Anemas kulesinin el’an mevcut olduğunu ilâve etmiştir. Fakat Konstantios’un Anemas kulesi olarak gösterdiği kule (Constatiniade - sayfa: 62) başka bir kuledir. Eski Bizans metinlerinde ilk defa Anemas zindanının adı XI. asırda geçer. Bizans imparatoru meşhur Aleksios I Komnenos (imp. 1081 - 1118) un kızı Anna Komnena (doğ. 1083) Aleksias adlı, eserinin XII. bahsinde burası hakkında malûmat verir.
Kardeşleriyle birlikte İmparator Aleksios’a karşı isyan eden Anemas menşe itibariyle Arab ve müslümandı. Bizansta meşhur bir kumandan ailesi kuran zat, Girit adasının son müdafii ve Kandiya’yı uzun zaman müdafaa eden Arab kumandanı Abdül - Aziz (Kuturbî) (Bu hususta bk: Ch. Diehl ve Marçais: Le monde oriental Paris 1944 sayfa 462) Kandiya’nın 961 de düşmesi üzerine esir olarak İstanbula getirilmiş ve burada Hıristiyanlığı kabul ederek yerleşmişti. Güzel bir mâlikânesi olan bu eski Arab kumandanının oğulları da Bizans ordusunun en kıymetli kumandanlarından olmuşlardır. Abdül – Aziz’in bir oğlu Anemas, Ioannes Timitzes (969 - 976) zamanında 972 de vuku bulan Doristolon (Silistre) muharebesinde Ruslara karşı dövüşürken yeni efendileri için ölmüştü. (G. Schlumberger. L’epopée byzantine Paris 1925, cilt I sayfa 120 - 127.) Ecdadı gibi iyi bir asker olduğu anlaşılan Mihael Anemas ise (bu hususta bk: Anne Comnène: Alexiade Paris 1943 col. Belles Lettres tome II sayfa 194; X, II, 7) her nedense İmparator Aleksiyos’u devirmeğe karar vermişti. Devletin iç ve dıştan çok sarsıldığı bir anda, 1107 yılında diğer üç kardeşi ve yüksek mevki sahibi daha bazı kimselerle, bir suikast yapmağa karar veren Mihael Anemas’ın bu teşebbüsü, bir ihanet üzerine yakalanan İonnes Salomon adlı bir suikastçinin her şeyi itirafı neticesinde akim kalmıştı. Anna Komnena’nın uzun uzadıya anlattığı bu hâdise, (Alexiade col. Belles - Lettres. Paris 1945 cilt III. sayfa 69 - 75) suikastçilerin alenen ağır hakaretlerle bir meydanda dolaştırılması ve sonra gözlerinin kör edilmesiyle neticelenmişti. Her nedense Anna’nın Anemas’a karşı duyduğu hususî bir alâka yüzünden Mihael, en son dakikada gözlerine mil çekilmesi gibi feci bir cezadan mucize kabilinden kurtularak, bir kuleye hapsedilmeğe mahkûm olunmuştu. Anna, bu kitabının aynı bahsinde (Alexiade, cilt III sayfa 75) gene bu zındana kapatılan Trabzon Dükası Gregorios Taronites’den bahsederken, bu hapishânenin surlara ait bir kuleden ibaret olduğunu ve Blaherne sarayı yanında bulunduğuna işaret etmektedir. O zamana kadar bu kulenin mahbes olarak kullanılmadığı, ancak Anemas’ın buraya hepsi üzerine burasının tesadüfen bir hapishane olduğu gene Anna’nın eserinden anlaşılmaktadır. Aleksios’a karşı cephe alan ve danişmentlileri yardımına çağırmak üzere iken yakalanan Taronites herkes tarafından alenen tezyif ve tahkir edildikten sonra Mihael Anemas’ın hapis bulunduğu kuleye kapatılmışsa da, burada istisnaî bir muamele görmüş ve kısa bir zaman sonra da serbest bırakılmıştır, Anemas ise daha uzun yıllar burada kaldı.
Bu husuta, Konstantios’un eserinden naklen malûmat vermeğe çalışan merhum Mehmet Ziya, birçok müphem ve yanlış şeyler yazmıştır. (M. Ziya: İstanbul ve Boğaziçi İst. 1336 cilt 1 sayfa: 277 - 283) Komnenos’lar sülâlesinin son imparatoru olan ve maceralı hayatı Bizans tarihinin en meraklı sahifelerinden birini teşkil eden meşhur Andronikos I Komnenos (imp. 1183 - 1185) İstanbul ahalisinin bir isyanı neticesinde tahtından indirilerek yerine Angelos kulesini yaptıran İsak II Angelos (imp. 1185 - 1195) imparator ilân edilince, kaçmağa teşebbüs etmiş, fakat yakalanarak, tarihçi Nikitas Honiatis’in tafsilâtla anlattığı gibi feci işkencelerle öldürülmeden evvel kısa bir müddet burada mahbus tutulmuştur. İmparator İsak ise 1186 - 1187 yıllarında bugünkü Angelos kulesini inşa ettirmiş ve bu Blaherna Sarayının bir kısmını teşkil etmiştir. Talihin garip bir cilvesi olarak İsak da 1195 de kardeşi Aleksiyos III Angelos (imp. 1195 - 1203) tarafından tahtından indirilmiş ve gözlerine mil çekildikten sonra oğlu Aleksios’la birlikte Anemas zındaına hapsedilmişti. (Dr. A. Mordtmann - Die Hafenquartiere von Byzanz - Mitt. d. deut. Aus. - vor. 1891 Folge I. Heft 3 sayfa 17 ve 21) Küçük Aleksios’un kaçarak Avrupaya gitmesi ve oradan yardım istemesi üzerine Dördüncü Haçlı seferi İstanbula gelmiş ve, Haçlı ordusu askerlerinden Robert de Clari’nin kaydettiği gibi (R. de Clari, La conquéte de Constantinople Paris 1939 bahis. LII) İsak “Blaherne sarayındaki” mahbesinden kurtarılarak tekrar tahta çıkarılmıştır. (1203)
Patrik Konstantios’un tarihçi Kantakuzinos ve Gregoras’tan naklen bildirdiğine göre İmparator Andronikos II (imp. 1282 - 1328) ile torunu genç Andronikos arasındaki saltanat kavgalarında mühim rol oynıyan maceraperest Sirgiannes, genç Andronikos (imp. 1328 - 1341) zamanında da karışık işlere girişmişti. (G. Ostrogrosky - Gesch. d. Byzantinischen Staates, München 1941 sayfa: 359, 363) Aslen Kuman olan bu adam ailesiyle birlikte 1331 yılında buraya hapsedilmiş, ve tahliye edildikten sonmra Bizanstan kaçarak Sırp kıralı Duşan’ın yanına sığınmışsa da 1333 de orada öldürülmüştür.
Görülüyor ki, yüksek mevki sahibi kimselere mahsus bir nevi devlet hapishanesi olan, bu zındana bir çok mühim vakaların kahramanları hapsedilmişti. Nitekim loannes V. Paleologos (imp. 1341 - 1391) un karışık saltanatı zamanında, büyük oğlu Anronikos Paleologos, fena zamanlarında babasının aleyhinde çalıştığından, tahttaki hakkından uzaklaştırılınca, buna kızmış ve Murat I (1360 - 1389) ın oğlu Savcı bey’le birleşerek ikisi birlikte babalarının aleyhine bir isyana yeltenmişlerdir. (1374). Fakat her ikisi de yakalanarak gözlerine mil çekilmiştir. Cellâdın merhameti sayesinde tamamen kör olmıyan Andronikos, Anemas hapishanesine kapatıldı (Demetrius Cydones - Correspondonces, col. Belles - Lettres. Paris 1930 sayfa 212; Memduh Turgud: İznik ve Bursa tarihi Bursa 1935 sayfa: 83; ve Constantiniade sayfa: 14). Cenevizlerin yardımiyle 1376 da hapisten kurtulan Andronikos, babası İoannes V i, ve kardeşi Manoel’i aynı zındana kapatmış ve kendisi de Andronikos IV adıyle imparator olmuştur (imp. 1376 - 1379). Hapisten, yabancıların yardımiyle kaçan İoannes, Murad I’e sığınmış ve tekrar tahtını elde ederek, oğlu Andronikos’a biraz arazi vererek onunla barışmıştır (Başlıca kaynaklar için bk. Unger Quellen, Wien 1878, sayfa 220).
Patrik Konstantinos, İstanbulun fethi sıralarında Lukas Notaras’ın, emniyette olmaları için karısı ve çocuklarını bu Anemas veya Angelos kulesine yerleştirdiğini yazıyorsa da, bu husus henüz tetkike muhtaçtı. 1453 de muhasara esnasında bu kulelerle, Ayvansaray kapısını, Rumeli Beylerbeyi Karacabey’e karşı Manoel Paleologos ve Leonardo Langaso adında bir Venedikli müdafaa ediyorlardı. (Schlumberger: La prise de Constantinople, Paris 1914 sayfa 101 ve Dr. Mordtmann: Die letzten Tage von Byzans - Mitt. d. deut. Ausf. Ver, - 1895 Folge II; Heft 2; sayfa 10) Schlumberger’in İstanbul muhasarasını yazan bir İtalyanın, Borzo Dolfin’in verdiği malûmattan naklen bildirdiğine göre, (yukarıda adı geçen eser, sayfa 82) Ayvansaray kapısı civarında Anemandra kulesi adında bir kule, pek muhtemel olarak Papanın verdiği para ile, Kardinal İzidor tarafından tamir ettirilmişti. (Katolik kilisesi ile Ortodoksları birleştirmeye gelen zât).
Bu Anemandra ismi ile Anemas ve Anemaslar mânasına gelen Anemandes kelimeleri arasındaki benzerlik şayanı dikkattir. Zaten Dr. A. Mordtmann bir yazısında bu kulenin “turres Aveniades” veya “Anemandes” adlarını da taşıdığına işaret etmiştir. (Die letzten Tage; Mit. d. deut. Aus. - ver. 1893. Folge II; Heft 1, sayfa 42).
Fetihten sonra buraların mühim bir işe kullanılmış olduklarına dair elimizde bilgi yoktur. Yalnız C. Gurlitt, XVI. asır sonlarında İstanbulun resimlerini yapan W. Dilich’in gravürlerinden bir tanesinin burasını tasvir ettiğini teşhis etmiştir (C. Gurlitt, Zur Topographie Konstantinopels, “Orient Archiv”, II, 1911 - 1912, sayfa 52, No. 43 levha X, resim 10). Gerek umumî panoramadan gerek yalnız burasını gösteren gravür ile izahatından anlaşıldığına göre, Anemas zindanları denilen yerin üstü o devirde selviler ile kaplı bir asma bahçe halindedir. XIX. asır başnda İstanbulun eski eserleri hakkında bir eser yazan Konstantios Anemas kulesi olarak, daha aşağıda Ayvansaray kapısı yanında bir kule göstermiştir. Angelos kulesini ise yanındakiyle birilkte bir bütün olarak ele almıştır. Burasını siddî surette tetkik edenler evvelâ Paspatıs( Byzantinai Meletai (rumca) 1877) sonra da A. van Milingen (Byzantine Constantinople London 1899) olmuştur. Merhum Mehmet Ziya da bu zındanlardan hayli etraflı bir surette bahsetmiştir. Anesmas zındanları en son olarak, fakat maatteessüf gayet eksik bir surette Dr. A. M. Schneider ve Meyer - Plath tarafından tetkik edilerek bu zındanın 1933 de yapılan plânı, İstanbul surları hakkındaki büyük ve güzel eserde neşredilmiştir. (Schneider - Meyer - Plath, Landmauer von Konstantinopel Berlin 1943.) Bu binalardan pek muhtemel olarak bahseden Papadopulos’un eserinde ise, bu kuleler ve mahzenler hakkında umumî bilgiler verilmektedir. (Papadopulos - Le Palais des Blaques, Thessalonique 1928) Anmas zındanları ve kuleler hakkındaki tarihçe bundan ibarettir. Bugün mevcut kulelerden Angelos kulesinin, hakikaten Angelos tarafından yaptırılan kule olduğu hemen hemen muhakkak ise de, diğer kısımların vaziyetleri şüphelidir. Maamafih Vlaherne sarayına ait mahzen ve bodrum olan bu binanın zından olarak kullanılabilmiş olması pekâlâ muhtemeldir. Bugün Eğrikapıdan itibaren yedinci kulenin üzerinde bir mermer kitâbe mevcuttur ki, bunun evvelce; Angelos kulesi olan sekizinci kuleye ait olduğu tesbit edilmiştir. (Schneider; Landmauer... Sayfa: 102; 114 - 117 ve 140 da kitabenin kopyası.) Yedinci kule sonraları tamir edilirken, lâlettayin onun üzerine yerleştirilen bu kitabeden 6695 (yâni 1186 - 1187) yılında İmparator İsak Angelos’un bir kuleyi yaptırdığı anlaşılmaktadır. (bk. İstanbul surları). Fakat sekizinci kule üstündeki bir kitâbenin yedinci kule üzerine nasıl olupta gittiği anlaşılmamıştır.
Bütün bu kayıtlardan anlaşıldığına göre bu kule ve mahzenler Blaherna sarayları topluluğuna ait kalıntılardır. Bu sarayların bodrum ve mahzenlerine zaman zaman bir takım hatırlı kimseler kapatılmış olmakla beraber, Anemas zindanı denilen muayyen bir mahbes yoktur. Diğer taraftan aşağıda da izah edileceği gibi, halen Anemas kulesi olarak gösterilen kule, Isak Angelos’a aidiyetine muhakkak nazarı ile bakılan kuleye bitişik olarak yapılmış ve devir itibariyle ondan sonraya aittir. Isak Angelos XII. asır sonunda yaşadığına göre, 1107 de Anemas’ın kapatıldığı kulenin bu bitişik kule olabilmesine imkân yoktur. Fakat ne olursa olsun, bu esrarengiz mahzenler Istanbulun en dikkat çekici turistik köşelerinden biri olmağa namzettir.
Kule ve zındanlar hakkında etraflı bir tetkik ancak civardaki sur duvarları ve Blaherne sarayı (bk. Bizans sarayları) izlerinin de nazarı itibare alınmasiyle mümkündür. Biz burada umumî bir surette bu binaları tarif etmekle iktifa edeceğiz.
Tarihçi Khoniates’in verdiği malûmata göre İsak Blaherne sarayı yanında “hem içinde oturtulmak ve hem de kule olmak üzere” bir bina inşa ettirmişti (Lamndmauer. metinler kısmı.) Bugünkü Angelos kulesi bu tarife uyan yegâne mevcut kuledir. Burası yüksek rütbeli kimselere mahbes olarak da kullanılmış olabilir. Angelos kulesini Blaherne sarayına bağlıyan yolun mevcudiyeti burasının surlara ait âid bir kule olmadığını isbat eder. İnşa tekniği itibariyle Angelos kulesinin XI - XII. asırlara ait olmasına mukabil Anemas kulesi olarak gösterilen bina ise daha sonraki devirlere, Schneider’e göre Paleologos’lar devirlere, Schneider’e göre Paleologos’lar devrine aittir. (Landmauer sayfa 117). Eski binalardan çıkarılan büyük mermer sütunlar Angelos kulesi inşaatında katların zeminini döşemek üzere kullanılmıştır. Bunların konsol şeklinde bir metreden fazla dışarı çıkan uçları, sütunlar yanyana ufkî surette istif edildiklerinden bir nevi Balkon teşkil etmiştir. Bu inşaat şekline Bizans kale mimarîsinde sık sık rastlanır. (Saladin. Manuel d’Art musulman. Paris 1907 cilt I, sayfa 37) Fakat böyle dışarı çıkıntı teşkil eden kuvvetli sütunların muharebede bir tehlike teşkil edeceği aşikârdır. Angelos kulesinin cephesinde şimdi örülü olan mermer çerçeveli bir pencerenin üstünde bu balkon ve üç ince pencere görülmektedir. Bu pencerelerin aydınlattığı salondan doğru görülen etrafa hâkim manzara nazarı itibara alınırsa, bu kulenin saraya aidiyeti bâriz bir surette anlaşılır. Kulenin Halice ve Eğrikapıya bakan yan cephesinde mevcut birer kapı bu en üst kattaki salonu, yandaki, daha alçak Anmas kulesinin üstüne ve Blaherne sarayına bağlamaktadır. İstanbulu Bizans rüyası içinde gezen meşhur tarihçi G. Schlumberger 1879 ilkbaharında bu Angelos kulesini de ziyaret ettiği zaman; en olmıyacak fantazileri, tarihî hakikatler olarak sunmakta eşsiz olan muhayyilesi, burada da bütün kuvvetiyle işliyerek, onu, okuyucuyu gayri ihtiyarî gülümseten, satırlar yazmağa sevketmiştir. (Schlumberger: L’église et le Palais des Blachernes, “Les îles de Princes”, Paris 1925 sayfa 342 - 345.) Herhalde bu kule, sarayın istikşaf kulesi olarak da kullanılmıştır. Kule muntazam kesme taş ve tuğladan inşa edilmiştir. Sonraları, Schneider’e göre Türkler zamanında bu iki kulenin temelleri 6 - 7 metre kalınlığında ve şimdi kısmen üst tabakaları sökülmüş bir takviye duvarı ile çevrilmiştir. Anmas ve Angelos kuleleri en alt katta birbirleriyle irtibattadırlar, dönen bir rampa vastasiyle Angelos kulesinin içinde yukarı çıkmak kabildir. Bu rampa, gayet iyi muhafaza olmuş ve ince mazgalla aydınlanan büyük bir salona çıkmaktadır. 10X12 m. ebadında ve 7m. yüksekliğinde olan bu salonun (Celâl Esat. Constantinople. Paris 1909 sayfa 125) zemininde yuvarlak bir delik mevcuttur. 1946 yazında burayı ziyaretimiz esnasında hazırlıklı gelmediğimizden burasını kâfi derecede tetkik etmek kabil olamamıştır. Yukarı çıkmakta devam eden rampanın ucu, bu salonun az yukarısında toprakla tıkalı bulunmaktadır.
Anemas kulesi olarak gösterilen kuleye gelince, bunun içine girmek tamamen kabil değildir denemezse de oldukça zordur. Zira plânda görülen methali toprakla dolmuştur. Bu kulenin daha muahhar bir devirde (Paleologos’lar devri) yaptırıldığını Schneider ileri sürmektedir. Zâten plânın tetkikinden de bu vaziyet sarih olarak anlaşılır. Kendisi de bu kulenin içine girebilmek imkânını bulamamıştır. Anemas kulesinin bu zemin katı kısmının doğrudan doğruya bir mahbes olduğunu söyleyenler olduğu gibi, burasının bir su sarnıcı olduğunu da iddia edenler vardır. Schneider, burasının ancak son zamanlarda sarnıca tahvil edildiğini kaydetmektedir. Strzygowski, İstanbulun sarnıçlarını tetkik ederken bu mahzeni de esaslı surette ölçmüş ve plânını çıkartmıştır. (Strzygowski ve Forcheimer: Byzantinischen Wasserbehälter von Konstaninopel. Wien 1893 sayfa 109 No. 38). Bu eserdeki plâna göre burası 9,5X3,75 m. ebadında muntazam bir oda olu, köşeler hafifçe yuvarlatılmıştır; yerden 3,20 m. ye kadar 8,5 santim kalınlığında bir harçla sıvanmıştır. Üzeri bir beşik tonazla örtülü olan bu sırnıç ( ? ) ın E 2 işaretli methali Millingen’in plânında X işaretiyle gösterilmiştir. Strzygowski bu odanın bir penceresinin kapalı bir odaya açıldığını kaydederse de bunu tahkike imkân bulamadık. A işaretli çıkıntıda, yerden 37 santim yüksekte 20 santim kutrunda küçük boruların mevcudiyeti Strzygowski’yi bunların su yolları olabileceğini tahmine sevketmiştir. Ayni müellif bu odanın tavanında E1 olarak gösterilen 50 santim kutrunda ve 32 santim kalınlığındaki deliğin buradan su çekmek maksadiyle açılmış olduğunu iddia etmektedir. Bu delik yukarıdaki salonla bu mahzen arasında irtibat temin etmektedir. Yukarı çıkan rampanın başlangıç kısmında, ileri doğru giden dar koridor başka hiç menfezi olmıyan bir odaya çıkmaktadır. Biz bu kısma giremedik. Celâl Esat, eserinde Anemas kulesinin zemininde bütün odayı boydan boya kaplıyan bir kuyunun mevcudiyetini yazmaktadır. (Constantinople, sayfa 125). Bu hususların anlaşılması ancak etraflı tetkiklerle kabildir. Bu kulenin altında, toprak seviyesinden aşağıdaki hakikî mahzenlerin mevcud olması kuvvetle mümkündür.
Bu bina grubunun üçüncü kısmını teşkil eden ortası koridorlu gayri muntazam yapı ise, umumiyet itibariyle Anemas zındanları olarak tanınır. Burası herhalde Blaherna sarayının bir kısmının bodrumu ve zemin katı olup kuvvetli bir ihtimalle zından olarak dahi kullnılmıştır. Bu hücreli galeri daha eski bir sur duvarına bitişik olarak yapılmıştır. Bina iki kat halinde olup, Schneider’in de işaret ettiği gibi herhalde İstanbulun muhasarası sırasında, yukarı mazgallardan ok atabilmek için buraya bir ahşap kat inşa edilmiş, alt mazgallara ise bir insan boyunun erişebilmesi için toprak seviyesi yükseltilmiştir. Ahşap hatılların muntazam delikleri hâlâ görülmektedir. Üzerleri beşik tonozla örtülü olan bu hücrelerin ortasındaki galeri 4 kat halinde ise de, bu hususu ancak bazı yerlerde görmek kabildir. Galeri katlarının üzerleri muntazam tuğla kemerlidir. Son yıllarda zındanların üstü ile Angelos kulesinin üst katı bir derceye kadar temizlenmiştir. İvaz Efendi Camii avlusundan kolaylıkla buraya geçilebilir.
Burada yapılacak ciddî tetkik ve araştırmalar ancak geniş imkânlarla kabildir. Bir hayli hatâlı olan Millingen’in plânının yerine daha doğrusunun yapılması veya Schneider’inkinin tamamlanması herhalde elzemdir. Belki bunların yardımiyle İstanbulun fethiyle birlikte kaybolan Blaherne sarayının izlerini bulmak kabil olacaktır.
Merhum Mehmet Ziyanın, burada mevcudiyetinden bahsettiği birçok yeraltı yollarına gelince, bunlar Anemas zındanı mevzuunun haricinde kalmaktadır. Bu hususlara ileride, Bizans sarayları bahsinde avdet etmeği tasarlıyoruz.
Semavi Eyice
Anemas Kulesi
(Warwick Goble’nin sulu boyasından Nezihin eli ile).
Anemas kulesi bodrumu
(Plân ve resim: J. Strzygowski)
Anmas Zındanı
(Plân: A.M. Schneider - Meyer - Plath. 1933)
Anemas Zındanı
(Plân: A. M. Schneider - Meyer - Plath. 1933)
Theme
Building
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Semavi Eyice
Identifier
IAM020553
Theme
Building
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 2, pages 853-859
Note
Image: volume 2, pages 853, 854, 855, 856
See Also Note
bk: İvaz efendi camii; bk. Bizans sarayları; bk. İstanbul surları
Theme
Building
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.