Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ANDELİB
Geçen asır sonlarının kalender şairlerinden; asıl adı Mehmed Esad’dır. 1873 de İstanbulda doğdu, babası Paşmakçızadelerden Zühdü Molladır; şiir yazmağa çocuk denilecek yaşlarda başlamış ve evvelâ «Faik » mahlasını kullanmıştı; sonra «Andelib» i aldı ve devrinin edebî mahfillerinde ve matbuatta bu mahlası ile seçkin bir şöhret oldu. İkinci Abdülhamidin meclissiz keyfî idaresine karşı hürriyet taraftarlarının en ileri gelen simalarından biri olmuş; bu hükümdar ile hükûmetine karşı tenkid ve tezyif yollu konuşmaktan çekinmemiş ve nihayet İstanbul için tehlikeli bir sîma görülerek Mektupculuk ile Malatyaya sürülmüş ve henüz yirmi dokuz yaşında iken 1902 de orada ölmüştür; ölümüne ayyaşlığı sebep olmuştur derler. Bu kıymetli şairi yakından tanımış olan Ahmed Rasim, “Muharrir, şair, edib” adındaki eserinde onun portresini çizer, hem de kalenderâne hayatını tasvir eder:
“Andelib, Zühdü Molla namında kibâri ilmiyeden bir zâtin oğlu idi. Adı Esad idi; Sürurî’nin Şeyh Galib merhumu hicvettiği sırada,
Bilmem ey menhus, adın Esad mıdır, Galib midir?
demesinden ürkerek Andelib mahlâsını aldığını söylerdi.
“Bu zavallı arkadaş da cidden biçâre idi. Tab’ında kendinden büyük bir istiğna var idi. Anın içün idi ki pederinin bir çîni cebininden münfail olarak hânesini terk ile Babıâli caddesinde M...
⇓ Read more...
Geçen asır sonlarının kalender şairlerinden; asıl adı Mehmed Esad’dır. 1873 de İstanbulda doğdu, babası Paşmakçızadelerden Zühdü Molladır; şiir yazmağa çocuk denilecek yaşlarda başlamış ve evvelâ «Faik » mahlasını kullanmıştı; sonra «Andelib» i aldı ve devrinin edebî mahfillerinde ve matbuatta bu mahlası ile seçkin bir şöhret oldu. İkinci Abdülhamidin meclissiz keyfî idaresine karşı hürriyet taraftarlarının en ileri gelen simalarından biri olmuş; bu hükümdar ile hükûmetine karşı tenkid ve tezyif yollu konuşmaktan çekinmemiş ve nihayet İstanbul için tehlikeli bir sîma görülerek Mektupculuk ile Malatyaya sürülmüş ve henüz yirmi dokuz yaşında iken 1902 de orada ölmüştür; ölümüne ayyaşlığı sebep olmuştur derler. Bu kıymetli şairi yakından tanımış olan Ahmed Rasim, “Muharrir, şair, edib” adındaki eserinde onun portresini çizer, hem de kalenderâne hayatını tasvir eder:
“Andelib, Zühdü Molla namında kibâri ilmiyeden bir zâtin oğlu idi. Adı Esad idi; Sürurî’nin Şeyh Galib merhumu hicvettiği sırada,
Bilmem ey menhus, adın Esad mıdır, Galib midir?
demesinden ürkerek Andelib mahlâsını aldığını söylerdi.
“Bu zavallı arkadaş da cidden biçâre idi. Tab’ında kendinden büyük bir istiğna var idi. Anın içün idi ki pederinin bir çîni cebininden münfail olarak hânesini terk ile Babıâli caddesinde Meserret apartımanı karşısındaki sucu müteveffa Yorgi’nin dükkânı üzerinde Müstecâbizâde ile müştereken bir oda tutmuş idi.
“İşte bu oda, envaı mudhikât ve hicviyata,hezliyât ve siyasiyâta, hakikaten o zaman için pek müthiş tehlikeleri câlib tefevvühât ve teşniâta haclegâh olmuş idi.
“Evet, Andelib başlı başına bir tip idi. Ekseriya uzunca kıvırcık, daha doğrusu girift siyah saçları kocaman kafasını papak giymisine döndürür, küçük, büyük gelişi güzel, bittabiî kalıpsız, hattâ günlerce süpürülmemiş tozlu, lekeli, yağlı, bazan ötesinden berisinden çamurlu bir fes bu saçlar üzerinde kâh kalın çizgili alnını örterek gözlerine yakın, enli kaşlarına kadar inmiş, kâh tepesinde her neden ise, belki yağmurların veyahut herhangi bir vastai miyâhiyenin tesiriyle bozulmuş dururdu. Siması ablak, dediğim gibi kaşları gür, gözleri büyücek, siyaha karib elâlıkta, burnu etli, mesamatı görünür derecede aşikâr, delikleri kabarık olmakla beraber ucu toplu kırmızımtrak, bıyıkları koyu kumral, âdeta pos denecek kemiyette, tel itibariyle uzun, sık olmak hasebiyle kalın, birengi âfiyet,, râşedar dudakları üstüne yukarıdan sarktığı gibi Molla zâde olmak hasebiyle küçük yaşındanberi salıverdiği sakalını bilâhare bütün bütün başı boş bıraktığı için anın elyâfı perişânı bâhusus bam telleri ve havalisi aşağıdan yukarı fırlak bulunuyordu. Bu teşkilâta etlice, büyükçe, permo iki kulak da ilâve derek herhangi bir sebeple kahkahalara müncer olan bir istidadı dahhâki verecek olursanız bütün sîmânın açılıp kapandığığını, nesci şiirinin daha ziyade kabarıp açıldığını veyahut herhangi bir sebeple şütum ve ağlazın boşanmasına sebebiyet verecek bir hâdise zuhur eyliyecek olursa zâten muhtekan bulunmağa alışmış olan çehresinin morarıp âdeta kararır dereceye kadar vardığını görmüş olursunuz.
“Andelib için hiddet ile neş’eye intikal arasında pek cüz’î bir mesafe vardı. Anın içün idi ki çocuk tabiatli addolunurdu. Kesreti küul, bu mizacı hem hırpalıyor, hem de değiştiriyordu. Fakat aslâ garaz, suiniyet, iftirâ, temini menfaat içün yalan, dolan, fitnecûluk gibi ahlâkı redieye delâlet eden ahvalden hiçbirine sevk edemiyordu. Şâir, bu hususta cidden bir kahraman addedilecek mertebede metîn idi.
“Hafiyelerle alenen eğlenir, canı isterse alenen söğer, koğar, hattâ döğüşürdü. Pederi bu muhalif harekâtına dayanamadığı içün kendisinden yüz çevirdiği, o da ânın bu infialini çekemiyerek araları pek ziyade açıldığı halde bile:
— Ben babamı sevmem, fakat hafiye olmadığı için her ferdi namuskâra gösterdiğim taabbudü ihtiramkâriyi anın hakkında da göstermekte kusur eylemem, derdi.
Andelib, hem müflis, hem de müsrif idi. Gınâyi tab’ına top attıracak derecede sâhi idi. Müstecabi de yeni yetişecek ve sonradan erbabı kalem sırasına geçecek olanların evvel ve âhırları gibi müflis idiyse de israf ve ibzalde ana çıkışamazdı. Bir göz yaşı, bir sûzi güdâz, bir boyun bükme, kulağa bir fıslayış, Andelib’i çileden çıkarır, çırçıplak, tehi dest bırakırdı.
Bir gün bana:
— Ben gideyim, Hacı’da bir kebab yiyeyim, bana bir çeyrek ver, dedi, gitmesiyle dönmesi bir oldu.
— Ne döndün?
— *** e rastgeldim. Bir çeyrek istedi. Verdim!
.........................................
Sucu Yorgi’nin üstündeki oda dediğim ikinci katta, Babıâli caddesine nâzır, müstatilden ziyade murabbaa karib, çerçeveleri meşkûkül-hal iki pencereli bir yer idi. Medhali dükkânın yanındaki dar, karanlıkca bir koridor, dolambaç bir merdiven, bakla sofadan ibaret idi. Oda kapısından girilince ya serili veyahut ayak tarafından baş tarafına doğru bir hamlede — yorgan, yastık, çarşaf, var ise gecelik entarisi de dahil olduğu halde — bükülüp bırakılmış iki yatak görünürdü. Mefruşat ve tezyinat: ne gece indirilmiş, ne de gündüz kaldırımış soluk eski perdelerden, iki köhne sandalyeden, köşelere atılmış kirli çorap, mendil, hırka, gömlek ve emsalinden, sahifeleri birbirine geçmiş kitaplar, mecmualar, gazetelerden, tabaktan bozma sigara tablalarından, tabanları yenik terliklerden, kirli havlulardan müteşekkil idi. Yalnız büfe gayet hususî idi.
Fakat bizim bildiğimiz gibi kütüphanelere benzer, doğramacı işi dolaplar değil, oda döşemesi üzeri, kapı arkası, dışarısı, yerli dolap içerisi, oyması kaba duvar hücreleri, sandalye üstleri pencere kenarları idi.
Vaktine göre kebab/cı, bakkal tabakları, çatalları, bıçakları, sandalye, helva, üzüm, karpuz, kavun, ciğer, piyaz, işkembe çorbası, baş, peynir, zeytin, patlıcan tavası, pilâki, kadeh, sürahi, bardak, yeşil çanak, çini, yarım veya bir okkalık, bazan binlik, yüz dirhemliklerle gazozlu şişeler, iç ekmek, simit parçaları, sarı havyar ezmesi, muhallebici tavuğu kemikleri, açık saçık, dağınık, dökük, kırık, hurda, mahlût ve münferid dururdu. Kış ise bittabi keskince, yaz ise az keskin bir koku, sigara dumanlarına süvar olmuş, tavanlarda gezinir, pencereler açılır açılmaz ağır ağır dağılırdı.
İşte bu odanın içinde idi ki, günün ne kadar mesaili edebiye ve siyasiyesi var ise mevkii tetkike konulurdu!.. O zamanlar böyle telefon tertibatı mevcut olmadığı için ya sükkânı âşiyandan biri ihtiyarı zahmetle o karanlık koridora çıkarak:
— Yorgi!
Diye bağırır. Yahut içlerinden biri ayağiyle döşemeye kuvvetli vurarak Yorgi’yi halden haberdar ederdi.
Yorgi meşgul ise küçük çocuğu yollar, değil ise mutlaka kendi gelirdi. Orta boylu, saz benizli, zayıfça, gözleri çukur, akı ziyade, elâ gözlü, kızmadan ziyade gülmeğe meyyal, ya Karamanlı yahut civar köyleri ahalisinden, otuz otuz beşlik biri idi.
Fakat burada en ziyade câlibi dikkat olan bir hal daha vardı: Andelib, Yorgi’den de şüphelenirdi. Der idi ki:
— Bu herif ya hafiye, yahut biz burada ne yapıyorsak görebildiklerini korkudan söylüyor!..
“Oda alelüsul bir müvazenei maliyeye tâbi idi. Bu müvâzenede açık veya fazla Yorgi’nin vürudu üzerine:
— Şunu doldurt!
Diye uzatılan şişenin hacmi istiabisinden anlaşılırdı. Eğer bütçe açık ise yüz dirhemlik yahut yarım okkalık gösterilir, irad ve masraf mütekabil ise bir okkalık, fazla zuhurunda, yâni Yorgi’ye olan düyunu gayri muntazama bir itilâf neticesinde — ki ekseriya kitab, vesaire terhini veyahut kitapçılardan birinin kefil olarak iraesi demek idi — tesviye edilmiş ise binlik işaret edilir, pek nâdir olarak karşıdaki bakkal İstavri’den balık tavası, peynir, mevsimine göre Sirkeciden üzüm, elma, portakal, vesaire aldırılırdı.
“Müstecâbi alelekser içmezdi. Hattâ haftalarca perhiz ettiği vâki idi. Şişenin vüruduna, intizar âdeta bir âyini mahsus icrasiyle hitam bulurdu.
“Üç lisandan müntehab, fakat her defa için tekrarı mutlak olan mısralar, beyitler, kaside parçaları, kıtalar, şarkılar tertibi, terennümü usulden idi.
Meselâ bir ses:
Geh mu’tekifi deyrem, geh sâkini mescid
Yâni ki türâ mi talabem hâne be hâne
Diğer ses:
Elâ lâ tahzenen ahelbeliyye
Felirrahmâni eltafün hafiyye
Öteki ses:
Bir câm ver Allah için, bir bâde de ol mâh için
Tâ medh-i şahinşah için, alam ele levh-ü kalem
kelimatı ile akseder idi.
“Maahaza müdâvimînin ekserisi “Akşamcı” yani geceyi odada geçirmiş olanlar değil idi. “Sabahçı” yani bir yere uğrayıp da def’i humar etmeğe takati olmayan ve elbette Andelibde birkaç kadeh bulunur kuvveti ile uğrayanlar idi. Bunlar arada sırada tekkeye aş da getirirlerdi. Bir nevi Ahiler cemiyeti demek olan bu arkadaşlıkta şirketi mutlaka câri olurdu. Para gizlemek ayıp idi. Meratib, derecei malûmatın verdiği ehemmiyetle kendi kendine taayyün ederdi.
“Bu âleme şürekâ arasında “Sabuh” namı verilmişti. Bazan öğleye kadar devam eder, herkes birer uzanacak yer bulur, odada istif halinde Kaylûle’ye, yani öğle uykusuna varılırdı. Lâkin Sabuh ile kaylûle arasında tenkidatı edebiye, mebahisi mütenevvia cereyan ederdi.
“Bazan birer ikişer çıkılır, muhtelif istikametlerden bir merkeze meselâ Kürkçüler kapısındaki Saraç Hanına, Çarşıkapıdaki Taşhana, Kumkapı üstündeki Büyük ve Küçük Müsellime, Çenberlitaş’daki Vezirhanına, maldar bir refik zuhurunda Sirkeci’deki Paris oteli altındaki Kafkas birahanesine veyahut Balıkpazarında, Limon İskelesindeki herhangi bir meyhaneye gidilirdi.
“Buradan huruc mutlaka gece ile müteradiftir. Müşterek gazeller ile kıt’alar, rubâiyat, sâkiname girizgâhları, şarâbiyeler, âlemi harâbât manzumeleri, esrarı aşk:
Meyhaneye serdik postu
Bir kadeh ver aman Kosti
veya
Bir zaman içtik idi bir nevcivanın aşkına
Şimdi nûş etmekteyiz piri muganın aşkına
Nerdesin ver sâkiyâ kaşı kemanın aşkına
Her kadeh, dürdanei tesbih ü tâzimdir sana
Her kadehte başka bir âlem görür çeşm ü safa
ve emsali şarkiyat, hattâ:
Gerçi mestim, leyk aşki Zülcelâlin dildedir,
Meydeki zevkı tecelli, neş’e, renk ü incilâ
gibi ilâhiyat bile buraların mahsulü ilhâmâtıdır. (Muharrir Şair, Edib).
Ahmed Rasim, ayni eserinin başka yerlerinde de Andelib hakkında şu hâtıraları kaydediyor; şairin okuyuşunu tarif ederken: “Andelib, pür kahkaha veya kaşlar çatık, gözler sönük, pürüzlü, çatlağa karib bir ses ile başlar, canı isterse aralıkta ağlar idi” diyor. İçki iptilâsından bahsederken de: “Kaç defa Celâli (B. : Mehmed Celâl Bey, Hakkı paşazâde), Andelib’i ellerinde yarı yazılmış bir gazel veya bir manzume olduğu halde sızmış görmüşümdür” diye ilâve ediyor.
Tahsilini baba evinde hususi olarak görmüştü. Yaşadığı devir, edebiyatımızda yeni Türk şiirinin divan ile en şiddetli mücadele zamanına rastlar; Andelib divan edebiyatının son müdafilerinden biri olmuştu. Hazinei Fünun, irtikaa, Mekteb mecmualarının yazı işleri müdürlüklerini yaptı.
Eserleri şunlardır: “Sabâhı hayatım”, “Gül Demetleri”, “Arabların hikâyatı şâirânesi”, “Bir demet çiçek”.
Bibl. : Ahmed Rasim, Muharrir, şair, edîb; İnönü Ansiklopedisi.
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM020527
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 2, pages 842-844
See Also Note
B. : Mehmed Celâl Bey, Hakkı paşazâde
Bibliography Note
Bibl. : Ahmed Rasim, Muharrir, şair, edîb; İnönü Ansiklopedisi.
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.