Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ANADOLU HİSARI
İstanbul Boğazı ile Göksu munsabı arasında uzanan üçgen şeklindeki toprak parçasının üzerinde bulunur. Burada toprak nehrin yatağına paralel kireç ve şist tabakalarını ihtiva ede, Hisarı teşkil eden muhtelif parçalar bu toprak üzerine bina edilmiştir.
Hisarın civarı yüzyıllar boyunca manzarasını değiştirmiştir. Boğaz kıyıları da şarktan garba yer değiştirmişe benziyor. Kalenin çok kenarlı dış duvarlarının vaktiyle kısmen kıyıda bulunuduğunu gösteren birçok alâmetler vardır.
Cenuptaki meydan Göksunun getirdiği killi çamur tabakası üzerinde toplanan dolma topraktan teşekkül etmiştir. Her halde eskiden cenup - garp duvarının etekleri de garp duvarının etekleri gibi kuzeyi takip ediyordu. Sonradan yükselen ve tesviye edilen meydanda bugün de mevcut olan namazgâh yapısı, daha sonraları garpta ve cenupta evler de yükseldi. Muhtelif plânların mukayesesi duvarların yapılışındanberi denizden kazanılan sahanın genişliğini gösteriri.
1928 tarihinde henüz İstanbul Belediyesi tamir işlerine girişmişti. Bu yıl bazı duvarları sağlamlaştırıldı, bazıları da yıkıldı, surun içerisinde yapılmış olan evler de umumî bir bahçe yapılmak üzere istimlâk edildi; ayni zamanda iskeleye giden yol da genişletildi, ırmak üzerideki ahşap köprünün yerine beton bir köprü kondu. Bütün bu değişmelerin tek mes’ulü Be...
⇓ Read more...
İstanbul Boğazı ile Göksu munsabı arasında uzanan üçgen şeklindeki toprak parçasının üzerinde bulunur. Burada toprak nehrin yatağına paralel kireç ve şist tabakalarını ihtiva ede, Hisarı teşkil eden muhtelif parçalar bu toprak üzerine bina edilmiştir.
Hisarın civarı yüzyıllar boyunca manzarasını değiştirmiştir. Boğaz kıyıları da şarktan garba yer değiştirmişe benziyor. Kalenin çok kenarlı dış duvarlarının vaktiyle kısmen kıyıda bulunuduğunu gösteren birçok alâmetler vardır.
Cenuptaki meydan Göksunun getirdiği killi çamur tabakası üzerinde toplanan dolma topraktan teşekkül etmiştir. Her halde eskiden cenup - garp duvarının etekleri de garp duvarının etekleri gibi kuzeyi takip ediyordu. Sonradan yükselen ve tesviye edilen meydanda bugün de mevcut olan namazgâh yapısı, daha sonraları garpta ve cenupta evler de yükseldi. Muhtelif plânların mukayesesi duvarların yapılışındanberi denizden kazanılan sahanın genişliğini gösteriri.
1928 tarihinde henüz İstanbul Belediyesi tamir işlerine girişmişti. Bu yıl bazı duvarları sağlamlaştırıldı, bazıları da yıkıldı, surun içerisinde yapılmış olan evler de umumî bir bahçe yapılmak üzere istimlâk edildi; ayni zamanda iskeleye giden yol da genişletildi, ırmak üzerideki ahşap köprünün yerine beton bir köprü kondu. Bütün bu değişmelerin tek mes’ulü Belediye değildir; Belediye bu işlere girişirken iyi niyetle hareket etmiş olsa bile tarihî bir eserin tamir ve ihyası betonu fena kullanan, eski duvarları yenileştiren mühendislerin eline bırakmakla kötü bir ilhama uymuştur. Bu tarihte Hisarın cenubunda ve garbında hiçbir bina yoktu, Hisarın umumî silüeti Asya kıyılarını çerçeveleyen tepelerin arasından daha açık olarak çiziliyordu.
Bununla beraber yapılan bütün bu tadillere rağmen Hisar esaslı unsurlarını muhafaza etmiştir. Harap olan, yahut tamir edilen bütün parçaları eski haline getirmek mümkündür.
Hisarın umumî heyeti:
1º B çevre duvarı ile A kalesi.
2º D, E, F kuleleri ile yanlarından korunmuş C dış duvarlarını ihata eder.
Kale ve iç duvarlar — Kale ve iç duvarlar kayalık bir tepecik üzerine kurulmuştur. Bu tepecik 5 metre yüksekliği ile etrafındaki araziye hâkimdir. Bu tepeciği teşkil eden kayalar şurada burada bugün bile görülebilir, iptidaî bir şekilde tesviye edilmiş ve doldurulmuş olduğu için maktaı üzerinde burasını takribî olarak çizmek mümkündür. Asıl kalenin yerini ve bir dereceye kadar iç çevre duvarlarının sahasını ve şeklini tâyin ettiren bir tepecik olmuştur.
İlerde Hisarın tarihini tetkik ederken asıl kalenin ve iç duvarlarının iptidaî bir müstahkem mevkiinin esaslı kısımlarını teşkil ettiklerini dış çevre duvarlarının sonradan ilâve edildiğini göstereceğiz. Plâna şöyle bir bakış bu ihtimali hatırlatır, taksimatın tahlili ve teknik mütalâlar da düşünceyi kuvvetlendirir.
Asıl kale — Asıl kale müstatil şeklinde yüksek bir kuledir; temelden sonra dört köşeye benzeyen bir yer katını ihtiva eder, bu kat küçük bir kemerle kubbelenmiştir. Bu yan kemer üzerinde kulenin üst açıklığı vardır.
Potrellerin girdiği boşluklar yer katının üzerinde daha üç katın varlığını göstermektedir.
Bugün kulye cenup - garptaki bir kapıdan girilir; fakat bu kapı sonradan açılmıştır. Eski zamanlarda, eski kalelerde 15 inci sra kadar devam eden usule uygun olarak alt katın doğrudan doğruya daşarı ile alâkası yoktur.
Kuleye birinci kat hizasında, kuleyi iç kule duvarı birleştiren, bir asma köprüden girilirdi.
Birinci kattan alt kata garp duvarının içerisinde açılmış merdivenden inilirdi.
Üst katlara ve son a;ıklığa nasıl geçilirdi? Son tamirde burya çıkmak için demir bir merdiven konmuştur; belki o zamanda bu demir merdivenin yerinde tahta bir merdiven vardı; fakat şimal duvarının içine konmuş bir merdivenin bulunması da mümükündür. Hakikaten yer katının şimal - garp köşesinde ilk kat hizasında taşla örülmüş bir kapı izi vardır.
Bu kapı pekâlâ bir merdivene açılabilirdi; maktada üçüncü kata ve üst açıklığa çıkan bir merdivenin varlığını kabul ettim. Bu merdivenin ağzı dört kenarından bir buçuk metre kalınlığında bir duvarla çevrilmiş daire şeklinde bir yola geçiliyordu, bu yolu da mazgallı duvarlar koruyordu.
Asıl kalenin ilk durumu böyle görünüyor. Üst açıklığın üzerinin kurşun ile örtülü ahşap bir çatı ile kapandığını da ileride göreceğiz. Kubbeli Z açıklığı katiyetle kestrilemiyen bir devirde sonradan ilâve edilmiştir.
İçkale duvarı — İçkale duvarı 2-3 metre kalınlığında asıl kalenin şimal - garp, şimal - şark köşelerini birleştiren bir duvardır. Iç çevre duvarını asıl kaleden ayıran şaranpolun genişliği değişiktir. Burası bir çeşit kalelerde sık sık görüldüğü gibi içkale duvarını yalnız üst taraftan sarar. Bu vaziyet her vakit anî bir düşman hücumuna mâruz olan kalenin Şimal duvarının fazla kalan olmamasının sebeplerini anlatır ve bu sebeplerin neticesidir.
Duvarlar gayri muntazam bir beşli şeklindedir. Köşelerinden dördünün yanında yuvarlak kuleler vardır; şark ve cenup kenarlarında ve her birinin orta yerinde bir tarafı ötekinden daha uzun bir yan çıkıntı bulunur.
Duvar üzerindeki yuvarlak yol bir hizada olmıyarak devam eder, mazgallar kenar korkulukları bu yolu korur, muhtelif yükseklikte olan bu yolların araları merdivenlerle bağlıdır. Köşe kulelerinin üzerinde kurşun kaplı bir çatı ile kaplanmış olmaları mümkündür.
Yollar kaleye saldıran bir düşmanın kuvvetini kıracak, yürürken zorluklar ve tehlikeler yaratacak bir şekilde hazırlanmıştır. Düşmanın A kapısını zorlıyarak veya başka bir tarzda şarampole girdiğini farzedelim. O vakit düşmanın yapacağı iş asıl kaleyi zorlamak ve zaptetmektir; çünkü orası kaleyi koruyanların son sığınma yeridir.
Fakat düşman birinci kattaki tek kapıya yetişmek için b, c, d, e merdivenlerini geçmek zorundadır. Halbuki bu merdivenler asıl kaledeki askerlerin oklarına tamamiyle açıktır.
Düşman iç duvardaki yavarlak yola ulaşsa bile F noktasındaki kapıdan uzakta bulunacaktır; çünkü Şarampol genişliğinde olan asma köprü kaldırılmış olacaktır. Diğer taraftan K ve İ noktaları hakikî çıkmaz sokaklardır, yuvarlak yolun J ve K hizaları asıl kaleye gelir ve asıl kale buralara tamamen hâkimdir Top kullanışından evvelki devirlere ait kalelerde umumiyetle kullanılan usul de budur; bu usul 15 inci asırda da kısmen devam etmiş ve ancak çok kuvvetli topların kullanılmasından sonra bırakılmıştır.
Hiç şüphe etmemelidir ki bu iptidaî kalenin vazifesi İstanbul Boğazının Asya kıyılarına düşmanın çıkmasına ve yerleşmesine mâni olmaktır. İç kaledeki P kapısının yeri garpten gelen düşmanın gözünden saklı olduğu için çok güzel seçilmiştir.
Kapı içinde oyulmuş bir merdiven bu kapıya gider, burası belki bir kapı mazgalı ile de korunuyordu, dış duvar yapıldıktan sonra bu mazgalın faydası kalmadığı için yıktırılmış olacaktır; ilk kapının cenup - garba yani kalenin en tehlikeli yerine açıldığını ve duvarın içinde hazırlanmış bir merdivene geçit verdiğini kabul etmek güçtür. Çünkü bu ihtimali düşündüren sebepler esaslı sayılamaz, kalenin “m” noktasında bir köşe mazgalı bakiyesinin ve “a” noktasında “k” ile bağlanmış tuğla kavislerin ve tamir izlerinin göründüğü doğrudur; fakat “m” mazgalının varlığını izah etmek için böyle bir kapının varlığını kabul etmek zarurî değildir. Çünkü buna benzer başka bir mazgal da “ o ” noktasında vardır. Bunların ikisi de öbür zaviyeleri koruyan mazgallardır. Diğer kemerlere gelince bunlar şarampolun zemini hizasında açılmış ve kalenin tadili sırasında duvarla örülmüş eski mazgallara ait olacaktır.
Dış kale duvarları — Bunlar çok kemerli bir sur teşkil eder, yanlarını kuleler korur, şimal - şark ve cenup - şark taraflarında asıl kaleye bağlıdır. Şimalden cenuba 80 metre, şarktan garba 65 metredir. Cenupta duvarın bir kısmı yıkılmıştır. Bu duvarın yeri benim tesbit ettiğim gibidir, şarktan Göksu kıyısı üzerinde bir indirmeyi koruyacak küçük bir iskeleye hâkimdir.
Dış çevre duvarları ortalama 2 metre kalınlığındadır. Şimaldeki kayalıklı çıkıntıya doğru yükselir. Onun için yol ufkî denecek kadar düz olan civar topraklarına göre 3 - 7 metre kadar yüksektir. Üzerleri mazgallı bir korkulukla biten duvarlar şimalde, şimal garpta, şarkta üstüvane şeklinde üç kule ile himaye edilmiştir; üçü de geçici keser ve yola hâkimdir. Fakat her biri aşağıdaki hususiyetleri gösterilen ayni karakterlere maliktir.
D kulesi — Üstüvane kısmının kutru 4,75 metredir. 2 metre kalınlığında olan duvarın iç tarafında üstüste konmuş iki delik görünür, son yuvarlak yol 4 metre yüksekliğinden sur üzerindeki yollara hâkimdir.
E kulesi — D kulesinin plânına benziyen bir plânla yapılmıştır, çapı 7,5 metredir. Hâkim olduğu saha şarktan 9,50 ve garptan garptan 12 metredir. Direkler bu kuleyi 4 kata taksim ediyordu. Katlara cenup köşesinde bulunan tahta bir merdivenden inilip çıkılırdı, her katta dışarıya doğru mazgallar ve içeriye doğru açık mustatil şeklinde delikler vardır. İlk katın bir de ocağı vardır.
F kulesi — Şimal köşede kayalık bir çıkıntı üzerinde altı metre çapında tam bir silindir, üstünde mazgallı bir korkuluğu koruyan bir açıklık vardır. Gövdesi üç kata ayrılmıştır. Aşağı kat yer katına kayalardan oyulmuş bir merdivenle bağlıdır. Garp duvar yolu tamamiyle yıkılmıştır.
Surun şimal - garp köşesinde burç menşur şeklinde basit tahkimata omuz vermiştir; şarkta ve cenupta yan korunması yoktur.
Surun içerisine giren kapıların izleri çoktan kaybolmuştur, Evliya Çelebi yalnız bir kapıdan bahsediyor, fakat mahallî an’ane iki kapıya dair hatıralar muhafaza etmiştir, biri şimal - garpta Boğaziçine doğru, öteki şarktan Göksuya doğru. Ben g ve h noktalarında küçük birer kapı işaret ettim. Hiç şüphe yok bunlar Rumeli Hisarının şimal ve cenup kapıları gibi mazgallsız kapılardır. Yuvarlak yola çıkan merdivenlerden de iz kalmamıştır.
Dış arazi duvarlarında duvarlar arasında birçok delikler görülmüş. Bazıları düz, bazıları verev olan bu delikler top delikleridir. Cenub - garp ve cenuptaki deliklerin top delikleri olduğundan şüphe edenler olmuştur. Fakat cenup - garptaki delikler için bu şüphe haksızdır. Burada duvarı çevreleyen modern sokak Toplarönü sokağı adını taşir. Bundan başka Evliya Çelebi Anadolu Hisarında, deniz kenarına yerleştirilmiş olan topların yalnız Rumelihisarı istikametinde değil Akıntıburnuna doğru da yani cenup - garp istikametinde ateş ettiğini kaydeder.
Bugünkü hal birçok değişmelerin neticesidir, bu değişmelerden bazıları çok yenidir; fakat Hisar levhasının umumî görünüşü üzerinde ve plânda tesbit ettiğim gibi duvar kaidesinde birçok top deliklerinin olduğu muhakkaktır. Asıl kalenin mahrut ve ehram şeklinde çatıları olduğunu haklı çıkaracak delilleri ileride kaydedeceğim.
Yapılış şekli. — Kalenin muhtelif parçaları basit ve çabuk usullere göre sağlam olarak yapılmıştır. Asıl kalenin duvarları blok taşlardandır. Araları harç ile doldurulmuştur. Şurada burada tuğla kısımlar da vardır. Ayni, şekil iç çevre duvarında da devam eder. Burada cenup-garp kalesinin kaidesinde tuğlalar balık kılçığı şeklinde bir bina takip eden iki sıra halindedir.
Fakat bu mütevazi dekor ancak birkaç ayak kadar devam eder. Tuğlaları muhtelif örnektedir. 6X25 cm; 4X33 cm, 3X38 cm; 3 ve 4 cm. kalınlığı olanlar daha çoktur. Yalnız bir tarafı görünen bu tuğlaların mustatil şeklinde olmayıp murabba şeklinde olduklarına hükmedilebilir. Çok kalın olan ek tuğlaların kalınlığı 5 cm ye kadar çıkar.
Asıl Hisarın büyük yer katını örten kemerde ve garpta iptidaî bir şekilde içkale duvarlarının kaidesine açılan yaylarda da tuğlanın kullanıldığı görülüyor, fakat bu duvar örtüş tarzı binanın yanlış zamanına dair kat’î bir fikir vermez ve herhalde kalenin Bizans menşeli olduğuna bir delil teşkil etmez. En eski Osmanlı âbidlerinde buna dair birçok misaller vardır ve ayni teknik muasır devrelere kadar devam etmiştir. Tazyiki azaltmak ve çatlaklardan sakınmak için araya gömülmüş ufkî tahta parçalarının kullanılması bu zümredendir. Şark yapıcıları bunları en eski zamanlardan bugüne kadar kullanmışlardır.
1928 tamirinden evvel asıl Hisarın şimal yüzü üzerinde bir duvar tümseğinin bakiyesi görünmektedir. Aşağı yukarı 45º meyilli olan bu çıkıntı âdi taştan yapılmış 30-40 santimetre kalınlığında bir ikinci duvardan başka bir şey değildir, kalenin kaidesindeki kayalık kıyılar üzerine istinat ettirilmiştir. Duvarların bazı yerlerinde üst üste yapılmış iki tahkim duvarı vardır. Bunlardan ikincisi birinciyi tamamiyle kaplar. Bu tümsek duvarların kaidesini himaye ediyordu, bütün çıkarma teşebbüslerini güçleştirmek için yapılmışlardı. Bu yokuşu toprak ve çakıl taşları taş kırıntıları doldurmuşlardı, aşağı yukarı düz kalan kısmını da taş kaplamışlardı; son tamirat bu kısmı tamamiyle yok etmiştir. Bunun yanlış tarihi ne zaman olursa olsun dik duvarlardan sonradır. Onu himaye etmek için Bizans ustalarına tamamiyle yabancı olan, fakat müslüman şark askerî mimarlığında sık sık kullnılan bir usuldür.
Asıl hisardan surlara geçilirse, buradaki duvarların biraz evvel işaret ettiğimizden bir parça ayrıldığı görülür. Taş hizalarının arasında küçük taşlar daha aralıklıdır; tahta zincirler daha çoktur, tuğla sıraları yoktur. Topdeliklerinin kemerleri tuğla ile kesme taşlardan yapılmıştır. Bütün bunlar bizi asıl hisarın tek ve çok dılılı dış surlarının ayni zamana ait olmadığı neticesine götürür: Biraz sonra kaydedeceğimiz tarihî vâkıalar da bu tefsiri takviye etmektedir.
Yukarıda asıl hisarın, iç kale duvarıın kulelerinden bir çoğunun ve surun üç kalesinin aşağıda tesbit edeceğimiz bir tarihte ahşap ve üzeri kurşun tabakaları ile örtülü bir çatıya sahip olduklarını kaydetmiştik; bütün bu çatılardan bize inşaları hakkında bir fikir verecek hiçbir şey kalmamıştır.
Tarih — Anadolu Hisarının hiç bir yerinde bir Bizans kalesinin varlığı neticesini çıkartabilecek en ufak bir alâmet yoktur. Yalnız hisardan çok uzak olmıyan bir yerde, kıyı üzerinde Chalcedoine sekenesinin kazandığı deniz zaferiyle meşhur Nausekleia sitesinin bulunduğu biliniyor. Pierre Gylli’nin, Tursun Beyin Anadoluhisarına verdiği Yenice sıfatını Neo-castrum diye tercüme edişi, kaleyi bir Bizans kalesi olarak kabul eden bir şahadet sayılmaz. On altıncı asırda Hoca Sadeddin Efendi, Akçahisar diyor ki, herhalde kalenin yeni olduğu bir zamanda duvarlarının vâdiye akçıl bir benek halinde aksetmesinden ileri gelmiştir. Kalenin manzarası, üçüncü bir ismi, Güzel Hisar, yahut Güzelce Hisar adını kazandıracak kadar hoştur. Teknik tetkikler üzerine bu dikkatler de ilâve edilince, Anadolu Hisarının Türk menşeini Bizans tarihine götürecek hiçbir delil kalmaz.
Bugün birçok muharrirler de İstanbul fethinden evvelki devirlerde yapılmış Türk şehirlerini ne bahasına olursa olsun Bizans malı göstermek için sistemli bir şekilde bir karar verilmiş gibi görünüyor. Birçok Selçuk ve Osmanlı camilerine, haksız olarak, eski Bizans kiliseleri gözü ile bakılıyor.
S. Toy, Anadolu Hisarının bir Bizans kalesinden başka bir şey olmıyacağı mütalâasını ileri sürüyor. İlimde macera yaratmaktan başka bir kıymeti olmıyan bütün bu faraziyelerin hiç bir delile, bir kitap yazısına dayanmaması esef edilecek bir şeydir. Bundan başka Ducas’nın bir cümlesi kalenin Türk kalesi olduğuna şüphe bırakmıyacak kadar kuvvetlidir. İkinci Mehmed tarafından Rumeli Hisarının yapıldığı sıralarda Bizanslı müverrih’in Fatih’in büyük ceddi tarafından yapılan kalenin karşısında bu kaleyi yaptırdığını açık açık yazar.
Bütün müverrihler bu noktada müttefiktirler; fakat içlerinden bir çoğu kalenin yapılışını Yıldırım Bayazıt zamanına götrürler, ötekiler de, bir hatâ eseri olarak Fatih Sultan Mehmed zamanında yapıldığını kaydederler. Hammer de kaleye dair kat’î hiçbir şey söylemeden kalenin İkinci Mehmed tarafından Rumeli Hisarından evvel yapıldığını ve Güzel Hisar adını aldığını söyler. Muharrir daha sonraları Avrupalı harb esirlerinin buraya kapatıldığını ve bu yüzden Kara Kale adını aldığını da ilâve eder. Bu iki kaleyi birbirine karıştırmaktan ileri gelmiş bir hatâdir. Hammer Anadolu Hisarının inşasını Birinci Mehmed’e atfetmişti. Ducas’ın meşhur cümlesinde kullandığı kelimeye tam büyükbaba mânası verilecek olursa ayni hatâya düşmek mümkün olur. Birinci Mehmed, İkinci Mehmed’in büyükbabasıdır. Yıldırım Bayazıt ise büyükbabasının babasıdır. Halbuki bu kelimenin burada büyükbabanın babası mânasına geldiği muhakkaktır. Evliya Çelebi bu noktayı işaret etmiştir:
“Lebi deryada Göksunun denize karıştığı mahalde bir kaya üzerinde olup Yıldırım Bayazıt binasıdır ki, sonra Ebülfeth Han tamir ve termin ettirdiğinden ekseriler binasını ana nisbet ederler. Şeddadî bina olunmuş âli ve metîn bir kaledir. Amma küçüktür. Cirmi bin adımdır. Garba nâzır bir kapısı vardır, içinde dizdar hânesi, neferat evleri, iki yüz kadar timar ehli neferi vardır. Lebi deryada karşu Rumeli Hisarına ve Akıntı burnuna nâzır topları vardır”.
Kalenin yapılış zamanı ve sebepleri Âşık Paşa Zadede kat’î olarak mevcuttur:
“Bab — Anı beyan eder kim Bayazid Han İstanbula tekrar geldi, neyledi, anı bildirir.
“Leşkeri âzîm cemetti, geldi Kocaelinden Bursaya çıktı. Yahşi Beyi gönderdi, Şeki (Şile?) hisarını ahidle aldı. Bayazid Han kendisi Bursadan göçtü, Boğazkeseninin üst yanında bir hisar yaptı; Güzelce Hisar derlerdi. Hisar kim tamam oldu, er kodu gitti; bu fethin tarihi Hicretin yedi yüz doksan üçünde vaki oldu (M. 1390 - 1391)”.
Nişancı Mehmed Paşa da bundan biraz farklı bir tarih verir; H. 797 (1395). Ayni zamanda Osmanlı Sultanı ile Bizans İmparatoru arasında münasebetleri gösteren tafsilâtı anlatır: “Niğbolu harbinden sonra Yıldırım Bayazid Güzel Hisarı 797 de yaptı. Kale bitince Sultan İmparatora bir elçi göndererek İstanbulun anahtarlarını istedi. Aşağıdaki esaslar üzerine uyuşuldu. İmparator 5 sene cizye vermeği ve Galatadaki müslümanların orada bir mescid yapma hakkını ve Galataya bir kadı gönderilmesini kabul etti. Kavaklı yenicesinde oturanlar bu semte gelip yerleştiler. Kale Mogol istilâsından evvel bitirilmiştir. Çünkü Bayazıd’ın mağlûbiyeti ve Timur elinde esaretinden sonra malğlûp Sultanın büyük oğlu Süleyman bir müddet Anadolu Hisarında oturmuştur.
Ne Birinci Mehmed, ne de İkinci Murad kalelerin vaziyetini değiştirdi, on beşinci asrın ilk yarısında kaleler Bayazıd’ın yaptırdığı gibi kaldı. 1452 de İkinci Mehmed Avrupa yakasına Rumeli Hisarını yaparken Bayazıd’ın hisarına Avrupadaki kalede yaptırdtğt gibi bir Hisarbeççe ilâve ettiğini Tursun Bey kaydeder. Rumeli Hisarının bu hisar beççesinin şark kulesinin eteğinden İstanbul Boğazı kıyısına kadar uzanan bir mazgaldan ibarettir (B. : Rumeli Hisarı). Anadolu Hisarının bulvarı da ayni prensibe uyarak yapılmıştır ve ayni ihtiyacı karşılar; Ayni alçak çevre, ayni top delikleri. Aralarında şu fark vardır; yan kuleler Asyadaki kaleden daha çoktur ve hâkim olduğu saha daha geniştir. Teknik Rumeli Hisarının tıpkısıdır. Onun için Anadolu Hisar bulvarının temelleri İkinci Sultan Mehmede emniyetle atfedilebilir. Bu bulvar asıl kale ve iç kale duvar gruplarının belli vasıflarına biraz aykırı olarak yapılmıştır. Kalenin iki kısmı arasındaki elli yıllık fasıla kullanılan madde bakımından iki kulede göze çarpan ufak tefek değişiklikleri göstermek için kâfidir.
Yıldırım Bayazıd tarafından kurulan kalenin ilk plânı nasıldı. Asıl kale ve iç kale duvarının tam bir kül teşkil ettikleri apaçık meydandadır. Üzerine bu kalenin kurulduğu kayaların Göksu munsabında bir adacık teşkil ettikleri farz olunabilir. Belki de çamurdan teşekkül eden toprak parçası henüz su altında idi. Bu takdirde bir hendeğin inşaatı ihtiva eden kayaları tecrit etmiş olması muhtemeldir. Herhalde, ilk haliyle Anadolu Hisarı buradan karaya çıkarak Anadoluya girmek isteyen bir düşman ihracına karşı koyacak bir müdafaa rolü oynıyamazdı. Bu şartlar içerisinde sulh zamanında kalede, asıl kaleye yerleşmiş, zayıf bir garnizonun varlığına inanılabilir.
1452 de İkinci Mehmed tarafından emredilen değişiklikler Anadolu Hisarının kudretini inanılmaz bir şekilde arttırmıştır. Rumeli Hisarı ile beraber bu kalenin hedefi Boğazdan transit nakliyatını menetmekdir. Yani kale bir müdafaa vasıtası olmaktan çıkmış, taarruz vasıtası halini almıştır. Diğer taraftan vaziyetin on yedinci asra kadar böyle kaldığı ve Evliya Çelebi tarafından verilen izahatın İkinci Mehmed tarafından kaleye verilmiş nizama uygun olduğu kabul olunabilir. Kalenin içerisinde dizdarın ve askerlerin oturduğu yerler varıdr. Kalede hepsi Kocaeli sancağından olmak üzere iki yüz timar neferi vardır. Barut depoları su kenarında topları Rumeli Hisarı ve Akıntı burnuna çevrilmiştir. Kalenin önünde Fâtih Mehmed Han tarafından yapılmış bir cami vardır. Başka bir âbideye rast gelinmez. Rumeli Hisarından bahsederken asker evlerinin surun içerisinde kale ile beraber yapıldığını göreceğiz. Bundan Anadolu Hisarına da bu tadilâtı yapan ve bu garnizonu yerleştiren İkinci Mehmed olduğu neticesi çıkar. Hiç şüphe yok ki birçok defalar tamir edilen küçük ahşap evler 1928 tamirine kadar varlığını muhafaza etmişti.
Bu mülâhazalardan İkinci Mehmed bulvarı yaptırdığı, ona toplar yerleştirdiği ve bu suretle değişen kaleye ehemmiyetli bir garnizon koyduğu ve duvarlar dışında bu yüzden bir cami inşasına mecbur olduğu neticesini çıkarmak mümkündür. Hadikatül-Cevami’in ikinci cildinin 162 incgi sahifesinde bu camiin tasviri mevcuttur. Bu camide Sultanın mahfili vardı, imamları ile hademesinin maaşları Ayasofya vakıflarından ödenirdi. Daha sonraları cenub tarafındaki toprak seviyesi yükseltilerek tesviye edildiği vakit bir namazgâh da ilâve edildi. Bugün bu nmazgâhın mihrabı ve minberi ile duvarlarından bir kısmı mevcuttur.
Şimdi teferruata dair bir noktayı izah etmek kalıyor. Bugün asıl kale bir taraça ile kapalıdır ve iç ve dış kale duvarlarının muhtelif kuleleri mazgallı bir korkulukla tetviç edilmiştir. Halbuki on yedinci asra ait muhtelif resimlerde İçkalenin ve birçok kulelerin üzeri ehram veya mahrut şeklinde çatılarla örtülüdür. Başka yerler de Rumeli Hisarının hâkim kulelerini böyle gösterir. Bunların üzeri kurşun kaplı ahşap çatılardır, İkinci Mehmed tarafından bu şekilde yapılmıştır. Halbuki 1830 a doğru İstanbula gelen İngiliz ressamı Allom, Anadolu Hisarının güzel bir manzarasını vermiştir. Buradaki kulelerde çatı yoktur. Bu resim çok üstad işidir ve ötekiler kadar hakikate uygun değildir. Fakat ressamın orta çağa ait bu kadar esaslı ve pitoresk bir unsuru resminden çıkardığını kabul etmek yerinde olmaz. Şu halde Anadolu Hisarının büyültülmesini ve on dokuzuncu asra kadar kalan çatıların yapılmasını İkinci Mehmede atfedebiliriz. Muhtelif resimlerin mukayesesi yukarıda söylediğimiz gibi bu çatıların 1830 a doğru ortadan kaybolduğunu kabul etmemize imkân verir.
Zamanla askerî kıymeti kalmıyan Anadolu Hisarı bazı resimlerin bize aslına yakın olarak gösterdikleri romantik bir manzara aldı. Ahşap evler dış sura dayandı ve onu çevreledi, tırmanan otlar ve vahşi nebatlar duvarları İçkaleyi ve taraçayı sardı. Bu suretle yirminci asır başlangıçlarında başkentin kibar halkı her cuma Güzel Hisarı görmeğe gelirlerdi.
İçkalenin ehram şeklindeki çatısına hiç şüphe yoktur; iç ve dış duvarların çatılarının şekli ise şüphelidir. Yalnız bulvarın şimal kulesi tam bir silindirdir. Diğerlerinin birçok müstevî vecihleri vardır. Bunlarda mahrut çatılar mı vardı? Bu mümkündür. Fakat bu çatıların müstevî vecihlere uygun olması icabeder... Ben çatıları kalenin plânına uygun yapılmış mahrutlar olarak kabul ettim. Resimler üzerinde gösterilen çatılar ancak takribî ve şematiktir.
Prof. Albert Gabriel
(Chateux Turcs du Bosphore’dan İstanbul Ansiklopedisi için Muzaffer Esen tarafından tercüme edilmiştir, 1946)
Anadolu Hisarı
(Th. Allom’dan S. Bozcalı eli ile)
Ondokuzuncu asır başında Anadolu Hisarı ve Göksu Deresi ağzı
(Resim: Anonim bir gravürden Behçetin eli eli)
Anadolu Hisarı
En eski halini gösterir tasviri plân
(Plân: A. Gabriel)
Anadolu Hisarı Yarımadası
(Plân: A. Gabriel)
1928 de Anadolu Hisarı
(Plân: A. Gabriel)
Anadolu Hisarı Burcları
Soldan birinci D kulesi, ikinci ve üçüncü E kulesi, dördüncü F kulesi
(Resim ve plân: A. Gabriel)
Anadolu Hisarı
Şimalden cenuba maktâ
(Resim: A. Gabriel)
namazgâhında mihrab ve minber Anadolu Hisarında Toplarönü
(Resim: A. Gabriel)
Theme
Building
Contributor
Sabiha Bozcalı, Behçet, A. Gabriel
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM020477
Theme
Building
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Sabiha Bozcalı, Behçet, A. Gabriel
Description
Volume 2, pages 808-818
Note
Image: volume 2, pages 809, 810, 811, 812, 813, 815, 816, 817
See Also Note
B. : Rumeli Hisarı
Theme
Building
Contributor
Sabiha Bozcalı, Behçet, A. Gabriel
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.