Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ALTIN VARAK, ALTINVARAKÇILAR
Altın varak, külçe hâlinde alınıp kâğıddan daha ince, tül gibi yaprak hâline getirilmiş altın, eskiden İstanbulun şöhreti dünyaya yayılmış el sanayiinden iken, ondokuzuncu asır sonlarında Avrupadan gelen fabrika işi altın varaklar ile rekabet edememiş, İstanbulda yapılan altın varaklar, bu kıymetli mâdenin sâfiyyet ayarı bakımından da çok üstün olduğu halde altın varakcılık sür’atle sönmüş, işçisini besleyememiş, kısa bir zaman sonra Büyükşehirde tek altınvarakcı kalmamıştır.
Altınvarakcı atölye-dükkânları Bayazid ile Süleymaniyede idi, birkaç dükkânda Sultanhamamında vardı.
Bir altınvarakcının avadanlığı şu âletlerden teşekkül etmişti.
Çift veya tek merdaneli hadde
4 kiloluk ağır çekiç
1 kiloluk hafif çekiç
25-30 santimetre karelik perdahlı mermer taş
Güderi.
Deri (alt tarafına Tirse, tüy tarafına, Bar denilirdi)
Tavşan ayağı
Dagar denilen ensiz toprak tava
Görünüşde basit, fakat hem bâzu kuvveti, hem de el hafifliği, dikkat ve sabır isteyen bir sanat idi.
Evvelâ haddeden geçirilip kalınca bir kâğıd kadar inceltilen altın safihaları muayyen eb’adda kesilerek derinin tirşe tarafı arasına konularak mermer üzerind ağır çekiçle ve hafif darbeler ile derinin bar tarafından döğülür; incelip açılan altın, derinin dört kenarından taşmaya başlayınca taşan kısımlar kesilirdi; bu ilk amely...
⇓ Read more...
Altın varak, külçe hâlinde alınıp kâğıddan daha ince, tül gibi yaprak hâline getirilmiş altın, eskiden İstanbulun şöhreti dünyaya yayılmış el sanayiinden iken, ondokuzuncu asır sonlarında Avrupadan gelen fabrika işi altın varaklar ile rekabet edememiş, İstanbulda yapılan altın varaklar, bu kıymetli mâdenin sâfiyyet ayarı bakımından da çok üstün olduğu halde altın varakcılık sür’atle sönmüş, işçisini besleyememiş, kısa bir zaman sonra Büyükşehirde tek altınvarakcı kalmamıştır.
Altınvarakcı atölye-dükkânları Bayazid ile Süleymaniyede idi, birkaç dükkânda Sultanhamamında vardı.
Bir altınvarakcının avadanlığı şu âletlerden teşekkül etmişti.
Çift veya tek merdaneli hadde
4 kiloluk ağır çekiç
1 kiloluk hafif çekiç
25-30 santimetre karelik perdahlı mermer taş
Güderi.
Deri (alt tarafına Tirse, tüy tarafına, Bar denilirdi)
Tavşan ayağı
Dagar denilen ensiz toprak tava
Görünüşde basit, fakat hem bâzu kuvveti, hem de el hafifliği, dikkat ve sabır isteyen bir sanat idi.
Evvelâ haddeden geçirilip kalınca bir kâğıd kadar inceltilen altın safihaları muayyen eb’adda kesilerek derinin tirşe tarafı arasına konularak mermer üzerind ağır çekiçle ve hafif darbeler ile derinin bar tarafından döğülür; incelip açılan altın, derinin dört kenarından taşmaya başlayınca taşan kısımlar kesilirdi; bu ilk amelyeye “rık” denilirdi.
Sonra bu incelmiş altın safihalar yine muayyen eb’adda kesilmiş ikinci parti başka deriler arasına konulur, bu sefer de daha dikkatli ve hafif çekiçle döğülür, bu ameliyye de “zar” denilirdi. Altın biraz daha yayılır, incelir, derinin kenarlarından taşınca da, taşan kısımlar kesilirdi, altın varaklar da artık elde edilmiş olurdu; son ve üçüncü perdaht ameliyesi kalırdı. İncecik altın yaprakcıklar kemâli îtinâ ile ve teker tekerk 6,5X12,5 santim eb’adında güderiler arasına konulur, son derece dikkatle ve tabii yine hafif çekiçle tekrar döğülür, güderinin kenarlarından taşınca perdaht ameliyesi de sona erer, taşan kısımları kesilen altın varaklar, aralarına tükürük kâğıdı denilen ince kâğıdlar konularak onar varaklık desteler yapılır ve 20 destesine “Tefe” adı verilirdi, satışa arzolunurdu; bir tefede 200 altın varak bulunurdu.
Dövme ameliyelerinde altının kolay ezilip yayılması için muayyen bir hararet gerektiği için mermer tezgâh içine ateş konulmuş dagar, toprak tava ile ısıtılırdı. Her ameliye sonunda taşıp kesilen altınlar da tezgâhtan tavşan ayağı ile süpürülüp toplanır, tekrar haddeden geçirilmek üzere eritilir, külçeleştirilirdi; altınvarakcılar işledikleri kıymetli mâdenin zerresini zâyi etmemeğe bakarlardı. Süpürme işinde tavşan ayağının fazileti de, üzerine incecik altınların yapışmaması idi.
Altınvarak, bilhassa müzehhibler, mücellidler, minyatürcüler, lâke ressamları ve levha yazan hattatlar tarafından kullanılırdı. Kullanılış şekilleri değişikdi, mücellidler kalıbla basma sureti ile, müzehhiblerle ressamlar ve hattatlar ise arab zamkı veya bal ile karıştırarak fırça ile sürme suretiyle kullanırdı. Bazı kaba işlerde, meselâ altınla yaldızlanacak kubbe ve minâre alemlerinde, saray, konak ve yalıların tavan, dıvar, kapu nakış ve tezyinatında, gemilerin burun ve mahmuz tezinatında, saltanat kayıklarının altın yaldızlı süslerinde kullanılan altın yaldız ise, sahk edilmek sûretiyle elde edilen altın tozu ile yapılırdı. Altın varakcılar son perdaht amelyesi kırpıntılarını ayrı kutularda toplarlar, onları da piyasaya bu gibi işler için arz ederlerdi; minyatür, yazı ve tezhib gibi küçük ince sanat işlerinde varakın toza tercihi, mâdenin kıymetinden, altın varakın hem kolay muhafazasından hem de toza nazaran daha az fire vermesinden idi.
On altıncı asra ait aşağıdaki fermanlar bu san’at ve esnaf hakkında okunmağa değer (bugünkü dile çevrilmiştir):
“İstanbul Kadısına hüküm ki,
“Divanı hümayun kâtipleri, hassa nakkaşları ve mücellitler şöyle bir şikâyette bulunmuşlardır: İstanbulda Altunvarakcılar eskiden varakları büyük kalıba göre işlerlerdi, altun varakın destesi on beş ve gümüş varakın destesi beş altuna istenildiği kadar bulunurdu. Şimdi ise varakcılar altunu hem küçük kalıba işliyorlar hem on beş akçeden ziyadeye satıyorlar, bize ve İstanbulda altunvarakkullananlara kifayet miktarı vermiyorlar, hariçten gelenlere ziyade paha ile satıyorlar, altuna sıkıntı çekiliyor, içlerinde Ferhad adındaki kimse Bursa ve Edirneden altunvarak alıp küçük varaklar haline koyup İstabulda ziyadeye satıyor; bazıları altunu arzu edilen şekilde işlemeyip ayarı noksan altundan ham iken kalıp edip ekser varakları delikli ve üç dört parça edip ziyadeye vermekle bize ve mirî mala gadrederler...” (H. 981 = M. 1573).
Bu fermanın alt kısmında, Altınvarakcı esnafı nizamının düzenlenmesi için Silâhdar Hüsnü’nün Altınvarakcılar kethüdası ve Altınvarakcı esnafından Sinema’nın da bu esnafa Yiğitbaşı tâyin edildikleri bildirilmekle, yukarıdaki şikâyet edilen maddelerin de gereği gibi önüne geçilmesi, uygunsuz, hilekâr esnafın da şiddetle cezalandırılması emredilmektedir.
(H. 999) 1590 tarihli bir fermanda ise: Altınvğarak işliyen altıncıların bir sikke altından dört deste varak işliyecekleri, bir altından dört desteden ziyâde altınvarah işlenmesinin menedilmesi, altınvarakları için mühürlü kalıplar kullanılması ve Altınvarakcı esnafının sık sık teftiş edilmesi emredilmektedir.
Gariptir ki elleri altın işlediği halde İstanbulun altınvarakcı esnafı kadimeden son nesline kadar Büyükşehirde zıpırlıkları, külhânîlikleri ile mâruf ola gelmişlerdi. Sanatlarının Avrupa rekabeti karşısında sarsıldığı bir devirde iki altın varakcının işlediği bir cinâyet İstanbulda öyle derin akisler yaptı ki âdetâ altınvarakcılığın sönmesini tâcil etti; 1891 de yirmi üç yaşında Horhorlu Nazmi ve yine ayni yaşlarda Cellâdçeşmeli Hakkı adında iki altınvarakcı ketebeden Osman adında uygunsuz bir genç yüzünden Vasfi Bey adında muhitinin hürmet ettiği bir adamı bir gece Muradpaşa Camii arkasındaki yangın yerinde öldürdüler, cinâyet kaatillerin üzerine âmme nefretini öylesine çekti ki sanatlarının altın adı dahi bakır oldu. Vasfi Bey için 36 kıt’alık bir destan yazmış olan Üsküdarlı halk şâiri Vâsıf Hoca:
Böyle bir senâat, böyle kahbelik
Ne görmüştük ve ne dahi işitdik
Altınvarakcıya sürüldü leke
Denildi cümlesi etmez metelik
Selâm vermediler esnâfı diğer
Tıraş etmem dedi gitdiği berber
Tulumbacılıksa merdlik, yiğitlik
Kol altına girmediler beraber
Altınvarakcılar oldular bednâm
Halkı İstanbuldur alan intikam
Bir ferd uğramadı dükknlarına
Sinek avladılar bir sene tamam
Çıkamaz oldular hiç bir kahveye
Başladılar terki sanat etmeye
Hamama girseler dellâklar bile
Kese sabun vurmam dedi kahbeye
Altınvarakcının çıkınca haçı
Avrupanın malı buldu devâcı
Gedikleri birer birer satıldı
Satın alan bakırcıyla kalaycı.
diyor ki ne kadar mübalâgalı olsa ağır bir âmme boykotunu göstermektedir.
Bibl. : İnönü Ansiklopedisi; Vâsıf Hoca, Not.
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM020403
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 2, pages 749-751
Bibliography Note
Bibl. : İnönü Ansiklopedisi; Vâsıf Hoca, Not.
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.