Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ALİ BEY (Sarac)
Muallim Nacinin babası, geçen asır sonlarının saraçhane esnafı arasında seçkin bir sima; aşağıdadaki satırlar, şair oğlunun kaleminden çıkmış portresidir:
«Pederin kırk altı yaşında olduğu halde irtihalinde ben tahminen sekiz yaşında idim. Kıyafeti hâlâ gözümün önündedir: Orta boylu, geniş omuzlu, kaviyülbünye, büyücek başlı, değirmi çehreli, kalınca kara kaşlı, elâ gözlü, irice kara bıyıklı, beyaz tenli, mehibüssîmâ.
«Başına giydiği büyük Tunus fesinin üzerine büyücek bir yemeni sarar. Geniş göğsünü gücçe kaplıyabilen kaytan ve sırma işlemeli çuha yelekteki düğmelerin kısmı küllisi hemen yaz kış çözük bulunur. Yeleğin üzerindeki sâde çuha saltanın kolları biraz kısadır, iri, dolgun bilekler daima göze çarpar. Belinde âlâsından zemini beyaz çiçekli bir acem şalı görülür; bunun sarı zeminli bir eşi de omzunda yahut kolunda bulunur, bunu ekseriya mendil makamında kullanır. Belindeki şalın içinde mestur olan mahfazalı, iri corci piryol saatin sırma örme işlemeli, ortası düğmeli kösteriğini yeleğin kısmı âlisindeki düğmelerin birine iliştiriverir. Dizlerinden bir parça aşağı inmekte olan çuha şalvarın alt taraflarını beyaz Ahısha tozlukları setretmiştir. Ayakları Galatakâri, az üstlü, zarif kırmızı yemenilere alışıktır.
«Üzerinde eski değil, rengi tegayyür etmiş bir şey bulunmaz. Pek...
⇓ Read more...
Muallim Nacinin babası, geçen asır sonlarının saraçhane esnafı arasında seçkin bir sima; aşağıdadaki satırlar, şair oğlunun kaleminden çıkmış portresidir:
«Pederin kırk altı yaşında olduğu halde irtihalinde ben tahminen sekiz yaşında idim. Kıyafeti hâlâ gözümün önündedir: Orta boylu, geniş omuzlu, kaviyülbünye, büyücek başlı, değirmi çehreli, kalınca kara kaşlı, elâ gözlü, irice kara bıyıklı, beyaz tenli, mehibüssîmâ.
«Başına giydiği büyük Tunus fesinin üzerine büyücek bir yemeni sarar. Geniş göğsünü gücçe kaplıyabilen kaytan ve sırma işlemeli çuha yelekteki düğmelerin kısmı küllisi hemen yaz kış çözük bulunur. Yeleğin üzerindeki sâde çuha saltanın kolları biraz kısadır, iri, dolgun bilekler daima göze çarpar. Belinde âlâsından zemini beyaz çiçekli bir acem şalı görülür; bunun sarı zeminli bir eşi de omzunda yahut kolunda bulunur, bunu ekseriya mendil makamında kullanır. Belindeki şalın içinde mestur olan mahfazalı, iri corci piryol saatin sırma örme işlemeli, ortası düğmeli kösteriğini yeleğin kısmı âlisindeki düğmelerin birine iliştiriverir. Dizlerinden bir parça aşağı inmekte olan çuha şalvarın alt taraflarını beyaz Ahısha tozlukları setretmiştir. Ayakları Galatakâri, az üstlü, zarif kırmızı yemenilere alışıktır.
«Üzerinde eski değil, rengi tegayyür etmiş bir şey bulunmaz. Pek yakışıklı, dolgun vücutlu bir Osmanlıdır. Bununla beraber şişman denilecek bir halde değildir. İstanbulda doğmuş büyümüş, fakat kendisini bilmiyenler İstanbullu zannetmezler. Saraçhâne halkından Ali Beyi tanıyanlar henüz az değildir.
«Ahlâkına dair de birkaç söz söyliyeyim:
«Terbiyeli bir İslâm ehli beyti içinde yetişmiş bir adamın kalbi, hissiyatı nasıl olur? Pederin kalbi, hissiyatı da işte öyledir. Kimseye fenalık etmemiştir, fakat pek çok kimselere iyilik etmiştir. Doğruluk, merdlik kendisine pederi Ahmed Ağadan mevrustur. Biraz hadid görünür, lâkin nâbemahal hiddet etmez. Gazebini tahrik eden hususat mutlaka terbiyei islâmiyeye, insaniyete yakışmayacak şeylerdir. Yüreği aile muhabbbetiyle meşhun olmakla beraber hiçbir vakit şımartıcı muamelede bulunmadığından hâne halkı tesiri heybeti tahtında bulunur. Bu tesir döğüp sövmek gibi bazı esbab ile hasıl olmamıştır, kendisinin hâlinden tabiî bir surette vücuda gelmiştir. Dünyada kimseye muhtaç olmamak kadar bahtiyarlık olamıyacağına kani olduğundan işleriyle meşgul olmayı pek sever.
«O evden başka bir de Saraçhanebaşında ufak bir dükkâna maliktir. Kendi dükkânında saraçlık eder. Sabahleyin erkenden dükkânına gider. Akşam üstü doğruca evine gelir. Ömründe işret etmemiştir. Günde bir iki lüle tütün içer. Ona da iptilâsı yoktur. Hattâ bazı kere tütün kesesini dükkânda unutur. Evde zaten tütün bulunmadığından o gece içmeyiverir.
«Kazancı öyle bir iki ev daha idare edebilecek raddelerde olduğu halde büyücek bir hâne edinmek, hizmetçi tutmak, halayık almak gibi fikirlerde bulunmaz. «Bu evi kendim yaptırdım, severim. Kalabalığımız yok. Bize kifayet edip gidiyor. Dükkân da kendi malımız. Çalışıp kazanıyoruz. Güzel güzel geçiniyoruz. Cenabı Hakka şükredelim. Bize verdiği nimetlerin kadrini bilelim. İçimizde yabancı bulunmasın. Hizmetçi, halayık derdi çekilmez. Kendi işinizi kendiniz görün. Allah yardım eder. Merak etmeyin. Hizmetçili, halayıklı evlerde saadet bulunmaz» der...
«Evine o kadar güzel bakar ki vâkıf olan aileler gıpta ederler, «Keşki bizim de öyle bir babamız olsa!» derler. Her şeyin iyisinden satın almak merakı olduğundan evde her türlü havayicin âlâsı bulunduktan başka biz çocukların arzu edebileceğimiz yemiş ve sairenin envaı da dolaplarda durur.
«Pirinç, yağ gibi şeyleri daimâ toptan iştira eder. Hattâ komşulardan bazılarının nazarı dikkatini eclbetmemek için bunları eve akşamdan sonra getirtir... O küçük ev bir büyük saadethâne halindedir. Orada insan hakikaten mesut olur. Fakat sahibinin rızasına muhalif harekette bulunmamak şartiyle. Meselâ kendisinin izni olmaksızın komşuya gitmek mümkün değildir.
«Bu zat emsali addolunacak adamlara kıyas olunamıyacak bir derecede vakıfı ahvali âlemdir. Ne beyhude şeylerle iştigal eder; ne de iştigal edenleri sever. Zamanını ciddiyatı müfideye sarfetmek ister; geceleri lüzum olmadıkça bir yere gitmek âdeti değildir. Bununla beraber bir yerde yangın olsa o tarafta bildiği var ise mesafe ne kadar uzak olursa olsun derhal giyinir çıkar, imdada koşar. Bu hareket yiğitler beyninde ötedenberi âdet imiş.
«Hatır nişânımdır ki, bir kış gecesi yatmış uyumuş idik. Bir aralık sokaktan bekçi geçti. Bilmem hangi tarafta yangın olduğunu haber veriyordu. Yatağın içinden gözlerimi açtım. Perderin acele ile giyinmekte olduğunu gördüm. Birader de uyanmış idi. Valde diyordu ki:
— Çıkmasanız iyi olmaz mı? Baksanıza pencerelere kafeslere!
«Peder cevap vermedi. Meğer o tarafta ehibbasından birinin hânesi varmış. Pencereler, kafesler serâser kar ile mestur idi. Ben korkmağa başladım. Birader benden on yaş kadar büyük olduğundan anın yüzünde pek de korku alâmeti görülmüyordu. Peder valdenin yaktığı muşamma feneri alarak aşağı indi. Biz evvelce ayağa kalkmıştık. Peder sokak kapısını kapadığı sırada biz valde ile beraber köşe penceresine koştuk. Valde camı açtı. Kafes yekpâre kar halinde idi. Kafesi tahrik etti. Karın kabası döküldü. Pederin fener ile gitmekte olduğunu gördük. Peder avdet etmedikçe tekrar yatmak olur mu?
«Aradan ne kadar vakit geçtiğini bilemiyorum. Avdet etti. Karşıladık. Üstü başı kar içinde olduğu gibi bıyıkları da buz tutmuş idi. Kendisi o zaman gözüme pek heybetli göründü.
«Ekseriya geceleri dahi dükkâna mütealik işlerle meşgul olurdu. Ehibbâsı burasını bildiklerinden pek nadir olarak ziyareti şebânede bulunurlardı.
«Mahalledeki ehibbâsından Behçet Beyefendi — ki henüz berhayat ve bizim için bir medarı mübahattır — bazı leyâlide pederle musahabet etmek üzere gelirdi.
«Behçet Bey edip, zarif, hoşgû bir zattır. Peder kendisini pek severdi. Böyle zatlara «Baba dostu» derler. Pederleri vefat etmiş oğulları bunları garip ve hazin bir his ile severler. Mânevi amca tanırlar.
«Bizim bir de maddî amcamız var idi ki, Bursada tavattun etmişti. Ara sıra İstanbula gelir, bizde misafir olurdu. Pederin büyüğüdür.
«Bir defa yine gelmişti. Bir gece — pederle birlikte mi yoksa yalnız mı pek iyi bilemiyorum — bir yere gitmesi lâzım geldi. Amcam beni daima taltif etmekle beraber akşamları geldikçe yeşim de getirdiğinden muhabbeti gönlümde yer tutmuştu. Binaenaleyh elimden geldiği kadar hizmetinde bulunmak isterdim. O gece muşamba feneri yakarak kendisinin kunduralarını çevirmek üzere merdivenin alt başına indim. Ben bu iş ile uğraşmakta iken o da odanın kapısından çıkmış imiş. Feneri çarpık tutmuş olmalıyım ki, birdenbire tutuştu. Hiç hatırıma gelmemiş olan bu iştial beni şaşırttı. Amcam: «At elinden oğlum at!» diyerek yanıma koştu. Beni kucağına aldı. O yetişinceye kadar ben feneri fırlatmış idim. «Korkma arslanım korkma!» diyordu. Yukarıdan bir şamdan tuttular. Benzim uçmuş imiş. Amcam yüzüme bakarak kahkaha derecesinde gülmiye başladı. Helecanımı tâdil için daha birçok sözler söyledi. Bir yandan da gülüyordu. Ben ise hizmet edeyim derken kabahat etmiş olduğumdan kendisinin yüzüne bakmağa cesaret edemiyordum. Beni kucağından indirmiş olsaydı kemali süratle valdenin yanına kaçacağımdan şüphe yoktu.
«Amcamız Mehmed Tahir hilkaten pedere müşabih idi. Hulkan ise beyinlerde hayli tefavüt var imiş. O biraz lâübali olduğundan İstanbulda birçok işe girip çıktıktan sonra Bursaya giderek orada kalmış. Burada bulunduğu sıralarda öteye beriye ettiği borçların çoğu peder tarafından tesviye olunmuş. Pederin ise irtihalinde birkaç bin kuruş alacağı bulunmakla beraber yalnız altmış kuruş kadar vereceği çıktı.
«Vefat edeli bir hafta kadar olmuştu. Bir sabah dülger kıyafetinde bir hıristiyan evin kapısını çalıyordu. «Nedir?» denildi. Müteesirâne bir tavır ile o kadar alacağı olduğunu söyledi. Derhal parasını vererek «Hakkını helâl et!» dediler. Adamcağızın gözleri doldu. Birkaç ay mukaddem evin bahçe cihetine bir oda ilâve edildiği sırada merhumun pek çok insaniyetini gördüğünü itiraf etti. «Helâl olsun!» diyerek gitti.
«Birdenbire valdenin gözlerinden yaş boşandı. Birader ile bende ise o vakitler her şeyden ziyade ağlamağa kabiliyet var idi. Binaenaleyh biz de o anda valde ile hemhâl olduk. Mâtem teceddüd etti. Bir de valde «Ah benim yetim evlâdım!» diye beni tutup bağrına basmasın mı? Bütün bütün bittim! İşte o zaman üçümüz birden bir surette ağlaştık ki, Cenabı Hak ile bizden gayri herkesin nazarından nihan olan bu manzarai heyecan deryayı merhameti ilâhiyeyi elbette huruşan etmiştir. Evet, hiç şüphe etmem!
«Niçin ketmedeyim? Şu satırları yazarken yine ağlıyorum. Belki de o zaman bu kadar ağlamamışımdır!»
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM020147
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 2, pages 635-637
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.