Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ALİ BEY (Hânende Kadıköylü)
Geçen asrın en güzel sesine sâhib sanatkâr ve bestekâr; «Kel Ali Bey» ve «Enderunlu Ali Bey» diye de anılır; bir taşra kadısının oğludur, 1830 da doğdu, doğum yeri bilinmiyor, Kadıköylülüğü, son zamanlarında orada oturmasındandır. Başı kel olduğu için on, onbir yaşlarında iken tedâvisi için babası tarafından İstanbula, kardeşinin yanına gönderildi, o sırada Babıâli civarında kel çocukların bakıldığı bir müesseye konuldu. Sesinin güzelliği memleketinde iken nazarı dikkati celbetmişti, musiki hakkında en küçük bir irşad görmüş değildi, yalnız ezan ve mâni okumasını öğrenmişti, yerleştiği müessesede vakıt ezanlarını okumağa başlayınca, bu son derecede tatlı çocuk sesi civardan geçen Babıâli ricalinden bazılarının nazarı dikkatini çekti, devrin sadrâzamına duyurdular, Alinin ezanını dinleyen vezir de sese öylesine hayran oldu ki bir vesile bulup padişaha arzetti ve Ali Enderunu Hümâyuna alındı, ondört yaşına girmişti, orada terbiyesi için Dellâlzâde İsmail Ağanın eline teslim edildi.
Bir müddet geçtikten sonra üstad yeni çırağını devrin padişahı Abdülmecide dinletti, hünkâr:
— Kim bu çocuk?.. diye sorunca
— Ezanları ile efendimize medhedilen Ali kulunuz... dedi.
Padişah, çocuğu hareme götürdü; çocuk da olsa haremde yabancı bir erkek gören sultanlar ve saraylılar kaçışırlarken Sultan ...
⇓ Read more...
Geçen asrın en güzel sesine sâhib sanatkâr ve bestekâr; «Kel Ali Bey» ve «Enderunlu Ali Bey» diye de anılır; bir taşra kadısının oğludur, 1830 da doğdu, doğum yeri bilinmiyor, Kadıköylülüğü, son zamanlarında orada oturmasındandır. Başı kel olduğu için on, onbir yaşlarında iken tedâvisi için babası tarafından İstanbula, kardeşinin yanına gönderildi, o sırada Babıâli civarında kel çocukların bakıldığı bir müesseye konuldu. Sesinin güzelliği memleketinde iken nazarı dikkati celbetmişti, musiki hakkında en küçük bir irşad görmüş değildi, yalnız ezan ve mâni okumasını öğrenmişti, yerleştiği müessesede vakıt ezanlarını okumağa başlayınca, bu son derecede tatlı çocuk sesi civardan geçen Babıâli ricalinden bazılarının nazarı dikkatini çekti, devrin sadrâzamına duyurdular, Alinin ezanını dinleyen vezir de sese öylesine hayran oldu ki bir vesile bulup padişaha arzetti ve Ali Enderunu Hümâyuna alındı, ondört yaşına girmişti, orada terbiyesi için Dellâlzâde İsmail Ağanın eline teslim edildi.
Bir müddet geçtikten sonra üstad yeni çırağını devrin padişahı Abdülmecide dinletti, hünkâr:
— Kim bu çocuk?.. diye sorunca
— Ezanları ile efendimize medhedilen Ali kulunuz... dedi.
Padişah, çocuğu hareme götürdü; çocuk da olsa haremde yabancı bir erkek gören sultanlar ve saraylılar kaçışırlarken Sultan Mecid:
— Kaçmayın, kaçmayın!.. Size insan suretinde bülbül getirdim!.. dedi.
Henüz şarkı ve beste öğrenecek kadar vakit geçmemişti; Ali haremde birkaç mâni okudu. Pâdişahın bu teveccühü Aliye büyük teşvik oldu, Dellalzâdenin elinde bütün gayreti ile çalıştı; öylesine yetişti ki, büyük bestekâr Hacı Ârif Bey bir gün Lem’i Atlının hocası Hâfız Yusuf Efendiye Ali Beyi takdir yollu:
— Bestelediğimiz eserleri evvelâ Ali Beye geçelim, sesindeki halâvet ve tarzı tegannisindeki letâfet ile o bir yoluna koysun, sonra biz geçelim, neşredelim!.. demişti.
Ali Bey, bir müddet sonra bilinmeyen bir sebeple Enderundan ayrılıp Yusuf Kâmil Paşa dairesine kapulandı; paşanın zevcesi Prenses Zeyneb Hanımın hânende cariyelerini yetiştirmeğe memur edildi. Mısır hidivi İsmail Paşa, kızlarından birini evlendirirken halası Zeyneb Hanımdan düğünde teganni etmek üzere şöhreti herkesin malûmu hânende ve sâzende cariyelerinden birkaçını yollamasını rica etmişti; Zeyneb Hanım istenilen kızlarla beraber hocaları Hanende Ali Beyi de Mısıra gönderdi; fakat hidiv, cariyelerden ziyade Ali Beyin sesine hayran oldu ve onu kendi sarayında alakoydu; meşhur olan atiyye ve ihsanlarına garketti. Fakat İstanbulun hasretine dayanamadı; cömerd velinimetini bırakıp İstanbula döndü. Hayat ve maişetini tanzim edebilecek parası vardı, yapamadı; elindekini kalenderâne harcadıktan sonra maişet kaygusuna düştü; Kadıköyünde yerleşerek bir kahvehane tuttu, arzu edenlere beste, şarkı ve mâni meşkederek beş, on kuruş gelir ile darlık içinde yaşadı; (H. 1315) 1897 de altmış yedi yaşında öldü; kabrinin nerede olduğu bilinmiyor; pek muhtemeldir ki kabrine taş dahi dikilmemiştir. Temyiz mahkemesi reisliğinden emekli Baha Bey şu tarih manzumesini yazmıştır:
Neş’e sâzı meclisi rindânei şevkü tareb
Pîri hoş meşreb Ali Bey, mûsîkîkâr: benâm
Kalbi agâhi karar gâhi nevâi sûznâk
Nağmei âhi dili, yârâne zevk efzâi câm
Evce âğâz etdiği dem perdei Uşşakdan
Zühre eylerdi defi gerdun ile raksa kıyâm
Görmedim devri tarebde zâtine bir pîşrev
Gelmemiş böyle usûle âşînâ üstâdı tâm
Savtine dem beste olsun bülbüli Bâğı İrem
Virdi âhirkâr faslı ömri fâniye hitâm
Ah kim âhengi sâz âsâ bozuldu bezmimiz
Bir tarebgâhi muhabbet var mı kalmış berdevâm
Nakşolunsun kabrine târihi menkuutun Bahâ
Tutdu hânende Ali Bey evci firdevsi mâkaam.
1315
Hakkındaki güzel hâtıralar, fıkralardandır:
Tırnavalı Hâfız Mehmed Efendinin Divayolundaki kahvehanesinin üstündeki odada bestekâr Şevki Bey heveskâr gençlere şarkı tâlim ediyormuş; bir gün Ali Bey gelmiş:
— Sizin «Bâis oldu çeşmi mestin âşıkın berbâdına» şarkınızı dinlemek isterim...
demiş; şarkı okunmuş, Ali Bey:
— Bir kere de ben yalnız okuyayım!..
demiş.
Ali Bey okuduktan sonra bestekâr fevkalâde heyecan ile:
— Şarkı şimdi sizin ağzınızda şarkı oldu!.. demiş.
Üstad Ahmed Râsim naklediyor:
«Güvercin tersi için insan sesini kısar derler. Hattâ merhum Kel Ali Beye böyle bir suikasidde bulunmuşlar imiş. Filvâki kendisini dinlediğim zamanlar sesi kısık idi, ama bu hal, tabiati cihanpesendine ayrı bir letâfet verirdi. Hançeresindeki istîdâdı fevkalâde, yapacağı nağmeleri istediği perde üzerinde tekarrur ettirdi. Müteveffâ Kemençeci Vasil, Ali Bey taksime başlayınca dikkat kesilirdi, bir gün sebebini sordum:
— Onun gırtlağında bir makina var ki bizim yaylarımızla parmaklarımızda olsa güç çeviririz!.. demişti. Şâyanı teessüftür ki bu iki nâdirei mûsikîden ikisinin de gramofonlarda aksi elhânı yoktur».
Keçecizâde Reşad Fuad Bey büyük biyograf İbnülemin Muhammed Kemal İnal merhuma nakletmiş:
Gençliğinde Yusuf Kâmil Paşaya hazine kâtipliği yapmış olan Şirketi Hayriye müdürü Hâfız Vehbi Efendinin Bebekdeki yalısında bir gece bir mûsikî meclisi olmuş. Son yıllarını yaşayan Ali Bey de boğazı yaralı ve sarılı olarak bulunmuş, okurken kendisine saz ile lavtacı Mihriban Hanım refakat ediyormuş; bu hanım da Zeyneb Hanımın sâzende cariyelerinden ve Ali Beyin eski talebelerinden imiş. Ali Bey o eski mes’ud demleri hatırlayarak ağlamaya başlamış, ağlaya ağlaya okumuş; Mihriban Hanım da kendisini tutamamış o da lavtasını ağlaya ağlaya çalmış, meclisde bulunanlar da sanatkârları ağlaya ağlaya dinlemişler.
«Gençlik zamanında çekilmiş tek resmi vardır, bu resimde, sakalı matruş ve gür, uzunca bıyıklıdır. Sonraları sakal salmış, önce kır, son yıllarında ak sakallı imiş; uzunca boylu, dolgun vücutlu olduğu söylenir.
Yirmiden fazla şarkı bestelemiştir ki şunlardır:
Uşşakdan
Affeyle günahım nolur ey şûhi pesendim (Sengin semâî)
Aşkın ile bülbül gibi artmaktadır âhım (Sengin semâî)
Sen Melâhat mülkünün sultanısın (Sengin semâî)
Bir zülfi ziyahkâr ile bu gönlümü aldı (Curcuna)
Sen ey servi revan, ruhleri gülgûn (Curcuna)
Usandı ağlayub âh eylemekten (Devri hindî)
Hicazkârdan
Ol kaaşı keman cevrü cefâ yâyını kurdu (Sengin semâi)
Menendin yok gülüm, bir mehlikaasın (Aksak)
Âşıkın sermâyesi feryâd imiş (Düyek)
Hüzzamdan
Ümidim kalmadı nevcivandan (Devri hindî)
Çeşmi mestin hasretiyle cismü cânım dağlarım
Sâki yetişir imdâde gel
Karciğardan
Ol hilâl ebrû gamiyle sîneler meşhun olur (Sengin semâî)
Bir hüsnü melek etti beni hüsnine hayran (Aksak)
Aldın dili nâşâdımı (Yürük aksak)
Hicazdan
Eyledin şeydâ beni ey gülbeden (Ağır düyek)
Âşık oldum yavrucuğum gözün (Devri hindî)
Hümayundan
N’olsun bu kadar âhü figan âh gönül âh (Sengin semâî)
Sen kâni kerem, menbai ihsan olunca (Sengin semâî)
Hüseynîden
Mutrib kerem et meclisi mestâne düzelsün (Ağır düyek)
Yine yol göründü nazlı cânâna (Ağır devri hindi)
Sûzinâkden
Aşkınla yanmaktadırcânâ tenim (Düyek)
Şehnâzdan
Şimdi ey şûhi edâkâr (Aksak)
Zengûleden
Derdimi arzetmeğe ol şühe bir dem bulmadım (Sengin Semâî).
Bibl. : M.K. İnal; Hoş sedâ; T. Yılmaz Özturna, Not.
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM020137
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 2, pages 628-630
Bibliography Note
Bibl. : M.K. İnal; Hoş sedâ; T. Yılmaz Özturna, Not.
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.