Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AKDİK (Kâmil)
Eski hat sanatımızın son büyük üstadlarından; 1862 de Fındıklıda Güzel Sanatlar Akademisinin karşısına tesadüf eden ve şimdi yanarak eseri kalmıyan bir mahallede doğmuştur. Birkaç sene sonra babası Bahriye Nezareti erzak anbarı başkâtibi olan Hacı Süleyman Efendi Fatihte Çırçırda satın aldığı bir eve taşınmıştır ki; sanatkârın oğlu ressam Şeref Akdik çocukluğunun hâtıraları ile dolu olan bu evi çok iyi hatırlar ve; “Geniş saçaklı, alçı pencereli ince bir zevkle yapılmış, tavanları, rafları ve dekorasyonları olan bir ev idi” diye anlatır. Üstad Kâmil Akdik’in çocukluğu da bu evde geçmiş ilk tahsilini evlerine yakın bulunan Zeyrekteki Saliha Hatun Sibyan mektebinde yapmış ve 1873 de mektebi bitirmiştir. Ona elinden gelip geçen bütün çocuklardan daha zeki ve istidatlı görerek ilk defa yazı sanatinin inceliğini ve güzelliğini sevdiren ve bu aşkı kendisine veren, bu küçücük mektebin, muhitinde güzel yazısile tanınmış olan hocası Süleyman Efendi olmuştur. Bundan sonra Kâmil Akdik yine o civarda bulunan Fatih Rüştiyesine devama başlamış, bu mektebi de 1877 de bitirerek diplomasını aldıktan sonra henüz on beş yaşlarında iken büyük bir aşk ve ateşle odasına kapanarak çalışmalarına devam etmiş ve 1879 da bilhassa celi yazılariyle tanınmış, yazı sanatı hakkında geniş bir bilgi ve malûmata s...
⇓ Read more...
Eski hat sanatımızın son büyük üstadlarından; 1862 de Fındıklıda Güzel Sanatlar Akademisinin karşısına tesadüf eden ve şimdi yanarak eseri kalmıyan bir mahallede doğmuştur. Birkaç sene sonra babası Bahriye Nezareti erzak anbarı başkâtibi olan Hacı Süleyman Efendi Fatihte Çırçırda satın aldığı bir eve taşınmıştır ki; sanatkârın oğlu ressam Şeref Akdik çocukluğunun hâtıraları ile dolu olan bu evi çok iyi hatırlar ve; “Geniş saçaklı, alçı pencereli ince bir zevkle yapılmış, tavanları, rafları ve dekorasyonları olan bir ev idi” diye anlatır. Üstad Kâmil Akdik’in çocukluğu da bu evde geçmiş ilk tahsilini evlerine yakın bulunan Zeyrekteki Saliha Hatun Sibyan mektebinde yapmış ve 1873 de mektebi bitirmiştir. Ona elinden gelip geçen bütün çocuklardan daha zeki ve istidatlı görerek ilk defa yazı sanatinin inceliğini ve güzelliğini sevdiren ve bu aşkı kendisine veren, bu küçücük mektebin, muhitinde güzel yazısile tanınmış olan hocası Süleyman Efendi olmuştur. Bundan sonra Kâmil Akdik yine o civarda bulunan Fatih Rüştiyesine devama başlamış, bu mektebi de 1877 de bitirerek diplomasını aldıktan sonra henüz on beş yaşlarında iken büyük bir aşk ve ateşle odasına kapanarak çalışmalarına devam etmiş ve 1879 da bilhassa celi yazılariyle tanınmış, yazı sanatı hakkında geniş bir bilgi ve malûmata sahip bulunan üstad Sami Efendiden ders almıya başlamıştır. 1881 den itibaren de memuriyet hayatına girmiştir. Mesleğinde gayet süratle ilerliyerek ve günden güne inkişaf ederek etrafının takdirlerini kazanmış ve çabuk terfi etmiştir.
Bir müddet Dahiliye Nezareti muhasebe kaleminde çalışmış, 1894 de Divanı Hümayun Mühimme kalemine ayrılmış ve 1895 de nâmenüvis olmuş, 1909 da nişanı hümayun kalemi mümeyyizi tayin edilmiş, kendisine rütbeyi ûlâ sınıfı sânisi verilmiş, daha sonra meclisi vükelâ tarafından hututu mütenevvia muallimi olarak kaydi hayat şartiyle istihdamına ve tekaüd edilmemesine karar verilmiştir.
1915 senesinde Padişahın iradesile iktidar ve ehliyetine binaen kendisine “Reisülhattatîn” unvanı verilmiştir. Bu resmî vazife esnasında da Kâmil Akdik en küçük bir fırsat bulduğu zaman hemen kalem ve kâğıda sarılır ve çalışmaya koyulur ve bu suretle içinde yanan bu mukaddes ateşi söndürmemiye çalışır ve onu asla ihmal etmezdi. Genç yaşında tanıdığı hocası Sami Efendiyi, aldığı sağlam islâm ve aile terbiyesi icabı daima derin bir hürmet ve muhabbetle itaatli bir evlâd gibi sevmiş, ve bu ulvî samimiyet içindeki münasebet tam yirmi iki sene devam etmiştir; ekseri günler hocasına koşar ve her defasında yanında saatlerce kalırdı; Sami Efendi kendisinden yazı öğrenmek istiyenleri ekseriya ona gönderirdi.
Yazı yazanlar ve yazıya çalışanların çok olduğu bu devirde salı ve cuma günleri Kâmil Akdikin Fatihte babasının evinin yanında, sonradan yaptırdığı yeni evinin misafir odası genç ihtiyar birçok talebelerle dolar boşalırdı. Ders vermek hattatlar arasında sevaplı ve hayırlı bir iş addedildiğinden bu dersler ücretsiz olarak ve hiç şikâyet edilmeksizin yapılır, hattâ fakir olanlara kâğıt kalem vermek suretile yardımda bile bulunulurdu. Kâmil Akdikin sülüs, nesih, celî, revhanî divanî, divanî celisi yazıları en çok yazdığı yazılardandı, ve bilhassa nesih ve sülüsü çok severdi. Bundan dolayı hemen yalnız celi denilen kalın yazılarla uğraşan hocası, onun ruhî ihtiyacına tamamen cevap vermediğinden mütemadiyen eski yazıların satıldığı Sahhaflar Çarşısını dolaşır, sabah akşam buradan geçerek Şeyh Hamdullah, Derviş Ali, Mustafel Eyyubî, Hafız Osman, Yedikuleli Abdullah gibi ve Türk yazı tarihinde yine bu derece yüksek eserler yaratmış olan diğer büyük sanatkârların eserlerini bulunca deli gibi bir sevinçle onlara sarılır ve dünyanın en büyük hazinesi kendisine verilmiş kadar sevinirdi; esnaf ise Kâmil Akdik’in bu zaafından istifade ederek bu eserleri ona daima pahalıya mal etmek isterdi, üstad da bu gaddarlık karşısında gözüne ilişen levhaları, bazan bir talabesini göndererek satın aldırmak mecburiyetinde kalırdı.
O yüksek şahsiyetini mütemadiyen topladığı ve hususî kolleksiyon ve kütüphanelerde araştırmalar yaparak fotoğraflarını aldırarak tetkik ettiği bu eserler sayesinde yapmıştır; her zaman: “Benim en kuvvetli hocam, elimdeki eserler ve kütüphanemdir; feyzimi onlara borçluyum” derdi. Onun, uzun senelerce araştırma ve toplamanın mahsulü olarak bir araya getirdiği bu nefis ve eşsiz kolesiyonu, Millî Eğitim Bakanlığı Topkapı sarayında açılacak bir yazı müzesi için kendisinden satın almak isteyince, levhalarının yanmasından veya ölümiyle dağılmasından korkan üstad, bu yerinde teklifi kabul etmiş, kendisinden sonra en lâik ele bırakmıştır.
Kâmil Akdik güzel bir esere sahip olduğu zaman koşa koşa evine gelir ve köşesine çekilerek karşısına koyduğu eseri incelemiye koyulur, o asırda meydana getirilmiş diğer eserlerle karşılaştırır, sanatkârının kimlerin ve ne gibi tesirlerin altında kaldığını araştırır ve böylece gece geç vakitlere kadar uyuyamaz ve onların güzelliklerini emmeye çalışır ve bakmakla doyamazdı; hattatları, ve bunların muhtelif zamanlara ait eserlerini görür görmez tanır ve hemen kime ait olduğunu söylerdi. Ölümünden sonra bu kadar kıymetli bir kolleksiyon bırakan hattat, sayılabilecek kadar azdır. Harfin bir kalemde yapılması lâzım geldiğinden, silip yalamağa, evvelce kurşunkalemle çizerek silküp iğnelemiye, açıkçası ressamlığa tahammülü olmıyan sülüs ve nesih yazısının en zor yazı olduğunu söyler; “İnsanın hattatlığı işte o zaman belli olur, bu ruhanî hendesedir” derdi. Nesih yazısının bu büyük üstadı seksen senelik ömründe yalnız bir kur’anı kerim yazmış, fakat buna mukabil birçok evrad, delâil, muhtelif cüzler, mevlûdlar, ve birçok sülüs, nesih kıt’aları, hilyeyi şerifler yazdığı gibi resmî memuriyetinde pek çokta divani ve divani celisi ile beraber, fermanlar birçok kitabeler, tarihler, mezar taşları, levhalar ve sair yazılar yazmıştır. Onu en çok memnun eden şey, kendisinden elini öperek, yazı istemek olurdu, hayatında asla, bir kerecik bile olsun bir eser yazmak için pazarlık etmemiştir, işin maddî tarafına zerre kadar kıymet vermezdi. Bir satır yazıyı istediği ve düşündüğü gibi yazabilmek için çok defa günlerce, haftalarca, hattâ aylarca müsvedde yapar ve senelerce biriken bu karalama ve müsveddeleri toplayarak ele geçmemesi için yığın halinde bahçesindeki kör kuyuya atardı.
Kâğıdın kalemlerine mürekkebine çok itina eder ve titizlik gösterir, muhtelif vasıtalarla araştırmalar yapar, daha keskin düzgün ve ahenkli yazabilmek için gayretler sarfeder ve kafasını yorardı. Sabahleyin erken kalkar, eğer o gün vazifesi yoksa gece geç vakte kadar çalışırdı.
Cağaloğlunda Hocatahsinefendi Medresesinde açılan Medresetülhattatinde diğer birkaç arkadaşile beraber senelerce sülüs ve nezih yazı göstermiştir. Mütareke senelerinde Galatarasay Sultanisi (Hüsnühat) yazı hocalığına, harf inkılâbından bir sene sonra da Güzel Sanatlar Akademisine bağlı olarak Şark Süsleme Sanatları Mektebi ismini alan medresetülhattatine müdür tayin edildi ve yine bu mektebin, hocası bulunduğu sırada hastalanarak, 1941 senesi temmuz ayının 23-24 gecesi saat biri çeyrek geçe öldü.
İnce yapılı, uznu boylu, beyaz sakallı, düşünerek mânalı ve çok keskin bakan tatlı koyu elâ gözlü, iyi kalbli, mütevazi, halûk ve kibar bir insandı.
Sohbetlerinde hoş ince nükteler yapar, şakayı pek severdi. Kahkaha ile güldüğü görülmemiştir; fakat siması daima mütebessim ve beşûş idi. Dindardı; fakat taassuptan nefret ederdi; hiçbir şeye karşı iptilâsı yoktu, hayatında alkolün katresini ağzına koymadığı gibi sigara da içmezdi; iyi suya bayılır ve eseri karşısında yayvan kulpsuz fincanı ile köpüklü bir kahve içmeyi pek severdi. Elinin titremesinden, gözünün zayıflamasından çok korkardı, çok kuvvetli ve sağlam bir bünyesi olduğu halde ağır bir cismi kaldırmaktan çekinir, elini kolunu bir yere çarpmaktan sakınır, fazla hiddetlenmeyi ve asabiyeti sevmez, az yemek yerdi; “Sıhhatimi değil, sanatımı koruyorum” derdi. Yüz yaşından fazla yaşamış sağlam bir babanın çocuğu olan Kâmil Akdik seksen yaşında zinde bir ihtiyar olarak hayata gözlerini yummuştur. Bir asra yaklaşan ömrü boyunca hayatın acılarını tatmış, altı çocuğundan en büyükleri olan iki genç ve güzel kızını; yangına verdiği evinden sonra da, 40 seneye yakın beraber yaşadığı eşini kaybetmiştir. Mesleğine karşı olan aşkı bütün hayatını sarmıştı, eşi, çok sevdiği oğlu ressam Şeref Akdik ve çocukları ikinci plânda kalırlardı, kendisine lâtife olarak “Hayatınızda hiç aşık oldunuz mu?” diye sorulduğu zaman “çalışmaktan vakit bulamadım ki!” diye gülerdi. Aslında her güzel şeye, kâinata hayran ve âşıktı. Kuşlar ve hayvanlarla pek ziyade alâkadar olurdu; bahçesinde çeşitli hayvanlar besler, koç, babahindi, ördek ve bilhassa muhtelif cins tavuk ve horoz bulunurdu. Uzun seneler denizli horozları beslemiş ve istirahat zamanlarını bunları seyretmekle geçirmiştir. Yine uzun seneler kanaryalar beslemiş ve yavrular çıkartmıştır, ihtiyarladıkça yavaş yavaş bunlardan uzaklaşarak büsbütün çok sevdiği yazısıyla başbaşa kalmıştır.
Bibl. : Oğlundan alınmış notlar.
Kâmil Akdikin bir yazısı
Kâmil Akdik
(Resim: H. Çizer)
Theme
Person
Contributor
H. Çizer
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM011024
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
H. Çizer
Description
Volume 1, pages 512-515
Note
Image: volume 1, page 513
Bibliography Note
Bibl. : Oğlundan alınmış notlar.
Theme
Person
Contributor
H. Çizer
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.