Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AHMED MİDHAT EFENDİ
Büyük gazeteci, İkinci Abdülhamid devrinde popüler romancılarımızın en velûd ve şöhretlisi, Osmanlı Tarih encümeni âzası ve Darüşşefaka muallimlerinden; (H. 1260) 1844 e doğru İstanbulda Tophanede Karabaş mahallesinde doğdu; babası Bezci Süleyman ağa adında fakir bir adamdı, anası Çerkeşti, anasının ilk kocasından Hafız Ağa adında bir oğlu daha vardı ki, Rumelinin Niş ve Vidin taraflarında voyvodalıkla yerleşmiş idi. Babasını henüz 5 - 6 yaşlarında iken kaybeden Ahmed Midhatin çocukluğu İstanbulda yoksulluk içinde geçmiş, bir ara Mısır çarşısında aktar çıraklığı yapmıştı. Türlü zorluklar içinde Tophanede Kumbaracı yokuşundaki Sibyan mekbetinde bir müddet de rüşdiyede okumuştu. (H. 1277) 1861 de Midhat Paşa Nişe vali olarak gittiğinde voyvoda Hafız Ağa bir iftiraya uğramış olarak mahpushanede bulunuyordu. Paşanın idarî sebeplerle cürümsüz hapsedilmiş olanları salıverdiği sırada, Hafız Ağa da hürriyetine kavuşmuş, hattâ vâlinin güvenini kazanarak tekrar memuriyete alınmış, o da, İstanbulda sıkıntı içinde bulunan anasile üvey kardeşi Ahmed Midhati Nişe getirtmişti; ki o sırada Ahmed Midhat Efendinin 17 - 19 yaşlarında olması gerekir. Ağasının delâletile Midhat Paşa dairesine kapılanan delikanlı, kısa bir zaman içinde, zekâ ve ciddiyetile paşanın sevgisini kazandı, öyle ki, o zamana ...
⇓ Read more...
Büyük gazeteci, İkinci Abdülhamid devrinde popüler romancılarımızın en velûd ve şöhretlisi, Osmanlı Tarih encümeni âzası ve Darüşşefaka muallimlerinden; (H. 1260) 1844 e doğru İstanbulda Tophanede Karabaş mahallesinde doğdu; babası Bezci Süleyman ağa adında fakir bir adamdı, anası Çerkeşti, anasının ilk kocasından Hafız Ağa adında bir oğlu daha vardı ki, Rumelinin Niş ve Vidin taraflarında voyvodalıkla yerleşmiş idi. Babasını henüz 5 - 6 yaşlarında iken kaybeden Ahmed Midhatin çocukluğu İstanbulda yoksulluk içinde geçmiş, bir ara Mısır çarşısında aktar çıraklığı yapmıştı. Türlü zorluklar içinde Tophanede Kumbaracı yokuşundaki Sibyan mekbetinde bir müddet de rüşdiyede okumuştu. (H. 1277) 1861 de Midhat Paşa Nişe vali olarak gittiğinde voyvoda Hafız Ağa bir iftiraya uğramış olarak mahpushanede bulunuyordu. Paşanın idarî sebeplerle cürümsüz hapsedilmiş olanları salıverdiği sırada, Hafız Ağa da hürriyetine kavuşmuş, hattâ vâlinin güvenini kazanarak tekrar memuriyete alınmış, o da, İstanbulda sıkıntı içinde bulunan anasile üvey kardeşi Ahmed Midhati Nişe getirtmişti; ki o sırada Ahmed Midhat Efendinin 17 - 19 yaşlarında olması gerekir. Ağasının delâletile Midhat Paşa dairesine kapılanan delikanlı, kısa bir zaman içinde, zekâ ve ciddiyetile paşanın sevgisini kazandı, öyle ki, o zamana kadar sadece “Ahmed” denilen bu gence, birinci Meşturiyetin lideri, kendi adını mahlâs olarak verdi; Efendinin Midhatlığı. Paşaya nisbetledir. Ahmed Midhat rüşdiye tahsilini Nişde tamamladı.
Midhat Paşa Nişden, merkezi Ruscuk olan Tuna vilâyetine nakledildiğinde, (1821=1683) kapısı halkı arasında Hafız Ağa ile kardeşini de götürdü ve Ahmed Midhatı orada vilâyet tercüme kalemine çirağ etti. Burada Dragan Efendi adında bir memurdan Fransızca öğrenmeğe başladı. Kendi gayreti ve Paşanın himaye ve tavsiyesile, o devrin mektep denilmeğe değer kalemlerinde malûmatını akranı arasında seçkin bir yer tutacak kadar genişleten Ahmed Midhat, pek az sonra, henüz 24 - 25 yaşlarında iken, kendisine olan teveccühü artmakta bulunan Vali Paşa tarafından vilâyetin resmî “Tuna” gazetesine başmuharrir tayin edildi. Midhat Paşa Bağdad valisi tayin edilince, Ahmed Midhatı da beraber götürdü. Genç muharrir orada da resmî vilâyet gazetesi olarak “Zevrâ”yı kurdu ve başına geçti; bir taraftan da kendi tahsilini ilerletmeğe, bu arada bilhassa Fransızcasını kuvvetlendirmeğe çalıştı. Irakta iki yıl kaldı ve Paşanın Bağdad valiliğinden istifasından az evvel başmuharrirlikten ayrılarak İstanbula geldi; ve Büyükşehirde, devlet kapısını terk ederek matbuat âlemine atıldı. O zaman İstanbulun en namlı gazetecisi, Bâsiretci Ali Efendi, “İstanbulda yarım asırlık vakayii mühimme” adını verdiği hatıra yollu kaleme alınmış bir risalede, Ahmed Midhat Efendinin İstanbulda gazetecilik hayatına girişini şöyle anlatır:
“Fransa - Almanya muharebesi hita buldu iki devlet arasında muahede aktedildi. Bir gün matbaada otururken odaya, belinde kırmızı kuşak, arkasında kısa ceket olduğu halde içeriye bir genç girdi: — Galiba beni bilmediniz, kendi kendimi takdim edeyim. Ben Bağdatta çıkan resmî Zevrâ gazetesinin muharriri Ahmed Midhatım; dedi. — Velinimetiniz Midhat Paşa eylevm Bağdadta validir, ne sebebe mebni öyle bir efendiyi terkettiniz? dediğimde: — Hasbelicap istifa ettim, Paşa hazretleri dahi istifa etme niyetindedir! dedikte: — Şimdi burada bir memuriyete tayin olundunuz mu? diye sordum; cevaben: — Hayır, henüz memuriyetim yoktur, eğer kabul eder iseniz Basirete muharrirlik edeyim, biraz da fransızca bilirim, tercüme ederim.. Demesile, esasen vilâyetlerde çıkan resmî gazetelerin içinde Zervâ gazetesine kadar serbest ve güzel makaleler yazan olmadığı gibi bazan Midhat imzasile yazılan bendi mahsuslar nazarı dikkatimizi celbeylemekte olduğundan: — Muharrirliğe maalmemnuniyet kabul ederiz ve bugünden itibaren size şimdilik bin kuruş maaş vererek isminizi deftere kaydettim! dedim. Kendisi de muharrirliğe devam etti”.
Doğuşundan bir iş adamı karakterine sahipti; tasarruf mahsulü küçücük bir sermayesi vardı; bununla evinde, bir matbaacık kurdu ki, az sonra “Kırk anbar Matbaası” adını alarak büyüdü; bir müddet sonra da, devrinin sayılı bir müessesesi, bir “Tercemanı Hakikat Matbaası” oldu; bu seneler içinde, bir arkadaşının, Ebüzzziya Tevfikin anlattığına göre, hayatın türlü zorluklarile pençeleşüp boğuştu. Kitaplarını ailesi efradile birlikte dizer, basar, formaları aktarlara dağıtır, bu kalabalık aileyi bu formaların gelirile geçindirmeğe çalışırdı. Eserlerinin sürümü artıp da işleri gelişince, matbaasını evinden Asmaaltında Camlı Hanın bir odasına nakletmiş ve yanına birkaç amele tutmuştu; oradan da Babıâliye geçmişti. Bu devrin en önemli eserlerinden biri Dağarcık mecmuasıdır. Günlük gazete olarak çıkardığı “Devir” ilk nüshasında, “Bedir” 13 üncü nüshasında kapatıldı. Bir müddet sonra İbret gazetesini kurdu; yazı heyetinin başında Namık Kemal bulunuyordu. O zamanın genç münevverleri olan İbret gazetesi muharrirleri, Namık Kemal, Ahmed Midhat, Ebüzziya Tevfik, Bereketzade Hakkı; bir müfterinin jurnalile tevkif edilib muhakeme edilmeden sürgüne gönderildiler: Ahmed Midhat Ebüzziya ile beraber Rodosa yollanmıştı (1873); Beşinci Muradın cülusuna kadar Ebüzziyanın hesabile 1155 gün bu adada kaldılar. Rodosta, kaydedilmeğe değer büyük himmet eseri olarak, “Medresei Süleymaniye” adile bir mektep açtı, ki devrimizin büyük gazetecisi merhum Yunus Nadi Abalıoğlu bu medresede sağlam bir tahsil görmüştü. Sürgün dönüşünde gazetecilik hayatına yeni bir heyecan ile atıldı, evvelâ “İttihat”ı, sonra, onu kapayarak “Tercemanı Hakikat”ı kurdu ki bu gazete Büyük şehrin basın hayatında ve Türk edebiyatı tarihinde büyük bir isim oldu (B. : Tercamanı Hakikat).
Vakanüvis Abdürrahman Şeref Efendi nakleder:
“Evvelce, Dagarcık ve sonra Kırkanbar nam risalei mevkutelerde envaı mebahisi fenniye yazar ve bir takım romanlar, hikâyeler, müfid kıraat kitapları tahrir ile enzarı mutalâaya arzeylerdi; ve namını günden güne halka tanıtırdı. Hayatının o devir faaliyetinde yazdığı yazılarının miktarı yevmiye beş sahifeden aşağı düşmemiştir. Sultan Abdülhamidi Sâni, ashabı kelemi elde etmek ve himaye suretile sükûtlarını temin eylemek siyasetini düşündüğü cihetle, Ahmed Midhat Efendiyi taltif ve tatyibe başlamış idi. “Üssü inkılâp” ve “Zübdetülhakayik” nam iki eseri bir maksadı mahsus ile o esnalarda mumaileyhe yazdırmış ve gerek Midhad Paşa muhakemesinde ve gerek muhakemeden sonra zayıf tarafını bularak istifadeye kalkışmıştır. Ahmed Midhat Efendi cümlei avatıfı şehriyariden olarak (H. 1294) 1877 tarihinde Matbaai Âmire müdiriyetine ve (H. 1300) 1882 senesinde bu memuriyet uhdesinde bulunduğu halde sıhhiye başkitabetine tayin edilmiş ve (H. 1310) 1892 de mezkûr matbaa müdürlüğünden infisali vuku bulmuştur. (H. 1311) 1893 tarihinde Meclisi sıhhiyeye riyasetine tayin edilip (H. 1325) 1907 tarihinde mezkûr riyasetten tekaüd edilmiştir. Meclisi sıhhiyeye muntazaman devam eylemiş ise de onsekiz sene imtidad eden Matbaai Âmire müdiriyetinde, matbaaya ancak bir iki kere ayak basmış ve alât ve edevatını metrûk bir halde bırakmıştı. Sebebi, Başmabeyinci Osman Bey Matbaai Osmaniyeyi küşad ederek matbuatı bir nevi tahtı inhisara almayı kurması ve Matbaai Âmireyi istirkap eylemesidir. Bunda Midhat Efendinin hatası, istemiyerek fakat bilerek matbaai resmiyenin harabına ses çıkarmamasıdır”. Abdürrahman Şeref Efendinin, Matbaai Âmire meselesinde, Ahmed Midhat Efendiye karşı çok mûnis bir kalem kullandığı aydın olarak görünüyor; burada Tercümanı aydın olarak görünüyor; burada Tercümanı hakikat sahibinin hasis duygulara esir olduğunu yazmak gerekir. (B. : Matbaai Âmire, Devlet matbaası ve Osman Bey matbaası).
Bu arada 1888 de Stokholmda toplanan sekizinci müşterikler kongresinde Türkiyeyi temsil eden Ahmed Midhat Efendi, fırsattan istifade ederek üç ay kadar Avrupada dolaşmış, gördüklerini de, halk tabakasına “Avrupada bir cevelân” adındaki kitabında anlatmıştı. Ahmed Midhat Efendi, Boğaziçinde Beykozda yerleşmişti; Yalı köyünde aşı boyalı bir yalısı vardı; Beykoz arkasında da, bu gün kendi adına nispetle anılan bir çiftliği vardı. Son yıllarında matbuat aleminden yarı çekilmiş, kendisini hocalığa vermiş bulunuyordu. Beykoz halkına, bu Boğaz köyünün yoksul balıkçı ve bahçıvan ailelerine pek çok iyiliği dokunduğu söylenir; galiba, iskele mektebinin hocalarının maaşını da o verirmiş..
İkinci meşrutiyet inkılâbından sonra da, 1908, İstanbul Darülfünunu Tarih muallimliğine tayin edilmiş, bir ara Darülmuallimatta Pedagoji okutmuş. Darüşşafakanın fahri olarak Ders nazırlığını kabul etmiş, İstanbul matbuatı kendisine, bir halk muharririnin hakkı olarak“Hâcei Evvel”unvanını vermişti; fakat iri vücudu ve heybetli uzun sakalına rağmen, Darülfünun kürsüsünü hakkile doldurduğu iddia edilemez. Darüşşafakadaki fahri hizmetini de bu zengin iş adamı muharririn, Matbaai Âmire Müdürlüğünün bir kefareti olarak göstermek yerinde olur; bunun mükâfatını da gördü, bir gece, yüzlerce yetim çocuğu çatısı altında barındırmakta olan Darüşşafakada göğüs darlığından öldü. (28 Birinci kânun 1912 Pazar gecesi).
“Dairetülmaarif”, Hacei Evvelin ölümünü şöyle anlatıyor:
“Cemiyeti Tedrisiyei İslâmiyenin Meclisi tedris reisi fahrisi sıfatile kıymetli zamanlarının br kısmını Darüşşafaka eytamının talim ve terbiyesinin istikmaline sarf eylemekte ve her hafta bir gecesini bu hayırlı iş için Darüşşafakada geçirmekte idi. 16 kânunu evvel 1328 tarihine müsadif olan içtima gecesi de ber mutad meclisi mezkûre riyaset ederek mutadı olan meclis ârâlığı ve lâtife gûluğu ile hâzırı bilmeclis olanları taltif ve tatyip ettikten sonra herkes yatağına çekilmişti. İki saat kadar bir zaman sonra kendisine bir fenalık geldiğinden arkadaşlarını uyandırmağa mecbur olmuş, ve daima yanında taşıdığı ilâcı da almış ise de, fenalık gittikçe arttığından derhal tabib celb ile müdavâtı lâzime icra kılınmıştır. Dûçar olduğu hünnaki sadır illetinin bu son hamlesi, hizmeti tahririyesi yarım asrı tecavüz eden bu yorulmaz vücudu firaşı ebediyete mahkûm etmiştir. Müdavatın tesiri olmadı, tehlilât ve tekbirat arasında nısfülleyle yermi dakika kalarak ikmali enfas eyledi.”
Darüşşafakadan muhteşem bir cenaze alayı ile kaldırılan Ahmed Midhat Efendi, Fatih camii mezarlığına gömüldü; kabri, türbenin bulunduğu avluya Akdeniz tarafından girildiğine göre, sağ koldadır; kabrinin mermer sandukası taşçı Yahya Usta adında bir sanatkâr tarafından işlenmiştir. Yazıları da son büyük hattatlarımızdan üstad Kâmil Efendinin eseridir; baş tasında:
“Zamanında tamimi maarife hidematı celilesi sebk eden muahririni osmaniyeden Ahmed Midhat Efendinin ruhiçün fatiha, fi 18 Muharremülharam 1331” yazılıdır. Sandukanın yola bakan kısmı üstüne de:
Gayretindir sevdiren fazlü ulûmu ümmete
Verzişindir anlatan sevdayı sayi millete
beyti yazılmıştır.
Devrin vakanüvisi de, bu ölüm münasebetile, yakından tanıdığı Ahmed Midhat Efendi hakkında şunları yazıyor:
“Ahmed Midhat merhum, bizim tabirimizce münşi değildir. Binlerce sahife yazdığı yazılarda bir belâgat kitabında misal irad edilecek iki üç cümle bulmak bile müşküldür. Hele şiire hiç intisabı yoktu. İrsali mesel nevinden zebanzedimiz olan ebyatı meşhureyi bile ezberlememişti. Bir de yazdığı şeyleri bir daha okuyup nevakısını tashih külfetini ihtiyar etmediğinden müellefat ve muharreratında itina görülmez, hattâ büyük romanlarını cüz cüz tahrir ve neşir ettiği cihetle, meselâ kırkıncı cüzü yazarken yirminci cüzde yazdığını unutur ve bundan dolayı kariînin erbabı dikkati tuhaf tuhaf tezadlara müsadif olurdu. Lâkin bu memleketin irfanına ettiği hizmetin derecesi tarif olunamıyacak kadar yüksektir. Merhum bütün manâsile püblisist ve vülgarizatördür. (Türlü fen bahislerini) açık bir lisanla halka tami metmiştir. Âsarını, teşnegânı, mütalâa, kapış kapış ederdi. Zan ederiz ki köylerimize varınca Ahmed Midhatın asârı yayılmış ve mucibi istifade olmuştur.
“İki sıfat mumaileyhi beynelemsâl temyiz eder. Biri kaleminin gayetle mahsûldar olması ve ikincisi her bildiğini başkasına (anlatmağa) iktidarıdır. Her şeyden karıştırır, tatlı tatlı okuturdu. Ahmed Midhat erbabı ihtisastan değildi, yani hiç bir fende yedi tulâsı vardı denilemez. Saniyen, bahis ve tahrir ettiği mesaili de hakkile tamika vakit bulamamış ve malûmatı sathî kalmıştır. Yazmak için yeni şeyler öğrenmeğe ihtiyac görmekle bir yandan yazar, bir yandan okur öğrenir; yazdıkça okur, okudukça yazardı. Bu faaliyet kendisinde matbuata sansürün desti gadrı uzanıncaya kadar bilâ inkita, devam etmiştir. Ahmed Midhat bir recüli siyasî de değildir. Dahili ve harici siyasete dair evvel ve ahır kaleme aldığı bendler ve makalelerde derin bir vukuf his olunmaz. Ötedenberi düçarı muahaza olan “İbni vaktâne” bazı etvarı muhitin tesiratına ve zamanenin ilcaatına atfolunmak muvafıkı şan ve insaf olur zannındayım; bahusus bu etvarından hiç bir ferd manen ve maddeten zarardide olmamış, ğer onda bir leke kalmışsa sırf kendi nefsine ait bulunmuştur. Vatandaşlarına ettiği hizmet ve bu hidemattan istihsâl olunan menafi ise harici havzai tarif ve tadattır. Fezailinden biri de, çıkardığı gazetelerde şübbanı erbabı kalemi daima alkışlayarak o yolda bir çok adam yetişmesine hizmet etmesidir. Her hangi bir işe çağırılsa, zımnında bir faidei âmme memul etti mi koşa koşa gider ve dört elle sarılırdı. Üşenmez, usanmaz, yeis ve fütur nedir bilmez; her kârda teşebbüs ettiği şeylerde müdir ve müdebbir bir zat idi. Kibir ve gurur bilmez, mütevazi ve lâübali meşreb idi. Bahis ve münakaşayı sever, hararetlenir, cidal derecesin geldikte bile iddiasını müdafaa ve tavziha uğraşır, fakat âdabı münazaradan hiç ayrılmaz ve kolaylıkla ilzam olunmazdı.
Darülfünun derslerinde deruhde eylediği Tarihi edyan, Tarihi felsefe, Tarihi umumiyi sureti ciddiyede tetebbu edüp tahrir ve neşretmeğe teşebbüs etti ki her yiğitin göze aldıracağı şeyler değildir.
“Her gecesini bir işe tahsis eylediğini ve yalnız bir gecesi ailesile müsahabeye mahsus olduğunu söylerdi. Altmış beş yaşından sonra dahi bu mertebe çalışıp didinmesine hayran olmamak gayri kabil idi. Kalabalık bir ailenin başında müşfik bir baba olmak için de misal gösterilebilir”. (Abdürrahman Şeref, Osmanlı Tarih Encümen Mecmuasında Ahmed Midhat Efendi makalesi).
Büyük muharrir Ahmed Rasim de, neslinin hocası olan Ahmed Midhattan “Muharrir, şair, edip” de çok canlı satırlarla bahseder.
“Bâhusus Tercemani Hakikat gazetesi gizli gizli mektbe girdikçe birçok mebahisin âşınası oluyorum.. Romanlar, ah! O romanlar!.. Bunları mutlaka Ahmed Midhat Efendi yazabilir; Midhat Efendi merhumu, yine Hayreddin Beyin getirdiği “Letâifi rivayat”ından, gazetedeki makalalerinden, hele “Hasan Mellâh“, “Hüseyin Fellâh”, ”Pariste bir Türk”, “Henüz on yedi yaşında”, “Yeryüzünde bir melek” gibi yalnız isimlrini görüp kendilerini okumağa muvaffak olamadığımız âsarından tanıyorum (B. : Hayreddin Bey).
“Ahmed Midhat Efendinin telif ve tercüme ettiği kitaplar pek ziyade rağbet bulmakta idi. Kendimden kıyas ile de biliyorum ki, adedi o zaman kırka, elliye varan âsarı mezkûrenin hemen cümlesini okumuş veya okumakta idim. “Kırkanbar” malı olan “Letâifi rivayat” kolleksiyonu pek nâdir idi. Bu kolleksiyon için üstad merhum: — Beni romancılığa başlatan bu kolleksiyonun nail olduğu rağbet idi, der idi. Bu romanlar, gerek gençlere, gerek sair erbabı mütalâaya esaslı bir fikri kıraat ile beraber yine esaslı bir fikri takip veriyordu. Hasan Mellâh, Hüseyin Fellâh, Pariste bir Türk, Yeryüzünde bir Melek, Henüz on yedi yaşında, Cellâd ve emsali eserler, Midhat merhumu bir Osmanlı Alexandre Dumassı mahiyetinde tecessüm ettiriyordu. Filvaki Avrupadan ve bilhassa Fransadan romantikler galebei tamme ihraz ederek mesleki tahrir romantik prensiplerile meşbu bir hale gelmiş olduğu bir zamanda idi ki Midhat Efendi (La dam o kamelya) “La dame aux Camelias”yi, Şemseddin Sami Bey “Sefiller”i, Teodor Kasap (Monte Kristo) “Monte - Cristo” yu bittercüme neşretmişler veyahut ediyorlardı. Üç dört Osmanlı erbabı kalemi arasında bilhassa Midhat Efendi ve ceraid ve sirail meyanında yine bilhassa Tercemanı Hakikat ve Mühtahabatı şayanı hayret bir ikdam ve gayretle vazifei vataniyesini ifa ediyordu. Ben her zaman itiraf ederim ki, Tercemanın her nevi neşriyatından müstefid ve müstefiz olanlardanım. Uzun uzadıya okuyup yorulmamak saatlerce masa başında yazı yazmak âdeti bana bu gazetenin ilham ettiği teşvikat neticesidir.
“İyice hatırımdadır ki, bütün erbabı istirkab, Midhat Efendide, Kemal merhuma nisbetle sade yazmağı büyük bir kusur addediyorlar, üslûbunu gayri münakkah buluyorlardı.
“Elhasıl şu bu, Midhat Efendinin yazılarında iltiamı sadegi eylemesini arabî ve farisiye külliyen bigâne, adeta kıpkızıl cahil, şarlatan; hattâ Darvinden naklen insanı maymundan azdırdığı için zındık; birahânelerde, Beyoğullarında domuz eti yemekle meluf bir kâfir; Voltaire meslekine de salik bulunması hasebile dinsiz, imansız; romanlarile ezhanı iffet ve namus huzurunda bir takım şenayii keşf eylediğinden dolayı bir bîhaya telâkki eyledikleri böyle bir hecümerci efkâr arasında Tercemanı Hakikat alıp veriyor, romanın birini bitirip diğerine başlıyordu.
“Mektepten çıktıktan sonra Tercemana fi sebilillâh makale yetiştirmek derdine düşmüştüm. Fakat ilk zamanlarda, zarfı idarehanenin kapısından verirdim. Bir gün Ebussuud caddesinin başındaki bakkal dükkânında hem karnımı doyurdum, hem de kapıyı gözetlediğim halde kimsenin zuhur etmeyişi üzerine gemi azıya alarak içeriye daldım. Eşikle beraber iki ayak bir merdiven, ondan sonra toprak, rutubet kokulu uzun, darca, loş bir medhal üzerinde dik, pis sekiz on ayak bir merdiven, daha çıkınca diğer bir merdivenin başındaki oda kapalıydı. Oraya varır varmaz kapı açıldı. Uzun boylu, kemikli, esmer yüzlü saçları kırpık, alnı geniş, bıyıkları, sakalı tuvaletsiz, sırtında basma bir mintan, caketsiz, fessiz, yeleğinin düğmeleri çözük, belde kırmızı bir kuşak, pantalonlu, kolları uzunca, ayakları büyükçe biri çıktı, beni görünce durdu, gayet serbest bir tavırla: — Kimi istiyorsunuz? dedi. Zarfı uzattım, okuduktan sonra: — Midhat Efendi Hazretleri benim! deyip zarfı yırttı. Bizim makaleyi çıkarıp göz gezdirdi. Ben bu kıyafette bir Midhat efendi görünce galiba mütehayyir kalmıştım. Halbuki hayalimde ona ben ne kıyafetler vermiş, ne tuvaletler yakıştrımıştım. İmzamı görmüş olmalı ki:
— Ahmed Rasim siz misiniz?
— Evet, bendenizim.
— Geçenki makalen de gayit iyi idi; hangi mektepten çıktınız?
— Darüşşafakadan...
— Ya... gel bakayım.
Karşıkı odaya geçti:
— Nereye devam ediyorsunuz?
— Telgrafhaneye.
— Süphanallah!
İşte bu “Süphanallah” benim zihnimi bozdu. Çünkü bunda, muharrirlik istidadı olan bir gencin, elde manüpülâtör, tarator döver gibi taktakazen olduğuna bir nevi teessüf mündemiç idi. İlk görüşüm olduğu için her tavrına, her haline dikkat ediyordum. Belirsiz kekeme gibi söyliyor, ekseriya önüne bakıyor, dudaklarını bıyık ve sakalile kaldırıp indiriyor, pehlivan gibi oturuyordu.
— Yazılarınızı kim tashih ediyor?
— Kimse!
— Aferin! Bak oğlum, burası yazı ocağıdır, istediğin zaman gel. İşte kalem, işte kâğıt, mürekkep. İstediğin kadar otur, istediğin kadar yaz. Şimdilik her makalene bir mecidiye vereceğim. Harçlık edersin, al bakalım siftah et!.. dedi, mecidiyeyi de uzattı. Yanından ayrıldığım zaman neler düşündüğümü hatırlıyamıyorum. Yalnız zihnimde bir hayal kalmış ki o da merhumun biraz şaka götürmez tabiatta olduğu kanaati idi. Vakit muharriri Said Beyi sokakta darp ettiği ürcûfesinin ta evveldenberi şayi bulunması da inziman edince bu kanaat ziyadeleşti; bahusus iki musallat İraniyi bellerindeki kuşaklarından kapıp merdivenden aşağı atmış olması; gençliğinde karnına indirdiği bir yumrukla koca bir danayı yere sermiş bulunması gibi cidden zoru bâzuya delâlet eden vakayiin meydan alması, bu kanaata hafifçe bir de korku ilâve etmişti. Onun için idi ki ne vakit huzuruna çıksam fesi düzeltir, caketi ilikler, botinleri mendillerdim. Sonraları bu merasim kalktı, baba oğul olmuştuk. Hattâ kendisinin baş muharriri bile oldum. Gûya maiyyetimde çalıştı. Fakat bu çalışış hem kesreti meşguliyetinden hem de fartı tavazuundandı”.
“Bugün kuvvetle tahmin ediliyorki, Ahmed Midhatın “Henüz 17 yaşında” adındaki romanı bir otobiyografi parçasıdır, romanın kahramanı Ahmed Efendi, kendisidir; Abdürrahman Âdil Erenin hatıralarında şu satırlar dikkatle okunmağa değer: “Ahmed Midhat Efendi her sene Beykozdan kalkar, Boyacıköyüne gelir, Rum mektebinin balo gecesi köyü ve mektebi ve Karakaş ailesini şereflendirirdi.
1886 kışında gece sabaha kadar dans etti; hiç bir yorgunluk eseri göstermedi, fakat baloya “Henüz 17 yaşında” sını getirmemişti; çünkü o sene “Henüz 17 yaşında” sı Melek hanım ismini almıştı. (B. : Henüz 17 yaşında).
Ahmed Midhat Efendi
(Resim : H. Çizer)
Ahmed Midhat Efendinin kabri
(Resim : A. Bülend Koçu)
Theme
Person
Contributor
H. Çizer, A. Bülend Koçu
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM010875
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
H. Çizer, A. Bülend Koçu
Description
Volume 1, pages 389-395
Note
Image: volume 1, page 391
See Also Note
B. : Tercamanı Hakikat; B. : Matbaai Âmire, Devlet matbaası ve Osman Bey matbaası; B. : Hayreddin Bey; B. : Henüz 17 yaşında;
Theme
Person
Contributor
H. Çizer, A. Bülend Koçu
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.