Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AHMED HİKMET (Müftüoğlu)
Edip ve diplomat; (3 rebiülevvel 1287) 3 temmuz 1870 de İstanbulda doğdu; babası Girid ve Cezairi Bahrisefit kapı kethüdalıklarında bulunmuş, basılmamış mürettep divan sahibi mutasavvıf bir şair olan Müftüoğlu Sezai Efendidir; dedesi, Yunanlı âsiler tarafından şehid edilmiş Mora müftüsü Abdülhalim efendidir; ailesi de Aslen Moralı olup ecdadı Modon, Koron ve Trapoliçe taraflarında müfteliklerde bulunmuştur.
Aşağıdaki satırlar, “Nevsali Millî” de neşredilmiş hal tercümesindedir.
“Yedi yaşında iken babasını kaybetmiş olan Ahmet Hikmet Be, iptidaî tahsilini Dökmeciler mahalle mektebinde yapmış, sonra Mahmudiye ve Soğukçeşme rüşdiyelerinde okumuş oradan Galatasaray Sultanisine verilmiştir. O zamana ait hâtıratını kendisi şöyle nakleder:
“Mektebi rüşdiyeyi bitirip Sultaniye girdiğim zamanlar Beyoğlunun, gelip geçtikçe, rengârenk camekânları, huyu hayı zihnimi oyalardı, her dükkânın önünde beş on dakika geçirmeden yoluma devam edemez ve bana refakat eden lalamın tevbihlerine düçar olurdum. O zaman edebiyattan gayri bir meşgale pek de muteber olmamasından ve belki irsî bir temayül neticesinde edebiyat ile meşgul olmağa başladım. Mektebin dördüncü sınıfında yaptığımız bir uzunca vazifenin Mektebi Sultanî müdürü İsmail Beyin takdirini celp etmesi ve sonra bu vazifenin kitap şeklinde “Leyl...
⇓ Read more...
Edip ve diplomat; (3 rebiülevvel 1287) 3 temmuz 1870 de İstanbulda doğdu; babası Girid ve Cezairi Bahrisefit kapı kethüdalıklarında bulunmuş, basılmamış mürettep divan sahibi mutasavvıf bir şair olan Müftüoğlu Sezai Efendidir; dedesi, Yunanlı âsiler tarafından şehid edilmiş Mora müftüsü Abdülhalim efendidir; ailesi de Aslen Moralı olup ecdadı Modon, Koron ve Trapoliçe taraflarında müfteliklerde bulunmuştur.
Aşağıdaki satırlar, “Nevsali Millî” de neşredilmiş hal tercümesindedir.
“Yedi yaşında iken babasını kaybetmiş olan Ahmet Hikmet Be, iptidaî tahsilini Dökmeciler mahalle mektebinde yapmış, sonra Mahmudiye ve Soğukçeşme rüşdiyelerinde okumuş oradan Galatasaray Sultanisine verilmiştir. O zamana ait hâtıratını kendisi şöyle nakleder:
“Mektebi rüşdiyeyi bitirip Sultaniye girdiğim zamanlar Beyoğlunun, gelip geçtikçe, rengârenk camekânları, huyu hayı zihnimi oyalardı, her dükkânın önünde beş on dakika geçirmeden yoluma devam edemez ve bana refakat eden lalamın tevbihlerine düçar olurdum. O zaman edebiyattan gayri bir meşgale pek de muteber olmamasından ve belki irsî bir temayül neticesinde edebiyat ile meşgul olmağa başladım. Mektebin dördüncü sınıfında yaptığımız bir uzunca vazifenin Mektebi Sultanî müdürü İsmail Beyin takdirini celp etmesi ve sonra bu vazifenin kitap şeklinde “Leylâ – yahut bir mecnunun intikamı” namile Asır kütüphanesi külliyatı meyanında neşredilmesi küçük ruhumu teşvike bâdi olmu ve o yaşta gayet cüz’i bir hakkı telife nail olmaklığım beni sevindirmişti. Meğer bu mevzuu vazife olarak bize veren muallimimiz hikâyenin esasını o sırada neşrolunan diğer bir romandan almış imiş.”
“Ahmed Hikmet Bey Mektebi Sultaniden çıktıktan sonra Fransız kadın muharrirlerinden Baronne de Staff’in kadınların tuvaletine, güzelliklerinin muhafaza ve idamesine dair neşreylediği “Kabine dö tuvalet” ismindeki kitabını bizim çarşaf ve feracelerimizden ve o zamanki İstanbul tarzı telebbüsünden de bahsederek “Tuvalet ve letafet” unvanile Türkçeye tercüme ederek kitapçı Arakil Efendi vasıtasile tabettirmişti. Bundan başka A. Dumas Fils’in “Kamile bir loca” namındaki küçük romanını “Bir Riyazinin Muaşakası” namile tercüme ve tabettirdikten sonra Şark ve Garb ahlâkı arasında olan büyük tezat cari olduğunu anlıyarak bir daha eser tercüme etmemiştir. Ahmed Hikmet Bey âlemi neşriyata ilk atıldığı zamandan bahsederken: “O zamanki muharrirleri takliden herşeyden bahsetmek, hezarfen görünmek istiyordum. Bu hevesle patates ziraatine dair ufak bir kitabımı Asır kütüphanesi meyanına ithal ettim” der.
1889 da Hariciye mesleğine Ahmed Hikmet Bey, Pire, Poti, Kerç konsolosluklarında bulunmuş, merkeze döndükten sonra Mektebi Sultanide senelerce ve sırasiyle imlâ, kıraat, sarf, nahiv, kitabet ve edebiyat muallimliklerinde bulunmuştur. Bu sıralarda maruz kaldığı müşkülâttan lisanımız imlâsının muttarit bir kaide altına alınmasında ve tarzı tahririmizin sadeleştirilmesinde, medeniyet ve milliyet fikirlerinin tamimi için, zaruret olduğunu anlamıştır; kendisi:
“Servetifünunda vaktiyle yazmış olduğun küçük hikâyelerin “Hâristan” namiyle tab’ından sonra sadeliğin tumturaklı ifadeden daha mânidar ve müessir ve mamafih belki daha güç olduğunu, uyuyan fikirlerimizi sarsmak, duran yüreklerimizi çarpındırmak için fikirlerde hattâ bir parça mübalâğalı asabiyetin, ifadede bir parça fazla açıklık ve sadelik lüzumunun derecei ehemmiyetini takdir ettim” diyor.
Ahmed Hikmet Bey bu lüzumun ehemmiyetini bilhassa son senelerde Darülfünunun Alman ve Fransız edebiyatı tarihlerini tedris ederken daha kat’î ve vazıh bir surette duymuştur:
“Yükseklik, büyüklük, incelik, derinlik gibi ruhu celallendirecek duyguların ayama pek yabancı gelmeyecek kelimelerle, anlattırılması ve millet efradının seviyesinin Avrupa ahalisi mertebesine yükseltilmesine çalışılması türk ve islâm muharrir ve şairleri için millî bir vazife, dinî bir borç olduğuna iman ettim. Alman medeniyeti ve edebiyatı tarihlerinde bu hususta pek mukni misaller vardır. Yine anladım ki halkın duygusunu, âdetini, ruhunu, istidadını nazarı dikkate almıyarak yazılan hodkâm eserlerin okuyanların üzerinde bir tesiri olmuyor. Tesirsiz âsarın ise bir kıymeti, bir ömrü olacağına kail değilim. Bugün fasih ve beliğ divanlar ne kadar okunuyorsa şimdi dâhi, üstat yerine koyduğumuz edipler de yarın o kadar okunacak. Bu asır milliyet, vuzuh ve benlik asrıdır. Avrupadan gördüğümüz tahkirler, geçirdiğimiz buhranlar yazı yazanlarımızı müfrit birer milliyetperver yapmağa kâfi değil midir?”
İbrahim Alâeddin Gövsa, “Türk Meşhurları” adındaki eserinde onu “Türkçülük, halkçılık ve öz dil için ilk çalışan edip” olarak belirttikten sonra: “Serveti Fünunda Edebiyatı Cedide zümresi sırasında iken dahi onun dili ve mevzuları gittikçe Türkçeleşmiş ve millî bir renk almıştır. 1900 de çıkan “Hâristan ve Gülistan”, o zamanların mahsulü olan küçük hikâyelerini toplar. 1908 inkılâbından sonra yazdıklarının mühim bir kısmı “Çağlayanlar” adlı kitabındadır ki 1922 de basıldı. Son yıllarında edebî Türkçülüğün en ileri gelenlerinden biri olmuştu” diyor.
Bir muharrir olarak son yazılarını “Resimli Gazete” de yazdı. “Gönül Hanım” adındaki romanı tefrika halinde neşredildi. Mesleğinde, Türkiye Cumhuriyetinin Hariciye Müsteşarlığına kadar yükseldi ve bu memuriyetten tekaüt edildi. 1927 de Fransız hastahanesinde kanserden öldü. Kabri Maçka mezarlığındadır.
Ahmed Hikmet
(Resim : H. Çizer)
Theme
Person
Contributor
H. Çizer
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM010848
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
H. Çizer
Description
Volume 1, pages 372-373
Note
Image: volume 1, page 372
Theme
Person
Contributor
H. Çizer
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.