Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AHMED (Cin)
Ercümend Ekremin “Kopuk” romanının kahramanı, nüfusu milyonu aşan Büyükşehir içinden, çok canlı işlenmiş bahtsız bir kopuk tipi, İstanbul rengi bakımından çok kıymetli olan bu romanın vak’aları şu plân içine yerleştirilmiştir:
Süleymaniye civarında oturan Cehdi Paşanın Feridun Bey adında ve on beş yaşlarında her türlü kötülüğü nefsinde toplamış şımarık oğlu, evin Gülsüm adında ahiretliğini izdivaç vâdile kirletir; küçük beyden gebe kalan kızcağız, aşçının genç yamağiyle oynaşmış iftirasile konaktan kovulur, bir müddet şurada burada sürten Gülsüm bir hastahanede Ahmedi doğurur, çamaşıra tahtaya giderek oğlunu on dört yaşlarına kadar getirebildikten sonra da verem olup ölür. Küfecilik yapan küçük Ahmed, Cehdi Paşanın kendi dedesi olduğunu bilir. Bir gün konağa baş vurur ve Paşa tarafından hakaretle kovulur. Biraz gelişen Ahmed, Galatada bir esrar kahvesinde çıraklık etmeğe başlar; ve bu arada Makbule isminde, hayatı kendisininkine çok benziyen bir kızcağızı sever ve onunla beraber bir kulübede yaşamağa başlar, iftira yüzünden bir aylık mevkufiyeti sırasında, Makbule ayyaş üvey babası tarafından meçhul bir yere götürülür. Serbest bırakılan Ahmed bir gece bu adamın yangın yerinde yolunu bekler ve Makbuleyi sorar, küfürle mukabele görür, boğuşurlar ve ayyaş, genç Ahmedin pençesinde ca...
⇓ Read more...
Ercümend Ekremin “Kopuk” romanının kahramanı, nüfusu milyonu aşan Büyükşehir içinden, çok canlı işlenmiş bahtsız bir kopuk tipi, İstanbul rengi bakımından çok kıymetli olan bu romanın vak’aları şu plân içine yerleştirilmiştir:
Süleymaniye civarında oturan Cehdi Paşanın Feridun Bey adında ve on beş yaşlarında her türlü kötülüğü nefsinde toplamış şımarık oğlu, evin Gülsüm adında ahiretliğini izdivaç vâdile kirletir; küçük beyden gebe kalan kızcağız, aşçının genç yamağiyle oynaşmış iftirasile konaktan kovulur, bir müddet şurada burada sürten Gülsüm bir hastahanede Ahmedi doğurur, çamaşıra tahtaya giderek oğlunu on dört yaşlarına kadar getirebildikten sonra da verem olup ölür. Küfecilik yapan küçük Ahmed, Cehdi Paşanın kendi dedesi olduğunu bilir. Bir gün konağa baş vurur ve Paşa tarafından hakaretle kovulur. Biraz gelişen Ahmed, Galatada bir esrar kahvesinde çıraklık etmeğe başlar; ve bu arada Makbule isminde, hayatı kendisininkine çok benziyen bir kızcağızı sever ve onunla beraber bir kulübede yaşamağa başlar, iftira yüzünden bir aylık mevkufiyeti sırasında, Makbule ayyaş üvey babası tarafından meçhul bir yere götürülür. Serbest bırakılan Ahmed bir gece bu adamın yangın yerinde yolunu bekler ve Makbuleyi sorar, küfürle mukabele görür, boğuşurlar ve ayyaş, genç Ahmedin pençesinde cansız olarak yere serilir; bu ölüm zabıtaca şüpheli görülmez, bir katil aranmaz. İşini bırakmış ve işrete başlamış olan Ahmed, Büyükşehrin haşeratı arasına karışır, Çağanoz, Sulu, Tekir gibi lâkaplar taşıyan çocukları tanır, köprüaltı dubalarında yatar. Fakat Makbuleyi unutamaz, gece gündüz onun izini nasıl bulabileceğini düşünür. Makbuleyi bulabilmek için bir Meyhaneci Yervant vasıtasile İstanbulun en namlı bıçkınlarından yardım diler; vaktile Kız Cemal isminde bir çocuk yüzünden parmakları doğranmış Haddehaneli Kel Nazmi, meyhaneciye: — Bu oğlan nasıl şey usta, parlak mı? diye takıldıktan sonra böyle bir kızın ancak umumî evlerde aranabileceğini söyler: — Senin sevdalıya söyle, evleri birer birer dolaşırız, bütün kancıkları gözden geçiririz, bulursa bulur, bahtına! diye Amhede yardım vâdeder. Muharririn ifadesile “zavallı garip!” Dildadesini bulmak için, ancak kendi yaşındakilere has olan bir taannütle atıldığı yolda, her adım başında müsadif olduğu mânialardan en mühimmi şimdi çıkanı idi. Birçok sefahet evini dolaşmak hayli paraya mütevakkıf idi. Bu kadar çok parayı nerde ve nasıl bulacaktı?”. Ahmed hırsız olmağa karar verir. En kabacaları on sekizlik çocuklardan mürekkep bir hırsız kumpanyasına katılır.
Fakat yağmurlu bir kış gecesi çıplak ayakları ile buz gibi çamurlara bata çıka indiği Bâlipaşa yokuşunun altında hırsızlık için girdiği yarı metruk bir konakta son eşyasını satarak hasta evlâdına ilâç parasını tedarik etmiş olan bir kadına rastlaması Ahmedi hırsızlık yolunda bir kahraman yapar ve kısa bir zaman sonra İstanbulda nam verir. Bütün gazeteler doğru, yalan onun menkıbelerini yazarlar:
Bugün, zengin bir tacirin kasası soyulur; fakat buradan çalınan binlerce liradan, büyük bir kısmı yangın yerinde oturan fakir bir iki muhacir ailesine dağıtılır.
Diğer bir gün, ekmek parası bulamıyan bir biçarenin, penceresinden içeriye meçhul bir el bir zarfla para bırakır, bilâhare bu paranın, bir mahalle ötede oturan zengin fakat sui ahlâkile, hisseti tab’ı ile maruf bir büyük zattan karmanyolacılık suretinde gasbolunduğu anlaşılır.
İlk hırsızlığa başladığı zamandanberi geçen üç sene zarfında yüze yakın vukuatın kahramanı olduğu halde yalnız bir defa yakayı ele verir, on beş günden ibaret bir müddet mahpusiyetten sonra, duvarı delmek suretile kaçar. Bundan sonra her yeni suçu esbabı müşeddededen addedilerek, hakkında üç seneden on beş seneye kadar verilen hükümlerin hepsi icrasız kalır.
İstanbulun en süfli muhiti, sayılı külhanbeylerinden en âciz kopuğuna kadar, Cin Ahmedin huzurunda hürmetle baş eğerler, onu ele vermek kimsenin aklından geçmez.
Akbıyık taraflarında, ötedenberi tanıdıkları, fakat hayli zamandır gitmedikleri bir eve, gündüzden bir adam vasıtasile haber yollamışlar, tabiri mahsusile evi kapatmışlardı.
Akbıyıklı Şekûre Hanım, yalın ayaklı, yarım pabuçlu fakat veçhen dilber tığ gibi delikanlılara son derece düşkündür; o pırpırı külhânilere parasını, pulunu yedire yedire sefaletin son derkesine düşmüş, servetinin son habbesini sarfederken şebabetin de son faslı baharını itmam ettiği cihetle onları artık kendi füsunu aşkı ile değil, başka genç kadınların sihri letafetile mahzuz kılmaktan zevkalmaktadır.
Cin Ahmed bir gece bu eve gelir. Şekûre Hanım da eline yeni düşmüş bu sermayeyi bu namlı kopuğun koynuna koymak ister, Melâhat, hastahanede bir piç doğurmuş kimsesiz bir kızdır. Fakat son derecede sarhoş olan Ahmed Melâhati görünce deliye döner; bu fâhişe, çocukluk sevgilisi Makbuledir. Kız da Amhedi hatırlar, tanır. Delikanlı:
— Buraya ne zaman, nasıl düştün? diye sorar.
Makbule, bir kadın tarafından yerleştirildiği Cehdi Paşazade Feridun Beyin konağında beyefendi tarafından kirletilmiş ve çocuğunu düşürmeğe razı olmadığından, sokağa atılmış, bir gün de Şekûre Hanımın eline geçmiştir.
Birkaç gün sonra bir gece, Feridun Bey, evinde, Cin Ahmed tarafından öldürülür, katil de hâdisesiz tevkif edilir. Muhakemesinde, Feridun Beyin gayri meşru oğlu olduğu anlaşılan Ahmed, geçmişteki suçlarına eklenen taammüden katilden idama mahkûm olur. Muhakeme salonundaki dinleyici kalabalığı arasında ihtiyar, âbani sarıklı, esnaf kıyafetli bir adam, bu büyük şehir faciasını şöylece hulâsa eder:
— Feridun Beyin ölümü, adaleti İlâhiyeye, Cin Ahmedinki adaleti beşeriyeye ne güzel bir nümunedir!.
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM010616
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 1, pages 305-306
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.