Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AHMED III.
Osmanlı padişahlarının yirmi beşincisi, İstanbul tahtında oturmuş Türk hükümdarlarının on yedincisi; 1673 (H. 1083) de doğdu; Dördüncü Mehmed ile Rabia Gülnûş Emetullah Sultanın oğlu; büyük kardeşi İkinci Mustafanın Edirne vakasında tahttan indirilmesi üzerine (10 rebiülevvel 1115) 23 ağustos 1703 perşembe günü otuz yaşında hükümdar oldu, yirmi yedi sene padişahlık etti, 1730 (H. 1143) da, Büyükşehrin ayak takımı tarafından çıkarılıp koyu müteassıpların desteklediği kanlı ihtilâlde tahttan indirildi; 1736 (H. 1149) da Topkapı sarayında kapatılmış olduğu dairede altmış üç yaşlarında öldü. Kabri, Yenicami karşısında büyük anası Turhan Valide türbesindedir.
Damadı Nevşehirli İbrahim Paşanın sadırazâmlık ettiği saltanatının son on iki yılına, bir buçuk asır kadar sonra “Lâle Devri” adı verildi (B. : İbrahim Paşa, Nevşehirli Damad; 1730 İhtilâli; Lâle Devri; Altınay, Ahmed Refik).
Çocukluğunun ilk yılları o devrin Avrupalıları tarafından “Büyük” unvanile anılan babası Avcı Mehmedin en parlak devrine rastladı.. Büyük kardeşi Mustafa ile beraber Edirnede yapılan sünnet düğünü, Osmanlı hanedanı tarihinde en muhteşem saray düğünlerinden biri oldu; bu düğün üzerine seçkin bir şairi, Nâbi Efendi tarafından manzum bir “Sûrnamei Hümayun” kaleme alınmıştır ki, şairin dilile:
Lûleî sîmden itti...
⇓ Read more...
Osmanlı padişahlarının yirmi beşincisi, İstanbul tahtında oturmuş Türk hükümdarlarının on yedincisi; 1673 (H. 1083) de doğdu; Dördüncü Mehmed ile Rabia Gülnûş Emetullah Sultanın oğlu; büyük kardeşi İkinci Mustafanın Edirne vakasında tahttan indirilmesi üzerine (10 rebiülevvel 1115) 23 ağustos 1703 perşembe günü otuz yaşında hükümdar oldu, yirmi yedi sene padişahlık etti, 1730 (H. 1143) da, Büyükşehrin ayak takımı tarafından çıkarılıp koyu müteassıpların desteklediği kanlı ihtilâlde tahttan indirildi; 1736 (H. 1149) da Topkapı sarayında kapatılmış olduğu dairede altmış üç yaşlarında öldü. Kabri, Yenicami karşısında büyük anası Turhan Valide türbesindedir.
Damadı Nevşehirli İbrahim Paşanın sadırazâmlık ettiği saltanatının son on iki yılına, bir buçuk asır kadar sonra “Lâle Devri” adı verildi (B. : İbrahim Paşa, Nevşehirli Damad; 1730 İhtilâli; Lâle Devri; Altınay, Ahmed Refik).
Çocukluğunun ilk yılları o devrin Avrupalıları tarafından “Büyük” unvanile anılan babası Avcı Mehmedin en parlak devrine rastladı.. Büyük kardeşi Mustafa ile beraber Edirnede yapılan sünnet düğünü, Osmanlı hanedanı tarihinde en muhteşem saray düğünlerinden biri oldu; bu düğün üzerine seçkin bir şairi, Nâbi Efendi tarafından manzum bir “Sûrnamei Hümayun” kaleme alınmıştır ki, şairin dilile:
Lûleî sîmden itti cereyan
Bâdei sâf gibi hûni revan
Olduğu demde, şehzade Ahmed henüz iki yaşında idi; yatağının üzerine ve etrafına ise bir yarı cihan imparatorluğunun vezirleri tarafından sunulan hediyelerden bir hazinecik yığılmıştı, çeşitli kıymetli taşlar, elmaslar, pırlantalarla süslenmiş murassa ciltler, hançerler, top top kıymetli kumaşlar arasında, meselâ, Tevkii Ahmed Paşanın verdiği “tâze gulâm mahbublar” bile bulunuyordu.
Babasının felâketinde (B. : Mehmed IV), on dört yaşında idi; iki amcasının ve bir kardeşinin (Üçüncü Süleyman, İkinci Ahmed ve İkinci Mustafa) on altı yıl süren hükümdarlık zamanı, bu prens için, tereddütsüz, sarayda geçmiş bir mahpus hayatı, heba olmuş bir nevcivanlık diye kaydedilebilir. Otuz yaşında ve hiç beklemediği bir anda kendisini Türkiye tahtına davet ettikleri zaman, yüreğinin merhamet kaynakları kurumuş, vefa ve sadakat bilmez, dünya mal ve zevklerine karşı susamış bir adamdı; fakat bu hırslarını tatmin için lâzım gelen cesaret ve iradeden mahrumdu; on yıldan fazla, babasının Köprülüleri ayarında vezirler aradı; çok genç Silâhtar Ali Paşanın Petervarandinde şehadetinden sonra ihtiyar Nevşehirli İbrahim Paşadır ki bu hükümdara saltanat nimetlerini umduğundan fazlasile tattıran devlet adamı oldu; onun adını, tarihin büyük sanat hâmileri arasına koydu; fakat Üçüncü Ahmed, on dört yaşındaki kızı Fatma Sultanı yaşı ellisini aşmış bu vezire vermek suretile saltanatı uğruna nasıl feda etmiş ise (B. : Fatma Sultan), 1730 ihtilâlinde de, ayni saltanat için Türkiye tarihinin bu necip simasını boğdurtmakta tereddüt etmemiş idi. Lâle Devrinin hükümdarı, son vezirinin yanında, sönük isimdir.
Yirmi yedi senelik hükümdarlığında Üçüncü Ahmede on dört vezir sadırazâmlık etmiştir:
1703 (H. 1115) Kavanoz Ahmed Paşa,
1703 (H. 1115) Enişte Hasan Paşa,
1704 (H. 1116) Kalaylıkoz Ahmed Paşa,
1704 (H. 1116) Baltacı Mehmed Paşa,
1706 (H. 1118) Çorlulu Ali Paşa,
1710 (H. 1122) Köprülüzade Numan Paşa,
1710 (H. 1122) Baltacı Mehmed Paşa (ikinci defa),
1711 (H. 1123) Ağa Yusuf Paşa,
1712 (H. 1124) Silâhdar Süleyman Paşa,
1713 (H. 1125) Hoca İbrahim Paşa,
1713 (H. 1125) Silâhdar Ali Paşa (Şehid Ali Paşa).
1715 (H. 1128) Halil Paşa,
1716 (H. 1129) Nişancı Mehmed Paşa,
1717 (H. 1130) Nevşehirli İbrahim Paşa.
Aşağıdaki satırlar, Prof. Enver Ziya Karal’ın İslâm Ansiklopedisinde çıkmış makalesinden kısaltılarak alınmıştır:
“Edirnede isyanı müteakip, âsîler tarafından iktidar mevkiine getirilen sadırazâm Kavanoz Ahmed Paşa ile iki yıl içinde üç halefi (Enişte Hasan, Kalaylıkoz Ahmed, Baltacı Mehmed Paşalar) nefî, katil ve azillere rağmen, memlekette nizam ve inzibat tesis edemediler.
Ruslara mağlûb olan İsveç kralı Demirbaş Şarlın Osmanlı memleketine ilticası, Rusya ile bir harbin zuhuruna sebep oldu. Baltacı Mehmed Paşa ikinci sadaretinde ordunun başında Rusya üzerine gönderildi. Prut nehri, bataklıkları arasındaki Rus ordusunu sarmağa muvaffak oldu (H. 1123 = 1711). Rus ordusu teslime mecbur olacak bir vaziyete düşmüş iken, Çar Baltacıya sulh tekliflerini yolladı. Taarruz etmek istemiyen ve beklemekten usanan yeniçerilerin halini nazarı dikkate alan Baltacı Mehmed Paşa, bu teklifleri kabul etti ve 21 temmuz 1711 de, muvakkat Prut muahedesi ile, sulh aktedildi. Bu muahede ile, Ruslar düştükleri bitkin halden, pek müsait şartlar ile kurtuldular; ancak Azak kalesini, bütün mühimmat ve istihkâmatı ile, Osmanlılara teslim ve Osmanlı hududunda son zamanlarda inşa olunan kaleleri tahrip edecekleri gibi, Rusya Kırım hanlığının ve Lehistanın dahilî işlerine müdahale etmiyecekti. İsveç kıralı Şarlın memleketine salimen avdetini de kabul ediyordu. Bu muvakkat muahede 16 nisan 1712 de, İstanbulda tecdit edildi. Evvelâ padişah ve halkı memnun eden ve hattâ şenlikler ile tesid edilen bu sulh, sonradan Baltacının ihaneti eseri gibi gösterildi. Bu hususta kat’î bir hüküm vermek güç olmakla beraber, Demirbaş Şarlın Baltacı aleyhinde yaptığı propagandaların tesiri de inkâr olunamaz. (B. : Mehmed Paşa, Baltacı) Maamafih bu Prut muahedesi, Türklere karşı Viyana bozgunundan sonra kurulan mukaddes ittifaka indirilen ilk darbe olmuştur. Bu harp esnasında Petro Eflâk ve Boğdan beyleri Demetrius Kantemir ile Konstantine Brankovano’yu kendi tarafına celbetmiş olduğundan, bunlar sulhten sonra azledildiler. Birincisi, Rusyaya kaçarak, canını kurtardı ise de, ikincisi, yakalanarak idam olundu. Bu iki beyden sonra, Babıâli Eflâk ve Boğdan beyliklerine İstanbuldan Fener Rum eşrafından beyler göndermeğe başlamıştır ki, bu usul 1821 Rum isyanına kadar devam etmiştir.
Damat Silâhdar Ali Paşa, sadaretinde Karadağdan kaçıp Kattaro’ya iltica eden Karadağlıları Venedikin himaye etmesi ve Osmanlı gemilerinin korsanlık ile vurulması, Moradaki koyu katolik propagandasından bizar olan ortodoks hıristiyanların Osmanlı idaresini hasretle araması Venediğe harp açılmasına sebep oldu (1715). Harp süratle Osmanlılar lehine dönerek bir ay içinde Anapoli, Argos, Modon, Koron ve Korint kaleleri zapt ve Mora istirdat edildiği gibi, Osmanlı donanması Çuha (Cerigo) ve İstendil (Tinos) adalarını da zaptetti ve Giritteki Suda ve Spia Longa limanları da Türklerin eline düştü.
Bu muzafferiyetlerden sonra, Damat Ali Paşa Korfu adası ile Venedik sahillerine taarruza kalkışınca, Avusturya, Karlofça muahedesinin ihlâline razı olamıyacağını ileri sürerek, müdahale etti. İmparator Karl VI. garptaki İspanya veraset harplerini 1715 de, Rastadt sulhü ile hitama erdirdiği için, Osmanlıların Dalmaçya sahillerinde Venedikten aldıkları yerleri geri vermesini talep edince, Avusturya ile harp başladı (1716). Ordu, Belgradda Sava nehrini geçerek Petervaradinde büyük bir muharebeye tutuştu. Bu muharebede Damad Ali Paşa, alnından vurularak şehit düştü (B. : Ali Paşa, Şehid). Avusturya kumandanı Prens Eugen, Tamşvarı ve Banat beyliğini ve hattâ 1717 de Belgradı aldı, bu sırada Sadırazâm olan Damad İbrahim Paşa Avusturya ve Venedik ile Pasarofça muahedesini akdetti. Bu muahede ile Venedik, Morayı Osmanlı devletine terketti ise de, Arnavutluk ve Dalmaçya sahillerindeki müstahkem mevkileri muhafaza etti; Tamşvar, Belgrad ve Eflâkın Oltu ırmağına kadar olan kısmı, Avusturyaya verildi.
“Bu harp esnasında, Macar âyânı üzerine tesir ederek, onları Avusturya aleyhine harbe sokacağı ümidi ile, Türkiyeye getirilen Erdel kralı Rakoczi, huduttan uzak bir mahalde ikamet ettirilmesi muahede şartlarından olduğu için, maiyetine, Türkiyede bilâhare ilk Türk matbaasını tesis edecek olan İbrahim Müteferrika tercüman verilerek, Tekirdağında ikamete memur edildi. Kendisi orada vefat etmiş ve Abdülhamid II. zamanında kemikleri memleketine nakledilmiştir.
“Ahmed III.’in sevgili sadırazâmı ve damadı İbrahim Paşanın sadarete gelmesi ile, Ahmed III. saltanatının ikinci bir devresi başlamıştır. Damad İbrahim Paşa, Pasarofça muhedesinden sonra, mümkün olduğu kadar harbten içtinap etmiş ve 12 sene süren devrini zevk ve sükûn içinde, etrafına topladığı şairler, âlimler arasında, İstanbulu saraylar ve köşklerle süslemekle geçmiştir.
“Prut muahedesinin akdine rağmen Rusya tehlikesi zail olmuş değildi. Bu defa Rusların Kafkasya ve İrandaki tecavüzkârane temayülleri, İstanbulda endişeler uyandırdı. Pasarofça muahedesinden beş yıl sonra, Osmanlı devleti ile İran arasında harb başladı. İran 1694 tenberi dahilî bir anarşi içinde idi. Sünnî Afganlılar şi’î safevîlere karşı ayaklanmışlar ve 1772 de Afganlılar Isfahanı istilâ etmişlerdi. Dağıstan taraflarında bulunan ehli sünnet ümerası, Osmanlı devletinin himayesini istedi. Ahmed III., garpta Avusturyaya karşı uğradığı mağlûbiyet neticesinde kırılan nüfuzunu ve kaybedilen toprakları telâfi için, İranın anarşisinden istifadeye kalkıştı. Şi’îlerin sünnîlerle harb yapması, İran şahının Osmanlılar ile imzaladığı muahedeyi nakzetmesi gibi telâkki edilerek, harb için fetvâ çıkarıldı, 1723 te Tiflis, 1724 te Hoy Osmanlılar tarafından işgal edildi. Bu sırada Ruslar, bir kervanlarının İranlılar tarafından yağma edildiğini bahane ederek, Derbend ve Bakû kalelerini zaptetmiş ve İran anarşisinden istifade etmek niyetinde olduklarını göstermişlerdi. Rusyanın bu hareketi İstanbulda heyecan uyandırdı. Bir aralık Rusyaya ilânı harb etmek bile düşünüldü. Fakat ihtilâf, Fransa elçisinin tavassutu ve İran hakkında bir Osmanlı-Rus taksim muahedesinin (13 haziran 1724) imzalanması ile halledildi. Rusyaya Derbend, Bakû ve Dağıstanın bir kısmı bırakıldı. Osmanlı imparatorluğu, hissesine düşen Kirmanşah, Hemedan, Revan ve Şirazı işgal etti. Isfahanda kendini şah ilân etmiş olan Şah Eşref Osmanlılara sulh yapmağa ve İrandaki fütuhatı tanımağa mecbur oldu. İran harpleri, Osmanlılara, netice itibarile, zafer ve toprak kazandırmış olmasına rağmen, halk tarafından hoş görülmedi.
“Pasarofça muahedesinden sonra, Osmanlı devlet adamlarında bir zihniyet değişikliği oldu. Şair Nedimin:
Gülelim oynayalım kâm alalım dünyadan
mısraı, devrin şiarı oldu. İstanbulun klâsik dekorunda değişiklikler görüldü; cami, mescid ve türbe yerine, Garptan ve Şarktan getirilen plânlara göre, güzel saraylar, köşkler ve bahçeler yapıldı. Bu dekor içinde şiir ve musiki yeni kıymetler aldı. Nedim, divan edebiyatının mecazî mefhumları yerine, fânî hayatın hakikî ve yaşayan kıymetlerini koydu.
“Ahmed III. devri, edebiyat ve san’atta olduğu kadar tefekkür sahasında da hamleler gösterdi. Zamanın ulemasından bir tercüme encümeni kuruldu. Nadir yazmaların memleket haricine çıkarılması menedildi. İstanbulun muhtelif taraflarında beş kütüphane inşa edildi. Yirmi-sekiz Mehmed Çelebi Parise elçilikle gönderildiği vakit, (1724), kendisine verilen talimatta, Fransanın “vesaiti umrân ve maarifine dahi lâyıkıyle kesbi ıttılâ ederek, kabili tatbik olanların da takriri” tenbihi vardı. Türk elçisi birçok müesseseler gezdi; hattâ ressam Antonie Coypel tarafından portresinin yapılmasına müsaade etti. Kendisine seyahatte refakat etmiş olan oğlu Said Mehmed Efendi de, oradan aldığı ilham ile, İbrahim Müteferrikanın İstanbulda ilk Türk matbaasını açmasına yardım etti (1724). Bu bakımdan da Ahmed III. devri Osmanlı imparatorluğunun Garplılaşmasında bir başlangıç teşkil etmektedir. Hattâ De Rochfort isminde bir Fransız mühendis zabit celbedilerek, ordunun ıslahı için, bir askerî heyet hakkında projeler hazırlatıldı; fakat İbrahim Paşa şiir ve edebiyatı ve zevkü safayı harbü vegaya tercih ettiği için, bu proje ortaya çıkmadı. Ahmed III. devrinde yapılan hayırlı işler arasında, Kütahya ve İznik’teki çini fabrikasının ihyası ile İstanbulda Tekfur Sarayında bir çini fabrikasının kurulması teşebbüsleri vardır. Bu teşebbüslere, tersanenin ıslahı ile, ilk olarak üç anbarlı gemilerin inşa edilmesi ve İstanbul yangınlarına karşı, Fransız mühtedilerinden Gerçek Davud idaresinde, bir tulumbacı ocağının tesisi teşebbüsleri ilâve edilebilir (B. : Davut Ağa, Gerçek; Tulumba, Tulumbacılar; İbrahim Efendi, Müteferrika; Said Mehmed Paşa, Yirmisekiz Çelebizâde).
“Ahmed III. devri, 1729 da birdenbire buhrana maruz kaldı. İran şahı Eşref, rakibi Tatmasb ile yardımcısı Afşar aşiretinden Nadir tarafından mağlûp edilerek, İrandan firara mecbur edildi. Nadir bundan sonra, Eşrefin Türkiyeye muahede ile terketmiş olduğu yerleri geri almağa teşebbüs eti. Türk ordusu mağlûp oldu. Bu karışıklıklar esnasında, Ahmed III. ile Damad İbrahim Paşa mütereddit ve gevşek davrandılar. Devlet ricalinin yasayış tarzını beğenmiyen bir zümre ile, yeni bir askerî sınıfın teşkil edileceğinden korkan yeniçeriler, ulemadan bazılarının muavenetine mazha olan Bayazıd Hamamında dellâk Patrona Halilin elebaşılığı ile patlayan isyana müzaharet ettiler. Ahmed III. Birinciteşrin 1730 da, âsileri tatmin etmek için Sadırazâmı, Kaptan Paşayı ve Sadaret Kethüdasını boğdurup, cesetlerini Atmeydanına yolladı. (B. : İbrahim Paşa, Damad Nevşehirli). Âsiler padişahın feragatini istediler. Ahmed III. kendisinin ve çocuklarının hayatına kıyılmamak şartile, tahttan feragat etti.”
Üçüncü Ahmed, yüz ve vücut yapısı bakımından, yakışıklı adamdı; on sekizinci asır İngiliz edebiyatının seçkin şöhretlerinden Lady Montague, (B. : Montague, Lady Mary), Şark mektuplarında ondan şu satırlarla bahseder:
“Biz Edirneye gelmezden birkaç gün evvel, bu şehirde padişahın (Üçüncü Ahmedin) büyük kızının (Fatma Sultanın) düğünü olmuştu. Yeni gelin fevkalâde bir debdebe ile kocasının sarayına götürüldü. Sultan, Petervaradinde vurulan Sadırazâmın (Şehid Ali Paşanın) zevcesiydi, fakat bu birinci evlilik, sadece bir akid halinde kalmış, zifaf olmamış, fakat Sadırazâma saraya gidip Sultanı görmek için izin vermişler. Kendisi devletin en güzel, en yakışıklı ricalinden olduğu için Sultan tarafından çok sevilmiş, şimdi elli yaşında yeni kocasını görünce göz yaşlarını tutamamış. Yeni kocası değerli bir adam, padişahın gözdesi, fakat bunlar on üç yaşında bir kızın gözünü doyuracak meziyetler değildir.
“Fransa sefirinin zevselie beraber padişahı camie giderken görmeğe gittik. Önünde bir sürü Yenieçri yürüyor, Sipahilerle bostancılar, yarısı yaya, yarısı atlı büyük bir kalabalık teşkil ediyordu. Rengârenk elbiseleri uzakça bir yerden bakılırsa bir lâle bahçesini andırıyordu.
“Arkadan Yeniçeri Ağası geliyordu. Elbisesi al kadifeden, astarı gümüşî renkte idi. Gayet süslü giyinmiş iki köle beygirini çekiyorlardı. Ondan sonra Kızlar Ağası geliyordu. Elbisesi koyu sarı renkte idi. Kürk kaplı idi ve Ağanın kara rengine uygundu. Daha sonra da Zâtişahâne geliyordu, arkasında yeşil bir esvap ve bin İngiliz altını değerinde rus tilkisi bir kürk vardı. Gayet güzel bir ata binmişti. Eyer takımı işlemeli ve sıvama mücevherliydi. Daha sonra yaya giden seyislerin çektiği muhteşem surette eyerlenmiş altı at geliyordu. Sarayın ağalarından biri altın bir sürahi, diğeri gümüş kahve takımı götürüyor, bir üçüncüsü de başında padişahın oturmasına mahsus bir gümüş iskemle taşıyordu.
“Padişah, tahminen kırkını biraz aşmış; güzel adam, sert yüzlü, gözleri iri ve siyah. Penceremizin altında durdu. Kendisine bizim orada olduğumuzu söylemiş olacaklar, bize pek dikkatli baktı. Biz de bundan istifade ederek kendisini iyice seyrettik.” (Reşad Ekrem Koçu, Lâle devri başında İstanbul; Çığır Kitabevi).
Şiir ile uğraşmaktan zevk alırdı; fakat şiir perisi, kendisine ancak bir mısralık ilhamlar lütfederdi; hoş bir fıkradır:
Bir gün bahçede dolaşırken, üzerinde yavrularla dolu bülbül yuvası bulunan bir ağaca bir yılanın sarılıp çıkmakta olduğunu görmüş, yılanı öldürtmüş ve şairliği tutup vak’a üzerine:
Tırmanıp çıktı diraht-ı ömrüne mâr-ı ecel
Mısraını söylemiş... Fakat arkasını da bir türlü getirememiş, derhal Nâbinin saraya çağırılmasını emretmiş. Yolda gelirken vak’ayı öğrenen şair, huzura çıkıp da padişahın ağzından tamamlanması istenilen mısraı dinler dinlemez:
Âşiyan-ı tende yatur bülbül-i cân bîhaber!
Mısranı okuyuvermiş.
Bazan da kendisine:
Senindir hâne, minnetin yoktur sevketlü hünkârmı,
Kerem kıl, sohbetli helvâya gel ikbalü şevketle
Yollu manzum davetiyeler gönderen sadırazâmına, şire âşına olduğunu göstermek kaygusu ile:
Beni sen eyledin dâvet
Ne mümkün eylemek ben ret
Gibi çocukça cevaplar yazardı. Şiirdeki mahlası “Necib” idi.
Devrinin büyük yazı üstadı Hafız Osmandan hüsnühat meşk etmişti; Mirahur Camii imamı Emir Efendi ve Hoca Mehmed Rasim Efendi gibi Türk yazı san’atının en büyük şöhretleri bu hükümdarın himayesini görmüşlerdi. Yazdığı levhaları, ekseriya, zamanın seçkin san’atkârlarından Sırkâtibi Tozkondurmaz Mustafa Ağa tezhip ederdi. Ayasofya Camiine bir “Resülhikmeti mahafetullah” levhası, Üsküdarda anası Gülnûş Sultan adına yaptırdığı Yenivalide Camiine de bir “Elcennetü tahte akdamil ümmehat” levhasını yazıp astırmıştı. Babıhümayun önündeki ve Üsküdar iskele meydanındaki çeşmelerin yazılarını da kendisi yazmıştı (B. : Ahmet III Meydan Çeşmeleri).
Yazdığı Mushafı şeriflerden birini Kocamustafapaşa şeyhi Nureddin Efendiye, bir tanesini de Hafızpaşa Camii imamı Veliyüddin Efendiye hediye etmişti, iki Mushafı şerif de Ravzai Mutahharaya göndermişti.
Kız ve erkek 31 evlâdı olmuş, çoğu küçük yaşta ölmüştür; oğullarından ikisi, Üçüncü Mustafa ve Birinci Abdülhamid isimlerile tahta çıkmışlardır.
Üçüncü Sultan Ahmed
(Resim : H. Çizer)
Üçüncü Sultan Ahmedin turası
(Topkapu Sarayı arşivinden)
Üçüncü Sultan Ahmedin el yazısı
(Topkapu Sarayı arşivinden)
Theme
Person
Contributor
H. Çizer
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM010595
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
H. Çizer
Description
Volume 1, pages 284-289
Note
Image: volume 1, pages 284, 285
See Also Note
B. : İbrahim Paşa, Nevşehirli Damad; 1730 İhtilâli; Lâle Devri; Altınay, Ahmed Refik; B. : Mehmed IV; B. : Fatma Sultan; B. : Mehmed Paşa, Baltacı; B. : Ali Paşa, Şehid; B. : Davut Ağa, Gerçek; Tulumba, Tulumbacılar; İbrahim Efendi, Müteferrika; Said Mehmed Paşa, Yirmisekiz Çelebizâde; B. : İbrahim Paşa, Damad Nevşehirli; B. : Montague, Lady Mary; B. : Ahmet III Meydan Çeşmeleri
Theme
Person
Contributor
H. Çizer
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.