Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AHMED I
Osmanlı padişahlarının on altıncısı, İstanbul tahtında oturmuş Türk hükümdarlarının sekizincisi; 1589 (H. 988) da doğdu; babası Üçüncü Mehmedin ölümü üzerine 17 Birincikânun 1603 (18 Recep 1012) de on dört yaşlarında bulunurken imparatorluk tahtına oturdu. On dört sene padişahlık etti. 22 İkinciteşrin 1617 (H. 23 Zilkade 1026 çarşamba gecesi bir mide hastalığından öldü.
Hanedanın içinde fevkalâde güzelliği ile tanınmış bir sîma idi, saraydaki hasekilerinin en şöhretlisi de, dilberliği, zekâsı ve sonsuz hırsı dillere destan olan Kösem Mahpeyker Sultan olmuştu (B. : Kösem Mahpeyker Sultan).
Nâşını gasleden Hüdai Aziz Mahmud Efendi dervişlerinden Şaban Dede “Bu genç padişahın siyah sakalında iki beyaz tel gördüm ki, hayatında seçilmezdi; en yakın bendelerine gösterdim, Serdarı İrana gönderdiği gün belirdi dediler...” diye bir fıkra nakledermiş.
Asrının en büyük devletinin hükümdarına lâzım bilgiye hiç bir zaman sahip olmamıştı, on yedinci asır başında hudutsuz bir mutlakiyet ile idare olunan bir imparatorlukta hükümdarlık san’atını öğrenmiş göründüğü bir çağda, henüz yirmi sekiz yaşında nevcivan iken öldü; Genç Osmanın, Dördüncü Muradın ve İbrahimin babası olan Birinci Ahmed, üzerinde dikkatle durulmağa değer bir sîmadır (B. : Osman II, Genç; Murad IV, İbrahim).
Burada iki fıkranın ...
⇓ Read more...
Osmanlı padişahlarının on altıncısı, İstanbul tahtında oturmuş Türk hükümdarlarının sekizincisi; 1589 (H. 988) da doğdu; babası Üçüncü Mehmedin ölümü üzerine 17 Birincikânun 1603 (18 Recep 1012) de on dört yaşlarında bulunurken imparatorluk tahtına oturdu. On dört sene padişahlık etti. 22 İkinciteşrin 1617 (H. 23 Zilkade 1026 çarşamba gecesi bir mide hastalığından öldü.
Hanedanın içinde fevkalâde güzelliği ile tanınmış bir sîma idi, saraydaki hasekilerinin en şöhretlisi de, dilberliği, zekâsı ve sonsuz hırsı dillere destan olan Kösem Mahpeyker Sultan olmuştu (B. : Kösem Mahpeyker Sultan).
Nâşını gasleden Hüdai Aziz Mahmud Efendi dervişlerinden Şaban Dede “Bu genç padişahın siyah sakalında iki beyaz tel gördüm ki, hayatında seçilmezdi; en yakın bendelerine gösterdim, Serdarı İrana gönderdiği gün belirdi dediler...” diye bir fıkra nakledermiş.
Asrının en büyük devletinin hükümdarına lâzım bilgiye hiç bir zaman sahip olmamıştı, on yedinci asır başında hudutsuz bir mutlakiyet ile idare olunan bir imparatorlukta hükümdarlık san’atını öğrenmiş göründüğü bir çağda, henüz yirmi sekiz yaşında nevcivan iken öldü; Genç Osmanın, Dördüncü Muradın ve İbrahimin babası olan Birinci Ahmed, üzerinde dikkatle durulmağa değer bir sîmadır (B. : Osman II, Genç; Murad IV, İbrahim).
Burada iki fıkranın nakli gerektir:
Asrının büyük vezirlerinden Lala Mehmed Paşa ölüm döşeğinde iken Kapıağası padişaha: “Şöyle bir vezirin kıymeti bilinmedi” demiş; Sultan Ahmed kayıtsız: “O giderse yerine başkası gelir!..” cevabını vermişti.
Sadrıâzam Derviş Paşa huzuru hümayunda çadır ipile boğularak idam edilmişti; yerde yatan cesed, bir sinir gerilmesile bir müddet sonra ayağını oynatmıştı, bunun üzerine genç padişah yerinden gazap ile fırlamış, hançerini çekerek Derviş Paşanın boğazını kesmişti! Vak’a, her halde, Paşanın ölümüne tarih olan:
Kıydı Dervişine şâh
mısraı kadar basit değildir.
Çok dindardı, ulema ve meşayih ile uzun sohbetlerden zevk alırdı, Üsküdarlı Hüdai Aziz Mahmud Efendinin ise hayranlarından idi, Efendiye intisabı bile söylenir. Rebiülevvelin on ikinci gecesi Sultanahmed Camiinde, Osmanlı hanedanının an’anevi mevlûd kıraatını o koymuştur; Kâbe ve Ravzai Mutahharayı yenileyerek tamir ettirmiş ve zengin hediyelerle tezyin ettirmiş, evlâdı resulü İstanbul tahtının haşmetine denk cömertlikle himaye etmiştir. Bütün ömrünce ağzına müskiratın katresini koymamıştı, hassas bir gençti, pek küçük yaştan itibaren şiirle uğraşmıştı. Şiirde “Bahtî” mahasını kullanırdı, bir doğuş kabiliyeti samimî bir dindarın heyecanlarile birleşince ona cidden güzel münacâtlar, naitler, ilâhiler yazdırmıştı. Serdarını İran üzerine gönderirken yazdığı şu münacât Birinci Ahmedin bu bakımdan kıymetine güzel bir örnektir:
Yâ ilâhi cümle iman ehlini mesrur kıl,
Şarkü garbi dari islâm eyleyüb mağfur kıl!
Rafiziler katline azmetti ceyşi müslimin,
Çâr yârın hürmetiyçün anları mansur kıl!
Atlu ve yayaya lütfun mutfasıl idüb müdam,
Cümlesini mihneti derdü belâdan dûr kıl!
Askerin Bahtî kulun sânâ sipariş eyledi,
Her kazadan anları mahfuz idüb mestur kıl!
Hazreti Muhammedin ayağı resminde mücevherli bir sorguç yaptırmış, sorgucun elmasları arasına yerleştirilmiş mineler üstüne de şu kıt’asını yazdırmıştı:
Nota tâcım gibi başımda götürsem dâim,
Kademi resmini ol Hazreti Şâhi Resulün.
Güli gülzarı muhabbet o kadem sahibidir,
Ahmedâ durma yüzün sür Kademine o gülün.
Birinci Ahmed, cuma ve bayram günlerinde vesair mübarek günlerde başına bu sorgucu takardı.
Şu kıt’ası da devrin namlı musikişinaslarından Hafız Kumral tarafından düyek usulünde ve Pençgâh makamında bestelenmiştir:
Dilhanesi pür nûr olur
Envarı zikrullah ile
İklimi dil mâmur olur
Mimarı zikrullah ile
Gençliğine doyamamış bu bahtsız hükümdar, İstanbulda, asrının büyük san’atkârı Mimar Mehmed Ağaya muhteşem bir mâbed, Sultan Ahmed Camiini yaptırmıştı; ki altı nârin minaresinin on altı şerefsi, hanedanının on altıncı hükümdarlığına işarettir (B. : Sultan Ahmed Camii).
Birinci Ahmed, İstanbul tahtına hiç beklenmedik bir anda oturmuştu, babasının kısa süren hastalığı, saray tarafından devlet erkânından bile gizlenmişti; Sadrıâzam Yavuz Ali Paşa ordu ile beraber seferde idi; Sadaret Kaymakamı Kasım Paşa, sabah namazını kılıp Divanı Hümayuna riyaset etmek üzere Kubbealtına henüz gelmişti ki, Kapıcılar Kethüdası Hüseyin Ağa acele olarak Babüssaadeye çağrılmış ve Kapıağası tarafından çevreye sarılı bir tezkere verilerek: “Bu hattı hümayunu Kaymakam Paşaya teslim edesin” diye tenbih edilmişti, o da derhal Kasım Paşaya getirip vermişti. Paşa çevreyi açmış, fakat gayet karışık olan yazıyı söküp okuyamamıştı. Kapıcılar Kethüdasına: “Bunu sana kim verdi?” diye sormuştu; Hüseyin Ağa: “Kapıağası verdi, hattı hümayundur” demişti. Bunun üzerine Paşa yazıyı tekrar muayene etmiş: “Bu noktasız hat padişahımızın hattına benzemez ve elfâz ve ibarâtı okunmaz, içinde babam tabiri vardır ki, padişahımızın hayatta babaları yoktur!” diyerek müverrih Hasan Beyzadeyi çağırıp kâğıdı vermiş, o da, vezirin kulağına yavaşça okumuştu ki şunlar yazılıydı: “Sen ki Kasım Paşasın, babam Allah emriyle vefat etti ve ben tahtı saltanata cülus ettim. Şehri muhkem zapt eyleyesin, bir fesat olursa senin başını keserim.”
Naimâ Efendi cülus merasimini şöylece nakleder: “Kaymakam Paşa Müfti Efendiye tezkere yazıp Çavuşbaşı ile gönderdi. Sonra Mimar Ağaya cenaze mühimmatı sipariş olundu. Sair huzuru lâzım olan devlet erkânı davet olundu. Babı Hümayun önüne taht kurulduğunu gören Divanı Hümayun halkı bir mâna veremedi, aslını bilmediklerinden Sultan Mehmedi çıkacak sanırlardı. Müfti Mustafa Efendi divana gelince bütün vezirler Kubbealtından çıkarak tahtın kurulduğu yere gittiler; bu sırada Babüssadeden bir siyah şemleli çocuk çıkıp iki tarafına selâmlar vererek şevket ve heybetle tahta oturdu. Çavuşlar gülbank çektiler. Müfti ve vüzera vesair devlet erkânı Birinci Sultan Ahmede biat etti.“
Birinci Ahmedin hususî hayatına dair Vak’anüvislerde görülen kayıtlar şunlardır:
Cülusun ikinci yılı, (1014 Cemaziyelevvel) 1605 Eylülünde avanmak üzere Çatalcaya ve oradan üç günde Edirneye gitti. Edirnede sekiz gün kaldı, Anadoludaki Celâli isyanı yüzünden altı günde ılgarla İstanbula döndü.
(8 Zilkade 1021) 31 Birincikânun 1612 de ikinci bir Edirne seyahatine çıktı. Evvelâ Davudpaşa sarayından tantanalı bir alay gösterilerek kalkıldı. Florya sahilinde kurulan gölgelikler altında Şeyhülislâmın imamlığı ile açık havada çok kalabalık bir cemaat ile bir öğle namazı kılındı. Büyükçekmece ve Silivride birer gece konaklandı. Karıştıran menzili ile Lüleburgaz arasındaki sahrada büyük bir cirid oyunu tertip edildi; genç padişah şevka gelerek Sadırâzam ile ciride çıktı. Eşsiz bir ciritçi olan Nasuh Paşa bir hürmet eseri olarak yenildi. Babaeski ve Hafsa üzerinden muharremin onunda Edirneye varıldı; vakit öğleye yakın olduğundan Birinci Ahmed doğruca Sultan Selim Camiine indi ve “cemaati kübra” ile öğle namazı kılındı. Sultan Selim köprüsünden geçilip Edirne Sarayına indiği zaman Kızlarağası Hacı Mustafa Ağa ile sair saray mensubini yollara o kadar çok para saçtılar ki Sultan Ahmed has odaya kadar altın ve gümüşe basarak yürüdü; ve saray içinde bir mescid yapılması için emir verdi. Edirnede kaldığı müddetçe başlıca meşgalesini av teşkil etti. Biri Çömlekköyü ve civarında, diğeri de Kurtkayası taraflarında dört defa büyük sürgün avına çıktı. Kışı Edirnede geçiren padişah, (24 Safer 1022) 15 Nisan 1613 te yollarda avlanarak, Ergene köprüsü, Karapınar, Malkara, Kayganlı üzerinden Geliboluya gitti; yolda hayli kar ve yağmur sıkıntısı çekti. Bolayırda Süleyman Paşa merkadını ziyaret etti. Bir gece Kilitbahir kalesinde kaldı, karşı kalelerle beraber mevlûd okutturdu, hafızlar içinde “bir bülbüli hoş elhan” olan Tarakçızade Mahmud Çelebiye fevkalâde ihsanlarda bulundu. (19 Rebiülevvel) 5 Mayısta Geliboludan İstanbula doğru yola çıktı. Devlet erkânı ve ülema tarafından Silivriden karşılandı; Büyük şehre girdiği (24 Rebiülevvel = 10 Mayıs) gün ise pek muhteşem bir alay gösterildi. İstanbul halkı da genç hükümdara karşı parlak bir sevgi gösterisinde bulundu.
İstanbula dönüşünün tezine, babası tarafından 50,000 altına satın alınarak bir tek taş yüzük yaptırılan, kendisinin de parmaparmağında taşıdığı “Şebçırağ” adındaki eşsiz kıymetteki bir pırlantayı, altın bir plâk üzerine koydurtarak ayrıca 220 parça kıymetli elmasla da süsliyerek Ravzai Mutahharaya gönderdi.
(Cemazielâhir 1022) 1613 Temmuzunda, en şiddetlisi İstanbulda tatbik edilmek üzere bir içki yasağı ilân etti ve ne kadar meyhane varsa kapatıldı, Hamir Eminliği kaldırıldı; fakat hükümdraın gösterdiği şiddete rağmen, Vak’anüvisin tabiri ile “çünkü beşerin tab’ında fesad ve şer galibdir, çok geçmeden eskisi gibi içilir oldu” (B. : İçki yasağı).
İstanbulda en sevdiği mesirelerden biri olan İstavroz bahçesinde bir mescid yaptırttı. (9 Şevval 1022) 22 İkinciteşrin 1613 te bir cuma günü anî bir karar ile üçüncü bir Edirne seyahatine çıktı; o kışı da Edirnede geçirdi, Tuncadaki kayık sefası için İstanbuldaki hünkâr filikalarından biri kızaklar üstünde Edirneye getirtilerek Tuncaya indirildi. İstanbula bir hattı hümayun gönderilerek tersane bahçesinde bir Kasır inşası emredildi. (1023 Muharremi başları) 1614 şubatı başlarında Edirneden İstanbula doğru yola çıkan Birinci Ahmed, kar ve yağmur altında ve atların diz kapağını bulan çamurlu yollarda bir hayli sıkıntı çekerek pâyitahta ancak on beş günde dönebildi. Davudpaşa Kasrında üç gün istirahattan sonra şehre tantanalı bir alay ile girdi; onar yaşında bulunan oğulları Şehzade Osman ile Mehmed de , at üzerinde babalarının yanında yürüyordu, manzara Büyükşehir halkının rikkatini tahrik etti ve Birinci Ahmed coşkun bir sevgi ile alkışlandı.
Tersane Kasrı, geceli gündüzlü çalışılarak tamamlanmış ve döşenüp dayanarak hazır edilmişti, bahçesini süslemek için de bütün İstanbul çiçekcileri ve en namlı çiçek meraklıları ellerindeki en kıymetli çiçekleri hediye olarak sunmuşlardı.
Yapısı yedi yıl süren Sultan Ahmed Camiinin kubbesinin kilit taşı konduğu gün (4 Cemazielâhir = 9 Haziran 1617), Birinci Ahmed, camiin avlusunda devlet erkânı, İstanbul ülema ve âyanı ile askere büyük bir ziyafet verdi.
Birinci Ahmedin yedi oğlu olmuştu ve en büyükleri Osman doğduğunda baba henüz on yedi yaşında bir çocuktu:
Şehzade Osman, İkinci Osman unvanile tahta çıktı ve 1621 ihtilâlinde şehit edildi.
Şehzade Mehmed, kardeşi İkinci Osman tarafından, Hotin seferi yılında öldürtüldü.
Şehzade Murad, Dördüncü Murad unvanile tahta çıktı.
Şehzade Bayazıd, Dördüncü Murad tarafından Revan seferi yılında öldürtüldü.
Şehzade Süleyman, kardeşi Bayazıd ile beraber öldürüldü.
Şehzade Kasım, Dördüncü Murad tarafından öldürtüldü.
Şehzade İbrahim, Sultan İbrahim unvanile tahta çıktı ve 1648 ihtilâlinde öldürüldü.
Şiirde Bahtî adını kullanan bu hükümdarın altı oğlunun elim âkibeti de bu mahlası ile hazin bir tezad teşkil eder.
On dört yıllık saltanatında Birinci Ahmede yedi vezir sadırazâmlık etmiştir:
1603 (H. 1012) Yavuz Ali Paşa, cülusunda sadırazâmdı; ve Belgradda ölümüne kadar bu mevkide kaldı.
1604 (H. 1013) Lala Mehmed Paşa ölümüne kadar sadrıazâmlıkta kaldı.
1606 (H. 1015) Derviş Paşa, idam olundu.
1606 (H. 1015) Kuyucu Murad Paşa, ölünciye kadar sadırazâmlıkta kaldı.
1611 (H. 1020) Nasuh Paşa, idam olundu.
1614 (H. 1023) Mehmed Paşa.
1616 (H. 1025) Halil Paşa.
Birinci Ahmed devrinin başlıca vak’aları ise, dedesi Üçüncü Muradın mirası olan Avusturya ve İran harplerinin son muharebeleri, Anandoluda Kuyucu Murad Paşa tarafından bastırılan büyük isyandır. Tütünün Türkiyeye ve bu arada İstanbula ilk girişi de bu hükümdarın zamanına rastlar.
Birinci Ahmed, camiinin yanındaki türbesinde yatar.
Birinci Sultan Ahmed
(Resim : H. Çizer)
Birinci Sultan Ahmedin turası
(Topkapı Sarayı arşivinden)
Birinci Sultan Ahmedin el yazısı
(Topkapı Sarayı arşivinde)
Abdest alan çocuk Birinci Sultan Ahmed
(Resim: Saim Özeren)
Birinci Sultan Ahmedin Kaftanı
(Topkapu Sarayı müzesinde)
Theme
Person
Contributor
H. Çizer, Saim Özeren
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM010590
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
H. Çizer, Saim Özeren
Description
Volume 1, pages 279-283
Note
Image: volume 1, pages 280, 281, 282
See Also Note
B. : Kösem Mahpeyker Sultan; B. : Osman II, Genç; Murad IV, İbrahim; B. : Sultan Ahmed Camii; B. : İçki yasağı
Theme
Person
Contributor
H. Çizer, Saim Özeren
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.