Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
AHLÂK ZABITASI
Büyük şehir halkının sağlık durumunu koruyan ve dirlik ve düzeni için çalışan bu teşkilât İstanbul emniyet müdürlüğünün ikinci şubesinin beşinci kısmını teşkil eder. Başlıca vazifeleri de şu maddeler üzerinde toplanır:
1— Fahişelerle umumi evlerin sıhhî ve inzibati durumunu daima gözü altında bulundurmak .
2 — Fuhuş yoluna sapdığı halde vesika almamış olan kadınları (Gizli fâhişeleri) , vücudlarını sapık zevklere âlet etmiş uygunsuz erkek çocuklarla gençleri, zabıtaya kaydettirilmeyerek fuhuş icrasına tahsis olunan evleri (gizli umumhaneleri), fuhuş kasdiyle buluşma yeri olarak kullanılan evleri (randevu evlerini) meydana çıkarmak.
3 — Genç erkekleri ve kadınları, bilhassa hüsün sahibi erkek ve kız çocuklarla namus erbabından güzel kadınları para ile veya türlü vaid ve hediyelerle kandırarak fuhşa teşvik eden ve alıştıran uygunsuz kimseleri) muhabbet delââlı ve simsarlarını takip etmek: bu bakımdan oteller pansiyonlar, gazinolar, kahvehaneler, hanlar, bekâr odaları, hamamlar, deniz hamamları ve plâjlar gibi umumi yerleri daimî bir kontrol altında bulundurmak.
Gizli fuhş ile ahlâk zabıtasının sivil teşkilâtının uğraşması bir zarurettir. Fakat sivil memurların da raporlarını şüpheler üzerine değil, suç delillerini ve yerlerini ve tarihlerini kesin olarak tesbit ederek vermek mecbur...
⇓ Read more...
Büyük şehir halkının sağlık durumunu koruyan ve dirlik ve düzeni için çalışan bu teşkilât İstanbul emniyet müdürlüğünün ikinci şubesinin beşinci kısmını teşkil eder. Başlıca vazifeleri de şu maddeler üzerinde toplanır:
1— Fahişelerle umumi evlerin sıhhî ve inzibati durumunu daima gözü altında bulundurmak .
2 — Fuhuş yoluna sapdığı halde vesika almamış olan kadınları (Gizli fâhişeleri) , vücudlarını sapık zevklere âlet etmiş uygunsuz erkek çocuklarla gençleri, zabıtaya kaydettirilmeyerek fuhuş icrasına tahsis olunan evleri (gizli umumhaneleri), fuhuş kasdiyle buluşma yeri olarak kullanılan evleri (randevu evlerini) meydana çıkarmak.
3 — Genç erkekleri ve kadınları, bilhassa hüsün sahibi erkek ve kız çocuklarla namus erbabından güzel kadınları para ile veya türlü vaid ve hediyelerle kandırarak fuhşa teşvik eden ve alıştıran uygunsuz kimseleri) muhabbet delââlı ve simsarlarını takip etmek: bu bakımdan oteller pansiyonlar, gazinolar, kahvehaneler, hanlar, bekâr odaları, hamamlar, deniz hamamları ve plâjlar gibi umumi yerleri daimî bir kontrol altında bulundurmak.
Gizli fuhş ile ahlâk zabıtasının sivil teşkilâtının uğraşması bir zarurettir. Fakat sivil memurların da raporlarını şüpheler üzerine değil, suç delillerini ve yerlerini ve tarihlerini kesin olarak tesbit ederek vermek mecburiytinde olduklarını asla unutmamalıdır.
İstanbul ahlâk zabıtasının vazife mes’uliyetinin çok nazik ve ağır olduğu kabul edilir. Ahlâk zabıtası memurlarının sağlam kültür sahibi olması, türlü taassup kaynaklarına dayanan amansız sabit fikirlere sahip bulunmaması, bir sahada cemiyete son derece faydalı bir takım ruh hastalarını fuhş ile meluf hayta ve hezele güruhundan ayırdedebilmesi, umumi heyecanı mucip olan fuhuş yüzünden cinayetler müstesna, fuhuş takibatının daima mahrem olduğunu asla unutmaması, bunun içindir ki, gazete muhabir ve fotoğrafçılarının fuhuş takibatına ve baskınlarına asla şahit olmaması, bu gibi vekayiin basına intikal etmemesi lâzımdır.
Maalesef son yıllarda İstanbuldaki fuhuş takibi ve baskınlarına gazete muhabir ve fotoğrafçılarının sureti mahsusada davet edildiklerini, ve çekilen hazin ve perişan resimlerin gazete sahifeleri üzerinde teşhir edildiğini görmüşüşdür (1957, 1958).
Zaptiye ve polis teşkilâtından evvel, 1845 (hicri 1262) yılına gelinceye kadar İstanbuldaki ahlâk zabıtası işleri de, şehrin bütün zabıta işleriyle beraber Seraskerlik emrinde idi.
Yeniçeri ocağının kaldırılmasından önce de İstanbulun en büyük zabıta âmiri (İstanbul emniyet müdürü) yeniçeri ağası, ahlâk zabıtasının âmiri de ocağın büyük rütbeli zabitlerinden Sübaşı ağa idi.
Sübaşı ağa uygunsuz eşhası bir mahkeme kararı olmadan tevkif ve hapsedebilir, içinde fuhş icra edildiğinden şüphelendiği evleri de semtin mahkeme naibi ve mahallenin imamı ile basabilirdi.
Dini islâmın iffet ve ismetin muhafazasına verdiği önem, büyük şehir İstanbulun tarihi boyunca, her ne isim altına bulunursa bulunsun, İstanbul ahlâk zabıtasının manevi yardımcısı olmuştur: “Mahalle namusu” İstanbulluların üzerine titredikleri bir kıymet olmuş, asırlarca bekâr uşağı taifesi mahalle içine sokulmamış, semt semt bekâr odaları, bekâr hanları yapılmış, kadın ve erkek uygunsuz takımına karşı mahallenin namus havası bir ahlâk zabıtası vazifesini görmüştür.
Sübaşı Ağa ile adamlarına da bekâr hanlarının ve bekâr odalarının bulunduğu semtlere nezaret işi kalmıştır ki, bu arada Fatih, Samatya, Kumkapı, Hocapaşa, Sirkeci, Tahtakale ve civarını, Bahçekapısını, Galata ve etrafını, bilhassa Tophaneyi zikretmek lâzımdır. Kasımpaşa ve civarının ahlâk zabıtası ayrı bir teşkilâta, kaptan paşalığa bağlıydı ve oranın en büyük idare zabıta âmiri de Tersâne Kethüdası Ağa idi.
Şehrin Marmara sahilleri, Boğaziçi sahilleri, Sur dışından Küçükçekmeceye ve Anadolu yakasında da Bostancıya kadar uzanan sahillerin zabıta âmiri de Bostancıbaşı Ağa idi. (B. : Tersâne Kethüdâsı; Bostancı başı).
Sübaşı, Tersane Kethüdası ve Bostancıbaşı Ağaların o devirlerde kullandığı başlıca zabıta nizamı “zincirleme kefâlet” idi. İş bulmak için İstanbula gelen bekâr taifesinin büyük şehirde yerleşip kalabilmesi çok zor idi. Rumelinde Küçükçekmece köprüsünde Anadoluda da Bostancıbaşı köprüsünde (Bostancıda) bir yoklama yapılır, İstanbula gidenlerin kimin yanında kalacakları, hangi işi tutacakları kayıt ve tesbit edilirdi.. İstanbulda da kefilsiz olarak hiç kimse hanlara, bekâr odalarına ve medreselere kabul edilmezdi.
Herhangi bir sanat işinde, devletçe tâyin edilmiş miktardan fazla kalfa, çırak, yanaşma, işçi ve amele çalıştırılamazdı. Her üç senede bir de bütün çarşılar, dükkânlar, hanlar, hamamlar, iskeleler sıkı bir teftişten geçirilir, hamal, kayıkçı ve dellâk makuulesi ile dükkân ve imalâthane çırak ve işçilerinden, fırın uşaklarından lüzumundan fazla bulunanlar, kefilleri dahi olsa İstanbuldan çıkarılıp memleketlerine gönderilirdi. Asırlar boyunca İstanbul zabıtası, hareketlerini daima gözönünde bulunduramayacağı bir nüfus kalabalığını “Nice fesadlar ve şenaatler ve fuhşiyata yol açacak” bir mesele olarak görmüştür. (B. : Bekâr nizâmı).
Dördüncü Muradın ölümünden bir yıl evvel, 1633 (Hicri 1048) de İstanbulda yapılan büyük esnaf alayını tasvir eden Evliya Çelebi, on yedinci asırdaki ahlâk zabıtası bakımından dikkat ile okunmağa değer şu bendleri kaydetmiştir:
“Esnafı Zenkahbegân (muhabbet simsarları, çöp çatanlar) — Nefer 212 Hâşâ ki, pirleri ola.
“Esnafı Hizan dilberan (uygunsuz delikanlılar) — 500 neferdir. Bunlar bir alay hâneberduş hizan ulûfeci celâftır ki, kendi kadir ve kıymetlerini bilmeyüp Babullukda, Fundada, Kumkapuda, Sanbolada, Meydancıkta, kilise ardında, Tatavlada vesair fisık mahallerinde sürü sürü gezüb boğazı tokluğuna saydolunurlarken Sübaşının dâmına düşüb defterli olurlar. Neûzibillâh daha bunlar gibi nice esnafı mühmelân vardır ki, tahrir ve tasvirinden kalem utanır; bunları Sübaşı bilir, gayrileri bilmez. Alayda Sübaşı ile günâgûn şakalar ederek geçerler..”.
Divanı hümayun defterlerinde kayıtlı 1565 (Hicri 973) yılına ait bir vesikadan Galatada oturan Arab Fati, Narin (Giritli?) Kirtelü Nefise, Atlıases Kamer ve Balatlı Ayni adında İstanbul ahlâk zabıtası tarihçesinin en eski beş fahişesini öğreniyoruz. Mahallelinin ihbarı üzerine yapılan zabıta takibatında bunlardan Arap Fati gizlenip izini kaybettirmeğe muvaffak oluyor, diğerleri de, evleri cebren sattırılarak İstanbuldan sürgün ettirilmek üzere tevkif ediliyor. Daha evvel Arap Fatinin evinde baskın veren, Kalafatçı mahallesinde bulunan kendi evinde de nâmahrem ile basılan ve kapısının önüne gelen imam, müezzin ve cemaate: “İmamınıza ve kadınıza ve şeriatınıza lânet!” diye küfreden bir yeniçeri avreti de tecdidi iman ettirildikten sonra eri gelinceye kadar zindana atılıyor.
10 ağustos 1567 (H. 4 safer 975) tarihli bir ferman ile, İstanbul kadısına, mahallelerde fahişelerin ne sebep ve suretle olursa olsun asla himaye edilmemesi, fuşhu sabit olan avratların derhal sürgüne gönderilmek üzere hapse atılmaları emrediliyor.
16 Mayıs 1571 (H. 21 Zilhicce 978) tarihli bir fermanda da, bekâr çamaşırı yıkayan avratların, dükkânlarına gelen bazı levendleri fahişelerle buluşturdukları zikredildikten sonra, kadınların asla bekâr çamaşırcılığı yapamıyacakları ve bu gibi kadınlarla onlara dükkân verenlerin şiddetle cezalandırılması emrediliyor.
24 Mayıs 1573 (H. 23 Muharrem 981) tarihli Eyyubsultan kadısına hitaben yazılmış bir fermanda da şu şayanı dikkat satırlar okunuyor:
“Kaymakçı dükkânlarına bazı kadınlar kaymak yemek behanesile girip oturup nâmahremlerle cem olup şeriata aykırı vaziyetler ve tecavüzler olurmuş. Kaymakçı dükkânlarına kadınların girmesinin yasak edildiğini dükkân sahiplerine muhkem bildiresin”.
1 Birincikânun 1580 (H. 23 Şevval 988) tarihli ve peremeciler kethüdasına hitaben yazılmış bir fermanda da şunlar okunuyor:
“Tâze avratların levendlerle beraber peremelere binüp gezmeğe gitmelerine şiddetle mâni olasın” (B. : Kayık; Pereme).
On altıncı asırda bazı uygunsuz esirciler de, esir alım satımından ziyade gizli fuhuş ile meşgul olurdu. Bunlar ellerindeki cariyeleri esir pazarına götürürler, gûya müşteri imiş gibi pazara gelen levend tayfasına sureta bir pazarlıkla bir miktar pey akçesi alıp cariyeyi teslim ederlerdi; cariye levendin odasında birkaç gece kapatılır ve şu özrü çıktı diye iade edilirdi; hattâ bazı fahişe avratlar, bu uygunsuz esirciler vasıtasile, baskın tehlikesi olmadan bekâr tayfasile kapanmak yolunu bulurlardı. (M. 1583 = H. 991 tarihli ferman). Bu yüzden, kadın ve erkek esircilerin zincirleme kefaletine çok dikkat edilir, fakat her türlü şiddete rağmen esirciler arasında muhabbet dellâllığı yapanlar daima bulunurdu.
İstanbul ahlâk zabıtası tarihinde fuhuş ile mücadelenin bir maddesi de kadınların açık saçık gezme düşkünlüğü, lüks ve moda iptilâsı idi (B. : Açık saçık gezme yasağı).
Sokollu devrinin sonlarında olan şu vak’a da şayanı dikkat olduğu kadar tuhaftır:
Kuklacı Mustafa denilen bir adam Katırcı Hanında bir yer açar, buraya uygunsuz takımından dokuz nefer şâbı emred oğlan toplar, saçlarını uzattırır, allık, aklık, saç boyası ve asım takım ile avrat gibi düzüp kuşar, feraceleyip yaşmakladıktan sonra da bu oğlanları bazı evlere götürür, evli kadınlarla buluşturur; nihapet kız kıyafetindeki oğlanlardan biri baskın verir, Katırcı Hanı basılır, Kuklacı Mustafa ve saçlı oğlanlar yakalanır; her biri bir tarafa sürülür, fakat vak’a İstanbulda gürültülü dedikodular uyandırır, bu yüzden pek çok kimseler şüphe üzerine karılarını boşarlar, hanümanlar viran olur (M. 1577 = H. 985 tarihli ferman).
İstanbul ahlâk zabıtasının en âciz devirleri, on yedinci asır ortalarile Yeniçeri ocağının en kuvvetli mânada bir haşarat yatağı olduğu on sekizinci asrın sonlarından ocağın lâğvına kadar geçen yıllardır; bu devirlerde kül halinde bütün zabıta teşkilâtı felce uğramış, söz ağaya düşmüş, ırz ehli evlerine kapanmış, kadın, kız oğlan değil, dört kaşlı delikanlılar bile sokağa çıkamaz olmuşlardı. On yedinci asır ortasında İkinci Osmanı tahtından düşüren kanlı ihtilâl ile başlayan ve Birinci Mustafanın bir buçuk senelik saltanatı ile Dördüncü Muradın ilk yıllarını dolduran büyük anarşi devrini gözlerile görerek tasvir eden bir muharrir, Tarihi Gilmani müellifi Mehmed Halife, Yeniçeri zorbalarının sokaklarda alenen ve ayak üzere fili şeni ve livata yaptıklarını yazar. Nihayet ocaklarının kanlı bir şehir muharebesile kaldırılmasına varan son Yeniçeri azgınlıklarının tafsilâtı ise başta Cabi Saidin el yazması vakayinamesi gelmek üzere Sânizadede ve Cevdet Paşanın tarihinde vardır.
1810 (H. 1125) vakayiinden:
Sadaret kaymakamı Osman Paşanın zevcesinin sevici bir çengi karı ile geceleri Babıâli hareminde saz ve nakkare ile gulgulei âhenkleri etraftan işitilirdi. Kaymakan Paşa ise zevcesinin mağlûbu olduğu cihetle çengiye irat tanzimile meşgul olurdu. Padişaha aksedince Paşa azledilerek Limniye, zevcesi Bursaya sürüldü, çengi karı da idam olundu.
Balıkpazarı semtinde birkaç hammal bir ırz ehli hatunu tutup cebren ve kahren odalarına götürecek oldukta hatunun feryadı etrafta bulunan esnafa tesir etti, rica ve mülâyemetle ellerinden kurtarmak istediler, hammallar inat ve ısrar edince halk gazaba gelip hatunu ellerinden cebren almağa kalktı, hammallar silâha davranıp hemcinslerinden birkaç nefer eşkıya daha onlara katılınca kepenk sırığı, sopa ve taş ile hücum eden esnaf hammalları kaçırmağa muvaffak oldu ve biçâre kadını âdeta küçük bir sokak muharebesi ile kurtarabildi. (B. : Balıkpazarı Vak’ası).
1811 (H. 1226) vakayiinden:
Üsküdarda Balaban iskelesi arkasında ve debbağhane civarında ve sahili deryaya yakın diğer köşe ve kenarlarda bulunan bekâr odaları ötedenberi Darünnedvei Eşkiya ve erazili eşhasa me’va olup bu esnada bazı eşkiya birkaç ehli ırz hatunları cebren mezkûr odalara götürmek üzere yoldan çevirecek olduklarında Üsküdar ahalisi toplanıp kurtarmakla keyfiyeti Babıâliye ihbar etmeleri üzerine bu odaların yıkılması için ferman çıkıp Bostancıbaşı, Sekbanbaşı ve Mimar Ağa recebin üçüncü çarşamba günü Üsküdara geçip iki yüz kadar bekâr odalarını yıktılar, bazılarında çocuklu kahbeler için beşikler çıkmıştı. (Tarihi Cevdet, IX).
1812 (H. 1227) vakayiinden:
Vebâ salgınının başlıca sebeplerinden biri fisk ve zinâ çokluğu olduğundan uygunsuz takımının oturdukları bekâr odalarının yıkılmasına ferman çıktı; Kaymakam Paşa, Mimar Ağa ve ocaklıdan bir miktar zâbit ile Bahçekapısına gelip Melekgirmez sokağındaki ve kayıkhaneler üzerindeki odaların cümlesini birkaç saatde yıktılar. Kaptan Paşa da Galata ve Kasımpaşa taraflarındaki kalyoncu ve kalafatçı erazili odalarını yıktırttı, bazı kâgir hanlarda olan erazil ve fahişeler de çıkarılarak odaları mühürlendi. Yıkılan, yıkılmayup da mühürlenen odaların bazılarında vebadan yeni ölmüş erkekler ve fahişelere rastlandı (B. : 1227 Vebâ Salgını; Hidayet Camii; Melekgirmez sokağı).
1817 (H. 1232) vakayiinden):
Softalar ise medreselerde genç talebelerle uluorta Kavmı Lût hikâyesi okumakla meşgul idiler (Sânizâde, II).
1818 (H. 1234) vakayiinden:
Hasköyde yine fahişe münazaasile bir kumbaracı, tersane vardiyanlarından bir kürdü katletmekle ertesi gün on beş kadar kürt toplanarak bir kumbaracı kahvehanesini basıp birkaç bîgünah kumbaracıları katlettiler; bunun üzerine iki taraf gayrete gelip rast geldikleri yerde kumbaracılar kürtleri, kürtler kumbaracıları katleder oldular (B. : Hasköy Vak’ası).
Tayyarzade Atâ Bey de Enderun tarihinde Üçüncü Selimin silâhşorlukaki maharetinden bahsederken bir zabıta vakası nakleder:
Padişah bir gün kalyon kaptanı kıyafetinde tebdil gezerken Sultanahmet camii altında Sokullu Mehmed Paşa camii yokuşunda, yalın ayaklı pırpırı bir yeniçeri tulumbacısının ırz ehli bir kadını tecavüz etmek kastiyle o civardaki bir viraneye cebren sürüklediğini görür, kadın padişaha yalvarmağa başlar. Sultan Selim evvelâ tatlı bir dil ile vakaya müdahale eder ise de serseri hemen bıçağını çeker, fakat padişah daha çevik davranıp palasını sıyırır ve mütecaviz tulumbacıyı bir darbede belinden ikiye biçer!.
Sultan Selim gibi şair, musikişinas, son derece şefkatli, merhametli, mûnis, kadan nefret eder bir insanın velev ki, bir şenaate mâni olma ve nefsini müdafaa yolunda da olsa pala sallayıp adam öldürmesi kolay inanılacak vaka değildir, bu fıkranın, o zamanlar âsayişin ne kadar bozuk olduğunu göstermek bakımından kıymeti vardır.
İkinci Abdülhamidin istipdat devrinde ise büyük şehrin ahlâk zabıtasında gayrı ciddî, sathî bir faaliyet görülür: Genç mekteplilerin Galata ve Beyoğlu taraflarında gezip dolaşması, kadınların faytona binmesi, hattâ babaları, kardeşleri ve kocalarile bile olsa, erkekle bir arabaya binmeleri yasaktır. Bir ara kadınlar için bir açık saçık gezme yasağı bile ilân olunur. Buna rağmen yer yer türemiş kabadayı tipleri görülür ki, bunlar bekâr odalarında, kahvehânelerde, bostanlarda, mısır tarlalarında, fulya bağçelerinde, hamamlarda, deniz hamamlarında türlü şenaet ve rezaletleri alenen işlemekten çekinmezler, bu yollarda İstanbulda derin akisler yapan cinâyetler işlenir (B. : Sabunhâne arsası cinayeti; Kalaycı Bahçesi Cinayeti). namlı saray hafiyelerinin âleti olan bir takım şerirler, şenaatlerile ve ırz şekaveti ile övünürler; bir hafiye Fehim Paşa ve çetesi, büyük şehir tarihinde iğrenç hâtıralar bırakır; zabıta bunlara karşı aciz gösterir. Galata ve civarı duvarsız ve çatısız muazzam bir batakhane manzarası arzeder. Darüşşefaka gibi şefkat ve himayesine aldığı çocukların ve gençlerin ahlâk ve iffetleri üzerinde çok titiz müesseseler, bir talebesinin Galatada, Tophanede, Beyoğlunda âvare dolaşırken yakalanmasını mektebden tard cezası vermek için kâfi bir suç kabul eder. Askeri rüşdiyeler, askerî îdadiler talebelerini mekteb dışında aynı dikkatle korumuşlar, semtleri halkından dahi olsa kayıkçı, arabacı, tulumbacı, kahveci takımından kimselerle hattâ şöyle bir âşinalıklarını dayak, senli benli ülfetle düşüp kalkmalarını ise hapis cezasiyle önlemeğe çalışmışlardır. Mektebce eclâfdan kabul edilmiş ve akranı olmıyan güruh ile bu cezalara rağmen münasebetini devam ettirenler de mektebden tardedilmişlerdir.
Ceridei Askeriye, Ceridei Bahriye, Ceridei Mahakimi Adliye ve günlük gazetelerin zabıta sütunları, şayanı hayret derecede bol iffete tecavüz ve harfendazlık ve bu yüzden işlenen cerh ve katil vak’alarile doludur. Bu devrin yüksek kibar mahfillerinden de bilâhare romanlara mevzu teşkil edecek skandallar sızmıştır. Kalpakçılarbaşı ve şehrin göbeğinde Direklerarası piyasaları, bostanlar, çiçek bahçeleri bilhassa fulya bahçeleri dillere destan olur. Yaz akşamları Direklerarasından, gizli umumhanelerin namlı fahişeleri, lüks arabaların içinde birer prenses edasile geçerler (B. : Abdurrahman, P...; Kalpakçılarbaşı ve Direklerarası).
Birinci Cihan Harbi sonunda, İstanbulun İtilâf devletleri askerî kuvvetlerinin işgali altında kaldığı yıllar, ahlâk zabıtası tarihinde iğrenç ve korkunç sayfalar dolduran bir devirdir.
Bir taraftan İstanbula, Bolşevik ihtilâlinden canını kurtarmış felâketzede beyaz ruslar doldu. Erkekleri Çarlık ordusunun generalleri, zabitleriydi, yahut ressam, musikişinas, sahne artisti gibi pek aydın bir yüksek tabakaya mensuptu: İstanbulda rızık peşinde kadınları, kızları, körpe oğlanları koşup dolaştı, hepsi makbule geçti, bu rus güzelleri ağızlarında dolaşan bir kelimeye nisbetle “Harâşo” adını aldı (B. : Haraşo). Çarlık generali, sırtında apoletleri sökülmüş kaputu, patlak çizmesi, armasız kasketiyle bir köşe başında, boynuna astığı bir tahta kutu içinde, hicabından bağıramadığı için sessiz bir put gibi durarak kibrit, çeşitli sigaralar satarken, karısı bir izbe odada yırtık yamaladı, kızı ve oğlu gazinolarda, pastahanelerde ve onların şehire ayak basmasiyle açılan ilk İstanbul barlarında garson ve komi oldular: sapsarı saçlariyle ve maviş gözleriyle mûnis mûnis sokuldular, bol bol koklandılar öpüldüler, sadece aldıkları paraya bakarak hiç tereddüt etmeden her tabakadan erkeğin koynunda sabahladılar. Kız veya oğlan, sabahın ilk saatlerinde anasının ve babasının yanına cepleri dolu döndüğünde bir: “Harâşo!” takdir nidasiyle karşılandı.
İstanbula meteliksiz ve aç gelen beyaz Ruslar, iki sene içinde İstanbuldan Avrupaya çantaları, koyunları, koltukları para ve mücevher ile ve valizleri eşya ile dolu olarak gittiler. İstanbulda açık bir fuhuş yarası bıraktılar.
Diğer taraftan, harbin ve mağlûbiyetin doğurduğu açlık ve sefalet te bazı Türk kadınlarını fuhuş girdabına sürükledi.
O devrin İstanbul musevileri, azınlıklar arasında pek asil vatandaş oldular, işgal kuvvetlerine, Türk gibi düşman gözüyle baktılar; Ermeniler kararsızdı, içlerinden çıkan yabancı yardakçısı pek az oldu. Fakat Rumlar için İstanbulun işgali, Bizansın, o lâşei tarihin hortlaması gibi oldu; öylesine şımardılar, azdılar ve işgal kuvvetlerine öylesine yaltaklaştılar ki zenginleri dahi bu yakınlığı fuhşa kadar götürdü; kız bir Fransız zabitinin, oğlan da sapık zevkli bir İngiliz çavuşunun koynuna koşa koşa, seve seve fahir ve gurur duyarak atıldı.
Türkler arasından da bir takım maceraperest ahlâksızlar çıktı. İstanbulda bekâr hayatı sürmeğe mahkûm işgal kuvvetlerinin genç zabitleri ile ecnebî ve Türk bir takım maceraperestlerden mürekkeb öyle bir “ecnebi kibar mahfilleri” vücut buldu ki, fuhuş, teşekkül hikmetinin içinde idi; ki, Yakub Kadrinin “Sodom ve Gomore” adındaki romanı, bu devrin Tarihe verilmiş edebî bir raporudur (B. : Sodom ve Gomore).
Bibl. : Polis Nizamnamesi, O. N. Ergin, Mecellei Umuru Belediye; Mehmed Halife, Tarihi Gilmâni; Ahmed Refik, Onuncu H. asırda İstanbul hayatı; Cevdet Tarihi; Câbi Said Vakayinâmesi; Gazeteler.
İşgal yıllarında İstanbula bir muaşaka sahnesi
(Karikatür: Ahmed Münif, Akbaba Gazetesi)
İşgal yıllarında Beyoğlunda bir muaşaka sahnesi
(Karikatür: Ahmed Münif, Akbaba Gazetesi)
— Aman abla, keşki arabadan inmeseydik, gördün mü, babama rastgeldik!..
(Resim: Cevad Şakir, Akbaba Gazetesi)
Theme
Other
Contributor
Ahmed Münif, Cevad Şakir
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM010588
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Contributor
Ahmed Münif, Cevad Şakir
Description
Volume 1, pages 274-279
Note
Image: volume 1, pages 278, 279
See Also Note
B. : Tersâne Kethüdâsı; Bostancı başı; B. : Bekâr nizâmı; B. : Kayık; Pereme; B. : Açık saçık gezme yasağı; B. : Balıkpazarı Vak’ası; B. : 1227 Vebâ Salgını; Hidayet Camii; Melekgirmez sokağı; B. : Hasköy Vak’ası; B. : Sabunhâne arsası cinayeti; Kalaycı Bahçesi Cinayeti; B. : Abdurrahman, P...; Kalpakçılarbaşı ve Direklerarası; B. : Haraşo; B. : Sodom ve Gomore
Bibliography Note
Bibl. : Polis Nizamnamesi, O. N. Ergin, Mecellei Umuru Belediye; Mehmed Halife, Tarihi Gilmâni; Ahmed Refik, Onuncu H. asırda İstanbul hayatı; Cevdet Tarihi; Câbi Said Vakayinâmesi; Gazeteler.
Theme
Other
Contributor
Ahmed Münif, Cevad Şakir
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.