Maddeler
İstanbul Ansiklopedisi'nin A harfinden Z harfine tüm maddelerini bir arada inceleyin.
Ciltler
1944 ile 1973 yılları arasında A harfinden G harfine kadar yayımlanmış olan ciltlere göz atın.
Arşiv
Reşad Ekrem Koçu'nun, G ve Z harfleri arasındaki maddelerle ilgili çalışmalarını keşfedin.
Keşfet
Temalar veya belge türlerine göre arama yapın; ilk kez erişime açılan arşiv belgeleri arasında gezinin.
ABDÜRRAHMAN REFİÂ EFENDİ
On sekizinci asır başında İstanbulun en namlı ulemasından ve Halveti Şeyhlerinden; Abdülâhad Nurinin halifesi ve “Hediyetülihvan” müellifi ve kendi adına nisbetle “Nazmi dergâhı” da denilen Şehremininde Baruthane caddesinde Yavaşçamehmedağa Tekkesi şeyhi Mehmed Nazmi Efendinin oğludur. Babasının ölümü üzerine bu dergâha şeyh oldu.
Bayazıd camiinin cumartesi vâizi idi; bilgisi sağlam, sohbeti tatlı, vaızlarını gayet açık bir lisan ve parlak bir üslûp ve eda ile verir, emsal ve akranı arasında eşsiz bir zattı. Her vadide konuşabilir, hür fikirli, şiire hakkiyle âşina, hal ve tavırları merdane, hâfızası muasırlarını hayran bırakmış bir şeyh efendiydi.
Dergâhında müridi ve uşak, bahçıvan ve ırgat gibi horandası yoktu, bekârdı, bir odalık cariyesi ve bir de aşçı Arap cariyesile yaşardı.
Şeyh Rafiâ Efendi, 1720 yılı şubatının ikinci çarşamba günü sabahı (14 recep 1132) dergâhında, on yedi on sekiz yerinden bıçaklanarak katledilmiş bulundu; odalığı olan cariye de yanındaki odada boğularak öldürülmüştü.
İstanbulda derin bir merak ve heyecan uyandıran bu cinayette ilk sorguya çekilen aşçı kadın oldu.
Zenci:
— Mutfakta misafirlere yemek hazırlıyordum, gürültüyü işitince efendi darılmış, kadını dövüyor sandım. Şimdi gelir beni de döver diye tavuk kümesine girip saklandım. Efendi gün doğmada...
⇓ Devamını okuyunuz...
On sekizinci asır başında İstanbulun en namlı ulemasından ve Halveti Şeyhlerinden; Abdülâhad Nurinin halifesi ve “Hediyetülihvan” müellifi ve kendi adına nisbetle “Nazmi dergâhı” da denilen Şehremininde Baruthane caddesinde Yavaşçamehmedağa Tekkesi şeyhi Mehmed Nazmi Efendinin oğludur. Babasının ölümü üzerine bu dergâha şeyh oldu.
Bayazıd camiinin cumartesi vâizi idi; bilgisi sağlam, sohbeti tatlı, vaızlarını gayet açık bir lisan ve parlak bir üslûp ve eda ile verir, emsal ve akranı arasında eşsiz bir zattı. Her vadide konuşabilir, hür fikirli, şiire hakkiyle âşina, hal ve tavırları merdane, hâfızası muasırlarını hayran bırakmış bir şeyh efendiydi.
Dergâhında müridi ve uşak, bahçıvan ve ırgat gibi horandası yoktu, bekârdı, bir odalık cariyesi ve bir de aşçı Arap cariyesile yaşardı.
Şeyh Rafiâ Efendi, 1720 yılı şubatının ikinci çarşamba günü sabahı (14 recep 1132) dergâhında, on yedi on sekiz yerinden bıçaklanarak katledilmiş bulundu; odalığı olan cariye de yanındaki odada boğularak öldürülmüştü.
İstanbulda derin bir merak ve heyecan uyandıran bu cinayette ilk sorguya çekilen aşçı kadın oldu.
Zenci:
— Mutfakta misafirlere yemek hazırlıyordum, gürültüyü işitince efendi darılmış, kadını dövüyor sandım. Şimdi gelir beni de döver diye tavuk kümesine girip saklandım. Efendi gün doğmadan kalkardı, sabahleyin görünmeyince, oda kapısını vurdum, sada yok, mandalı kaldırıp içeri girdiğimde kadını boğazlanmış görünce feryad ederek sokağa fırladım, dedi.
Nazmi dergâhı cinayetinin esrar perdesi pek çabuk çözüldü; zenci cariyenin bahsettiği misafirleri gören vardı, bunlar: Tellâk kılık ve kıyafetli bir Arnavut ile yine ayni ayak takımınan şâbıemred bir oğlandı. Şeyh efendinin de, her vâız dönüşünde Zeyrek yokuşu üstündeki Kaptanpaşa hamamına (Barbaros Hayreddinin Mimar Sinana yaptırdığı meşhur büyük Çinili hamam) uğradığı cümlenin malûmuydu. Sorguya çekilen hamamcı, Refiâ Efendinin en hatırlı müşterilerinden olduğunu, hamamında daima izzet ve ikram gördüğünü, hattâ son zamanlarda kendisine kabaca muamelede bulunan Arnavud tellâklardan birini kovduğunu, fakat efendinin ayağına düşüp af diledikten sonra bu hatırlı müşterinin şefaatile terbiyesiz tellâğı yine hizmetine aldığını söyliyerek cinayetin ilk ipucunu verdi.
Tellâklardan biri de vakayı büsbütün aydınlattı:
Refiâ Efendiyi hamama son gelişinde, on beş on altı yaşlarında genç bir tellâk yıkamıştı; bu çocuk da, tellâklar arasında bir âdete göre, şeyh efendinin vaktiyle kızıp hamamdan kovulmasına, sonra da şefaat edip işine alınmasına sebep olduğu Arnavudun ortağıydı.
Çocuk, efendiye kese sürerken, ortağı olan herif gelmiş:
— Sultanım.. bana suizanr edip hatırımı yıktınız, yoldaşların arasında hamamdan kovdurmakla beni hacil ettiniz. Bunu size helâl edemem, meğer bir ziyafet ile gönlümü hoş edesiz” demiş.
Şeyh efendi de:
— Pekâlâ.. Sana ve ortağına bir değil iki ziyafet ederim!” cevabını vermiş.
Efendiyi son defa yıkayan çocukla ortağı Çinili hamamda gafil avlanıp yakalandılar. Çocuk cinayeti tereddütsüz itiraf etti:
Ortağım, muradım hasıl oldu, fırsatı fevtetmek olmaz, diye benimle söyleşti, sen ilerden git, ben de gün battıktan sonra varırım, dedi. Ben ilerden vardım, ortağım da gün battıktan sonra üç yoldaşı ile geldi. Efendinin uşağı ve sofusu olmadığından kapıyı kendisi açtı. Ne acep geciktiniz, size taam hazırlıyayım dedi. Bizim karnımız tok taam istemeyiz. Hemen sohbet edelim, dediler. Efendi bari kahve getireyim diye içeri gidip kahve pişirip getirdi. Kahveler içildikten sonra sohbet ve lâtifeleri kavgaya çevrildi, şeyh efendi onların kasitlerini anladı, kurtulmak fikriyle sizin karnınız aç, varayım taam çıkarayım, aç ile eceli gelen söyleşir yollu lâtife edip kalkıp içeri giderken odanın kapısı dibinde cerh ve katlettiler, sonra hareme girip cariyesini de kütüphanesi önünde boğazladılar” dedi.
Cinayete çığırtkanlık eden tellâk çocuk ile katil ve cinayet ortağı olan dört tellâk İstanbulun muhtelif yerlerinde idam edildiler.
Abdürrahman Râfia Efendi dergâhının yanındaki mescidin altında bulunan babasının türbesine gömüldü.
Bu vakayı tarihinin beşinci cildinde kaydeden Raşid, şeyh efendi hakkında: “Allah günahlarını affetsin“ duasını ilâve ediyor. Refiâ Efendinin ölümüne sebep olan günahlarının neler olduğunu da muasırlarından şair Hâmii Âmedinin şu hicviyesi pek aydın anlatır:
“Zen” den remide şöyle Refiâ Efendi kim
Hatmetse Mushafı, okunmaz “sûrei Nisa”
Namı nisayı itti firamûş o rütbe kim
Nisyan ile “nisa” dise dir fethile “nesa”
“Neyzen” dimez ki zahir olur âhırında “zen”
Evraka “ney demide” yazar itse iktiza.
Bibl. : Râşid Tarihi, IV; Faik Reşad, Eslâf.
Tema
Kişi
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.
TÜM KAYIT
Kod
IAM010338
Tema
Kişi
Tür
Ansiklopedi sayfası
Biçim
Baskı
Dil
Türkçe
Haklar
Açık erişim
Hak Sahibi
Kadir Has Üniversitesi
Tanım
Cilt 1, sayfalar 161-163
Bibliyografya Notu
Bibl. : Râşid Tarihi, IV; Faik Reşad, Eslâf.
Tema
Kişi
Emeği Geçen
Tür
Ansiklopedi sayfası
Paylaş
X
FB
Bağlantılar
→ Kullanım Şartları
→ Geri Bildirim
İstanbul Ansiklopedisi kayıtlarıyla ilgili önerilerinizi istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org adresine gönderebilirsiniz.