Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
ABDÜNNEBİ (Gürcü) ve Üsküdar sahralarında Gürcü Abdünnebi Cenği
Onyedinci asır ortalarında, Anadoluda isyan ederek Üsküdara kadar gelen ve büyük şehir halkını fevkalâde heyecan ve korkuya düşüren namlı bir sipahidir; Dördüncü Mehmed’in sadrazamlarından Gürcü Mehmed Paşanın akrabası ve ailesinin yerleştiği yer olduğundan ötürü Adanalı lâkabiyle anılan Cafer Paşanın küçük kardeşidir. Daha pek genç yaşında iken, Dördüncü Murad saltanatının korkunç bir anarşi halinde geçen ilk yıllarında, İstanbulun azılı zorbaları arasında nam almıştı. Bu padişahın on sekiz yaşına basıp anarşiyi kanlı bir istibdad ile boğduğu sırada Abdünnebi de vücudü ortadan kaldırılacaklar arasında defterli olmuş, fakat büyük şehrin bir köşesinde gizlenmişti. Gürcü Mehmed Paşa, Murad’ın gözde silâhdarı Bezirgân zade Mustafa Paşanın himayesini temin ederek Abdünnebi’yi affettirmiş, şöyle ki, aşırı derecede işret içen padişahın fevkalâde neş’e ve şetaret içinde bulunduğu bir an gözetilmiş, Abdünnebinin boynuna bir çatal urgan takılıp bir kolundan Mehmed Paşa, diğer kolundan Cafer Paşa tutarak huzura çıkarılmış, Silâhdar Mustafa Paşa da şefaat etmişti. Dördüncü Murad da gözdesine: “Sana bağışladım bir kıyafetli kâfirdir!” diye affetmişti. Bundan sonra Silahdar Paşanın ağaları arasına katılmış, Paşasının birçok işlerine karışarak büyük bir servet yapmış, Niğde ve Bor taraflarında...
⇓ Read more...
Onyedinci asır ortalarında, Anadoluda isyan ederek Üsküdara kadar gelen ve büyük şehir halkını fevkalâde heyecan ve korkuya düşüren namlı bir sipahidir; Dördüncü Mehmed’in sadrazamlarından Gürcü Mehmed Paşanın akrabası ve ailesinin yerleştiği yer olduğundan ötürü Adanalı lâkabiyle anılan Cafer Paşanın küçük kardeşidir. Daha pek genç yaşında iken, Dördüncü Murad saltanatının korkunç bir anarşi halinde geçen ilk yıllarında, İstanbulun azılı zorbaları arasında nam almıştı. Bu padişahın on sekiz yaşına basıp anarşiyi kanlı bir istibdad ile boğduğu sırada Abdünnebi de vücudü ortadan kaldırılacaklar arasında defterli olmuş, fakat büyük şehrin bir köşesinde gizlenmişti. Gürcü Mehmed Paşa, Murad’ın gözde silâhdarı Bezirgân zade Mustafa Paşanın himayesini temin ederek Abdünnebi’yi affettirmiş, şöyle ki, aşırı derecede işret içen padişahın fevkalâde neş’e ve şetaret içinde bulunduğu bir an gözetilmiş, Abdünnebinin boynuna bir çatal urgan takılıp bir kolundan Mehmed Paşa, diğer kolundan Cafer Paşa tutarak huzura çıkarılmış, Silâhdar Mustafa Paşa da şefaat etmişti. Dördüncü Murad da gözdesine: “Sana bağışladım bir kıyafetli kâfirdir!” diye affetmişti. Bundan sonra Silahdar Paşanın ağaları arasına katılmış, Paşasının birçok işlerine karışarak büyük bir servet yapmış, Niğde ve Bor taraflarında çiftlikler satın almış, buraların hatırı sayılır mütegallibelerinden biri olmuştu. Dördüncü Murad’ın ölümünden sonra Silahdar Paşa evvelâ Beylerbeyilik ile İstanbuldan uzaklaştırılmış, sonra da idam olunmuştu, Gürcü Abdünnebi de Paşasının felâketi üzerine Niğdeye çekilip yerleşmişti. Dördüncü Mehmed’in cülûsunda İstanbulda ayaklanan Sipahilerin Yeniçeriler tarafından çok kanlı bir şehir muharebesinde katliâmı üzerine (B. : At Meydanı vak’ası) bir gün kendisinin de sağ bırakılmıyacağını hissetmiş ve Sipahilerin kan dâvasını güderek isyan etmişti; Havadarları tarafından “Sipahi gayreti yok mudur? Senin bu mertebe nam ve kâmın var, bu maslahata şurû eylesen âlem sana uyar, İstanbulda halk sipahileri istihza eder oldular, Yeniçerinin neferatı vesair erazil sipahiyi gördükçe birbirinin boynunu urmağa elleriyle işaret ve Sipahilere târiz ve eziyet kasd idüp bizi gezdirmez oldular. Yeniçerinin tasallutu hadden geçti, bunlara haddin bildirmek ve Sipahilik nice olur göstermek gerektir” diye teşvik edilen Gürcü, bütün servetini dökerek asker yazmağa başladı ve Niğdeden çiftliğine çekilerek Niğde ve civar kasabalar âyan ve eşrafına, kendisine uymadıkları takdirde bütün mal ve mülklerini yağma, müsadere ve tahrip ettireceğini bildirdi. Konya önüne geldiğinde, bu şehir sipahileri de kendisine iltihak etti ve Gürcü isyanı birdenbire alevlendi. O sıralarda şekavetle dolaşan Katırcıoğlu Mehmed’le Kazaz Ahmed’in de çeteleriyle beraber Gürcünün bayarğı altına girmesi İstanbul hükûmetini fevkalâde bir telâşa düşürdü. İstanbuldaki sipahi katliâmının başlıca mürettipleri Sadrazam Sofu Mehmed Paşa ile Şeyhülislâm Adanalı Abdürrahim Efendi idi. Mehmed Paşa azil ve idam olunmuş fakat Abdürrahim Efendi el’an müftü bulunuyordu; Gürcü tarafından ise: “Paşa gitmiş, müftünün dahi hakkından gelmek için dâvamızı huzuru Padişahide görürüz!..” gibi haberler geliyordu. Yeni Sadrazam Kara Murad Paşa ile diğer vüzera ve devlet erkânı ve bu arada bilhassa Yeniçeri Ocağı Ağaları: “Müftiyi verirsek bunlar korkumuza hamledüp padişahdan bizi dahi istemeleri mukarrer”diye Gürcü Nebi ve taraftarlariyle muharebeye ve İstanbulu her ne bahasına olursa müdafaaya karar verdiler. Kubbe vezirlerinden Haydarağa zade Mehmed Paşa Serdar tayin edilerek sefer tedarikine başlandı. 27 Haziran 1649 (16 Cemaziyelahar 1059) Çarşamba günü Paşakapısında büyük bir divan toplandı; bu divana cümle vüzera ve ülemadan gayri Yeniçeri erkânı ve İstanbuldaki Sipahi bölük Ağaları davet olundu. Gürcü Nebi tarafından gönderilen mektup okundu ve cevap verilmemesi kararlşatırıldı. Bu mektup şöyle yazılmıştı: “Elhamdülillâh biz Müslümanlarız ve Padişahın haremi hasından çıkmışız. Ol zâlim ve kaatil Mehmed Paşa nâhak yere bizi kırıp hususan bunca zaman haremi hasda hizmet etmiş celeb yeğitlerinin kanun üzre ekmeklerini istedikleri için kanlarına girüp katleyledi ve hakkımızda kâfirler gibi vâcib-ül-katillerdir deyu fetvalar verildi. Ol fetvayı veren adam kangı kitaptan ve ne makule cürme binaen edüp ne mes’ele ile verilmiştir hâlen bize beyan etsun, ve ne sebeb ile (ölü) lerimizin üzerine namaz kıldırmayup kâfirden tutulan diller gibi katlolunup lâşelerini arabalar ile deryaya döktüler ve küfür ve katlimize ne mesele ile hükmetti. Şer’ullah, şer’ullah, şer’ullah!..” Divanda söz alan Yeniçeri aşağı Karaçavuş sipahilere hitap ederek: “Baka Sipahi yoldaşlar!. Siz niçin ol âsi heriflerle ittifak idüp bu makule kâğıt getürürsüz, ulûfe bahanesiyle gelen Sipahileri menzillerinizde saklarsız, ta ki biz anların üzerine gittiğimizde bunda huruç edip bizim bunda kalan yoldaşlarımızı katleyleyesiz!” diye Sihapileri tehdid etti. Sipahiler adına cevap veren Zülfikar Ağa: “Hâşâ ki biz anlarla ittifak idüp ve haber gönderip bu kâğıdı biz getirtmiş olalım! Bizim böyle işlerden asla haberimiz yoktur! Biz padişahın vükelâsına mutiiz, isyanımız yoktur, itimad etmezseniz Kelâmullahı getirin de Allahın keskin kılıcıdır, yemin edelim” dedi. Karaçavuş gazep ile: “Sizin yemininize ne itibar!. Biz sizin yemininize ve sözünüze inanmazız!” deyince Sipahiler: “İnanmasanız siz bilirsiniz! Elhamdülillâhi Taalâ biz müslümanlarız, inanuruz ve yemin ederiz ki asla anlarla haberleşmekten ve dediğiniz töhmetlerden haberimiz yoktur” dediler. Karaçavuş bu sefer de Sipahi bölük ağalarına: “Biz yoldaşlarımızı zaptedip eşkiyasını boğup deryaya atarız, siz niçin yoldaşlarınızı zaptetmezsiniz?” dedi. Bölük ağaları da cevap verdi: “Bizi bu taifeye ağa nasbettiler, gelenlere ulûfesin verüp bunda hükmümüz altında olanları zaptederiz, dağda, sahrada gezen herifleri nice zaptedelim ve onlar Sipahi idüği neden malûmdur?” diye susturdular. Bunun üzerine Karaçavuş: “İmdi biz anlar ile cenge gideriz, siz dahi maan gider misiniz?” dedikte Sipahiler birden ağız açıp: “Cümle gideriz!” diye cevap verdiler. Karaçavuş: “İmdi evvelâ siz ileru İzmide varmak gereksüz, akabınızdan biz dahi varırız” dedikte Sipahiler: “Yok, bu olmaz ki biz ileru gidip siz ardımızı alasız şimdi iftira ettiğiniz gibi bizi anlarla müttefiktir deyu müttehem tutup (arkamızı) alup kırarsız! Her kim serdar olursa bizim ağalarımız ve bayrağımız serdar yanından ayrılmaz, biz dahi bayrağımız altında ağalarımız yanında serdar ile maan ve Yeniçeri yoldaşları ile atbaşı beraber gideriz!” dediler. Yeniçeri ağası Yeniçerilere dönüp: “Yoldaşlar, gider misiniz?” diye sorunca, odabaşılar ve ihtiyarlar: “Ağamız kande giderse maan gideriz” dediler. Bundan sonra Bektaş Ağa ayağa kalkarak: “Allahımız bir mi? Bir! ve dinimiz bir mi? Bir! Eğer biz şimdi istediklerin verir isek sonra bizi dahi isteyip muradları üzre âleme ve menasıba müstevli olurlar!” dedi, vak’anüvisin tâbiriyle: “Bir kaç mukaddematı bînetice ve kelimatı cahilânei nâmefhum” söyledi. Bu sırada divana bir Hattı Hümayun geldi, çocuk Padişah Dördüncü Mehmed sadece Yeniçeri ve Sipahi kullarının aralarının bulunmasını emrediyordu. Gürcü Abdünnebi ve yanındakilerin kırılması için hazırlanan fetva imza için çıkarılınca, Padişahın bu hattı hümayunundan cesaret alan ulemadan Karaçelebizade Mahmud Efendi itiraz etti: “Hele görelim, harife nasihat olunsun, şimdi imza olunmaz!” dedi. Mahmud Efendinin amcası Abdülâziz Efendi daha ileriye vardı: “Siz bu meşvereti ve fetvayı idersiz amma bir kere halkın ağızlarına da kulak tutun! Görün ne söylerler! Ol taife şer’ ile sözümüz var deyüp bu kadar cemiyet ile gelirlerken bir ferdin maline ve ırzına taarruz etmeyüp kendi halleriyle mukayyed iken nice Celâli olurlar?” dedi. Karaçelebizadelerin itirazlarile divan bozulmak üzere iken Yeniçeri ağalarının gayretile ulema. Yeniçeri ve Sipahilere “Gürcü Nebinin hurucu alessultan itmekle isyanı mukarrer olduğuna” bir ittifak senedi imza ettirildi; ve Tavukçu Mustafa Paşa hemen Üsküdara geçirilerek bir miktar süvari ve Yeniçeri ile İzmit geçidini tutmağa memur edildi. Süratle İzmide gidip Yeniçeriler metris kazmağa başladılar ise de, Gürcü Abdünnebi askerinin ağır asker olduğu, öyle metrisle falan tutulamıyacağını öğrenen Mustafa Paşa “durmak hamakattır” diye geri döndü, götürdüğü Yeniçeriler de dağıldılar.
1-3 temmuz (21-23 cameziyelâhır) arasında üç gün Yeniçeri odabaşıları İstanbulda semt semt defter açıp büyük şehir esnafile kayıkçı ve hammal gibi ayak takımından Abdünnebi cengine gitmek istiyenleri Yeniçeri yazdılar ve yazılanlar, kafile kafile Üsküdara geçirildi. Serdar Haydarağazadenin otağı ve tuğları da geçirilerek Doğancılar meydanına kuruldu. Temmuzun (cemaziyelâhır) birinci günü Sadrazam Kara Murad Paşa da kapısı kulile Üsküdara geçerek Çamlıca yolu üezrine kondu. Sair âyan, erkân, İstanbulda oturan mazul beyler ve paşalar sefere memur oldular. Her gün İstanbulda divan toplanır, Sadırazam divandan sonra Üsküdara, otağına geçerdi. Altı bin kadarı Yeniçeri olmak üzere, Sipahi, cebeci, topçu Üsküdara on bin kadar asker geçirilmişti. Bütün yolların ağızları metrisler ve hendekler kazılarak tutulmuştu. Ayrıca mühim miktarda top geçirilmişti. Fırıncılara emir verilerek Galataya 2000, İstanbul ve Eyyübe de biner ekmek dağıtılıp her gün Üsküdara, Üsküdar fırınlarında işlenene ilâve olarak 5000 ekmek temin edildi. Bu sırada acemi oğlanları bir arzuhal sunup: “Biz bunca zamandır hizmetteyiz, yolumuzca Yeniçeri olalım ve illâ acemi oğlanlığı dahi bırakup varup hamallık edüp onar kuruş peyda edüp odabaşılara veririz. Yeniçeri yazılırız” diye şikâyette bulundular. Bunun üzerine acemi oğlanlarından bir kısmı da ocağa yazılıp Üsküdara geçirildi. Üsküdarda mahşerî bir asker kalabalığı toplandı; İstanbulda kışlalar muhafazasına memur olanlarla oturaklardan gayri bir nefer kalmadı. Mahallelerin muhafazası bile halka tenbih olunup her gece beşer onar kişi nöbetle bekçilik eder oldular. Dışardan gelen çoban ve mandıracı makulesinin şehirde silâh ile dolaşması yasak edildi. 3 temmuz (23 cemaziyelâhır) da da Topkapı sarayının muhafazasına memur bostancılar Üsküdar sarayına nakledildi. Bu sırada Gürcü Abdünnebi tarafından: “Dâvamız Şeyhülislâm ile oğlunun katli iken bu defa azline razı olduk, Yeniçerilerle barıştık, ahvalimiz Padişaha arzedilsün” diye mektup geldi. Buna: “Şeyhülislâmın azli talebinden vazgeçsin ve cemiyetini dağıtsun” diye cevap verildi; ki Abdünnebi de Maltepeye gelmiş bulunuyordu. Hükûmet tarafına ise, Yeniçeriler: “Gürcünün bizden bir talebi yoktur ve bizimle cengi yoktur.” diye Abdünnebinin askeri üzerine silâh çekmemeğe Sipahilerle anlaşmışlardı. Fakat Nakibüleşraf Zeyrekzade Abdurrahman Efendinin Sancağışerifi alıp Üsküdara geçirmesi, Yeniçeriyi ordu bozanlıktan vazgeçirten bir heybet ve korku getirmişti. Sarayda kızlarağası: “Alemi şerif küffar üzere çekilegelmiştir, müslümanlar üzerine nice verilir” diye engel olmak istemiş ise de söz bilir bir dilli adam olan Abdurrahman Efendi tarafından susturulmuştu.
Gürcü Abdünnebi Niğdeden çıkarken hayattan ümidini kesmiş, karısını boşayarak nikâhını vermiş ve bütün mal ve mülkünü nakde çevirmişti. Yanındakilere harçlıklarını muntazaman ödemekte idi, yolda aldıkları ekmek, yiyecek ve yem bedelleri halka derhal verilmekte idi, fıkara köylünün hakkına tecavüz edilmiyordu. 6 temmuz (26 cemaziyelâhır) çarşamba günü, Abdünnebiden bir mektup daha geldi: “Biz cenk için gelmedik, bizi tekfir ve demimizi ibahat etmenin veçhi nedir, malûm edinmek için gelmiştik; bu müftü ehli garaz olmağla tebdilin iltimas etmiştik; çün bu mültemisatımızdan biri karini kabul olmadı, bari şu Katırcıoğlu dedikleri herifi ki, kat’ı tarik edüp huccacı müslimin ve sair ebnai sebile zararı mukarrer idi, yanımıza alup şerrini ümmeti muhammetden defeyledik, sen bir bahadır yiğitsin, sana rehzenlik ayıptır, Padişahımızdan seninçün bir şey rica edelim deyu getirdik, mezbure ve Kazaz Ahmede birer sancak inayet olunsun, dönüp gidelim, ara yerde kan olmasun” diye rica ediyordu; Sancağışerifin çıkarılması onu da ürkütmüştü. Kendisi için de Türkmen ağalığını istiyen Abdünnebi, Karahisarlı sabık Sipahiler ağası Cebecizade Ali Ağa ile namlı Sipahilerden Bahçeli Ahmed Beyi de ricacı olarak göndermişti. Sadırazam Kara Murad Paşa Abdünnebinin bu son ricalarına müasit göründü. Sancağı şerifin çıkarılmasına Kızlarağasının muhalefeti, sarayın da Gürcü Abdünnebi ile anlaşmak arzusunda olduğunu gösterdiğinden Yeniçeri ocağı erkânı telâşa düşmüş ve o gece Yeniçeriler asla göz yummamışlardı. Üsküdar ordugâhında: “Vezir Gürcü ile gizlice anlaşmıştır” diye bir şayia çıktı; Kara Murad Paşa bundan vahşete düştü, Gürcü falan derken kendi hayatı tehlikeye girebilir, ocak erkânının suikastine uğrayabilirdi. 6 temmuz (26 cemaziyelâhır) sabahı Gürcü Nebi ordusu Bulgurlu sırtlarını tutmuş bulunuyordu, ertesi gün de Üsküdara gelip barış olacağı söyleniyordu. Üsküdardaki Yeniçeri ve Sipahiler çadırlarını bozmağa hazırlanmışlardı. Divanda da Katırcıoğlu ile Kazazın sancakbeylikleri ve Abdünnebinin Türkmen ağalığı emirleri yazılıp hazırlanmıştı ki Bursa tarafından gelen bir bey divana çıkıp: “Celâliler beni soydu, kıtale başlamışlardır!” diye şikâyette bulundu. Aslında, bu tecavüz, Katırcıoğlu ile Kazaz Ahmed ve ayakdaşları tarafından Gürcü Abdünnebinin haberi olmadan yapılmıştı. Sadırazam yazılan emirlerin turalarını çekmek üzere idi, mahremlerinden Koyunoğlu ile Müneccimbaşı: “Sultanım! iş sühuletle bitmekten kaldı, kılıç kınından çıktı, gayrı lâzım olan cenktir” diye mâni oldular. Paşayı alıp Üsküdara geçirdiler ve ordugâhta tellallar “cenktir!” diye bağırmağa başladı. 6 temmuz (26 cemaziyelâhır) ki bir çarşamba günüydü, öğle üzeri bütün paşalar, beyler ve asker atlandı ve cenk başladı.
Serdar Haydarağazade Mehmed Paşa, yanında bulunan Sefer Paşazade Rüstem Paşa, Ketegaç Mustafa Paşa, Hanzade Sultan kocası Mustafa Paşa, Prevezeli Mustafa Paşazade Mehmed Paşa, İshak Paşa, Hamamcı Mehmed Paşa, Müezzin Hüseyin Paşa, Emir Paşa, Arabkirli Süleyman Paşa, Ömer Paşazade Mehmed Paşa vesair ümera ve vüzera cümle alaylarla ileri yürüdüler ve Bulgurlu dağı etrafında durdular: Yeniçeri ve Sipahi alayları sağ cenahı, Haydarağazadenin askerleri merkezi, Sadrıazam askeri de sol cenahı teşkil ediyordu. Tavukçu Mustafa Paşa öncü gönderilerek Kayışdağı pınarını tuttu. Bunu haber alan Gürcü Abdünnebi de cenge hazırlandı. Kazaz Ahmed Ağayı 800 atlı ile İzmid yolunu tutmak üzere ardçı tayin etti. Katırcıoğlunu da dört yüz pürsilâh levend ile öncü çıkardı. Tüfenkendaz sekbanları da yaya yapıp orman arasına yerleştirdi. Kendisi de Katırcıoğlu arkasından ileri yürüdü.
İlk çarpışma Tavukçu Paşa ve Rüstem Paşa ile Katırcıoğlu arasında oldu: iki taraftan bir kaç kişi yaralı ve ölü düşünce, paşalara Sadırazam kolundan imdad geldi. Katırcıoğlu yüzgeri edip kaçmağa başladı. Paşalılar gafil avlanıp ardına düştüler ve orman kenarına varınca, ormanda pusu kurmuş sekbanların her biri yirmişer otuzar dirhem fındık kurşunu atar tüfeklerinin ateşile karşılaştılar; altı yüz kadar Paşalı bir anda ölü olarak yere serildi, bu ilk yaylımdan canını kurtaran da geri dönüp kaçmağa başladı; bu sefer Katırcıoğlu takibe koyuldu; Tavukçu Paşa ile Rüstem Paşayı bizzat önüne kattı ve hattâ bir ara Rüstem Paşaya yetişip mızrağını: “Bir namdar ve yarar paşazadesin.. Caba!..” diye bağırıp Paşalılardan başka birisine savurdu (B. : Mehmed Katırcıoğlu) ve takibden vazgeçti. Güneş ufuk üzerinde sararıncaya kadar her iki taraf içinde kat’î netice alınamayan çarpışmalar devam etti. Kaynaklar Abdünnebi askerinin elinde olduğundan Paşalılar fevkalâde susuzluk sıkıntısı çekti; sakalar ve kayıklarla İstanbuldan mütemadiyen Kırkçeşme suyu taşınıyordu. Yeniçeri alayları civar bağlara dağıldı. Sipahiler Kadıköy sahiline çekilip karşı İstanbula geçmeği kolladılar. Eğer o gece bir baskın yapmış olsaydı. Gürcü Abdünnebi Üsküdar ordugâhını ve Üsküdarı zaptedebilirdi. Fakat bunu yapmadı, bir harb meclisi topladı: “Çün muradımıza temşiyet olunmadı, bîvecih yere müslümanlar birbirlerin niçün kırarlar? Mukatele caiz değildir!” diye geri dönülmesini emretti, Bulgurlu sırtlarına kurulmuş çadırlarına bile uğramadan, geceleyin ılgar ile Gebzeye çekildiler; Gürcü Abdünnebinin bu emri üzerine de, sancağı altında toplanmış olan on beş bin kadar Sipahi, baş kaygusuna düşüp dağıldılar. Sadırazam Kara Murad Paşa da, ertesi sabah peşleri sıra kol kol asker çıkarıp baş getirenlere bahşişler vâdetti; ve Sipahidir diye bir hayli bîgünah katlolundu, öyle ki, bizzat Sadırazamın leventlerinden Kasım adında bir delikanlının da başını getirdiler; hattâ Paşalılar, kendi ölülerinin başlarını kesip bahşiş almağa başlayınca Murad Paşa bu maddeden vazgeçti. Üsküdar cenginde bulunmuş olanların rivayetine göre Paşalılardan 1000, Abdünnebi tarafından ancak 100 kişi telef olmuştu.
Gürcü Abdünnebi yolları bırakıp dere ve tepe gidip ve Gebzeye uğramayıp bir gecede İzmide ulaşmıştı; Kazaz Ahmed Ağayı alarak Kütahyaya çekildi. Bir müddet, Gürcü Abdünnebi ağzından: “Bundan sonra Anadolu bizimdir, Rumeli sizin” gibi mânasız rivayetler dolaştı.
Sadırazam Kara Murad Paşa, ihtiyata riayet etmiş olmak için Üsküdarda iki gün daha oturdu ve 9 temmuz (29 cemaziyelâhır) da bütün askerle İstanbula dönüldü.
Gürcü Abdünnebi Kütahyada da çok kalmadı; Niğdeye döndü, Kazaz Ahmed Akşehir, Katırcıoğlu da Söğüt dağlarına, sair Sipahiler de memleketlerine çekilip dağıldılar.
İstanbuldan Anadoludaki bütün vali ve sancak beylerine, Abdünnebi, Katırcıoğlu ve Kazaz Ahmedin her nerede tutulursa katledilip başlarının gönderilmesi için fermanlar yollandı. Kırşehir beyi İshak Bey, Abdünnebiyi Karapınarda bastı ve başını bizzat kesip İstanbula getirdi. Fevkalâde iltifat ve ihsan umarken, her nedense soğuk karşılandı ve hizmeti karşılığı Karaman valiliği ile taltif edildi. Abdünnebinin kesik başı, bir kaç gün, büyük şehir halkına Babı Hümayun önünde teşhir edildi (şaban - haziran).
Bibl. : Naimâ, IV.
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Identifier
IAM010299
Theme
Person
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 1, pages 147-151
See Also Note
B. : At Meydanı vak’ası; B. : Mehmed Katırcıoğlu
Bibliography Note
Bibl. : Naimâ, IV.
Theme
Person
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.