Entries
Examine all the Istanbul Encyclopedia entries from A to Z.
Volumes
Browse A to G volumes published between 1944 and 1973.
Archive
Discover Reşad Ekrem Koçu's works for the entries between letters G and Z.
Discover
Search by subjects or document types; browse through archival docs that are open access for the first time.
DEVE
Yarım asırdan fazladır ki İstanbul sokaklarına deve görülmez olmuşdur. Devenin, Anadoluda olsun, Rumelinde olsun İstanbul yolundan çekilmeye başlaması, demir yollarının döşenmesi iledir; demir yolundan önce bilhassa tüccar kervanlarının en makbul nakil vâsıtası develerdi. İstanbula gelib giden develer için bâzı hanlarda sûreti mahsusada ahırlar yapılır, ve böyle ahırları olan hanlar da “Deve Hanı” ismi ile anılırdı ki en meşhur ve büyük deve hanı da Fâtihde idi (B.: Deve Hanı).
İstanbul civarında kömürcülükle geçinen köylerde de deve beslenir, İstanbul piyasasına develerle indirilirdi; kömürün hayvan yükü ile satıldığı devirde “deve yükü” yüklerin en büyüğü idi. Boyunlarında kocaman çanları ile kömürcü develerinin geçmesi de eski İstanbul sokaklarının zamanımızda kaybolmuş seslerindendir. Geçen asır sonunda yaşamış ünlü halk şâiri Üsküdarlı Âşık Râzinin yarı hezel yollu yazılmış bir manzumesidir :
Bir kömürcü sevdim hubler serveri
Kaddi şimşâdı var sancak gönderi
Şâhin başındaki geysûyi siyah
Yılda iki bayram görür berberi
Çek deveyi bizim hâneye civan
Bahşişiyle hazır çil kuruş paran
Çak da işmarımı yola gir hemen
Hendekden atlatub pâyi dilberi
Tanzimatdan önceki devirde taşra defterdarlıklarından İstanbula yollanan paralar; İstanbuldan da seferdeki ordulara gönderilen parala...
⇓ Read more...
Yarım asırdan fazladır ki İstanbul sokaklarına deve görülmez olmuşdur. Devenin, Anadoluda olsun, Rumelinde olsun İstanbul yolundan çekilmeye başlaması, demir yollarının döşenmesi iledir; demir yolundan önce bilhassa tüccar kervanlarının en makbul nakil vâsıtası develerdi. İstanbula gelib giden develer için bâzı hanlarda sûreti mahsusada ahırlar yapılır, ve böyle ahırları olan hanlar da “Deve Hanı” ismi ile anılırdı ki en meşhur ve büyük deve hanı da Fâtihde idi (B.: Deve Hanı).
İstanbul civarında kömürcülükle geçinen köylerde de deve beslenir, İstanbul piyasasına develerle indirilirdi; kömürün hayvan yükü ile satıldığı devirde “deve yükü” yüklerin en büyüğü idi. Boyunlarında kocaman çanları ile kömürcü develerinin geçmesi de eski İstanbul sokaklarının zamanımızda kaybolmuş seslerindendir. Geçen asır sonunda yaşamış ünlü halk şâiri Üsküdarlı Âşık Râzinin yarı hezel yollu yazılmış bir manzumesidir :
Bir kömürcü sevdim hubler serveri
Kaddi şimşâdı var sancak gönderi
Şâhin başındaki geysûyi siyah
Yılda iki bayram görür berberi
Çek deveyi bizim hâneye civan
Bahşişiyle hazır çil kuruş paran
Çak da işmarımı yola gir hemen
Hendekden atlatub pâyi dilberi
Tanzimatdan önceki devirde taşra defterdarlıklarından İstanbula yollanan paralar; İstanbuldan da seferdeki ordulara gönderilen paralar büyük meşin torbalar içinde develere yüklenirdi, böyle devlet parası taşıyan develere de “Hazîne Devesi” denilirdi; bir hazîne devesi mâcerası üzerine “Deveyi haklayan, hazineyi saklayan Bülbüldereli Pâkize” ismi ile güzel bir meddah hikâyesi vardır (B.: Bülbüldereli Pâkize, cild 6, sayfa 3168).
Osmanlı sarayında da yüzyıllar boyunca, seferi hümayunlarda pâdişâhın ağırlığını taşımak, kurbanlık ve Surre Devesi olarak develer beslenmiş, has ahırlar arasında biri erkek develer, diğieri dişi develer için iki büyük hususî ahır bulunmuş; bu ahırların idâresi ve develerin bakımı da bir devecibaşının emrinde deveciler denilen bir dış hizmet bölüğünün eline bırakılmışdı (B.: Devecibaşı ve Deveciler)
Pâdişahların şahsı için kurban bayramlarında bir erkek deve kesilirdi.
“Surre Devesi” denilen develere gelince, her yıl hac zamanında padişahların Mekke ve Medîne fukarasına sadaka olarak yolladığı para keseleri bu develerden birine yüklenirdi Arabca bir isim olan surrenin türkce karşılığı para kesesidir. Bu sadakanın yola çıkarıldığı gün de Sürre Alayı denilen bir alay tertib edilirdi (B.: Surre Alayı). Surre Devesinin sırtı sırmalı kumaşlar, alnı mücevherli sorguçla süslenirdi, yuları ipek ve zinciri de gümüş idi.
Surrei Hümâyunun yola çıkacağı günün sabahı Kızlarağası sarayda İkinci Avluda bulunan Surre Devesiin yularını tutar, Bâbüssaade önüne kurulmuş bir tahda oturan Pâdişahın önünden deveyi üç kere geçirir ve sonra devenin yularını Birinci Mîrahur Ağaya verirdi, o da deveyi Orta Kapudan (Bâbüsselâmdan) çıkarıp Surreemini olan zâte teslim ederdi. Eğer Birinci Mîrahur Ağa devenin yularını Kızlararasının elinden almazsa, Kızlarağasının pâdişah tarafından azledilmiş olduğu anlaşılır, haremi hümâyunun o en büyük zâbiti, Surre devesinin yuları elinde deve ile berâber saraydan çıkar giderdi (B.: Surrei Hümâyun, Kızlarağası; Mîrahur; Bâbüssaade; Bâbüsselâm).
Eskiden İstanbulda deve güreşleri de tertiblenirdi; uzun zaman terkedilmiş olan bu görüşlerin sonuncusu 1944 yılı martında yapılmışdır (B.: Deve Güreşi).
Hüsnü KINAYLI
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.
TÜM KAYIT
Creator
Hüsnü Kınaylı
Identifier
IAM080872
Theme
Other
Type
Page of encyclopedia
Format
Print
Language
Turkish
Rights
Open access
Rights Holder
Kadir Has University
Description
Volume 8, pages 4529-4530
See Also Note
B.: Deve Hanı; B.: Bülbüldereli Pâkize, cild 6, sayfa 3168; B.: Devecibaşı ve Deveciler; B.: Surre Alayı; B.: Surrei Hümâyun, Kızlarağası; Mîrahur; Bâbüssaade; Bâbüsselâm; B.: Deve Güreşi
Theme
Other
Contributor
Type
Page of encyclopedia
Share
X
FB
Links
→ Rights Statement
→ Feedback
Please send your feedback regarding Istanbul Encyclopedia records to istanbul.ansiklopedisi@saltonline.org.